PARTİ SORUNU-2 : JÖN TÜRKLER-2

yonetici

… Jön-Türk hareketi içinde yer alan Prens Sabahattin, ülkemizde ve dışarda üzerinde en çok durulan kişidir. Onun görüşleri de, öbür Jön Türk önderlerinde olduğu gibi; yüzeysel araştırmalara, bilimsel değeri olmayan incelemelere ve entelektüel olgunluktan yoksun savlara dayanıyordu. O dönemde Türkiye’de pek bilinmeyen ve Batı’da azgelişmiş ülkeler için geliştirilen sömürge liberalizmine yönelik yapay önermeler, hiç değiştirilmeden yineliyordu. Veriye dayanmayan dayanaksız savları, son derece sert ve kimi zaman Türk toplumunu aşağılar nitelikteydi… Prens Sabahattin’in görüşleri, toplama bilgilerden oluşan seçmeci (eklektik) düşüncelere dayanıyordu. Edindiği bilgileri, koyu bir Katolik olan Frederic Le Play’ın Paris’te kurduğu ‘Science Sociale’ okulunda, Edmond Demolins’den öğrendi. Burada öğrendiklerini, hemen hiçbir yorum katmadan kendi görüşü gibi ileri sürdü. Le Play Okulu, Batı kapitalizminin gereksinimlerine yanıt veren tezler ileri süren; azgelişmiş ülkelere liberalizm ve devletin etkisizleştirilmesini öneren bir yapılanmaydı… Prens Sabahattin’in ‘teşebbüsi şahsi’ (özel girişimcilik) ve ‘ademi merkeziyetçilik’ (yerinden yönetim) gibi Türkçe tanımlarla ileri sürdüğü görüşler, bu okulun öğrencilerine verdiği eğitimin temel anlayışıydı. Bunların, ne anlama geldiğinin Türkiye’de bilinmemesi, basit bir ‘aktarıcı’ olan Prensin ‘kuramcı’ gibi görülmesine neden olmuştur.

Prens Sabahattin, ödünsüz bir Batı yanlısıydı. Tutumunu o denli ileri götürüyordu ki, 1902’de Paris’te yapılan Birinci Jön Türk Kongresi’nde, ’İngilizler’in yardımıyla Abdülhamit’e karşı askeri darbe düzenlenmesini’ ısrarla savunmuştu. Kongre’ye Rum, Ermeni, Arap azınlıklar adına katılan delegelerin desteğini alarak bu kararı çıkarttı… Jön Türkler, Osmanlılığı “gurur duyulan bir kardeşlik” olarak görüyordu. Ancak, ‘Osmanlı kardeşliği’! Türkler’e çok ağır bir bedel ödetti. Sırp ve Bulgarlar, binlerce Türkü öldürdü, yüzbinlercesini göç ettirdi. 1876’da Tuna Vilayeti’nde (Bulgaristan), Fransız kaynaklarına göre 1,23 milyon Bulgar’a karşılık 1,13 milyon Türk yaşıyordu. Öldürme ve göç ettirmelerle Bulgaristan’daki Türk nüfus birkaç yıl içinde yüzde 70 azalmıştı. Girit Yunanistan’a bağlanmış (1908), Osmanlı Devleti yüz milyon mark karşılığında Doğu Rumeli’nin tümünden çekilmişti. Bulgaristan’ın bağımsızlığı tanınmış (1908), Ege’de Oniki ada elden çıkmış; Selanik, Kavala ve Makedonya ile kıyı şeridinin tümü Yunanistan’a gitmişti. İmparatorluk Meriç’e dek çekilmiş, ‘Osmanlı kardeşliği’ Osmanlılığı parçalıyarak, Rumeli’deki 550 yıllık Türk egemenliğini birkaç yıl içinde yok etmişti… Jön Türkler, dar bir sürgün kümesi olarak kaldılar ve Türkiye’de siyasi bir güç durumuna gelemediler. Savaşımları ve politik etkileriyle değil, aldıkları adla tanındılar. İkinci sınıf liberal meşrutiyetçi görüşler ileri sürdüler ve her etnik kökenden insanı içlerinde barındırdılar ancak her nedense Jön Türkler olarak tanımlandılar. Kendilerine özgü sağlam bir dünya görüşleri yoktu ve güçlü bir siyasi akım haline gelemediler ancak adları dünya siyaset sözlüğüne girdi. Jön Türkler sözcüğü ilginç bir biçimde, çeşitli dillerde kullanılan evrensel bir tanım oldu. Değişik ülkelerde, düzen karşıtı siyasi sürgünlere onlardan sonra, Jön Türkler denmeye başlandı; Meksika Jöntürkleri, İran Jöntürkleri gibi.

yonetici
yonetici

Yorum Yapabilirsiniz

2 × two =