PARTİ SORUNU-1 : JÖN TÜRKLER-1

yonetici

… 19. Yüzyılın son çeyreğinde kimi Osmanlı aydınları, o güne dek pek görülmeyen biçimde padişaha karşı örgütlü bir savaşım başlattı. Bu savaşıma katılanlar, Türkiye ve dünyada Jön Türkler adıyla tanımlandı. Önemli bir siyasi savaşıma girişmişlerdi ancak örgütlenme olarak giriştikleri savaşımı kaldırabilecek donanıma sahip değillerdi. Sayıları az ve etkisizdiler. Bilinç düzeyleri giriştikleri eylem için yeterli değildi. Halkla ilişki kurmuyor, ona güvenmiyor ve bir seçkinler kadrosu oluşturmaya çalışıyorlardı. Kuramsal yetersizlikleri nedeniyle olay ve ilişkileri kavrayamıyor, edindikleri yetersiz bilgileri sürekli yineleyerek, bunları Türkiye için geçerli görüşler olarak öneriyorlardı… Jön Türkler, görüşleri netleşmiş, ilkeli birlikteliklere sahip, bağdaşık (homojen) bir siyasi örgüt ya da küme değildi. En temel konularda bile farklı düşünüyor, düşünceleri içinde uzlaşmaz karşıtlıklar varlığını sürdürebiliyordu. Kimi tarihçiler Jön Türk hareketinin, I. Meşrutiyet’in ilanı olan 1876’dan, İttihat ve Terakki’nin kendisini feshettiği, 1918’e dek geçen dönemi kapsadığını kabul eder. Ancak, 1876-1908 ile 1908-1918 arasındaki dönemler, siyasi içerik ve somut hedefler açısından farklı özelliklere ve farklı yönelişlere sahiptir. Bu nedenle, Jön Türk hareketinin tümünü tek bir süreç gibi ele almamak gerekir… Jön Türk hareketinde, Ahmet Rıza, Murat (Mizancı Murat), Prens Sabahattin ilgi çeken ve önder konumunda olan kişilerdir. Bilinç düzeylerine ve sürgün yaşamının zorlu koşullarına bağlı olarak, karmaşık duygu ve davranışlar içindedirler. Ahmet Rıza, Bursa Maarif Müdürü, Mizancı Murat Hariciye Matbuat Kalemi görevlisi, Prens Sabahattin, Abdülhamit’in kızkardeşinin oğluydu… Ahmet Rıza, Fransız Auguste Comte’un etkisi altındaydı. Kimi görüşleri, Türkçe’ye çevrilmiş yinelemeler durumundadır. Toplumu yönetenler, ona göre “iyi eğitim almış bir uzmanlar zümresi” olmalıydı… Auguste Comte olguluculuğunun (pozitivizm) otoriter yanı, onu ister istemez halktan uzaklaştırıyor ve seçkinciliğe götürüyordu. ‘Meşveret’ adlı dergisinde; ‘halka güven duyulamayacağı için başlarına yönetici bir elitin geçmesi gerektiği’ni söylüyordu. Ahmet Rıza’nın amacı, tüm Jön Türkler, gibi, “Türkiye’yi Batılılaştırarak devletin dağılmasını” önlemekti. Osmanlıcılık düşüncesine dayanan bir ‘vatanseverlik’ kavramını sıkça işliyor, etnik unsurları ayrılıkçılığa yönelten garip bir milliyetçiliği savunuyordu… Çıkardığı gazetenin adı nedeniyle Mizancı olarak anılan Murat Bey, Ahmet Rıza’nın örgütsel rakibiydi. Jön Türk hareketinin bir başka kuramcısıydı. Düşünce yapısı, nitelik olarak farklı değildi. Jön Türkler’in hemen tümü gibi, Batı kültürüyle kaynaşılması gerektiğine inanıyordu. Türklük konusunu ortaya atarak milli kültürün korunması gerektiğini ileri sürüyor ancak İslam birliğini (panislamist) de savunabiliyordu. “Araplar’ın her türlü gelenek ve göreneğini değerlendirelim, fakat Türk olduğumuzu unutmayalım” diyor, ardından Türk tarihini küçülten, onunla alay eden yazılar yazıyordu. 31 Mart gerici ayaklanmasında, ayaklanmayı destekleyen Serbesti, Sabah, Volkan gibi gazetelere bu yönde çelişkili yazılar yazıyordu… ‘Kendisi için her türlü fedakarlığı göze alan ve sıkıntı çeken’ aydınları izlemediği için, halka kızıyor ve onu suçluyordu. “Alçaklığın bu derecesine miskin miskin bakan halka lanet olsun, başka bir şey diyemeyiz” diyordu…

yonetici
yonetici

Yorum Yapabilirsiniz

12 − 2 =