ÜLKEYE ADANMIŞ BİR YAŞAM (1)- MUSTAFA KEMAL VE KURTULUŞ SAVAŞI

ÜLKEYE ADANMIŞ BİR YAŞAM (1)

MUSTAFA KEMAL VE KURTULUŞ SAVAŞI

 

ulkeye_adanmis_bir_omur_1

 

 

ÜLKEYE ADANMIŞ BİR YAŞAM

Alev Coşkun

Cumhuriyet Kitap Eki 7 Temmuz 2005

 

Metin Aydoğan, son yıllarda güncel konularla ilgili kitaplar yayımlayan ulusalcı ve Atatürkçü bir yazar olarak isim yaptı. Aydoğan’ın Nasıl Bir Parti Nasıl Bir Mücadele, Bitmeyen OyunTürkiye’yi Bekleyen Tehlikeler, Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye, Avrupa Birliğinin Neresindeyiz, Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma, Antik Çağdan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler adlı kitapları ilgi topluyor.

Bu kez Aydoğan, Ülkeye Adanmış Bir Yaşam Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı adlı kitabıyla önümüze çıkıyor.

Aydoğan’ın kitabı 1683 Viyana Kuşatmasıyla başlıyor. Neden Viyana kuşatması? Çünkü oradaki başarısızlık, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşe geçiş sürecinin başlangıcıdır. Çünkü, Viyana yenilgisine dek, Avrupa’da Türkler yenilmez bir askeri güç olarak kabul ediliyordu.

Kitabın 1.bölümü İmparatorluk Çökerken adını taşıyor. Balkanlar’dan Çanakkale’ye ve sonra da İstanbul’un işgaliyle bu bölüm sona eriyor. Ancak bu bölümde devrimci bir subayın Mustafa Kemal’in yetişmesinin öyküsü de veriliyor.

Aydoğan’ın kitabı dört bölümden oluşuyor. 2.bölüm Samsun’dan Sivas’a, 3.bölüm Kurtuluş Savaşı ve Yeniden Müdafaai Hukuk, 4.bölüm Kurtuluş Savaşı Meclis ve Ulus Ordu başlıklarını taşıyor. Kitap 325 sayfa dipnotlarla birlikte 365 sayfadan oluşuyor. Kitabın dört bölümünde tam 1073 adet dipnot kullanılmıştır.

Yazarlara Göndermeler

Kitapta, Nutuk, Ş.Süreyya Aydemir, Ali Fuat Cebesoy, Uluğ İğdemir, A.E.Yalman, H.R. Soyak, F.Rıfkı Atay, Hikmet Bayur, T. Zafer Tunaya, Lord Kinross, Armstrong, Doğan Avcıoğlu, Sadi Borak, Benoit Mechin, Dietrich Gronau, Damar Arıkoğlu, Şamsutdinov, M.Müfit Kansu, Aralov, U.Kocatürk, Hüsrev Gerede, Cemal Şener, Celal Erikan, Kruger, Gaulis, Helmreich, N. Berkes, H.Edip Adıvar, S.Ağaoğlu, C.Atıf Kansu, Hıfzı V.Velide deoğlu, Sabahattin Selek, Şevki Yazman, E. B.Şapolyo, Fahri Belen gibi yakın tarihimizle ve Atatürkle ilgili kitaplar yazmış olan yazarlara dipnotlarda gönderme yapılmıştır.

Sağlam bir mantık çizgisine sahip yalın bir Türkçe kullanan Aydoğan, tüm bu yazarların eserlerine dayanarak ve onları toplayarak yepyeni bir Ülkeye Adanmış Bir Yaşam Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı kitabı yazmıştır. Kitapta Mustafa Kemal’in yurtseverliği inanılmaz derecedeki olumsuz koşullara karşın, nasıl düzenli orduyu kurduğu, iç isyanların nasıl karşılandığı, Meclisi nasıl yönettiği ayrıntı verilerek anlatılıyor. Atatürk’ün nasıl bir karar adamı, akılcı bir yönetim adamı olduğu olayların akışı ve olaylara karşı aldığı tavırlarla açıklığa çıkıyor.

Kitapta okuyucu yer yer göz yaşartıcı sahnelerle karşılaşıyor. 9 Eylül 1922’de Atatürk İzmir’de Kemalpaşa ilçesine geldiğinde köylü kadınların onun etrafını alışı, Halide Edip’in kalemiyle şöyle anlatılır: “Gölgeler gibi çekingendiler. Onu o dar girişte görünce yere doğru eğildiler. Sarılıp dizlerinden öptüler. Baş örtülerinin uçlarıyla çizmelerinin uçlarını sildiler. Bir ikisi tozları gözlerine sürdü. Gözlerinden onun çizmelerine gözyaşları damlıyordu.” (s.322)

Atatürk, en büyük askeri başarılarını elde etmesine karşın, kanlı savaşların yaşandığı Çanakkale’ye, Doğu Cephesi’ne ve Sakarya Savaşı alanlarına daha sonra hiç gitmedi. Yalnızca 1924 yılı 30 Ağustos’unda Dumlupınar’a geldi. Burada anlamlı ve duygulu bir konuşma yaptı. Bu konuşma geçmişteki savaşla ilgili düşüncelerinden çok tarihe aktarılan kalıcı bir belgeydi.

Güncel Konular

Orada Türk ulusuna ve dünyanın ezilen uluslarına sesleniyor, onları “dünyanın despotlarına” karşı bağımsızlık ve özgürlük savaşına çağırıyordu.

Dumlupınar söylevi, tutsaklığa karşı çıkan ulusların artık yenilemeyeceğini, bunu başaracak bir gücün artık olmadığını, 30 Ağustos’un dünya tarihine yön veren bir savaş olduğunu açıklıyordu. Aydoğan’ın kitabı bu nedenlerle uluslararası güncel konulara da açıklık getirici düşünceler içeriyor. Ortadoğu’da bugün yaşanan olaylar, Irak Savaşı, Cezayir Savaşı Afrika’da mazlum ulusların savaşları anımsanıyor. Bu yapıt, yukarıda sayılan tüm yazarlara göndermede bulunarak anlaşılır bir dil, akıcı bir üslupla yazılmış çok doğru bir Atatürk yorumudur.

Üniversitelerde Devrim Tarihi derslerinde okutulabilir, herkesin alıp başucu kitabı yapması kadar değerlidir.

Aydoğan, kafan ve elin sağolsun.

 

Ülkeye Adanmış Bir Yaşam-Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı / Metin Aydoğan/İzmir, Umay yayınları, Nisan 2005/ 365 s.

 

—●—

 

 

ÜNLEM

Mustafa Kemal’in ve Kurtuluş Savaşı’nın Destanı

Öner Yağcı

Türk Solu, 6 Haziran 2005

 

1990’lı yılların sonunda sunduğu değerli yapıtlarıyla, dönemin gerektirdiği aydın tavrının örneğini veren Metin Aydoğan, “Nasıl Bir Parti, Nasıl Bir Mücadele” ile başlayan sorunlara kafa yorma, sorunların kaynaklarını araştırma, nedenlerini ve çözüm önerilerini araştırma eylemini, büyük yankı yaratan ve basım üstüne basım yapan “Bitmeyen Oyun Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler” adlı çalışmasıyla sürdürmüş ve bu yapıtlarına, her biri de güncelliği ve gerekliliği ile alanında önemli boşlukların dolmasını sağlayan “Yeni Dünya Düzeni, Kemalizm ve Türkiye”, “Avrupa Birliği’nin Neresindeyiz?”, “Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma”, “Antik Çağdan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler” adlı değerli çalışmalarını eklemişti.

Tüm bu çalışmalarıyla çalışkan, kararlı, yurtsever, duyarlı bir aydın kimliği sergileyen Metin Aydoğan’ın, Mustafa Kemal’le ve Kurtuluş Savaşımızla ilgili yeni çalışmasında da aynı kimliği sürdürdüğünü ve hakkında onlarca kitabın yazılmış olduğu bir konuyu da kendine özgü yöntemi ve derinlikli yaklaşımıyla ele aldığını görüyoruz.

Aydoğan’ın “bir okurunun önerisiyle” başladığını söylediği çalışmasını Atatürk ve Türk Devrimi konusunda “gerçek boyutuna zarar vermeyen, ilgi çeken ve fazla uzun olmayan bir kitap halinde, akıcı bir anlatımla yeniden yazılma” sı gerektiği düşüncesi üzerine gerçekleştirdiğini söylediği “Ülkeye Adanmış Bir Yaşam Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı” adlı yapıtını okuduğumuzda bu muradını başarıyla yerine getirmiş olduğunu anlıyoruz.

Yapıt, kaynaklara ve belgelere dayalı bir bilimselliğin yanı sıra içtenlik ve gerçeklik içeren yorumlarıyla, kurgusuyla Mustafa Kemal’in tepeden tırnağa yaşamının, düşünüşlerinin ve davranışlarının ortaya çıkmasına neden olan toplumsal ortamı aktararak o toplumsal ortamdan koparmayarak gözler önüne getiriyor.

Mustafa Kemal’i anlatan yüzlerce kitabın var olduğu bir ortamda, cesaretle giriştiği böyle bir toplumsal ve bireysel portre denemesini başaran Metin Aydoğan’ın Atatürk’ün “ülkeye adanmış yaşamı”nı aktaran bu çalışmasının hak ettiği ilgiyi mutlaka göreceğine inanıyorum.

Mustafa Kemal’in yaşamının Kurtuluş Savaşı’nın 30 Ağustos 1922’ye kadarki döneme kadar olan bölümünü içeren bu ilk ciltten sonra 2. cildinin tamamlanmasıyla, bu bilge ömrün 57 yılının tamamıyla buluşmuş olacağımız bu yapıtın yayımlanmış olan ilk ciltteki çok dikkatle okunması gereken önsözünde Metin Aydoğan; Türkiye’nin “askeri değil ama, askeri işgalin amacı olan, siyasi ve ekonomik işgal altında” olduğunu, “Sevr’in toprak paylaşımı dışında hemen tüm maddeleriyle, üstelik daha kapsamlı olarak” uygulandığını; “ulusu ilgilendiren hemen her kararın ülke dışında” alındığını, “ulusal sanayimizin ve tarımımızın çöktüğü”nü, “Ulusal değerlerimiz”in korunmadığını, “vatanseverliğin baskı altında” olduğunu, “hıyanetin getirisi yüksek bir meslek” durumuna geldiğini, “basının ihaneti” yaydığını, “sanki işgal İstanbulu’nun yeniden yaşandığı”nı, bu koşullarda yapmamız gerekenin “benzer koşullar altında geçmişte verilen mücadeleden yararlanmak ve bu yönde çalışmak” olduğunu, “Samsun’a çıkan anlayış”ın, “Kuvayı Milliye ruhu”nun, “Müdafaa-i Hukuk örgütlerinin önümüzdeki yakın dönemi belirleyecek biçimde yeniden gündeme geldiğini” söylüyor.

Bu temelde güncelliğini koruyan Kurtuluş Savaşı eyleminin, günün koşullarına uyumlu kılınarak aynı anlayışla uygulamasının zorunlu olduğunu ve “Bu ülkenin parçalanmasını önlemek isteyen herkesin Mustafa Kemal’e başvurmak, onun mücadelesinden ders almak zorunda” olduğunu belirten Aydoğan, “Türkiye’de yükselmekte olan ulusal uyanış, geçmişteki benzersiz deneyimden kesin olarak yararlanmalı, bu konuda bilgilenmeli” diyor. Bu düşünceyle Atatürk’ün “bugün ona çok gereksinim duyan Türk halkına anlatılması” görevinin dayattığını; “Bir değerin nasıl kazanıldığını bilmeyenin onu koruyamayacağını” bu amaçla oluşturduğu çalışmasının “bir tarih araştırması değil, Kemalist bir eylem önerisi” olduğunu söyleyen Aydoğan, “yalnızca bir yaşamı ve bir ulusun kurtuluşunu değil, adeta bir destan’ı aktarmaya çalıştığını ya da daha doğru bir söylemle, aktarmaya çalıştığım olayın bir destan olduğunu gördüm” diyor.

Bu destanı her yurtsever okumalı.

 

“Ülkeye Adanmış Bir Yaşam Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı” Metin Aydoğan, Umay Yayınları, 2005, 365 sayfa

 

—●—

 

 

GÜZELİN ARDINDAN

Bertan Onaran

12.03.2005 Cuma

 

‘Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı’

Hintliler, özlerinin evrenin küçük bir parçası, benzeri olduğunu bildikleri eski çağlarda: “İnsan üreme organıyla değil, beyniyle sevişir” demişler. Aslında bu, bilineni yinelemekten başka bir şey değil, çünkü insan denen canlı varlık bütün etkinliklerini, işlevleri beyniyle, sinir dizgesiyle yürütüyor; bunlar durunca, bitkiden beter oluyor.

Metin Aydoğan’ın mimarlık eğitimi görmüş beyni eldeki bilgileri, verileri toplayıp onlardan yeni köprüler, yapılar kurmayı kusursuz beceriyor; daha önceki yapıtlarındaki gibi Ülkeye Adanmış Bir Yaşam Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı’nda da son derece tutarlı, çarpıcı bireşimlere varmış.

İşe, çok yerinde bir kararla kitaba 1683’teki Viyana kuşatmasıyla başlıyor; çünkü oradaki başarısızlık, üç anakaraya yayılan Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşe geçiş sürecini başlatıyor. Osmanlı ordusunun Viyana’daki yenilgisine dek, Avrupa’da herkes Türkleri yenilmez bir askeri güç sayıyor.

Çöküşün evrelerini, arada yaşananları, kimin nasıl bir tutum takındığını en ince ayrıntılarıyla saptamış Aydoğan. Bu süreçte, gerçek bir yurtsever olan Mustafa Kemal de, başkaları gibi düşünüyor. Çıkış yolları arıyor; kitapta bulacağınız dolapların sonunda Osmanlı Devleti 1.Dünya Savaşı’na sokuluyor; bugünkü gibi, dünyayı, üzerindeki işlenmemiş kaynakları, her türlü zenginliği ellerine geçirmek isteyenler İstanbul’u, boğazları da almak üzere Çanakkale önlerine geliyorlar.

O dönemde İngiliz deniz güçlerinin başında bulunan Churchill, Türkler için; “Eli ayağı tutmaz, meteliksiz, kolayca yutulacak bir ulus” der. Atatürk’ün beyniyse başka bir şey düşünüp, uygulamaya çoktan karar vermiştir; başkomutanlığını bir Almanın, yardımcılığınıysa şaşkın bir Türk’ün yaptığı cephede gönüllü olarak görev alır. Gerisini biliyorsunuz.

Estirilen Metal Fırtına’yla okurların, çevirttirilen Gelibolu’yla izleyicilerin beyinlerinin yıkandığı günlerde gelin bu savaşın nasıl kazanıldığını yalan söylemeyen belgelerden bir daha okuyalım: “İstanbul’un kilidi Çanakkale Boğazı, Çanakkale Boğazı’nın kilidiyse Conkbayırı’ydı; burayı ele geçiren İstanbul’u da ele geçirecekti. Bu nedenle, Conkbayırı Tepesi’ni ne pahasına olursa olsun elinde tutmalı, korumalıydı. Bir elinde o yörenin haritası, bir elinde pusula, yanındaki iki yüz askerin başında ileri atıldı. Dik yamacı o denli hızlı tırmanıyordu ki, askerler arkasından zor yetişiyordu. Tepeye ulaştığında yanında ‘bir avuç’ asker kalmıştı. Bunları hemen düzene soktu ve ileri atılıp düşmana saldırmalarını buyurdu. 57. Alay’ın taburları, ‘soluk soluğa’ tepeye geldikçe onları da saldırıya katıyordu. Bir top bataryası geldiğinde, öyle ivecen davranıyordu ki, tekerleklere sarılarak askere yardım ediyor, topları ateş edecek duruma getiriyordu.”

Görüldüğü gibi, bütün öbürleri gibi, Kurtuluş Savaşımız da dünyadaki sömürgen beyinlerle Atatürk’ün önce yurdunu, sonra ayrımsız bütün insanları, canlı varlıkları bilinçli olarak seven, sevebilen beyni arasında geçmiş.

Bu beyin, savaşın ve yaşamın her aşamasında, az sonra, bir ay, bir yıl, on yıl sonra atacağı adımı bilmektedir. Büyük Saldırı’yı başlatmadan önce, Ankara’da kendisine: “Paşam, ya başaramazsınız?” diyene yanıtı şöyle: “Saldırı buyruğunu aldığınızda hesaplayın, on beşinci gün İzmir’deyiz.”

Ankara’ya dönünceyse, o gece birlikte olduğu arkadaşlarına: “İzmir’e on dört günde vardık. Bir gün yanıldım, ama kusur bende değil, Yunanlılarda” diyecektir.

“Ulusun yaşamı tehlikeye girmedikçe savaş cinayettir” diyebilen bu bilge, Dumlupınar’da, 30 Ağustos’un yıldönümünde gençlere şöyle seslenecektir: “… Yüzyıllardan beri Türkiye’yi yönetenler, çok şeyler düşünmüşler, ancak bir şeyi düşünmemişlerdir. Türkiye’yi düşünmemişlerdir. Bu düşüncesizlik yüzünden Türk yurdunun uğradığı zararları ancak tek bir şey düşünmeyerek. Bunca acıya katlanıp yıkımlara uğradıktan sonra Türk artık öğrenmiştir ki, bu yurdu yeniden kurmak ve orada mutlu, özgür yaşayabilmek için egemenliği hiç elden bırakmamak; çocuklarını Cumhuriyet bayrağı altında örgütlü ve bilinçli yetiştirmek gerekir.”

Bugün, can gözünü kapatmış Amerikalı ve Avrupalılar, kendi kurtuluşlarının bile Atatürk’ün gösterdiği yolda olduğunu hiç göremiyorlar ne yazık ki; bizim başımızdaysa böyle bir beyin, böyle bir istenç yok.

Bakalım bu tehlikeli satranç bize ve dünyaya kaça patlayacak, hepimizi nereye götürecek.

Metin Aydoğan’a sonsuz teşekkür.