yonetici
Yeni ve ileri bir olguymuş gibi sunulan küreselleşme, ne yenidir ne de ileri. Tekelci şirket egemenliğinin en yüksek, en asalak ve çözülmeye en yakın üst evresidir; 20.yüzyıl başında dünyaya yayılan emperyalizmin kendisidir. Yüz yıllık geçmiş içinde; teknolojik gelişme, sermayenin küresel dolaşımı ve mali-sermaye (finans-kapital)yoğunlaşması olağanüstü artmıştır, ancak emperyalist düzen niteliksel bir değişime uğramamıştır. Dünya...
yonetici
altıok1resim1
Altıok, yaymaca (propaganda) amacı taşıyan sıradan bir tanımlama değil; mücadele içinde oluşan, yaşama bağlı ve geleceğe yön veren ilkeler bütünüdür. Geri kalmışlıktan kurtularak gelişmek isteyen bir ulusun, kalkınıp güçlenmek için izleyeceği yolu gösterir. Bu işin nasıl yapılacağını açıklar. İnsanı esas alır, bilime ve gerçeklere dayanır. Herşeyden önce, “çok yönlü, ileri ve çağın gereklerine uygun” belirlemeler;...
yonetici
altıok1resim1
Altıok, yaymaca (propaganda) amacı taşıyan sıradan bir tanımlama değil; mücadele içinde oluşan, yaşama bağlı ve geleceğe yön veren ilkeler bütünüdür. Geri kalmışlıktan kurtularak gelişmek isteyen bir ulusun, kalkınıp güçlenmek için izleyeceği yolu gösterir. Bu işin nasıl yapılacağını açıklar. İnsanı esas alır, bilime ve gerçeklere dayanır. Herşeyden önce, “çok yönlü, ileri ve çağın gereklerine uygun” belirlemeler;...
yonetici
Türk Devrimi’nin dünya siyasetine etkisi bilinenden ve sanılandan çoktur. Kemalizm tarihsel olarak Batı kapitalizminin “kabuk değiştirerek” dünyanın tümünü yatırım alanı durumuna getirmeye giriştiği bir dönemde ortaya çıkmıştır. Bu dönem, dünyanın yeniden paylaşımı için ilk büyük küresel çatışmanın yaşandığı, emperyalizmin yayılma evresidir. Emperyalizm yerleşik dünya düzeni durumuna gelemeden, daha “gençlik” döneminde, Kemalizmle karşılaşmış ve yenilgiye...
yonetici
“Gençler! Geleceğe güvenimizi güçlendiren ve sürdüren sizsiniz. Siz almakta olduğunuz eğitimle, bilgiyle, insanlıktaki üstün niteliklerin, yurt sevgisinin, düşünce özgürlüğünün en değerli örneği olacaksınız. Ey yükselen yeni nesil! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz…”                                        ...
yonetici
Yabancıların, Kurtuluş Savaşı’nın Türkler için anlamını gerçek boyutuyla kavraması güçtür. Gerçekleştirilen sıradışı eylemi anlayabilmek için, Türk insanının yapısal özelliklerini, alışkanlıklarını ve geçmişten gelen birikimini bilmek gerekir. Topluma karşı duyulan sorumluluk duygusu, yurda ve toprağa bağlılık, kimliğini koruma becerisi ya da kendiliğinden harekete geçen savunma güdüsü kavranmadan Kurtuluş Savaşı kavranamaz. Dayanıklılık, direnç gücü, örgütlenme yeteneği...
yonetici
25 Ağustos akşamı, Anadolu’nun dış dünyayla haberleşmesini tümüyle kesti. Karargahını Şuhut yakınlarındaki dağlık bölgeye, oradan Kocatepe arkasındaki bir tepeye taşıdı. 26 Ağustos sabahı, gün doğumuna bir saat kala, savaşı yöneteceği Kocatepe’ye geldi. “Düşüncelerine gömülmüş, konuşmuyordu. Durmadan doğuya, güneşin doğacağı ufka bakıyordu. Orada kızıl pırıltı belirip, Anadolu yaylasına güneş doğarken birden, gürleyen bir gök gibi, topçu...
yonetici
Bir Alman Profesör “Türkler ulus olamamıştır” yargısında bulunarak nedenini, “bankalarını yabancılara bu denli kolay satan bir toplum ulus olamamış demektir” biçiminde açıklamış. Bankaların ulusal varlık açısından önemini belirtmek için söylenen bu sözler, gerçekte çok şey anlatıyor. 19.Yüzyılda girişimcilere borç veren basit aracılar olan bankalar; 20.yüzyılda para satmanın yanında yatırımları olan, şirket satın alan ve dışa...
yonetici
Dünya sigara devi Philipe Morris, İsviçre’nin çikolata ve kahve şirketi Jakop Suchard’ı satın aldığında, İsviçre’nin önemli gazetelerinden Bund; “İsviçre’nin bir parçasını yitirdik” manşetiyle çıkmıştı. Bund haklıydı. Bir ülkede kamu ya da özel her ulusal şirket, yaratılmış bir değerdir ve o değer yabancılaştığında ulusun bir parçası yitirilmiş demektir. İsviçre’de yalnızca bir şirketin satışına tepki gösterilirken, Türkiye’de yüzleri...
yonetici
Yabancılara toprak edinme hakkının tanınması, Avrupalılar’ın 19.yüzyıl boyunca İstanbul’dan istediği, çoğu kez dayattığı, siyasi-ekonomik isteklerin değişmez maddelerinden biriydi. Bu istek, 1856’da Islahat Fermanı’yla kabul edilmiş ve 1867 yılında çıkarılan Tebaa-i Ecnebiyenin Emlâke Mutasarrıf Olmaları Hakkında Kanun adlı yasayla uygulamaya sokulmuştu. Yasada şunlar söyleniyordu: “Yabancı devletlerin uyrukları, Osmanlı ülkesinin Hicaz dışında kalan her yerinde, devletin uyrukları...