yonetici
Ulusçuluk ve toplumculuğun, 20.yüzyılın ilk yarısındaki altın çağı, yerini adım adım Yeni Dünya Düzeni’nin, küresel egemenliğine bıraktı. 20.Yüzyılın ilk yarısında ulusal bağımsızlık savaşımları ikinci yarısında ise emperyalizm etkili oldu. Şimdi 21.yüzyıldaki son kapışma bekleniyor. Beklenen yeni döneme yönelik sonuçlar çıkarabilmek için, ulusçu savaşımın kimi ortak özelliklerini bir kez daha irdelemekte yarar var. Günümüz dünyasını...
Metin Aydoğan
24 Şubat 1917’de, Rusya’nın başkenti Petrograd’da, açlık çeken ve eksi yirmibeş derecede ekmek kuyruklarında bekleşen halkın, fırınlara saldırmasıyla gelişen olayların, sosyalist bir devlet ortaya çıkaracağı kimsenin aklından geçmemişti. Günün özgün koşullarının ve iyi örgütlenmiş bir parti yetkesinin yarattığı yeni devletin, sosyalizmi ne düzeyde temsil edebileceği bugün yoğun olarak tartışılıyor. Ancak, gözardı edilemez bir gerçekliktir...
Metin Aydoğan
17 Şubat, Medeni Kanun’un yasalaştığı gündür. Ancak, 1926 yılında gerçekleştirilenler, yasa çıkarmanın çok ötesinde bir başka boyuta sahiptir. Türk toplumu, girdiği devrimler sürecinde, hukuk alanında da büyük bir yenileşme atılımı gerçekleştirmişti; hukukta devrim yaşanmıştı. Bu devrim; evrensel hukukla çelişmeyen, Türk toplumuna uyumlu, gelişmeye açık ve devrimci bir öze sahipti. Aşağıdaki yazıyı, hukuk sefaletinin yaşandığı günümüzde...
Metin Aydoğan
21.yüzyıla girerken, çalışanlar açısından dünya yüzyıl öncesinin koşullarından daha iyi bir ortam oluşturmuyor. İşçiler birçok bakımdan belki de daha kötü durumdalar. İşçilerin bir bölümü o güne göre, belki daha çok kazanıyor daha çok geziyor ve teknolojik nimetlerden daha çok yararlanıyor ama büyük bir bölümü çalışma ve işsizlik sorunları nedeniyle, yaşam sevincini ve gelecek umutlarını...
Metin Aydoğan
“Antik Çağ Ege ve Roma Uygarlıkları” ile “Demokrasi ve Parlamentoların Ortaya Çıkışı” yazılarında, Batı toplumlarındaki devlet biçiminin (demokrasinin) oluşumu incelendi. “Türk Yönetim Gelenekleri ve Katılımcılık” başlıklı bu yazı ise, okuyucunun toplumlararası ayrımı görmesi amacıyla hazırlandı. Eşitliğin ve katılımcılığın Batı toplumlarında oluşup kurumsallaştığına olan yaygın kanının, gerçeği yansıtmadığı bu üç yazı birlikte değerlendirildiğinde açıkça görülecektir. Özgürlüğe...
Metin Aydoğan
Seçimler ve meclislerle halkın kendisini yönetecek kişileri belirlemesine, bugün demokrasi deniyor. “Oy” ve “sandık” kutsanıyor ve yönetimin bu biçimde oluşturulması çağdaşlık sayılıyor. Doğru gibi görünen ancak biraz düşünüp yaşananlara bakınca, bunda bir çarpıklık olduğu görülüyor. Türkiye’de; Meclis’in oluşumu, seçim yasaları, barajlar, dağıtılan paketler, din ticareti, para ve medya kullanımına bakınca; oluşturulan siyasi düzenin, seçilecekleri...
Metin Aydoğan
antik-çağ
Antik Ege uygarlığı, her uygarlık gibi kendisinden öncekilerden etkilenerek ortaya çıkmış;  sanat, siyaset, edebiyat, felsefe alanlarında sorgulayıcı bir anlayışla ileri ürünler vermiştir. Yönetim biçimini belirleyen siyasal düzen konusunda gerçekleştirdiği dikkat çekici gelişme, soyluerki (aristokrasi) egemenliğinin bireysel diktatörlükle değil, beysoyluların (aristokratların) tümünün katıldığı bir düzenle sürdürülmesiydi. Katılımcılığa dayanan demokratik işleyiş, siyaset düzeninin bünyesine sokulmuş, ancak...
Metin Aydoğan
Günümüzün sorunu olan küreselleşmenin gerçek sahiplerinin, uluslararası şirketler olduğu artık herkesin bildiği bir gerçektir. Büyük devlet politikası konumuna gelen ve şirket çıkarlarını temsil eden küresel politikanın belirlenip uygulanmasında, askeri ve ekonomik güç yanında çok önemli bir üçüncü güç vardır. Bu iletişim gücüdür. İletişim, günümüzde o denli etkili duruma gelmiştir ki, o olmasa küresel düzeyde...
Metin Aydoğan
Özelleştirme uygulamaları Türkiye’de, geri dönüşün, dışa bağımlılığın ve politik çöküşün kuramsallaştırıldığı; bilinçli ve planlı anti-ulusçu bir programın en son ve en üst aşamasıdır. Toplumsal yaşamı ulus birliği temelinde sürdürüp geliştirmenin gerçek unsurları olan kamusal işletmeler, azgelişmiş ülkeleri ayakta tutan ekonomik güç merkezleridir. Bu merkezleri elden çıkarmanın, ulus-devlet varlığının temel dayanaklarını ortadan kaldırma anlamına geleceği...
Metin Aydoğan
13 Aralık 1925’te çıkarılan Tekke ve Zaviyeleri kaldıran yasa gereği; şeyhler, dervişler, tekkelerini kapatmakla kalmadılar, yan örgütleri durumundaki derneklerini dağıttılar. Kendilerine ayrıcalık sağladığına inandıkları biçimsiz giysilerini çıkardılar. Herkes gibi; ceket, iskarpin, pantolon, kasket ya da şapka giydiler, kravat taktılar. Sokakta hiç kimse, onları artık diğer insanlardan ayıramıyordu. “Başkasının sadakasıyla geçinen” insanlar ortadan kalkmıştı. Belki...