ÜLKEYE ADANMIŞ BİR YAŞAM (2)- ATATÜRK VE TÜRK DEVRİMİ

ÜLKEYE ADANMIŞ BİR YAŞAM (2)

ATATÜRK VE TÜRK DEVRİMİ

 

atatC3BCrk-ve-tC3BCrk-devrimi28129

 

METİN AYDOĞAN’DAN ‘ÜLKEYE ADANMIŞ BİR YAŞAM’

Öner Yağcı

Cumhuriyet Kitap Eki 13.04.2006

Kurtuluş Savaşında ve Devrimlerde Mustafa Kemal 

“Uçurumun kenarında yıkık bir ülke, türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar, yıllarca süren savaş. Bunlardan sonra içeride ve dışarıda saygı duyulan bir vatan, yeni bir toplum, yeni devlet ve bunları başarmak için sürekli devrimler. İşte Türk Devrimi’nin kısa ifadesi… Devrimler yalnızca başlar, bitişi diye bir şey yoktur…” Mustafa Kemal Atatürk

1945 Afyon doğumlu, İlk ve Ortaöğrenimini İzmir’de tamamladıktan sonra girdiği KTÜ Mimarlık Fakültesi’nde 1968 öğrenci hareketlerinin aktif bir örgütleyicisi olan devrimci öğrenciliğini; 1970-1973 arasında üç dönem TMMOB Mimarlar Odası Merkez Yönetim Kurulu ve TEKSEN (Teknik Personel Sendikası) İzmir Şube Sekreterliği, 1974-1980 arasında TÜTED (Tüm Teknik Elemanlar Derneği) İzmir Şube Başkanlığı, 1997-1999 yıllarında Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) İzmir Merkez Şube Başkanlığı görevlerini üstlenerek aktif bir demokratik kitle örgütçüsü olarak sürdüren bir yurtsever Metin Aydoğan.

Kendi deyişiyle “teoriyle pratiği ve söylemle eylemi” yaşam biçimi kılarak sürekli yazan Türkiye sevdalısı bir aydın ve bu sevda ile ardı ardına yayımladığı kitapların tümü de Türkiye ile ilgili kafa yormasının, araştırmasının, yaratıcılığının ürünü.

Metin Aydoğan, araştırmalarına verdiği yıllardan sonra yayımlanmasını son birkaç yıla sığdırdığı yapıtlarıyla bilinçli, duyarlı, kararlı aydın olmanın örneğini gösteriyor. Ülkemizde ve dünyada yaşanan olayları, ülkemizin karşısına çıkan/çıkarılan sorunların kökenleri, nedenleri, getirdikleri ve bu sorunların aşılması için neler yapılması gerektiği konusunda düşünceler üretiyor.

Bitmeyen Oyun

Aydoğan’ın bilinçlendirme sorumluluğunun dikkat çeken bir ürünü olan, ABD’nin yeni dünya düzeninin ve küreselleşmenin aslında emperyalizmin böl-yönet politikasının bir devamı olarak tüm dünyayı sömürgeleştirme operasyonu olduğunu aktaran Bitmeyen Oyun: Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler adlı çalışması, güncelliğini yitirmeden uyarma görevini sürdürüyor. Bilgi gereksinmemiz olan konularda araştırmalarını sürdüren Aydoğan, geleceğimizi belirleyen gerçekliğin ne olduğunu araştırarak, 20.yüzyılda yaşanan olayları birbirine bağlayan Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye: 20.Yüzyılın Sorgulanması (2 cilt) adlı yapıtında, bugünleri anlamamızın temel verilerini bütünlüklü olarak sunarken, Avrupa Birliği’nin Neresindeyiz ve Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma adlı yapıtlarıyla, yakın geçmişimizi belirleyen ve geleceğimizin yapılanmasının önemli temellerini içeren Avrupa Birliği serüveni ile emperyalizmin ekonomik kıskaçlarla bunalımlara ve yıkıma sürüklediği toplumsal yapımız konusunda derli toplu bilgilerle bilincimizi yükseltiyor. Onun Antik Çağdan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler ve Türkiye Üzerine Notlar: 1923-2005 adlı çalışmaları da dünyanın bugününde karşımıza dikilen sorunları aşmamız için gereken bilgi donanımını sağlıyor.

Tüm bu çalışmalarıyla çalışkan, kararlı, yurtsever, duyarlı bir aydın kimliği sergileyen Aydoğan’ın, Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili çalışmasında (Ülkeye Adanmış Bir Yaşam 1: Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı, 2: Atatürk ve Türk Devrimi) aynı kimliği sürdürdüğünü ve hakkında onlarca kitabın yazılmış olduğu bir konuyu da kendine özgü yöntemi ve derinlikli yaklaşımıyla ele aldığını görüyoruz.

Metin Aydoğan’ın, yaşadığımız sorunlarla ilgili nelerin nasıl yapılması gerektiği konusunda yakın tarihimizin yarattığı önder Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamanın ve onun düşünceleri ve eylemleri doğrultusunda davranmanın gerektiği bilinciyle oluşturduğu bu yapıtlar; “Nutuk” (“Söylev”) başta olmak üzere Kurtuluş Savaşı’yla ve devrimlerle ilgili olarak yazılan Şevket Süreyya Aydemir’in “Tek Adam”, Doğan Avcıoğlu’nun “Milli Kurtuluş Tarihi”, Hasan İzzettin Dinamo’nun “Kutsal İsyan”, “Kutsal Barış”, Şerafettin Turan’ın “Türk Devrim Tarihi”, Sabahattin Selek’in “Anadolu İhtilali”, Mahmut Esat Bozkurt’un “Atatürk İhtilali”, Tarık Zafer Tunaya’nın “Devrim Hareketleri İçinde Atatürk”, Sina Akşin’in “İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele” Turgut Özakman’ın son yıllarda yaygın olarak okunan “Şu Çılgın Türkler” gibi onlarca başucu kitabının yanında yer alıyor.

Metin Aydoğan’ın, Atatürk ve Türk Devrimi konusunda “gerçek boyutuna zarar vermeyen, ilgi çeken ve fazla uzun olmayan bir kitap halinde, akıcı bir anlatımla yeniden yazılması gerektiği” düşüncesiyle gerçekleştirdiğini söylediği çalışmasını okuduğunuzda, onun bu muradını başarıyla yerine getirmiş olduğunu anlıyoruz. Yapıt, kaynaklara ve belgelere dayalı bir bilimselliğin yanı sıra içtenlik ve gerçeklik içeren yorumlarıyla, kurgusuyla Mustafa Kemal’in tepeden tırnağa yaşamını, düşünüşlerinin ve davranışlarının ortaya çıkmasına neden olan toplumsal ortamı aktararak, onu o toplumsal ortamdan koparmayarak gözler önüne getiriyor. Mustafa Kemal Atatürk’ü anlatan yüzlerce kitap varken cesaretle giriştiği böyle bir toplumsal ve bireysel portre denemesini başaran Metin Aydoğan’ın Atatürk’ün “ülkeye adanmış yaşamı”nı aktaran bu çalışmasının hak ettiği ilgiyi mutlaka göreceğine inanıyorum.

Siyasi ve Ekonomik İşgal

Mustafa Kemal’in yaşamının Kurtuluş Savaşı’nın 30 Ağustos 1922’ye kadarki döneme kadar olan bölümünü içeren “Ülkeye Adanmış Bir Yaşam”ın “Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı” adlı ilk cildin çok dikkatle okunması gereken önsözünde Metin Aydoğan; Türkiye’nin “askeri değil ama, askeri işgalin amacı olan siyasi ve ekonomik işgal altında” olduğunu; Sevr’in “toprak paylaşımı dışında henüz tüm maddeleriyle, üstelik daha kapsamlı olarak” uygulandığını; “ulusu ilgilendiren hemen her kararın ülke dışında” alındığını; “ulusal sanayimizin ve tarımımızın çöktüğü”nü; “ulusal değerlerimiz”in korunmadığını; “vatanseverliğin baskı altında” olduğunu; “hiyanetin getirisi yüksek bir meslek” durumuna geldiğini; “basının ihaneti yaydığını”; “sanki işgal İstanbul’unun yeniden yaşandığı”nı; bu koşullarda yapmamız gerekenin, “benzer koşullar altında geçmişte verilen mücadeleden yararlanmak ve bu yönde çalışmak” olduğunu; “Samsun’a çıkan anlayış”ın, “Kuvayı Milliye ruhu”nun “Müdafaai Hukuk örgütlerinin önümüzdeki yakın dönemi belirleyecek biçimde yeniden gündeme geldiğini” söylüyor. Bu temelde güncelliğini koruyan Kurtuluş Savaşı eyleminin günün koşullarına uyumlu kılınarak aynı anlayışla uygulanmasının zorunlu olduğunu ve “bu ülkenin parçalanmasını önlemek isteyen herkesin Mustafa Kemal’e başvurmak, onun mücadelesinden ders almak zorunda” olduğunu belirten Aydoğan, “Türkiye’de yükselmekte olan ulusal uyanış, geçmişteki benzersiz deneyimden kesin olarak yararlanmalı, bu konuda bilgilenmeli” diyor. Bu düşünceyle Atatürk’ün “bugün ona çok gereksinim duyan Türk halkına anlatmak” görevinin dayattığını; “bir değerin nasıl kazanıldığını bilmeyenin onu koruyamayacağını”, bu amaçla oluşturduğu çalışmasının “bir tarih araştırması değil, Kemalist bir eylem önerisi” olduğunu söyleyen Aydoğan, “yalnızca bir yaşamı ve bir ulusun kurtuluşunu değil, adeta bir destan’ı aktarmaya çalıştım ya da daha doğru bir söylemle, aktarmaya çalıştığım olayın bir destan olduğunu gördüm” diyor.

Ülkeye Adanmış Bir Yaşam’ın özgünlüğünü, yapısının Mustafa Kemal’in söyledikleri ve yazdıkları temelinde yükselmesi oluşturuyor. Ele alınan sözler ve eylemler ister tanıdıklara, anılara, ister belgelere, kitaplara dayandırılsın mutlaka Mustafa Kemal’in imzasını taşıyor. Bu onurlu, yurtsever, devrimci imzaya Metin Aydoğan’ın onurlu, yurtsever devrimci kişiliği eklenince, ortaya gerçek bir kurtuluş ve devrim destanı çıkmış oluyor.

“Ülkeye Adanmış Bir Yaşam”ın “Atatürk ve Türk Devrimi” adlı 2.cildinde, 30 Ağustos 1922’den 10 Kasım 1938’e kadarki yaşamını okuyoruz Mustafa Kemal’in. Bu dönem onun “toplumsal dönüşüm ve devrimler” dönemidir. Bu cilde yazdığı önsözde, çalışmasının “eskiyi bilmediği için günümüz sorunlarına çözüm bulamayanlara, Atatürk’ün yaptıklarını göstererek çıkış yolu konusunda yardımcı” olmasını dileyen Aydoğan, Türkiye’nin Osmanlının son döneminde olduğu gibi “ekonomik ve siyasi olarak Batı’nın yarı-sömürgesi durumuna” düştüğünü, “görmek isteyenlerin kolayca görebileceği bu gerçeğin” ülkeyi aynı durumdan kurtaran Mustafa Kemal’i ve eylemini güncel kılan ana neden olduğunu ve “gizli işgale dönüşen dışa bağımlılığın Türkiye’yi Türkler için ve Türkler tarafından yönetilen bir ülke olmaktan çıkardığını, ulusal gücü kırmaya yönelik baskının, toplumsal yaşamın sıradan olayı haline geldiğini” söylüyor.

Ülke yönetimine getirilen işbirlikçilerin, doğal olarak Türk ulusunun ve halkının değil yabancıların isteklerini yerine getirdiğini, Türkiye’nin Osmanlının gittiği yola sokulduğunu, tehlikenin farkında olanların henüz yeterince güçlü ve örgütlü olmadığını, “devletin her gün bir biriminin etkisizleştirilip yok edildiğini” “bilinçli programlarla birlik duygularının köreltildiğini, ulusal varlığa saldırıların aralıksız sürdüğünü”, “Türkiye’de hedefinde halk olan, Batı kaynaklı ekonomik ve siyasi bir terör” uygulandığını ve yaşanmakta olan “somut gerçeğin bu olduğunu” söyleyen Aydoğan, doğru bir tarih yöntemiyle yapıtında o dönemde yaşananları ve yapılanları o günün toplumsal koşullarıyla birlikte yansıtıyor.

Aydoğan, “birbirini izleyen, birbirini tamamlayan baş döndürücü bir eylem süreci” ve Türkiye’yi “bir çağdan yeni bir çağa” taşıyan sürekli bir devrim olan Türk Devrimi’ni, dönemle ilgili kitapların yanı sıra çok sayıda anı kitabından da yararlanarak ve neden-sonuç bütünlüğü içinde değerlendirdiği yapıtında, 1923-1938 arasında yapılanların “Türkiye’yi bugüne dek ayakta tutan temeller” olduğunu gösteriyor. Bu dönemi incelemenin bir tarih araştırması değil, “günümüzün sorunlarına çözüm arama ve ulusal varlığı korumayla ilgili bir eylem” olduğunu söyleyen Aydoğan, bu yargıya varmasına neden olan gerçeğin Türkiye’nin 1923 öncesi koşullara geri götürülmesi ve askeri işgal dışında bütün maddeleriyle uygulanıyor olması olduğunu; ikinci ciltte, 10 Kasım 1938’den bu yana geçmediğini ve yalnızca Atatürk’ün yaptıklarını ele aldığını söylüyor ve “ülkeyi kurtarmak için bugün yapılanların tam tersi yapılmalıdır” diyerek bitiriyor önsözünü.

“Yeni Savaş”

Kurtuluştan Demokratik Devrime başlıklı bölüme Mustafa Kemal’in Türk ordusunun İzmir’e girişinden Lozan’ın imzalanmasına kadarki dönemde çeşitli yerlerde söylediği, “milli mücadelemizin ilk dönemi kapandı, şimdi ikinci dönemini açacağız… Yapacaklarımız asıl bundan sonra başlıyor, gerçek mücadele şimdi başlıyor… Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın ilk bölümü bitti, şimdi ikincisine başlayacağız…” sözlerini yerine getirmek için uğraştığını; girişeceği “yeni savaş”ın “Türkiye’yi Misakı Milli sınırları içinde, tüm ezilen uluslara örnek olacak biçimde bağımsız, güçlü ve gönençli bir ülke yapmak” olduğunu söyleyen Aydoğan onun için “ulusal bağımsızlığın bir yaşam sorunu” olduğunu “özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir… Ben yaşayabilmek için bağımsız bir ulusun evladı olmalıyım” düşüncesiyle var olan Mustafa Kemal’in “bağımsız olan uluslar ancak uygar olabilir” sözlerine de sadık kalarak “1938’e dek 15 yıl içinde, Anadolu’da gerçek bir devrim gerçekleştirdiğini… bu devrimin sürekli bir devrim olduğunu” söylüyor.

Kurtuluştan Demokratik Devrime başlıklı ilk bölüm, “Osmanoğulları, Türk milletinin hâkimiyet ve saltanatına zorla el koymuşlar; bu zorbalığa altı yüzyıldan beri sürdürmüşlerdi. Şimdi de Türk milleti, bu saldırganlara, artık yeter diyerek ve bunlara karşı ayaklanarak hâkimiyet ve saltanatını, fiili olarak eline almış bulunuyor. Bu bir olup bittidir. Söz konusu olan millete saltanatını bırakacak mıyız bırakmayacak mıyız değildir. Sorun zaten gerçekleşmiş bir olayı açıklamaktan ibarettir. Bu kesinlikle yapılacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes sorunu doğal bulursa, sanırım iyi olacaktır. Aksi durumda, yine gerçek yöntemine göre ifade olunacaktır; ancak belki birtakım kafalar kesilecektir…” diye başlayan sert uyarısından sonra 1 Kasım 1922’de Osmanlı saltanatına son vermesiyle başlayıp Lozan’ın gerçekleşmesine kadar olan süreçteki Mustafa Kemal’i tanıtarak sürüyor. Örneğin “ulusal egemenlik uğruna canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun.. Barış istiyoruz, ancak barış demek tam bağımsızlık demektir… Sonuç, bizim yeniden harekete geçmemizi gerektirecek biçimde belirirse; savaşma ve yiğitlik yolunda aynı yurtsever coşkuyla yürüyeceğimiz doğaldır… Türkiye’yi esirler ülkesi yaptırmayız…” sözlerinde ve bu sözler doğrultusundaki davranışlarında görülen kararlılığı (ve bu anlamdaki yalnızlığı) ile tanıyoruz Mustafa Kemal’i. “Son iki yüz yılda Türklerin Avrupa’ya karşı kazandığı tek siyasi başarı olan” ve 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması ile Türkiye, “Misakı Milli sınırlarını ve tam bağımsızlığını kabul ettirmiş, ezilen uluslara emperyalizmin yetebileceğini göstermiştir.” Emperyalistler Mustafa Kemal’in dediği gibi “geldikleri gibi” gitmişlerdir. Türkiye artık Osmanlı İmparatorluğu değildir ve Fransız Robert Lambel’in söylemiyle “Yeni Türk devleti elde ettiği başarıyı Mustafa Kemal’in dinamizmiyle başından beri coşturduğu Ankara’daki milliyetçilerin başa çıkılmaz iradesine borçluydu.”

Mustafa Kemal’in, “Türkiye’nin savunduğu, bütün ezilen ulusların, bütün Doğu’nun davasıdır” sözü doğrultusunda “emperyalist tutsaklıktan kurtulmak isteyen sömürge ve yarı-sömürgelerde büyük bir uyanış sağlayan, onlara örnek olan”; karşıtı Sevr’le birlikte 80 yıldır tartışılan, emperyalizm var oldukça gündemde kalacak olan Lozan Antlaşması’ndan sonra Mustafa Kemal’in yeni Türkiye’yi kurma adımları ardı ardına gelecektir ve bunun önemli bir adımı olarak Halk Fırkası’nın örgütlenmesi onun ilk adımlarından biri olacaktır. Yeni Meclis seçimleri, Ankara’nın başkent olması ve “Batı’da yoğun mücadelelerle birkaç yüzyılda getirilebilen yönetim biçimi, Türkiye’de birkaç hafta içinde gerçekleştirilerek”; onun “mutlu, muvaffak ve muzaffer olacaktır” dediği Cumhuriyetin kuruluşu mücadelesiyle devam eden yaşamı, artık Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olarak yaptığı önderlikle ve eylemlerle bütünleşecektir.

Yapıtın İkinci Meclis Dönemi bölümünde, Mustafa Kemal Atatürk’ün Hilafetin kaldırılması, muhalefetin partileşmesi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, İngiliz kışkırtması olan Şeyh Sait Ayaklanması, tekke ve tarikatlar, İzmir suikastı sorunlarıyla ilgili yaptıklarını ve şapka, takvim, saat, ölçü, hukuk devrimlerini nasıl gerçekleştirdiğini; Devrimler Sürüyor bölümünde “Nutuk”un ne olduğunu, onun harf, dil, tarih, kadın hakları ve soyadı sorunuyla ilgili yaptıklarını; daha sonraki Ekonomi ve Yeni Bir Çağa başlıklı bölümlerinde de ekonomideki, eğitimdeki, sağlıktaki, dış siyasetteki atılımları nasıl gerçekleştirdiğini; “altıok”la simgelenen Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, laiklik, devletçilik, devrimcilik ilkelerinin özünü ve en sonda da ölümünü okuyoruz: Sonsuzluğa Giderken: “10 Kasım’da son nefesini verdiğinde, arkasında 57 yıllık bir yaşam (26 yıl asker ocağında, bunun 11 yılını da cephelerde savaşarak olmak üzere) ve kısa yaşama sığdırılan muazzam bir eylem, tarihin gördüğü en büyük yenileşme eylemini bıraktı.”

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türk Devrimi, Türk ulusunu, son yıllarda geri bıraktırmış olan kurumları yıkarak, yerine, milletin en ileri uygarlık gereklerine göre ilerlemesini sağlayacak yeni kurumlar kurmaktır…” sözünü gerçekliğe dönüştüren destansal yaşamını anlatan Ülkeye Adanmış Bir Yaşam’ı her yurtseverin okuması gerektiğini düşünüyorum.

 

― • ―

 

 

GÜZELİN ARDINDAN

Bertan Onaran

Cumhuriyet 22.03.2006

‘Atatürk ve Türk Devrimi’

 

Bu, sevgili dostum Metin Aydoğan’ın son çalışması; geçirdiği epey tehlikeli ameliyatın ardından sanırım kendi kendine verdiği, bizimle paylaştığı çok değerli bir armağan.

Aydoğan’ın ‘Ülkeye Adanmış Bir Yaşam’ bağlığı altında topladığı bir ikilinin ikinci kitabı; ilkinden, ‘Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı’ndan bu köşede söz etmiştim.

Metin, birinci kitapta Atamızın taa Selanik’te başlayan, yurdumuzu, ulusumuzu kurtarma girişiminin Samsun’a çıkıştan İzmir’de sersem Yunanlıların denize dökülmesine dek uzanan bölümü anlatıyordu, en çarpıcı, en ayrıntılı biçimde.

Bu kitapsa, ordularımızın İzmir’e varışından hemen sonra, 18 Eylül 1922’de, İkdam gazetesi yazarı Yakup Kadri’ye şöyle diyor: “Milli mücadelemizin ilk dönemi kapandı, şimdi ikinci dönemini açacağız” demiş. Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından sonraysa “Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın ilk bölümü bitti, şimdi ikincisine başlayacağız” diye yinelemiş.

Ondan sonra, yine ta başından beri kafasında gezdirdiği tasarıyı gerçekleştirme işine girişir. Savaşı kazanan İlk Meclis’in yerine yenisini seçtirir; Ankara’yı yoktan var edecek çağdaş bir başkente dönüştürür; bütün bunları yaparken elbet sayısız engelle karşılaşır, hem de çoğunlukla en yakın arkadaşlarının, sözüm ona ülküdaşlarının yarattıklarıyla boğuşur. Ama ömür boyu yöntemi aynıdır; “Önemli kararların bütün ayrıntılarını ve zorluklarını ilk günden açıklayıp söylememek. Uygulamayı evrelere ayırmak, olayların gelişiminden yararlanmak, ulusun duygu ve düşüncelerini hazırlamak.”

1938’de ölümüne dek, bütün dünyanın çullandığı, yüzlerce yılın savaşlarıyla yorgun düşmüş Anadolu’yu nasıl bir ışığa kavuşturduğunu yeniden anımsamak istiyorsanız, hemen alın Metin Aydoğan’ın kitabını.

Şimdi, onun başka bir kitabının adıyla adlandırılacağımız Bitmeyen Oyun’un güncel evresinde, ülkemiz bu kez tankla tüfekle değil, dolarla, kandırmacayla parçalanırken, Atamızın şu sözlerini henüz satılmamış olanlar yazıp göğüs ceplerine yerleştirmelidir: “Devlet ve ulus, yaşamını ve bağımsızlığını kendi kaynaklarına, yani kendi üretimine dayandırmalıdır. Asıl büyük önlem budur. Ulus, ürettiğinden daha çok tüketmemeli ve gereksindiğinden daha çoğunu istemelidir. Bin belaya karşı konarak, bin musibet aşılarak ortaya çıkarılan ulusal varlık, salt geçimini sağlayamamak yüzünden bir daha tehlikeye atılmayacaktır. Büyük bir devrim yaptık. Ülkeyi bir çağdan alıp yeni bir çağa taşıdık. Birçok eskimiş kurumu yıktık. Bunların binlerce yandaşı olduğu ve fırsat kolladıkları unutulmamalıdır. Devrimin yasası, var olan bütün yasaların üzerindedir. Bizi öldürmedikçe, düşüncelerimizi boğmadıkça, başladığımız devrim bir an bile durmayacaktır. Devrimin içerden dışardan gelecek tehlikelere karşı korunması için, bütün ulusal ve cumhuriyetçi güçlerin bir yerde toplanması gerekir.”

Başta, “Aman efendim, biz şimdi işbaşında bulunanların tersine, AB’ye onurumuzla girmeyi sağlayacağız” diyerek halkı kandıran Atatürk’ün partisi, Sivil Örümceğin Ağına Düşmemiş bütün parti ve örgütlerin, kurum ve kuruluşların, yurttaşların bu sözleri sabah akşam beş kez yüksek sesle okuyup yemin etmeleri gerekiyor.

Metin Aydoğan, bütün öbür yapıtları gibi, gerçek bir titreyip kendine gelme kaynağı hazırlamış; yürekten alkış.

 

― • ―

 

 

AÇIK PENCERE

Melih Aşık

Milliyet 19 Mart 2006

Kitabiyat üzre…

 

Kitaplar yağmur gibi… Rengarenk kapaklı, kaliteli kâğıda basılmış türlü çeşitli kitaplar yağıyor masamıza. Herhalde kitap baskısı rekora ulaşmış olmalı… Mesela: “Kurtuluş Savaşı Kadınları”… Soylu bir eğitimci olan Zeki Saruhan yazmış… Cumhuriyet Kadınları Derneği bastırmış… Kurtuluş Savaşı’nda kadınların heyecanlı miting konuşmaları.. O yıllardaki kadın örgütleri… Erkekleri cepheye teşvik eden kadınlar… vs.. vs… Kitabın arka kapağında bir not: “Bugün de kadınlarımızın istiklal davasına bütün kalpleri ile sahip çıkmaları gerekiyor…”

“Atatürk ve Türk Devrimi”… Yakın zamanda bir karaciğer nakli geçiren değerli araştırmacı Metin Aydoğan yazmış… Umay Yayınları basmış… Atatürk’ün devrimlerini derinliğine inceleyen ve irdeleyen… Hem eğitici hem başvuru kitabı niteliğinde bir yapıt…

“Eyvah Mümtaz Hoca”Akhan Hilmi Çamurdan, kaptıkaçtı liberallerin korkulu rüyası Mümtaz Soysal’ın özelleştirmelere, dış politikadaki tuzaklara karşı mücadelesini anlatıyor… (Anadolu Güneşi Kooperatifi Yayınları)

“Türkiye Maskeli Değişimin Tuzağında”Ufuk Söylemez ve Melih Yürüşen, Türkiye’yi ayrıştırma çabalarını, özellikle Güneydoğu’da oynanan oyunları anlatıyorlar. Oyun hangi araçlarla, hangi perdeler ardında oynanıyor… Okunması gereken bir kitap. (ORİON Yayınları)

“Çuvallayan İttifak”Turan Yavuz… Bu değerli gazeteci arkadaşımız Okyanus ötesinde olup biter ve bizi yakından ilgilendiren irili ufaklı konuları renkli satırlarla taşıyor sayfalarına… Keyifle okunuyor… (Derşn S.Y.S. Yayıncılık)

“Savaşanlar Anlatıyor”… Örgün Yayınevi’nden çıkan Nurer Uğurlu’nun enfes bir belge kitabı…

“Siperin Ardı Vatan”Gürsel Göncü ve Şahin Aldoğan, Çanakkale Savaşları’nı belgelerle anlatıyor. (MB Yayınları)

“Ilımlı Türkiye”… Emekli General Osman Özbek günümüz Türkiye’sini kuşatan şartların fotografını çekiyor. TSK’dan Fethullah Gülen’e… Güncel tartışmaları ışık tutuyor. (Ümit Yayınları)