ULUSLARIN KADERLERİNİ TAYİN HAKKI, KÜRT HAREKETİ VE SOSYALİSTLER

Metin Aydoğan
Ulusların kaderlerini tayin hakkını tanımak; mutlak, değişmez ve her zaman geçerli bir tutum değildir. Desteklenecek ulusal hareket, dünya sosyalist ve demokrat hareketinin parçası olmalı ve emperyalizmle uzlaşmamalıdır. Emperyalizmle uzlaşan ulusal hareket reddedilmeli ve ‘ezilmelidir’. Ulusların kaderlerini tayin hakkını soyut bir kavram haline getirip her ulusal hareketi desteklemek, insanı Kürt kalkışmasında olduğu gibi, emperyalist politikaları desteklemeye götürür. Bunun sonu, siyasi olarak yokoluştur.

Ulusal Sorun ve Sosyalistler

Sosyalistler, ulusların kaderlerini tayin hakkını benimser ve kendi ulusu gibi başka ulusların da bu hakkı kullanması için savaşım verir. Bu savaşımı yalnızca sosyalist olmanın değil, demokrat olmanın da koşulu sayar, bağımsızlığa yönelen ulusal hareketleri destekler.

Ancak bu desteğin olmazsa olmaz koşulu, bağımsızlığa yönelen ulusal hareketin, dünya sosyalist ya da demokrasi mücadelesinin parçası olması ve emperyalizme karşı çıkmasıdır. Demokrasi savaşımı, Batı’da kentsoylu (burjuva) demokratik devrimleriyle ortaya çıkmıştır. Ancak, burjuvazinin emperyalizmin ortaya çıktığı 20.yüzyılla birlikte ilerici niteliğini yitirmesi nedeniyle, kapsamı genişlemiş ve ezilen ulusları içine alarak sosyalizmin ilgi alanına girmiştir.

Emperyalizm, ezilen uluslar üzerinde kurduğu baskıyla ulusları birbirine yakınlaştırmış ve ulusların kaderlerini tayin hakkı için mücadeleyi yerelden evrensele taşımıştır. Bu nedenle, 20.yüzyılda, emperyalizme karşı çıkmayan, onunla uzlaşan bir ulusal hareketi desteklemek, üstelik bunu sosyalizm ya da demokrasi adına yapmak olanaksız hale gelmiştir.

Avrupa Kapitalizmi ve Ulusal Sorun

Ulusal sorun, insanlığın gündemine Avrupa’da kapitalizmin gelişmesiyle girdi. Kapitalizm, feodalizmi ortadan kaldırarak demokrasiyi; işçi sınıfını ortaya çıkararak da sosyalizmi toplum yaşamına soktu.

Başlangıçta tümüyle kentsoyluluğun ilgi alanına giren ulusal sorun, kentsoyluluk tutuculaştıkça ve işçi sınıfı mücadelesi geliştikçe sosyalizmin ilgi alanına girdi. Anti-emperyalist mücadele anti-feodal mücadeleyle bütünleşti; bağımsızlık ve demokrasi mücadelesi haline geldi.

Karl Marks’ın Görüşü

Karl Marks, işçi sınıfı savaşımıyla ulusal sorun arasındaki ilişkiyi değişik yazılarında birçok kez dile getirmiştir. Manifesto’da “işçi sınıfı mücadelesinin başlangıçta ulusal düzeyde”1 olduğunu daha sonra uluslararası bir hareket haline geldiğini belirtir. İşçi sınıfının toplumcu düzeni kurmak için; “her şeyden önce siyasi gücü ele geçirmek, ulusun önder sınıfı durumuna gelmek, bizzat ulusu oluşturmak zorunda olduğunu” söyler ve “kendisi (işçi sınıfı) bu ölçüde ulusaldır ancak bu (ulusallık) asla sözcüğün burjuva anlamında değildir” der.2

Karl Marks’ın öğretisinde uluslararasıcılığın (enternasyonalizmin) dar kapsamlı ulusçuluğa karşıtlığı bilinmektedir. Buna karşın, Marks ulusal hareketlere kayıtsız kalmamış, kimi ulusal savaşımı dikkatlice izleyerek desteklemiştir. Polonya ve İrlanda ulusal mücadelesine verdiği destek, öğretisinin temel yapısıyla çelişmez, tersine onu varsıllaştırarak bütünleştirir. Ulusal hareketler “içindeki ilerici şeyi desteklemek”3 den sözeder.

Polonya’yı, Avrupa gericiliğinin kaleleri olarak gördüğü Rusya, Prusya ve Avusturya tarafından işgal edildiği ve baskı uygulanan Leh halkının demokratik savaşımı sürdürdüğü için destekler. İrlanda ulusal savaşımına büyük önem verir ve İngiliz işçi sınıfının başarılı olmasını, İrlanda’nın bağımsızlığını elde etmesi koşuluna bağlar. “İrlanda kurtarılmadığı sürece, İngiliz işçi sınıfı hiç bir zaman herhangi bir başarı gösteremeyecektir”4 der ve şu saptamayı yapar: “İngiltere’de İngiliz gericiliğinin kökleri… İrlanda’nın boyunduruk altında tutulmasındandır”.5

‘Halklar Hapishanesi’ Rusya

Çarlık Rusyası, uluslaşmış olandan göçer boylara dek yüzlerce etnik yapıyı bünyesinde barındıran büyük bir imparatorluktu. Çarlığın baskıcı yönetimi nedeniyle Rusya’ya ‘halklar hapishanesi’ deniyordu.

Rus sosyalistleri, içinde yaşadıkları toplumun özelliği nedeniyle, ulusal soruna olağanın ötesinde önem vermek zorundaydılar. Nitekim öyle yaptılar. Ulusal sorunu her boyutuyla ele aldılar, kapsamlı araştırmalar ve uygulamalar yaparak genel ve özel bilimsel sonuçlara ulaştılar.

Sovyet hükümetini oluşturan 14 bakanlık (halk komiserliği) içinden birini, Uluslar Halk Bakanlığı (Milletler Halk Komiserliği) yaptılar. Komünist Parti’nin önde gelenlerinden ve ulusal sorun üzerine yaptığı araştırmalarla dikkat çeken Josef Stalin’i Uluslar Halk Komiserliği’ne getirdiler.

Lenin ve Stalin’in Söyledikleri

Ulusal sorun, Lenin’in kuramsal çalışmaları içinde önemli bir yer tutar. Konunun Rusya için anlamını, yerel ve genel boyutunu, sosyalist mücadeleyle karşılıklı etkileşimini irdelemiş ulusal ve uluslararası sonuçlar çıkarmıştır. 1848 demokratik devrimlerini, İsveç-Norveç ayrılığını; Finlandiya, İrlanda, Polonya sorununu ve 20.yüzyıl başındaki ulusal hareketleri incelemiştir.

O da Marks gibi ulusal sorunun uluslararası boyutuna önem vermiş, ulusların kaderlerini tayin hakkını savunarak, ‘ezilen küçük’ ulusların desteklenmesi gerektiğini söylemiştir. Bu söylem, Sovyetler Birliği’nde devlet politikası durumuna getirilmiştir. Ancak, bu destek, sınırsız ve her zaman geçerli değildi, olmazsa olmaz bir koşulu vardı.

Desteklenecek ulusal hareket, dünya sosyalist ve demokrat hareketinin parçası olmalıydı. Ona zarar vermemeli, emperyalizmle uzlaşmamalıydı. Lenin, ‘Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı’ adlı yapıtında şunları söylüyordu: “…Ulusların kaderlerini tayin hakkı dahil demokrasinin çeşitli istemleri, mutlak şeyler değildir. Bunlar dünya demokratik hareketinin tümünün bir parçasıdır. Kimi somut durumlarda, parçanın bütün ile çelişkiye düşmesi olanağı vardır. Bu durumda parça reddedilmelidir”.6

Lenin’in emperyalizmle uzlaşan ulusal hareketler için tutumu çok serttir. Bu tür hareketlerin ‘ezilmesi’ gerektiğini söyler. Şöyle der: “Kimi küçük uluslar, burjuva gericiliğinin dayanakları durumunda olursa, bizim de bu gerici halkların içindeki hareketin niteliği ne olursa olsun onları ezmek ve ileri karakollarını yıkmak için, devrimci bir savaştan yana olmamız gerekir”.7

Stalin’in ulusal devinimlere verilecek destek konusundaki görüşü Lenin’den farklı değildir. Ulusal Sorun adlı yapıtında şöyle söyler; “…Kuşkusuz proleteryanın her ulusal hareketi, her zaman, her yerde, her özel ve somut durumda desteklemeye mecbur olduğu anlamına gelmemelidir. Desteklenmesi söz konusu olan ulusal hareketler, emperyalizmi sürdüren ve güçlendiren hareketler değil, emperyalizmi zayıflatan ve devrilmesini kolaylaştıran hareketlerdir. Öyle durumlar olabilir ki, ezilen belli bir ülkenin ulusal hareketi, devrimci hareketin çıkarlarına aykırı düşebilir. Bu durumda destekten söz edilemeyeceği açıktır”.8

Fidel Castro Ne Diyor

2016 yılında ölen ve son dönemin en büyük sosyalisti kabul edilen Fidel Castro, Türkiye’deki Kürt kalkışmasını, “Yankee’nin ABD’nin petrol bekçiliği” olarak değerlendirmiş ve şunları söylemiştir: “Türkiye’deki olayları yakından izliyorum… Umarım ve dilerim ki, sizin oradaki Kürt hareketi Yankee’nin petrol bekçisi olmaz. Ancak, gördüğüm kadarıyla bunlar ABD’ne bağımlı, ABD’nin denetiminde hareket ediyorlar. Kürtlerin hareketi bağımsızlık değil, ABD’ne bağımlılıktır”.9

Kürtçülük Üzerinden Kemalizme Saldırı

Sosyalist önderler bunları söylerken, Türkiye’de kendilerine ‘sosyalist’ olarak tanımlayan kimi kesimler, Kürt kalkışması ve Atatürk konusunda temelsiz yakıştırmalar yapıyorlar. Oysa, kuramsal araştırmalarla üst düzey yapıtlar üreten, devrim yapıp devlet yöneten sosyalist önderler, Atatürk’ü ve Türk Devrimi’ni gerçek boyutuyla incelemiş ve ona hak ettiği değeri vermişlerdir.

Türk Devrimi’nin etkisi, kısa sürede kendi sınırlarını aşmış, benzer koşullarda yaşayan ve dünya nüfusunun beşte dördünü oluşturan yoksul ülkelere örnek olmuştur.

Sosyalist Önderlerin Kemalizm Değerlendirmesi

Ulusal devinimlerin yerelden evrensele ulaşması, isteme ya da zorlamaya bağlı bir gelişme değildir. Önce Emperyalizme karşı savaşımda başarı sağlanması gerekir. Bu başarı, ortak düşmana karşı sağlanmış olması nedeniyle, başka ulusal kurtuluş savaşlarına katkı anlamına gelir ve yerel hareket bu nedenle uluslararası boyut kazanarak, dünya demokrasi (ve sosyalist) savaşımın parçası olur.

Stalin, ulusal kurtuluş devinimlerinin 20.yüzyıldaki yaygınlığından söz ederken, yaygınlığı sağlayan etkenin Türk Devrimi oluğunu belirtir ve şunları söyler: “Ulusal sorunun yeryüzünün tümünü, önce küçük kıvılcımlar olarak, sonra kurtuluş hareketlerinin aleviyle sarması ve sömürgeler genel sorunu biçimine bürünmesini sağlayan etken, emperyalist grupların Türkiye’yi parçalama ve ülkenin devlet olarak varlığına son verme yolundaki girişimleridir. Müslüman ülkeler arasında en gelişmiş devletlerden biri olan Türkiye, böyle bir şeyi sineye çekemezdi. Savaş bayrağını yükseltti ve çevresine Doğu halklarının desteğini toplayarak emperyalizme karşı durdu”.10

Lenin, Kurtuluş Savaşı’nı başından beri izlemiş, niteliğini ve yönelimini anlayınca her türlü desteği vermiştir. Mustafa Kemal hakkında yaptığı ünlü değerlendirme şöyledir: “Mustafa Kemal, yetenekli bir önder ve akıllı bir devlet adamı. O istilacılara karşı kurtuluş savaşı veriyor. Emperyalistlerin gururunu kıracağına, padişahı yardakçılarıyla birlikte silip süpüreceğine inanıyorum”.11

Kemalizmin Türkiye’deki başarıları, devrim sancıları içindeki Çin’de ilgiyle izlenmiş, oldukça geniş bir kesim benzer yöntemlerin Çin’de de uygulanmasını istemişti. O dönemde Mao, “Çin burjuvazisinin bazı unsurları, büyük haykırışlarla Kemalizmi istediler. Fakat Çin’in Kemal’i nerede?” diye sormuş ve sorusuna Büyük Yürüyüş öncesinde Şangay Meydanı’nda yaptığı konuşmada kendisi vermişti: “Çin’in Atatürk’ü benim”.12

Ho Şi Minh; (Vietnam Ulusal Kurtuluş Savaşı Önderi): “Türk halkı hayranlık verici bir cesaret ve fedakarlık ruhuyla, uğursuz Sevr Antlaşması’nı yırtıp attı ve bağımsızlığını kazandı. Emperyalist oyunları yendi ve sultanın tahtını devirdi. Bitkin, parçalanmış ve çiğnenmiş bir ulusu birleştirmiş ve güçlü bir Cumhuriyet durumuna getirdi, devrimini yaptı”.13

Georgi Dimitrov; (Bulgaristan Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı): “Ellerinde silah, büyük kan pahasına yurtlarından emperyalist istilacıları kovmayı başaran ve ulusal bağımsızlığını elde eden Türk ulusu, büyük bir gurur duymakta haklıdır”.14

Fidel Castro: “Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptıklarını ben asla yapamazdım. Gerçek devrimci Atatürk’tür. Büyük bir devrim yaptım ancak Mustafa Kemal’in yaptıklarını başaramazdım. Devrimci Kemal Atatürk varken Türk gençleri neden kendilerine başka önder arıyorlar… Atatürk 1919’da, düşmanları kovmak için Bandırma gemisiyle Samsun’a çıktı ve anti-emperyalist savaş verdi, zafere erişti. Biz Atatürk’ün devrimci savaşından etkilendik, esinlendik. Ve tam 40 yıl sonra, 1959’da Gramsi gemisiyle Havana’ya çıktık. Ülkemizde emperyalizmi ve işbirlikçi faşist Batista rejimini yıkmak için biz de zafere eriştik. Bizim ve tüm ezilen halkların esin kaynağı Mustafa Kemal Atatürk’tür”.15

Bilimin Yadsınması ve Yokoluş

Türkiye’deki kimi ‘sosyalistler’, ulusların kaderlerini tayin hakkını, Kürt merkezli bir soruna indirgeyerek ele alıyor. Sosyalist kuram ve savaşım birikimi yadsınarak propagandaya dönüştürülen bilim dışı görüşler, özellikle sosyal medyada yoğun olarak işleniyor. Bilgi kirliliğine yolaçan bu girişimler, Cumhuriyete ve Kemalizme saldırı aracı olarak kullanılıyor.

Ulusların kaderlerini tayin hakkını tanımak; mutlak, değişmez ve her zaman geçerli bir tutum değildir. Desteklenecek ulusal hareket, dünya sosyalist ve demokrat hareketinin parçası olmalı ve emperyalizmle uzlaşmamalıdır. Emperyalizmle uzlaşan ulusal hareket reddedilmeli ve ‘ezilmelidir’. Ulusların kaderlerini tayin hakkını soyut bir kavram haline getirip her ulusal hareketi desteklemek, insanı Kürt kalkışmasında olduğu gibi, emperyalist politikaları desteklemeye götürür. Bunun sonu, siyasi olarak yokoluştur.

DİPNOTLAR

1       “Karl ve Lenin’de Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı ve Ayrı Örgütlenme Hakkı”, Hatko Schamis, www.ciherkessia.net
2       a.g.y.
3       “Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı”, Lenin, kutuphane. halkcephesi.net
4       “Karl Marks ve Lenin’de Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı ve Ayrı Örgütlenme Hakkı”, Hatko Schamis, www.ciherkessia.net
5       ”Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı”, Lenin, kutuphane.halkcephesi. com
6       a.g.e., Sol Yay., 1976, sf.184
7       a.g.e., sf.184
8       “Ulusal Sorun”, Joshef Stalin, Sol Yay.
9       “Fidel Castro ve Kürtler”, Cemal Şener, ahmetdursun374blogcu.com
10     “Ulusal Sorun” Josef Stalin, Sol Yay, sf.101
11     “Tek Adam”, Şevket Süreyya Aydemir, Remzi Yay., 2.Cilt, sf.347
12     “La Nouvelle Democratie”, Pekin, 1968; ak.Prof.Tamer Timur, “Türk Devrimi ve Sonrası”, İmge Yay., 1994, sf.299
13     “La Humanite”, 1 Ocak 1921, Seçme Eserler, 1.Cilt, sf.59; ak, Doğu Perinçek,“Lenin, Stalinve Mao’nun Türkiye yazıları”, Kaynak Yay., 3.Baskı, sf.169
14     “Kemalist İhtilal ve Bulgaristan”, S.Velkov, 1969, sf.17; ak. Selahattin Çiller.
15     Jale Özgentürk, Yeni Yüzyıl Gazetesi, ak; www.68dayanışma.org

Metin Aydoğan
Metin Aydoğan

Yorum Yapabilirsiniz

eight + 6 =