YILMAZ ÖZDİL VE ATATÜRK

Metin Aydoğan
Atatürk hakkında, Türkiye ve dünyada farklı nitelikte 11 binden çok kitap ve araştırma yazısı yayınlanmış. Bu denli çok ve değişik yayını, niteliklerine göre 4 grupta toplamak mümkündür. İlk grup, nesnel bir tutumla yazılan ve bilimsel değeri olan kaynağa dayalı araştırmalardır. Yalana dayalı karalama amaçlılar ile bunun tam karşıtı aşırı övgücüler öbür iki gruptur. Son grubu, savunurken özünü yitirenler oluşturur. Yılmaz Özdil’in ‘Mustafa Kemal’ kitabı sonuncu grupta yer alıyor ve okunma yoğunluğu nedeniyle bu türün son dönemdeki en etkin örneğini oluşturuyor.

Durum

Türkiye, geleceğiyle ilgili önemli sorunlar yaşıyor. Halk sıkıntıda, aydınlar kaygılı. Sevr koşulları resmi politika haline gelmiş, uygulanıyor. İnsanlar, içine düşülen olumsuz koşullardan kurtulmanın yol ve yöntemini arıyor. Kurtuluşun, Atatürk’e yönelmekle mümkün olduğu görülmeye başlıyor. Atatürk’ü ‘sevmeyi’ aşarak, ilkelerini anlayıp uygulamaya yönelen bir gelişme var. Derinden gelen bir ‘dip dalgasından’ söz ediliyor.

Yılmaz Özdil, böyle bir ortamda ‘Mustafa Kemal’ adını verdiği kitabını yayınladı. Amacını, kitap piyasaya çıkmadan önce; ‘Atatürk’ü gerçek boyutuyla anlatan bir kitabın yazılmamış olduğunu gördüm ve kitabı 10 yıllık bir çalışma sonunda bu nedenle yazdım’ diyerek açıkladı.

Mustafa Kemal’ kitabının 1 milyondan fazla sattığı söyleniyor. Özel olarak hazırlanan ve 2500 liradan satışa çıkarılan 1881 kitabın bir saat içinde tükendiği bildirildi.

‘Mustafa Kemal’

Mustafa Kemal’, geniş ara bölmeler ve resimlerle gevşetilmiş 500 sayfalık bir kitap. Akıcı bir dille yazılmış, kolay okunuyor. Kimi bölümlerde, Atatürk’ü yakından tanıtan ve okuyucuya sıcak duygular veren aktarımlar yapılmış; bilinmeyen güzel anılara yer verilmiş. Ancak, kaynak verilmemiş. Okuyucu yazara inanmak zorunda.

Kitap, özel yaşama ait ‘bilgileri’ aktarıyor. Bu nedenle, kişiselliğin sınırını aşamıyor. Dünya ve ülke koşullarını ve bu koşullar içinde gerçekleştirilen büyük eylemi yani Türk Devrimi’ni kapsamıyor. Bu nedenle, Atatürk’ü değil ‘Selanikli Mustafa’yı’ anlatıyor.

Yazar, kültürel yapısına ve anlayışına uygun düşecek biçimde, Atatürk’ü magazinleştirmeye çalışmış ve bu konuda abartıya kaçmış. Kitabını, ‘Atatürk de bir insandı, bizden biriydi’ anlayışıyla yazmış ama kabul edilebilirliğin ötesine geçmiş. Atatürk’ü fazla sıradanlaştırmış.

Kadınlar

Atatürk’ün ‘kadınlarla kurduğu ilişkiler’e 84 sayfa (52-55) ve (191-272), giyim kuşamına ve dinlediği müziğe 46 sayfa (366-412), ev hizmetine bakanlara 20 sayfa (329-349) ayrılmış.

Kadınlarla ilişkileri anlatılırken, gerçeği yansıtmayan yorumlar, Atatürk’ün özyapısıyla çelişen dayanaksız ‘bilgiler’ verilmiş.

Sofya’da, evsahibi Gustav’ın eşi Hilda’yla ‘sınırı aşmayan duygusallık’ kurduğu söyleniyor. Aynı dönemde, bir generalin kızı olan Muti’ye ‘aşık olduğu’, Muti’nin bir mühendisle nişanlanması üzerine ‘dünyasının yıkıldığı’, Sofya’dan ‘kırık bir kalple ayrıldığı’, yazılmış. Hemen ardından, Muti’yi asla unutmadığı’ ve ‘kırık bir kalple yaşayarak, kırık bir kalple rahmetli’ olduğu anlatılmış. (Rahmetli!!!)

Dünya Savaşı ve Balkanlar

Mustafa Kemal’in Sofya’da ateşemiliter olarak görev yaptığı 1914 yılı, dünyanın 20.yüzyıl içindeki en karışık yıllarından biriydi. Büyük devletler hızla savaşa hazırlanıyor ve Balkanlar kaynaşmanın merkezini oluşturuyordu. Nitekim, savaş Sırbistan’daki suikast nedeniyle çıkmıştır.

Mustafa Kemal’in görevi, Bulgaristan’dan başka Bükreş, Belgrad ve Çetine (Karadağ Prensliği) Ataşe Militerliklerini de kapsıyordu. Yoğun bir çalışma içindeydi. İstihbarat topluyor, raporlaştırıyor ve düzenli olarak İstanbul’a yolluyordu. Savaş çıktığında, cephelerde görev almak için adeta çırpınmıştı. Enver Paşa, onu orada tutmak istiyordu. Yerinde duramaz hale gelmişti. Tanıdığı herkesi devreye sokuyor, ‘er olarak bile olsa’ cepheye gideceğini söylüyordu. Yani, Özdil’in yazdığı gibi, gönül işlerinin peşinde değildi, işine yoğunlaşmıştı. Başka türlü de olamazdı.

Hilda’dan Mevhibe Celalettin’e

Kitap, gönül ilişkilerini, Hilda ve Muti’de bırakmıyor. Hemen her dönemde karşımıza bir kadın ve ilginç saptamalar çıkıyor.

Harpokulu öğrencisiyken, Selanik Merkez Komutanı Şevki Paşa’nın kızı Emine’ye tutuluyor.

İstanbul’da İtalyan asıllı Corinne ile ‘platonik bir ilişki’ kuruyor.

Ölümü göze alıp Anadolu’da kanlı bir mücadeleye girişmek için hazırlanırken, Abdulhamit ve Vahdettin’in kızkardeşi Mevhibe Celalettin’e tutuluyor!. Ona, Anadolu’ya kendisiyle birlikte gelmesi için teklifte bulunuyor. Daveti reddeden Mevhibe’nin, Mustafa Kemal’in ‘ömrü boyunca benimle gel dediği ilk ve tek kadın’ olduğu söyleniyor. Red üzerine, ‘Mustafa Kemal’in hayal kırıklığı yüzünden okunuyor’. Kitapta bunlar yazıyor.

Giyim Kuşam

Okuyucuya bir şey katmayan doğruluğu tartışmalı kişisel ‘bilgileri’, gereksiz ayrıntılar ve uzun betimlemelerle anlatılmış. ‘Uçak korkusundan diş protezine, evindeki eşyalardan süs eşyalarına, kızkardeşinin evlilik sorunlarından sakal ve saç traşına, yıkanmasına, yediği yemeğe, sevdiği tatlıya, içtiği rakıya, oynadığı kağıt oyunlarına hatta tuvalete çıkma biçimine’ dek herşey yazılmış.

Giyim kuşam bölümünde yazılanların küçük bir bölümü şöyle; “Açık renk gömleği tercih ederdi-Bebe yaka, iğneli yaka kullanırdı-Kol düğmesi severdi-Kruvazeden hoşlanmazdı-Mendilleri KA işlemeliydi-Riding coat tarzıj okey pantolon giyerdi-Beyaz papyon takardı-Çizgili siyah çorap kullanırdı-Ayakkabı çekeceği fildişiydi-Hemen her renk eldiveni vardı-Kuşağı püsküllü ipek pijamalar giyerdi-Ayakkabıları 42 numaraydı-Köstekli saat takardı-Tesbihi aksesuar olarak taşırdı-Tesbihleri 33’lüktü-Fanilasına taktığı iki muskası vardı-Son yıllarında Ray-Ban güneş gözlüğü kullanırdı- Şapkaları için özel bavulu vardı…”

Gereği Olmayan Aktarımlar

Kitapta üç aykırı aktarım dikkat çekiyor. Okurun bulup okuma olanağı bulunmayan ya da çok sınırlı olan, yok olup gitmiş üç çirkin yayına kaynak gösterilerek yer verilmiş. Bu yayınlar ciddiye alınmış olacak ki, yazılanları çürütmeye çalışan yanıtlar verilmiş. Özdil, bunu ‘gazeteci kimliğiyle, gerçeğe aykırı bu hatıraları afişe etmeyi Mustafa Kemal Atatürk’e bir borç olarak’ görmüş. Öyle yazıyor.

Hollywood yıldızı Zsa Zsa Gabor’dan yapılan aktarım, kitapta şöyle yer almış; Gabor’un hayatının anlatıldığı ‘Bir Ömür Yetmez’ isimli kitapta, Atatürk’le aşk yaşadığı, 15 yaşındayken bekaretini Atatürk’e verdiği… Bekaretini verdiği gece Atatürk’ün aşk villasında kendisine nargile içirdiği, rakı içirdiği, dumanlı sarhoşluğun etkisiyle kendisini rüyada gibi hissettiği, Atatürk’ün şeytani çekicilikle profesyonelce seviştiği, o sırada dansözlerin raksettiği iddia ediliyordu”. (Sayfa 219)

Atatürk’ün uşağı Cemal Granda’nın anılarına dayanarak yazdıkları ise şöyle; “Cemal Granda’nın kitabında, içki konusunda, kadın konusunda Mustafa Kemal’in kişisel özellikleri ve karekteri konusunda ‘doğru olmayan’, ‘abartılı şeyler’ anlatmıştı. ‘Şişli sosyetesinden 10’dan fazla kadını Beylerbeyi Sarayı’na getirip, havuzda çırılçıplak yüzdürdüğünü’ bile öne sürmüştü… Mustafa Kemal’e ‘Sabetayist’ denildi… Bu yakıştırmanın kaynağı da Cemal Granda’nın kitabıydı… Onun anılarından yola çıkarak, Mustafa Kemal’in Sabetay Sevi’nin soyundan geldiğini öne süren bile oldu”. (Sayfa 339)

Üçüncü aykırı aktarım, Rıza Nur’un kitabıydı. Özdil, bu kitapta yazılanlar için, ‘akıl almaz hezayanlar’ (hezeyan; abuk sabuk konuşma, saçma sapan sözler etme, saçmalama) diyordu ama bu ‘hezeyanları’ ciddiye alıp yanıt veriyordu.

Rıza Nur’u kitabına şöyle taşıyordu; Mustafa Kemal’e hem ‘eşcinsel’ diyordu hem ‘Kadın düşkünü’ diyordu. Bir sayfada ‘bir kıza tecavüz ettiğini’ söylerken, bir başka sayfada ‘erkeklerle ağaç altlarında şehvetle öpüştüğünü’ anlatıyordu. Çankaya köşkünü kerhaneye çevirdiğini, 30 kadınla birlikte mum söndü yaptığını… bazı milletvekillerinin bakan olabilmek için öz kızlarını Mustafa Kemal’e verdiklerini… Zübeyde Hanım’ın ’fahişe’ olduğunu, Selanik’te ‘kerhanede çalıştığını’ söylüyordu”. (Sayfa 458)

Algı

Atatürk hakkında söylenenler, doğru olmadığı yazılmış olsa da okuyucuyu nasıl etkileyecektir. Kitap, açıklandığı gibi ‘1,5 milyon eve girmişse’, belli ki pek çok insan Atatürk hakkında ilk kez birşeyler okuyacaktır. Bu insanların bilinçaltı nasıl etkilenecek, onlarda nasıl bir algı yaratacaktır. Bunları şimdilik bilmiyoruz.

Bilinçaltı; bir düşünceyi, duyguyu ya da tümceyi tekrarlarsanız, bunu bir biçimde kayıt eder. Aykırı söylemleri bile gerçek kabul edebilir.

Bilinçaltı; doğru, yanlış, ahlaklı ahlaksız, gerçek hayal gibi ayrımların farkında değildir. Veri hakkında yorum ya da değerlendirme yapmaz. Bilinçaltının, duyduğu kelimeyi cümleden bağımsız olarak kayıt edebilme özelliği vardır. Örneğin ‘Ahmet eşcinsel değildir’ dediğinizde yalnızca eşcinsel sözcüğünü algılayıp onu kaydedebilir.

İnsanların algılama yetisi, bilinç düzeylerine bağlıdır. Herkes herşeyi aynı düzeyde algılayamaz. Kişi, kendi algısını oluşturamıyorsa kendine ait düşünceyi de oluşturamıyor demektir. Böyle olunca, verilen bilgiyi kendilerine ait düşünce zannetmesi mümkündür.

Bilim insanları buna algı yönetimi diyor. Bilginin veriliş biçimi, bilinçlenmeyi kimi zaman kişilerin özgür iradesinin elinden alabilmektedir. İnsanların belleğinde nasıl yer edinmek ve anılmak isteniyorsa, bilgiyi verme biçimi bu amaca uygun olmaktadır.

Atatürk Nasıl Ele Alınmalıdır

Türk ulusunun bugün Atatürk’e her zamankinden çok gereksinimi vardır. Gereksinimin yoğunluk ve şiddeti, ülkeyi kurtaran ve halka hizmet eden bir tarihsel büyüğe duyulan saygı ve özlem değildir sadece. Gereksinim, onun başlayıp başardığı büyük eylemin yani devrimin, yeniden uygulamak ve tamamlamak zorunda kalınmasından kaynaklanmaktadır.

Atatürk ve Türk Devrimi, aynı yere geri dönüldüğü için günceldir. Bugün, içine düşülen olumsuzluklardan kurtulmak için, başarıları kanıtlanmış Cumhuriyet uygulamalarına dönülmesi gerekmektedir.

Atatürk’ten yararlanacaksak; tam bağımsızlık ve ulusal egemenliği, Altıok’u, Devletçiliği, sanayileşmeyi, KİT’lerin kurulup geliştirilmesini, tarım ve sağlık devrimini, laikliği, eğitimin birliğini, barışçı ve yansız dış politikayı, ulusal bankacılığı, milli kambiyoyu.. vb vb… tartışıp öğrenmeliyiz. Bu yönde programlar hazırlamalıyız.

Bunları yaparsak; Atatürk’ün izinden gitmiş, O’nu günümüz ve geleceğimiz için yol gösterici somut bir güç haline getirmiş oluruz. Yılmaz Özdil; çok özel ve çok ayrıntılı gerçeğe dayalı olmayan bilgiler yerine, Atatürk’ün devrimlerini yazsaydı (bu yetenekte bir yazardır) bu ülkeye büyük bir hizmet vermiş olurdu.

Metin Aydoğan
Metin Aydoğan

Yorum Yapabilirsiniz

five × 2 =