SAKARYA’DA KAZANILAN

Metin Aydoğan
13 Eylül, Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktasını oluşturan Sakarya Zaferi’nin yıldönümüdür. Yoksul bir ulusun, sıradışı yoksunluklar içinde kazandığı bu savaşın, günümüzde ders çıkarılacak birçok yönü vardır. Savaşan askerler üniformasızdır ve paçavraya dönen giysiler içindedir. Yüzde yirmi beşinin ayakları çıplaktır. Silah donanımı eksiktir. Açlığını gidermek için doğadan ot toplayıp yemektedir. “Askeri otlatmaya çıkardım” sözcüğü, subayların günlük emirleri içine girmiştir. Ön safta çarpışan subayların yüzde sekseni, erlerin yüzde altmışı şehit olmuştur.

Sakarya’nın Önemi

Eskişehir ve Kütahya savaşları sonunda Yunanlılar, “strateji ve taktik bakımından” başarı sağlamış görünüyordu. Kral Constantine, “Türklerin işini bitirdik” diye açıklamalar yapıyor, Yunanistan’da şenlikler düzenleniyordu. Ancak önlerinde, kutlanacak bir yengiyle sonuçlanması çok zor bir savaş vardı. Türk Ordusu’nun “ne tümünü ne de bir parçasını” yok edebilmişlerdi. Koskoca ordu “çabucak gözden kaybolmuş” Anadolu yaylasının “uzun ve yorucu yollarında ülkenin canevine”, Ankara’ya doğru çekilmişti.1

Meclis’te Durum ve Olağanüstü Yetki

Meclis’te, geri çekilmenin yarattığı bir hoşnutsuzluk vardı. Kimi milletvekilleri, onun Başkomutanlığı üzerine almasını ve savaşı cepheden yönetmesini istiyordu. Hem kendine yakın olanlar, hem de eleştirenler aynı kanıdaydı. Milletvekillerinin tam desteğini alarak Başkomutanlığı kabul etti. Ancak, Meclis’in sahip olduğu yetkinin tümünü, “üç aylık geçici bir süre için” üzerine almak ve kullanmak istiyordu. Orduyu “savaşın bundan sonraki dönemine”, gereken hızla ancak böyle hazırlayabilirdi.2 Önerisi, kimi karşı çıkışlara karşın kabul edildi.

Vereceği buyruklar, artık yasa sayılacaktı. Bir meclis, hiçbir zorlama altında kalmadan, kendi özgür iradesiyle, üstelik oybirliğiyle, yetkisini tek bir kişiye devrediyordu. Bu, örneği olmayan bir yetki devriydi.

Kırık Kemikle Savaş Yönetmek

12 Ağustos’ta, Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşa’yla (Çakmak) birlikte Polatlı’da kurduğu cephe karargahına geldi. O gece, ‘düşmanın izlemesi muhtemel hücum yönünü görmek için’, çevreye hakim bir tepe olan Karadağ’a çıktı. Atının, sigarasını yakmak için çaktığı kibritten ürkmesi üzerine, yere düştü. Kaburga kemiklerinden biri kırılmıştı. Sağaltım (tedavi) için gittiği Ankara’da, hekimler kesin olarak yatması gerektiğini söylediler. “Çalışmayı sürdürürseniz yaşamınız tehlikeye girer” diyorlardı. “Savaş bitsin o zaman iyileşirim”3 diyerek onlarla şakalaşıyor, önerileri umursamıyordu.

Yirmi dört saat sonra cepheye geri döndü. Savaşı, bir trenden sökülen yolcu koltuğunu kullanarak yönetti. Kırık göğüs kemiği, “yeniden depreşen eski böbrek hastalığı”4 ona acı veriyor, güçlükle yürüyebiliyor, çoğu kez, “bir masaya dayanarak dinlenmek zorunda kalıyordu”.5

“İskender’in Doğu Seferi”

Yunan Ordusu, 23 Ağustos 1921 günü sabaha karşı saldırıya geçti. Constantine, savaş parolasını ‘Ankara’ya’ diye belirlemiş ve ‘İngiliz istihbarat subaylarını daha şimdiden, Mustafa Kemal’in şehrinde, Ankara’da, zafer yemeğine çağırmıştı’.6

Atina basınında, ‘Büyük İskender’in Doğu seferinden’ söz eden yazılar çıkıyordu. Constantine, Helen ordusuyla birlikte, onun 2300 yıl önce yaptığını 20. Yüzyıl’da yapacak, ‘bir kez daha Gordion düğümünü keserek Asya’da yeni bir imparatorluk’ kuracaktı.7 Gelişkin silahlarına, mükemmel donanımına ve arkasındaki büyük güce,  İngiltere’ye güveniyordu.

İnanç ve Yoksulluk

Mustafa Kemal ise; sayısı az, donanımı eksik ve esas gücünü inanç ve kararlılığın oluşturduğu ‘yoksul’ ordusuyla, düşmanını bekliyordu. Karargah olarak kullandığı bina, Alagöz Köyü’nde Ali Çavuş adlı köylüye ait, yarım kalmış kerpiç bir evdi.8

‘Kara giysili Karadenizli koruyucularını’ bile cepheye sürmüştü. Rütbelerini Erzurum’da çıkardığı ve Meclis de kendisine ‘resmi bir rütbe vermediği için’ sırtında bir er üniforması vardı.9 Akciğeri için, sakıncalı olmasına karşın, göğsünü sargılatmış, cepheden ayrılmıyordu. Savaşı, “geceli gündüzlü hiç ara vermeden bizzat yönetti ve 22 gün boyunca hiçbir gece düzenli uyumadı”.10

“Büyük ve Kanlı Savaş”

Sakarya Savaşı, 100 kilometrelik bir cephe üzerinde gelişen, sözcüğün gerçek anlamıyla tam bir meydan savaşıydı. Başladığı 23 Ağustos’tan 13 Eylül’e dek, 22 gün sıradışı bir şiddetle sürdürüldü. Yunanlılar, Türklere karşı duydukları kinle ve varsıl bir ülkeyi ele geçirmek için; Türklerse, yüzyıllarca uyruk yapıp içlerinde yaşattıkları Rum ihanetine duydukları öfkeyle, vatanlarını savunmak için savaşıyordu.

Yunan Ordusu’nun önemli bir bölümünü oluşturan Osmanlı uyruğu yerli Rumlar, savaşı yitirdiklerinde vatan haini sayılacaklarını ve ‘Helen İmparatorluğu’ kurmak yerine, varsıllıklarını borçlu oldukları Anadolu’yu tümden yitireceklerini biliyordu. Bu nedenle, büyük bir dirençle savaşıyorlardı.11

“Hatt-ı Müdafaa” Değil “Satt-ı Müdafaa”

Sakarya Savaşı önemliydi, ancak yitirilse bile son değildi. Mücadele, her koşul altında, yeni yöntem ve araçlarla sürdürülecek, düşman tümüyle yok edilinceye dek savaşılacaktı. “Her parça toprak, üzerine basılan her yer savunulacaktır” diyordu.

Ordusuna verdiği ve savaş tarihinde örneği olmayan kesin emir şuydu: “Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı yurttaş kanıyla ıslanmadıkça terkedilemez. Onun için, küçük büyük her birlik bulunduğu mevziden atılabilir, fakat büyük küçük her birlik durabildiği ilk noktada, düşmana karşı yeniden cephe kurup savaşmaya devam eder. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda olduğunu gören birlikler ona uymaz. Bulunduğu mevzide sonuna kadar direnmekle yükümlüdür”.12

Yirmi İki Gün Yirmi İki Gece

Yirmi iki gün, yirmi iki gece süren Sakarya Savaşı, bir gün farkla dünyanın gördüğü en uzun meydan savaşıydı.13 Yalnız uzun değil, ‘vahşi ve öldürücü bir savaştı bu’.14 İki yüz bin insan, yakıcı bir güneş altında, ‘susuz, günlük yiyeceği bir avuç mısıra’15 ya da bir parça ekmeğe indirgenmiş olarak, birbirlerine durmadan saldırdılar.

Ankara’ya açılan Haymana Ovası’na hakim büyük-küçük tüm tepeler, sıkça el değiştiriyor, her el değiştirmede yüzlerce insan ölüyordu. Mustafa Kemal’in elindeki asker, silah ve cephane kısıtlıydı. Sınırlı sayıda dağıtılan mermiler çabuk bitiyor ve askerler birbirinden mermi alıyordu Topçu tümenlerinde mermi eksikliği çok fazlaydı. Subay ağırlıklı olmak üzere çok yitik veriliyordu. Ancak, her olanaksızlık, ona yeni askeri taktikler geliştirtiyordu.16

Subay Savaşı

Mustafa Kemal Sakarya Savaşı’nı ‘subay savaşı’ olarak tanımlar. Yengiden altı gün sonra, 19 Eylül 1921’de, Meclis’te yaptığı uzun konuşmanın sonunda, “subaylarımızın kahramanlığı hakkında söyleyecek söz bulamam. Ancak, doğru ifade edebilmek için diyebilirim ki, bu savaş bir subay savaşı olmuştur” dedi.17

Sakarya Savaşı’na “ön safta katılan subayların yüzde 80’i, erlerin yüzde 60’ı şehit oldu”.18 42.Alay’ın ‘bütün rütbeli subayları şehit olduğu için’ Alay’ın komutasını bir yedek subay üstlenmişti. 4.Tümen’in hücum taburunda ‘bir tek subay kalmıştı’.19 Yalnızca Çal Dağı çarpışmalarında; ‘3 alay komutanı, 5 tabur komutanı, 82 subay ve 900 er şehit olmuştu’.20 Çevresine hakim Karadağ tepesini almak için, yarım tümen şehit verilmişti.21 8 tümen komutanı, süngü savaşında şehit olmuştu.22

Sakarya Meydan Savaşı 13 Eylül’de sona erdiğinde, birkaç gün içinde Ankara’ya gireceği söylenen Yunan Ordusu çökertilmişti. Bitkin durumda ‘Anadolu yaylasının başlangıcındaki harekat noktalarına doğru tersyüzü’ geri çekiliyor, çekilirken ‘geçtikleri her yeri yakıp yıkıyordu’.23 Sayısının azlığına ve olanaksızlıklara karşın, ‘muazzam bir çabayla’ olağanüstü bir direnç gösteren Türk Ordusu, dayanma sınırının sonuna geldiği için; ‘Sakarya Nehri’ni zorlayarak’, Yunan Ordusu’nu izlemedi, onu tümüyle yok edemedi. Bunu yapmak için, daha bir yıla gereksinimi vardı.24

Yunan Ordusu Sakarya’da yok edilemedi ama büyük darbe vuruldu. “Azaltılmış rakamlarla ve yalnızca ölü olarak subay-er 18 bin” yitik vermişti.25 Silah ve donanım yitikleri hesaplanamıyordu.

Ankara’yı Kurtarmak

Ankara kurtarılmış, parlak bir zafer kazanılmıştı. Türkiye coşku, dünya şaşkınlık içinde, Sakarya’daki Türk başarısını konuşuyordu. Ezilen ulusların ‘özgürlüksever halkları’, Türk halkına duyduğu yakınlığı, Ankara’ya gönderdikleri kutlama telgraflarıyla gösteriyordu.26 Rusya ve Afganistan’dan, Hindistan ve Güney Amerika’dan, hatta Fransa ve İtalya’dan bile kutlama geliyordu.27

Ankara halkı, büyük bir sevinç içindeydi. Eşyalarını toplamış, ‘top seslerini duyarak’ doğuya göçmeye hazırlanmıştı. Artık güvendeydi ve Mustafa Kemal’e ‘sonsuz bir şükran duygusu içindeydi’28 O da, aynı duyguları, Türk halkı için taşıyordu. 14 Eylül’de ‘Millete Beyanname’ adıyla, orduyu ve Türk halkını kutlayan bir teşekkür bildirisi yayınladı. Düşmanı tümüyle ülkeden atıp özgürlüğü sağlayana ve “milli sınırlar içinde her türlü yabancı müdahalesine son verene kadar, silahlarımızı bırakmayacağız” diye bitirdiği bildiride şöyle söylüyordu: “Ordumuz, Avrupa’nın en mükemmel araçlarıyla donatılmış Constantine birliklerinin hakkından geldiyse bu inanılmaz mucizeyi Anadolu halkının gösterdiği fedakarlık duygusuna borçluyuz… Biz hiç kimsenin hakkına el uzatmadık. Bizim tek isteğimiz her türlü tecavüze karşı çıkarak, hayat ve istiklalimizi sağlamak ve korumaktır. Her medeni millet gibi, özgürce yaşamaktan başka amacımız yoktur”.29

Siyasi Sonuçlar

Sakarya Meydan Savaşı, içte ve dışta önemli gelişmelere yol açtı; Mustafa Kemal’in gücünü ve saygınlığını arttırdı. Büyük Millet Meclisi O’na, 19 Eylül’de “Gazi” ünvanıyla “Türk askeri rütbelerinin en yükseği” olan Mareşal rütbesini verdi. Oysa, daha bir yıl önce Vahdettin, ondan ‘Mustafa Kemal Efendi’ diye söz ederek rütbelerini almış ve idam kararını imzalamıştı.30

Sakarya’dan 30 gün sonra, 13 Ekim 1921’de Sovyetler Birliği’nin aracılığıyla artık birer sosyalist cumhuriyet durumuna gelen Kafkasya Devletleri; Azerbeycan, Ermenistan ve Gürcistanla, Kars Anlaşması imzalandı. Hemen bir hafta sonra 20 Ekim 1921’de Fransa’yla Ankara Anlaşması, 3 gün sonra 23 Ekim’de İngiltere’yle Tutsak Değişim anlaşması yapıldı. Bu anlaşmalarla Ankara, savaş galibi emperyalist ülkeler tarafından tanınmış oldu. 2 Ocak 1922’de Ukrayna Halk Cumhuriyeti ile Dostluk Anlaşması imzalandı. İtilaf Devletleri 22 Mart 1922’de Ankara’ya mütareke önerisinde bulundu.31

Sovyetler Birliği’nden para ve silah sağlandı. Alınan parayla, “Fransa’dan, İtalya’dan, Bulgaristan’dan, Amerika’dan silah satın alındı”.32

Fransızlarla yaptığı Ankara Anlaşması’yla Güney cephesinde serbest kalan 80 bin asker kullanılabilir duruma geldi, bunların 40 binini “Fransa’dan satın aldığı silahlarla donattı”.33

Fransızlarla kurduğu ilişkiler, paylaşım çelişkisi yaşayan İtilaf Devletleri arasında gerilim yarattı. İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, “adeta dehşetle karışık bir şaşkınlık” içindeydi.34 Büyükelçilik görevlisi Rumbold İstanbul’dan Curzon’a gönderdiği yazıda, “Fransızlar şerefsizce davrandılar, müttefiklerin ilişkisi kökünden sarsıldı” diyordu.35

 

DİPNOTLAR

 

1          “Atatürk” L.Kinross, Altın Kit. Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.322
2          “Nutuk” M.K.Atatürk, II.C., Türk Tarih Kurumu Yay., 4.Bas., 1989, sf.817
3          “Atatürk” L. Kinross, Altın Kit. Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.325
4          “Bozkurt” H.C. Armstrong, Arba Yay., İstanbul-1996, sf.126
5          “Atatürk” L. Kinross, Altın Kit. Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.325 ve 327
6          a.g.e. sf.326
7          a.g.e. sf.326
8          “Mustafa Kemal” B.Méchin, Bilgi Kit., Ankara-1997, sf.213
9          “Atatürk” L.Kinross, Altın Kit. Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.327
10       “Kemalist Eüitimin Tarih Dersleri-IV” Kaynak Yay., 3.Bas.,2001, sf.101
11       “Mustafa Kemal” B.Méchin, Bilgi Kit., Ankara-1997, sf.213
12       “Nutuk” M.K.Atatürk, II.Cilt, Türk Tarih Kurumu Yay., 4.Bas., 1989, sf.827
13       “Atatürk” L.Kinross, Altın Kit. Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.329
14       a.g.e. sf.329
15       “Mustafa Kemal” B.Méchin, Bilgi Kit., Ankara-1997, sf.213
16       “Atatürk” L.Kinross, Altın Kit. Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.329
17       “Anadolu İhtilali” S.Selek, II.Cilt, Kastaş A.Ş. Yay., 8.Bas.,1987, sf.670
18       “İstiklal Savaşı Nasıl Oldu?” Şevki Yazman, sf.99; ak.Ş.S. Aydemir “Tek Adam”, II.Cilt, Remzi Kit., 8.Bas., İst.-1981, sf.503
19       a.g.e. sf.503
20       “Anadolu İhtilali” S.Selek, II.Cilt, Kastaş A.Ş. Yay., 8.Bas., 1987, sf.661
21       “Atatürk” L.Kinross, Altın Kit. Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.334
22       “Bozkurt” H.C. Armstrong, Arba Yay., İst.-1996, sf.127
23       “Mustafa Kemal” B.Méchin, Bilgi Kit., Ankara-1997, sf. 214
24       “Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı Tarihi 1918-1923” A.M. Şamsutdinov, Doğan Kitap, İst.-1999, sf.260
25       “Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı Tarihi 1918-1923” A.M. Şamsutdinov, Doğan Kitap, İst.-1999, sf.260
26       “Hakimiyeti Milliye” 19.11.1921; ak. A.M. Şamsutdinov, Doğan Kitap, İstanbul-1999, sf.260
27       “Bozkurt” H.C. Armstrong, Arba Yay., İst.-1996, sf.131
28       a.g.e. sf.131
29       “Atatürk’ün Bütün Eserleri”11.Cilt, Kaynak Yay., İstanbul-2003, sf. 390-391 ve “Çankaya Akşamları” B.G.Gaulis, II.Cilt, Cumhuriyet Kit., Aydınlanma Dizisi 188, İst.-2001, sf.19-20
30       “Kemalist Eğitimin Tarih Dersleri-IV” Kaynak Y, 3.Bas, 2001, sf.101
31       “Anadolu İhtilali” S.Selek, II.C., Kastaş A.Ş. Yay., 8.Bas., 1987, sf.685
32       “Mustafa Kemal” B.Méchin, Bilgi Kit., Ankara-1997, 218
33       a.g.e. sf.217
34      “Atatürk” L.Kinross, Altın Kit. Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.338
35      a.g.e. sf.338

 

 

 

 

Metin Aydoğan
Metin Aydoğan

Yorum Yapabilirsiniz

20 − 7 =