YENİ DÜNYA DÜZENİ KEMALİZM VE TÜRKİYE-20.YÜZYILIN SORGULANMASI

YENİ DÜNYA DÜZENİ KEMALİZM VE TÜRKİYE-20.YÜZYILIN SORGULANMASI

yeni-dC3BCnya-dC3BCzeni-1

Sayın Metin Aydoğan,

Size birkaç teşekkür borçlu olduğumu hissediyorum. Önce, bu ülkede 33 yıldır yaşayıp, yanlış yönlendirildiğimi(zi) fark edemediğimi bana gösterdiğiniz ve bende, bilinçli bir kendimden utanma ve kızma duygusu yaşattığınız için. Sonra, sürekli bombardıman edildiğimiz gereksiz bilgiler yüzünden perdelenmiş gözlerimin ve aklımın açılmasına yardımcı olduğunuz ve uluslararası arenada ilişkilerin nasıl ve ne üzerine kurgulandığını tarihsel kökenleriyle birlikte anlamamı sağladığınız için.

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye kitabınızı, Çin Pamirlerinde bir ekspedisyon sırasında okudum. Ülkemden uzakta, çok sevdiğim dağlarda tırmanıştan arta kalan zamanlarda çadırımın içinde elimden bırakamamacasına kendimi kitaba kaptırdım ve her satırda, her sayfada, Türkiye ve dünya ile ilgili yakın tarihimizin gerçeklerini kavradım; kavrayış arttıkça, karmaşık duygular yaşadım. Bunları nasıl olur da bu kadar zaman bilmeden, duymadan, anlamadan yaşamış olduğuma şaşırdım, üzüldüm, kızdım. Ancak aynı zamanda, kitabınızla benim için böylesine özel bir ortamda buluştuğuma sevindim. Türkiye’ye her zaman duyduğum koşulsuz sevgi, bağlılık ve sorumluluk duygusu, beni derin düşüncelere itti.

Bilginin asıl kıymetinin, eyleme dönüşmesinde ve sonuca ulaşmasında olduğuna inananlardanım. Biz gençlerin de üzerimize düşeni yapmamız halinde, kitabınızda açıkça ortaya koyduğunuz gerçeklerin, Türkiye’nin geleceğinin çok daha bilinçli, planlı ve doğru şekillenmesine büyük katkıları olacağına inanıyorum.

Elinize, yüreğinize sağlık…

Nasuh Mahruki, AKUT Baş.-İstanbul

Sayın Metin Aydoğan;

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye isimli eserinizi acı ve üzüntülü duygular taşıyarak tam iki kez okudum. Daha sonra, eşim dahil olmak üzere çeşitli arkadaşlarımın okumalarını salık vererek, onlarla tartıştım. Ardından SÖYLEV’i bir kez daha okudum.

Bütün bunlardan sonra şu karara vardım. Mustafa Kemal’den sonra Türkiye’yi yönetenler birinci, biz vatandaşlar ise ikinci derecede olmak üzere o büyük ulusalcı ve anti-emperyalist insana karşı suçluyuz.

Bizler, O’nu tanımadan ve eserlerini okumadan Sosyalist olduk, Lenin’i, Stalin’i ve Mao’yu okuyup sosyalist devrim, demokratik devrim diyerek birbirimize düşüp parçalandık. Ulusal ve ekonomik çıkarlarımız aynı olduğu halde, kapı komşumuzla düşman olup öldürdük ya da öldürüldük. Önce bizi bir güzel parçaladılar, sonra da 71 ve 80 deki darbeler vasıtası ile pasifize ettiler. Ne güzel oyun.

Yeni Dünya Düzeni denen musibetin, emperyalizm olduğunu göremeyip globalleşiyoruz diyen yöneticilerimizle birlikte güle oynaya G 7 lerin yağlı kementlerine boynumuzu uzattık.

Mali bağımsızlık, denk bütçe, ulusal ekonomi, ulusal bağımsızlık diyen Kemalizm’e karşı 1925’e geri dönmek isteyen Kemalistler var diyerek suçlayıcı yazılar yazan “marksist” yazarlarımız çıktı.

Mali bağımsızlığı olmayan bir ülkenin gerçek anlamda bağımsız olamayacağını söyleyen Mustafa Kemal’in, anti-emperyalist olmadığını, eğer öyle olsa idi içerdeki kapitalizme de karşı çıkardı diyen, solcu Boğaziçi’li öğrencilerimiz çıktı.

Bağımsızlık benim karakterimdir diyen, bir büyük insanın kurduğu Cumhuriyet ülkesinde, onbeş günde onbeş yasa, yoksa para yok diyen IMF destekli bir bakanın dediklerini yapan parlamento ve bir hükümet çıktı.

Sayın Metin Aydoğan;

Olumsuzlukları uzatmak o kadar kolay ki. Ama bunları uzatmak İstiklal Madalyalı bir babanın evladı olarak bana acı ve üzüntü veriyor.

Sayın Metin Aydoğan;

Bu yazıyı kaleme alırken, amacım, kitabınızla ilgili birkaç övücü şeyler karalamak idi. Ama buna gerek yok, okuyan görür. Çünkü, güneş balçıkla sıvanamaz. Yaşayan görür.

Ama her şeye rağmen bir noktayı belirtmeden geçemeyeceğim. Ülkemin geldiği noktada yeni bir çıkış yolu aramaya gerek yoktur. Mustafa Kemal’in 1923-1938 arasında uygulamış olduğu, denk bütçe, mali bağımsızlık, ulusal ekonomi ve ulusal bağımsızlık ve de kendi gücüne güven, anti-emperyalizm. Bunu uygulayalım yeter, diyorsunuz. Size içtenlikle katılıyorum. Sağ olun. Saygılarımla.

Abdurrahman Evren, İş Adamı-Adana

Sayın Metin Aydoğan,

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye adlı eserinizi alırken hiç düşünmediğim bir şevkle soluksuz okuyorum. Şu anda henüz 2.cilte yeni başladım. Belki böyle bir teşekkür yazısını, 2 kitabı birden okuyunca yazmalıydım, ama heyecanıma dayanamadım.

32 yaşındayım, kendimi bildim bileli okurum. Sayısız kitaba sahibim ve okumaya, okuyana, okutana büyük değer veririm. Sizin kitabınızda yakaladığım değer, ihtiyaç duyduğum gerçekçi bilgilerle ilintili çok sayıdaki kitabın özünü içeriyor olmasıdır. Kaleme aldığınız eser bence kesinlikle okullarda ders kitabı, en azından yardımcı ders kitabı olarak okutulmalıdır.

Hızla etik değerler ve karakter erezyonuna uğrayan Türk Gençliğinin kendisinin ve ülkesinin dünya düzenine karşı yerini alması, dostunu düşmanını tanıması, kötülüğün çok yakınlardan gelebileceğini bilmesi açısından (insanın aklına yüce Atamızın Türk Gençliğine Hitabesi geliyor) tereddütsüz sizin yarattığınız ve para değerleriyle ölçülemeyecek eseri okumaları gerekiyor. Eseriniz bence zorla müfredata konulmalıdır. En kısa zamanda sizinle tanışmak ve eserlerinizi imzalatma fırsatını, şansını vermeniz umuduyla Kemalist bir Türk genci olarak çalışmalarınız için teşekkür eder, saygılarımı sunarım.

Başar Silare, İşletmeci-İzmir

Sayın Metin Aydoğan,

Yeni Dünya Düzeni, Kemalizm ve Türkiye başlıklı müthiş kitabınız için sizi tebrik ediyor, teşekkürlerimi sunuyorum.

Kitabınızı bu hafta keşfedebildim, birinci cildi büyük bir heyecanla okudum. Bildiğimi sandığım şeyleri aslında derinliğine hiç de bilmediğimi sizi okuduğumda anladım. Özellikle Kurtuluş Savaşı ile ilgili bölümleri gözlerim dolarak okudum.

Ben 34 yaşındayım. Kurtuluş Savaşı için duygulanmak unuttuğum, okul yıllarımda kalmış bir duyguydu. Bu ülkenin nasıl kurulduğunu bana hatırlattınız. Üstelik hiçbir gereksiz övgüye girmeden, kanıtlarıyla, soğuk kanlılıkla…

Kitabınızı kamuoyuna biraz daha tanıtmanız faydalı olacaktır. Ne mutlu size, çevresini aydınlatan gerçek bir aydınsınız. Darısı benim de başıma. Bunun için tavsiyeleriniz olursa çok sevinirim. Size, ailenizle birlikte sağlıklı ve mutlu bir yaşam diliyorum efendim. Saygılarımla

Hakan Tuncel, İletişim Danş.-İstanbul

Sayın Aydoğan,

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye adlı kitabınızın birinci cildini biraz önce bitirdim.

Biraz sonrada ikinci cildi okumaya başlayacağım. İkinci cildin de konu başlıkları çok ilgi çekici.

Aslında bu yazıyı onu da bitirince yazmam belki daha doğru olurdu. Ancak ilk bölümdeki konular ve işleyiş tarzınız çok hoşuma gitti. Konu başlıklarının içerikleri başlı başına bilgi hazinesi. Akıcı bir dille yazılmış olması da okuyucu için ayrı bir şans.

Kemalizmi bu kadar net aktarmanızın onu anlamakta güçlük çekenlere yardımcı olacağına (anlamak isteyenlere) inanıyorum.

“Bitmeyen Oyun” da çok faydalı bir eser.

Sayın Vural Savaş’ın kitabınız için kullandığı “Her Türk aydınının mutlaka okuması gerektiğine inanıyorum” ifadesini bu fırsatla ona da teşekkür ederek saygıyla yadediyorum.

Duygularımı sizinle paylaşmak istedim, yazdım.

Bir okurunuz olarak sizleri seviyor ve çalışmalarınız için teşekkür ediyorum. Sevgi ve saygıyla.

Kamil Ali Savaş, Afyon Gıda San.Ve Tic. A.Ş.,Gen.Md.-Afyon

Sayın Metin Aydoğan,

Bitmeyen Oyun ve Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye (1.Kitap) kitaplarınızı okudum. 2.Kitabı okumayı beklemeden, düşüncelerimi yazmak sabırsızlığını gösterdim.

Büyük bir emek ve bilinç ürünü olarak ortaya çıkan bu eserlerdeki, düşünce, duygu ve yorumların; sizin yaşam biçiminizi de yansıttığını düşünüyorum. Başka türlüsü, bu tip eserlerin ortaya çıkmasına olanak tanımazdı.

Yakın tarihimize ve onun yaratıcısı Mustafa Kemal Atatürk’e olan ilgim nedeniyle, elimden geldiğince okuyup, öğrenmeye çalışıyorum.

Şunu anladım ki: geçmişi, özellikle feodalite dönemini, Osmanlıyı, Avrupa’daki aydınlanma dönemini, kapitalizmin emperyalizm aşamasını ve Rus Devrimi’ni bilmeden, Atatürk’ü ve O’nun Anadolu’daki devrimini anlama olanağı yoktur.

Atatürk’ü anlamak isteyenlere ya da ayakları havada Atatürkçülük yapanlara bunu hep söylemeye çalışıyorum.

Kendime de hep şu soruyu soruyorum: Ülkeyi 1950’den bu yana yönetenler, kendilerinden önceki dönemde ve daha zor koşullarda, başarısı yaşanarak kanıtlanmış bir kalkınma modeli varken, büyük önderin yolunu neden terk ettiler. Bu ihaneti nasıl yaptılar. Nedenleri ve nasılları elbette ki biliyorum. Ancak, yine de içimdeki isyan, bu soruları bana sorduruyor.

Bu ihanetleri yapanlar için söylüyorum: İnsan yaşamı o kadar kısa ki, ulusun ve ülkenin geleceğini bu ihanetlerle karartmaya değer miydi?…

Mehmet Erol Mahmutoğlu, Eczacı-Sivas

Sayın Metin Aydoğan

Marquez’in “Yüzyıllık Yanlızlık”ı anlatışı insanlığa nasıl bir armağan ise “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” ile yüz yılın sorgusunun ortaya konması da o derece önemli bir armağan bana göre… Zira, iki ciltlik bu kitaptaki düşünce çerçevesi, uygarlık düzeyini gerçekçi bir yaklaşımla ortaya koyuyor.

Bugüne dek sosyolojik, ekonomik, siyasi, ayrı ayrı yapılan değerlendirmelerin, sorun tespitlerinin, tarihin neden sonuç ilişkisi içinde tek bir çerçevede ortaya konması, inanılmaz bir netlik kazandırıyor, yaşananlara… Ve hız çağında sis bulanıklığında yaşayan, anlamlandırma güçlüğü çekenlere, berrak bir çözüm sunarak; “ideolojilerin öldüğü”, “ütopyaların son bulduğu” karamsarlık taarruzunda, görmezden gelinmeyecek bir umut ışığı yakıyor…

Sizin ortaya koyduğunuz yüzyılın sorgusundan yola çıkarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının da kendilerini sorgulayacağından eminim… Zira, algılara yüklenen gecikmişlik duygusu içinde yaşanan sıkıntılar, küçük sistem sorgularını getirirken, gündeliğin içinde havada kalan sorguların temel nedenlerle buluşmasına büyük katkı yaptınız. Yeni bir yüzyıla girmişken yaşanacakları anlayabilmek için anlamlı bir başvuru kaynağı ortaya çıkardınız, Teşekkürler… Saygılarımla…

Semra Topçu, Gazeteci-Ankara

Sevgili Metin Aydoğan

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye ve Bitmeyen Oyun adlı kitaplarınız, geçen yıl Yeniden Müdafaa-i Hukuk dergisine uğradığım günlerden birinde geçmişti elime. Kitap satan dükkanları dolaşmadan elime geçen ilk kitap bunlar oldu.

Çok büyük bir coşku duydum kitapları okurken. Yeni dünya düzenine ilişkin kafamda oluşan sorular vardı, daha önceleri. Kitapları okuyup bitirdikten sonra, tek bir soru yanıtsız kalmadı. Bilgilenip, aydınlandım. Bilgi ile donandım. Yeni dünya düzeni adı verilen emperyalizme karşı ulusal çıkarlarımızı savunabileceğim, elimde güçlü bir silah var artık. Kitleleri aydınlatanların başta yapması gereken en önemli görevlerden biri de budur bence. Bilgi denen o güçlü silahı insanların eline vermek. Bunu yapabilene ne mutlu.

Dünyada icat edilmiş silahların en güçlüsü bilgidir. İnsanlar bu silahı doğru kullanmasını bilirse, hiçbir güç ve silaha yenilmezler. Bilgi üreticisi, öğreticisi, uygulayıcısı olan Mustafa Kemal, ülkesinin koşullarına uygun olarak bilgiyi en doğru biçimde kullanan bir önderdir. O’nu yenilmez kılan da bu olmuştur.

Bilgiden yararlanabilmek, yararlandığından yeni bilgi üretmek, ürettiğini iyi öğrenmek, doğru kullanmak bir zeka işidir hiç kuşkusuz. Zeka ise rededilmez bir gerçek. Bir aydınlatıcı olan Metin Aydoğan’ın, bilgi denen o güçlü silahı iyi öğretmesi ve doğru kullanması bizleri umutlandırıyor. Umudumuz sizin bizlere özümsettiğiniz Kemalizm’dedir. Kurtuluşumuz, tek çıkar yol olan, Kemalizm’le olacaktır. Buna yürekten inanıyoruz. Bu umut yaşatıyor bizleri. O umudu yüreğimizde taşımasak, emperyalizmin ülkemizde yarattığı vahşete nasıl dayanabilirdik ki!…

Aydınlanmaya gereksinim duyulan bir dönemde, yeni dünya düzeni aldatmacası bir afyon gibi beyinleri uyuştururken, tam zamanında, yaşanan rezalete karşı koyacak kitaplar ürettiniz. Aydınlarımızdan bunu umuyor, bekliyorduk. Bunu siz yaptınız; umudumuzu boşa çıkarmadınız. Beyinleri uyuşturan yeni dünya düzeni afyonundan kurtaracak ilacı, vakit çok geç olmadan elimize ulaştırdınız. Bu yapıtlar zehirin panzehiri oldu. Diliniz, eliniz, beyniniz dert görmesin. Bizi gerçekten aydınlattınız sevgili Metin Aydoğan.

Sabahtan akşama, akşamdan sabaha dek TV de kanal kanal dolaşan yeni dünya düzeni kalemşörleri, biri diğeri ile yarışarak anlattıkları düzmecelere, aldatmacalara bundan böyle inanan insan bulamayacaklardır pek. Öyle anlaşılıyor ki, işleri epey zor. Düzenlerine ve düzdükleri övgülere, kendilerinden başka kimseyi inandıramayacaklar artık. Halkımıza bu afyonu kolay kolay yutturamayacaklar. Yeter ki, Metin Aydoğan’ın ortaya koyduğu eser okunsun, incelensin. Tüm içtenliğimle inanıyorum buna.

Anadolu halkının yanık bağrı, verimli topraklar gibidir. Mustafa Kemal’i yetiştiren o yanık bağır, hala, bıkıp usanmadan nice aydınlatıcılar yetiştirdi. Yetiştiriyor da. İşte bak, o bağır bir aydınlatıcı daha yetiştirdi. Metin Aydoğan’ı çıkardı. Verimli toprağın bol olsun ey Anadolu halkı, ey yüce halk!… Kurak ve çorak kalma. Hep öyle ol!…

Ülkemizin içine düştüğü durum Mustafa Kemal Devrimi’nin bir sonucudur diyor kimileri. Amaçları belli; Mustafa Kemal’den ve devrimlerinden insanları soğutmak. Osmanlının son döneminde yaşanan tüm olumsuzlukları ortadan kaldıran, bağımsız yeni bir devlet kuran, ellili yıllarda da hepten önü kesilen devrim; nasıl olur da, kaldırdığı olumsuzluklara benzer bugünkü olumsuzlukları yaratabilir. Devrim, önderini yitirdikten sonra, başlangıçta olduğu gibi yolunda yürümedi ki, bugünkü durum onun bir sonucu olsun. Kırklı yıllarda ilkeleri budanmaya başlayan devrim, yoluna konan engellerden, aksak topal yürüyerek güçlükle ellili yıllara varabildi ancak.

Mustafa Kemal’e karşı olan, devrimini bir türlü içlerine sindiremeyen ve dışarıyla bütünleşen işbirlikçiler, ele geçirdikleri iktidar olanaklarıyla, devrimin yolunu tümden tıkadılar, yürümesine engel oldular. Onunla da kalmadılar. Günümüze dek dönüşümlü olarak geldikleri iktidarlarda, devrimin onbeş yıla sığan o büyük kazanımlarını, hoyratça, har vurup, harman savurdular.

Ülkeyi bu duruma getirenler, şimdi kendilerini temize çıkarmak için, ülkeye verdikleri zararı, yaptıkları kötülükleri el altından devrime yıkmak istiyorlar. İşledikleri tüm günahlar devrime yıkılsın ki, kendileri temize çıkıp ak pak olsunlar. Ak pak olsun demekle ak pak olunmuyor. Balkanlardan, Çanakkale’den Kurtuluş Savaşına, ikibuçuk milyon Anadolu insanının döktükleri kanı hiçe sayanlar, tokuçlana tokuçlana sodalı, deterjanlı sularda yunsalar, kazanlarda fokur fokur kaynatılsalar, bu ülkeye verdikleri zarardan, yaptıkları kötülüklerden asla arınmazlar. Arınamıyorlar da.

Yeniden Müdafaa-i Hukuk’un düzenlediği kitap şenliği için Kaş’a giderken, dağların denize değen etek uçlarında kıvrılarak gelen yol, beri yüze dönünce, dağların arasından dolana, büküle giden köy yollarına ve dağlara baktım. Uysal ve görkemli bir duruşları, kahırlı ama soylu bir görünüşleri vardı. Tarihi ansıttı bana. Beni alıp 1919’a götürdü. O günleri anlatmak istiyordu sanki!… Ta ötelerde, uzaklarda bağımsızlık savaşında düşmana sıkılan kurşun seslerini duyar gibi oldum bir an. O soylu dağlarda takılı kaldı gözlerim; oralarda bir yerlerde ayak izleri aradı durdu. Bağımsızlık savaşçılarının Kuvva-i Milliyecilerin ve Mustafa Kemal’in ayak izlerini aradım. Ve bu izleri; yoksul ama onurlu, olanaksız ama direngen, sabırlı ama asla yenilmeyen Anadolu insanının soluğunu duyarak Torosların doruklarında gördüm. Duygulandım ve umutlandım.

Beni coşturan ve umutlandıran duygularla geldim Kaş’a. Çobanoğlu Pastanesinde çalışan Antep’li genç arkadaşın ikram ettiği çayı içip dinlenirken, kitap şenliği için koşuşturan genç insanları gördüm. Köy kahvelerinde yapılan toplantılarda, köylülerin bilinçli tepkilerini gördüm.

Köylü ve kentli, genç ihtiyar herkes, kendi anlayış ve üsluplarıyla sizin yazdıklarınız gibi konuşuyorlardı. Tütünden, pancardan, ithal tohumdan, sosyal güvensizlikten ve eğitimin yetersizliklerinden bahsediyordu insanlar. Sizin yazıp söyledikleriniz, her alanda yaşanıyordu. Emeğini tarlaya gömen köylüler kızgın ve öfkeliydi. Bir dokununca, bin ah işitiyorduk. Ah vah etmenin, sövüp saymanın da bir şey değiştirmediğini biliyorlardı. Tüm bu olumsuzlukları temelden değiştirecek gücün, örgütlü bir mücadele vermekte olduğunu yavaş yavaş anlamaya başlamışlardı. Beni sevindiren, pancarda verimi düşüren nedenin ne olduğunun ayırdına varmalarıdır. Kaş’tan gerçekten umutlanarak döndüm.

Kuvva-i Milliye ruhunu taşımayan particilerin de, parti sevdasına düşenlerin de söylemlerini kös dinler oldum. Boş sözleri sevmiyorum. Öylelerini çok gördük, çok dinledik, dinlemeye de devam ediyoruz, ne yazık ki. Yeri geldiğinde sözümü hiç sakınmadan söylüyorum. Bağımsızlık ruhunu taşımayan insanlar, 1919’u duydukları zaman yüzlerinin anlamı da takındıkları tavır da dakikasında değişiveriyor, ihanete giden bir aymazlık içine giriyorlar.

Sıradan bir insanın sıradan düşüncelerine önem verirseniz beni çok sevindirirsiniz. Sizi ve kitabınıza katkı koyan sevgili ailenizi tanımak benim için büyük bir onurdur. Bu onuru her zaman taşıyacağım. Yarattığınız eserler, Türkiye’nin zor döneminde değeri ölçülemeyecek bir etki yaratmıştır. Türk ulusu hizmetinizi hiçbir zaman unutmayacaktır. Saygılarımla.

Melahat Yılmaz, Emekli Öğr., Bor-Niğde

Sayın Aydoğan;

Ben askeri lisede okuyan bir öğrenciyim. Kitaplarınız olan “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” ile “Bitmeyen Oyun ve Türkiyeyi Bekleyen Tehlikeler”i büyük bir beğeni ve istekle okudum. Kısa olan 19 yıllık yaşamın boyunca nelerden bihaber olduğumu sizin sayenizde öğrendim. Daha önce bana çok yabancı olan tanım ve kavramları, bilimsel güvenilirlik ve gerçek boyutlarıyla sizden öğrendim.

Bir askeri öğrenci olmama karşın, Atatürk’ün gerçekte ne yaptığını, ne söylemek istediğini, bize nasıl bir devlet yapısı emanet ettiğini ve nasıl bir dâhi olduğunu sizin sayenizde pekiştirdim ve bilincime yerleştirdim. Kitaplarınız, bence her Türk gencinin sahip olması gereken “Atatürkçü” düşünceyi, her boyutuyla kavramamı sağladı ve birçok konuda bakış açımın değişmesine neden oldu.

Kız arkadaşım başta olmak üzere tüm arkadaşlarıma kitaplarınızı önerdim ve birçok konuda düşünce birliğine vardığım, Atatürkçü düşünceyi kavramış yeni dostlar edindim. Size belki yabancı gelebilir ama eskiden geceleri yaptığımız yatakhane sohbetlerinde konuştuğumuz konular günlük sıradan olaylarken; şimdi Kemalizmi, Atatürk’ün devletçiliğini, ülkemizin sorunlarını ve Ata’mızın büyüklüğünü konuşuyoruz. Kitaplarınız bizlere gerçekten bir rehber oldu.

Okulumuz kitap satış merkezine kitaplarınızı getirmeye başladık ve pek çok arkadaşımızın kitaplarınıza gösterdiği ilgiyi gördük. Değişen görüşlerimiz, değer yargılarımız, sohbetlerimiz ve en önemlisi bilincimizin gelişen düzeyini sağladığı için kitaplarınıza ve onu yaratan size çok şey borçluyuz. Herşey için teşekkürler.

Ayhan İncesu, Askeri Lise Öğr.

Selamlar Sayın Metin Aydoğan

Önce kendimi tanıtayım. Adım Eray Eralp, 22 yaşındayım ve Bilkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümünde yüksek lisans öğrencisiyim. “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” başta olmak üzere, kitaplarınızın hepsini büyük bir heyecan ve dikkatle okudum ve çok beğendim. “Yeniden Müdafaa-i Hukuk” dergisindeki yazılarınızı da ilgiyle izliyorum. Ülkeme ve dünyaya karşı bakışımı, sağlam bir temele oturtmamı sağladınız. Şimdi kendimi, ülkeme yararlı olmada daha donanımlı hissediyorum; özgüvenimi pekiştirdiniz; size çok şey borçluyum.

Sayın Aydoğan, içinde bulunduğumuz koşulların sıkıcılığına karşın biz Bilkent’li gençler boş durmuyoruz. Okuldaki çalışmalarımızın yanında, dışa dönük olarak neler yapabileceğim konusunda sürekli kafa yoruyorum. Siz ve sizin gibi yurtsever aydınlar, ülke gerçeklerini ve Atatürkçülüğün başarılarını, herkesin anlayabileceği biçimde bilimsel kanıtlarıyla ortaya koyuyorken, seçimlerin şu sonucuna bakınız. Dün geceden beri kahroluyorum. Daha fazla çalışmamız, daha fazla çaba sarfetmemiz gerek; bunu açık olarak görüyorum.

Düşünceleri yönünde davranan bir insan olmak için, bir ilk adım olmak üzere, sizin düzenli olarak yazı yazdığınız “Yeniden Müdafaa-i Hukuk” dergisinin Ankara temsilcisi olmak için Sayın Çetin Yetkin’e başvurdum; sağolsun bu yetkiyi bana verdi. Dergiyi okulda ve Ankara’da tanıtmak ve dağıtmak için çaba harcıyorum. Ülke yararına olan çalışmalarımı şimdi ve gelecekte sürdüreceğim. En büyük güç kaynağım, Türk halkına karşı duyduğum ölçüsüz sevgim ve Mustafa Kemal’e olan saygımdır. Yöneldiğim yolu aydınlatıyorsunuz. Bunu bilmenizi isterim.

Sn. Aydoğan, Atatürk’ün başlattığı devrim, bütün ihanetlere ve bütün karşı koymalara rağmen sürecektir. Çünkü sizin gibi gerçekleri ortaya koyan yurtsever aydınlar ve bizim gibi, geleceğine sahip çıkmak isteyen gençler tükenmeyecektir.

Kendinize lütfen iyi bakınız. Unutmayınız ki ülkemizin geleceğini belirleyecek olan biz gençlerin size çok ihtiyacı var. Saygı ve sevgilerimle..

Eray Eralp, Bilkent Üni.-Eğit.Bil.Böl.

Sayın Metin Aydoğan

Kitaplarınızın tümünü okumayı sabırsızlıkla bekleyen bir askeri lise öğrencisiyim. Zamanın çok sınırlı olduğu ve ders çalışmayla yüklü bir öğrenim yılı geçirdim. Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye’yi, geceleri bile okuduğumdan olacak, bir dersten geçer not alamamışım. Dün sınavı geçtim ve yaz tatiline girdim. Şimdi kitaplarınızı doyasıya okuyacak bol zamanım olacak.

Artık bir Harbiyeliyim. Daha sağlıklı düşünen, sorumluluk bilincini daha çok geliştirmiş bir genç olarak, Atatürkçü bir subay olmak üzere, Mustafa Kemal’in de okuduğu Harp Okulu’na gidiyorum. Ben ve arkadaşlarım, kitaplarınızla tanıştığı için, Atatürkçülüğü özünden kavramış olarak o büyük ocağa gidiyoruz. İnanıyorum ki eserleriniz sayesinde daha nice Atatürkçüler yetişecek ve bu ülkenin kaderine yön verecekler.

Eserlerinizle ulusal bilinç üzerinde yarattığınız etkinin, size ne kadar büyük bir mutluluk verdiğini anlıyor ve size imreniyorum. Ne mutlu size. Dilerim, ileride ülkem için yararlı işler yapar ve farklı biçimlerde de olsa, bu mutluluğu ben de yaşarım. Bitmeyen Oyun’un kurmay olacak subayların okuyacağı kitaplar listesine alınması, yazarı için ne gurur verici bir olaydır. Kitabınızı kim listeye almışsa, o gerçekten sağduyulu ve üzerine düşen görevi yapan, vazife bilincini yakalamış birisiymiş; onu da kutlamak gerek.

Yarın eve gidiyorum. Kitaplarınızın tümünü daha önce eve yolladığım için onları kardeşim, annem ve babam benden önce okudular. Onları biraz da kıskanıyorum. Mektubuma cevap vermeniz, beni çok mutlu etti. Ülkemizi ve geleceğini etkileyen konularda bir sorum olduğu zaman, size tekrar yazabilir miyim? Eğer yazarsam sizi rahatsız eder miyim? Sizi, ülke ve dünya sorunlarına serinkanlı, bilinçli ve tamamen objektif yaklaşan bir “dostum” olarak hissediyorum. Ve bu beni yeterince mutlu ediyor. Yaptıklarınızın karşılığını bizler de ancak ülkemiz için birşeyler yaparak ödeyebileceğimizi düşünüyorum.

Aydınlık, bilinçli, Kemalist, uygar ve bağımsız bir Türkiye için sizin gibi insanlara, bu ülkenin ve bizlerin çok ihtiyacı var. Lütfen kendinize iyi bakınız ve yolumuzu aydınlatan eserler üretmeye devam ediniz. Saygılarımla.

Erdal Akçicek, Askeri Lise Öğr.

Sayın Metin Aydoğan,

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye başta olmak üzere tüm kitaplarınızı okudum. Yazdığınız kitaplar sayesinde, perde arkasındaki gerçekleri gün ışığına çıkartarak milletimize ne kadar yararlı olduğunuzu belirtmeme gerek yok sanırım. Günümüzde, ülkemiz üzerinde tezgahlanan küresel oyunları, hiç korkmadan, kimseden çekinmeden dile getirebilen insanlar bulmak neredeyse imkansız hale gelmişti; bize cesaret verdiniz.

Kitaplarınızı bir solukta okudum ve tüm tanıdıklarıma verdim. Sonunda hepsinin yüzünde, bir kitabı bitirmenin mutluluğu yerine sadece korku ve endişe vardı. Çünkü kitaplarınızı okumadan önce, gerçeklerin bu kadar acı, tehlikenin bu kadar yakınımızda olduğunu bilmiyor ve bilgisizliğin geçici “mutluluğunu” yaşıyorduk. Huzurumuz kaçtı, ama bilgilenmiş olmanın özgüvenine kavuştuk. Bunu sağladığınız için size teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

Gül Dereli, İst.Üni.Uluslararası İliş.Böl.

Sayın Metin Aydoğan

Ben 18 yaşında bir gencim. İsminizle ilk kez Sn.Vural Savaş’ın Militan Demokrasi kitabında karşılaştım. Daha sonra arkadaşlarımdan sizin ve kitaplarınız hakkında çok şey duyunca bir arkadaşımdan Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye’yi aldım ve okumaya başladım. Kitabı elimden bırakamıyorum. Bu kadar kapsamlı ve bilgi yüklü bir kitabı bu kadar kolay okuyacağımı hiç düşünmemiştim.

Kitabınızda dünyanın ve ülkemizin sorunlarını çok doğru ve çok güzel bir biçimde ele almışsınız. Ben ve arkadaşlarım, Kemalizmi tam olarak anlayan ve anlatan kitaplarınıza ulaşabilen şanslı kişileriz. Oysa Kemalizm, gençlere eksik ve yanlış olarak öğretiliyor; bunu kitabınızı okuyunca çok açık olarak gördüm. Şu anda gençler Atatürkçülüğü öğrenmeyi ve anlamayı zulüm olarak görüyorlar. Bize ne kadar çok şey kazandırdınız bir bilseniz.

Halkımızın okuma alışkanlığı yok denecek kadar az. Basın-yayının niteliği ortada. Sanki Türkiye’de yayımlanmıyorlar, dışarda basılıp Türkiye’ye getiriliyorlar. Yarattığınız eserlerle, bu eserlere ulaşabilen bizleri aydınlattınız. Ancak, daha çok şey yapılmalı ve gerçekleri Türk halkına ulaştırarak, onları da aydınlatmalısınız. Ben de elimden geldiği kadar çevreme ulaşıyor, kitaplarınızdan öğrendiklerimi onlara anlatıyor ve daha fazla ne yapabilirim diye sürekli düşünüyorum; ülkem ve insanlarım, emperyalizmin sömürüsünden, gerilik ve gericilikten nasıl kurtulur; Türk ulusu Atatürk’le yeniden kucaklaşıp büyük işleri yeniden nasıl gerçekleştirebilir diye kafa yoruyorum. Ben ve arkadaşlarım, bizden gizlenen gerçekleri okuyup öğrenerek, Türkiyemiz için neler yapabiliriz sorusuna cevap arıyoruz.

Sizi Atatürkçülüğümün tüm coşkusuyla selamlıyor ve kutluyorum. Bize yükselecek olan ulusal mücadelede gerekli olan en değerli gücü, bilgiyi veriyorsunuz. Saygılarımla.

Ömer Karakoç, Bandırma-Balıkesir

Sayın Metin Aydoğan

Büyük basın-yayın organlarınca yürütülmekte olan psikolojik savaşın etkisinde kalmak oldukça kolay. Her yaştan, her konumdan insanlar rahatlıkla yanlış yönlendirilebiliyor, çıkarlarını ve geleceklerini göremez hale getirilebiliyorlar. Aldatıcı propagandaların ve psikolojik savaşın yıkıntıları altından sayenizde çıktım.

Bazı konularda doğruyla yanlışı yer değiştirerek biliyormuşum. Bu acı gerçeği eserlerinizi okuduktan sonra gördüm ve büyük bir öfke duydum. Bize neler öğretmişler, gerçek dışı uydurmalarla bizi nasıl etkilemişler, hayret doğrusu. Şimdi büyük bir hırsla ve daha çok okuyarak, kendimi ve çevremi aydınlatmaya çalışıyorum. Karşımızda ülke çıkarlarıyla adeta alay eden, az ama etkili bir grup ve bir mütareke basını var. Bunlara karşı halkımızı aydınlatmak için çok çalışmalıyız, ben çalışacağım.

20.Yüzyılı, Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye ile sorguladım. Bitmeyen Oyun ile diziyi tamamlıyorum. Kitaplarınız bir bütün olarak, gerçek bir bilgi hazinesi ve bir “şaheser”dir. Biz gençlerin doğru bilgiye meğer ne kadar çok ihtiyacı varmış. Bana kazandırdıklarınız için kendimi size karşı borçlu hissediyorum. Sizi hiçbir zaman unutmayacağım.

Kitaplarınızda bir genel tutum dikkatimi çekti. Araştırma ve incelemeyi yapıp kuramsal bir çerçeve oluşturmuş ancak sonuç çıkarmayı okura bırakmışsınız. Geleceğe dönük eylemler, yeraltı kaynaklarımız için yapılması gereken işler ve ülke dinamiklerinin birleştirilmesi konularında somut önermelerde bulunsanız acaba daha iyi mi olurdu diye düşünüyorum. Böyle bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz? Yeni eserlerinizi dört gözle bekliyorum. Saygılarımla.

Behiç Kula, ODTÜ Bilg.Müh.Böl., Hazırlık Sın.

Sayın Metin Aydoğan,

Adım Aykut Karakule, Harp Okulu öğrencisiyim. Size çok önceden ulaşmak istiyor ve kitaplarınız için sizi kutlamak istiyordum. Ancak övgüden başka bir şey yazamayacağım ve herkesin görüp teslim ettiği bir başarıyı kutlamaktan öteye gidemeyeceğim için yazmadım. Bugün, iki arkadaşımın daha elinde gördüm şu “yeşil kaplı iki ciltlik şaheserinizi”.

Ne diyeceğimi bilemiyorum. Kitabınızı bana öneren bölüm öğretmenimin sözleri aklıma geldi. Aslında bu sözleri size belki iletmemem gerekirdi ama olumsuz gidişe duyduğu öfke ve size olan hayranlığı açıkça belli olan öğretmenim bana, “BAK OKU, İŞTE METİN AYDOĞAN. SEN OKUMAZSAN, SAHİP ÇIKMAZSAN YARIN O DA YALNIZ KALACAK ONU DA ÖLDÜRECEKLER!”

Bu sözler aklımdan hiç çıkmayacak. Ben, ülkem için ölümü, bilerek göze alan bir mesleğin insanıyım. Bizler gerçek boyutunu bize yeniden hatırlattığınız Mustafa Kemal’in yetiştiği ocakta nefes alıyoruz. Bu ülke için canımızı vermeye hazırız. Eserleriniz, ulusal bilincimizin güçlenmesinde değeri ölçülmeyecek katkılar sağlamıştır. Size teşekkür ederiz.

Sayın Aydoğan, kitaplarınızdan aldığım hızla, inanın artık çok okuyor ve çok düşünüyorum. Bugünkü sıkıntılı dönemi, bilgiye dayalı bilinçle aşacağımıza inancım tamdır. Sizin değerli vaktinizi fazla çalmak istemiyorum, buna borç da diyebilirsiniz. Şu anda, ülkeme olan hizmet borcumdan, size olan zaman ve Akçay kitabevine olan kitap taksitlerimden başka kimseye borcum yok. Saygılarımla.

Aykut Karakule, Harp Okulu Öğr.

Değerli Yazar Metin Aydoğan

Çukurova Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğrencisi olarak, yapmakta olduğum dönem ödevim için bana, Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye adlı kitabınızı okumam önerilmişti. Kitabınızı bir solukta okudum. Bu büyük eseriniz ödevim için çok yararlı olduğu gibi, bunun çok ötesinde, dünyaya bakışımı değiştirdi, sanki bambaşka bir insan oldum. Kendimi şimdi çok bilgili ve bilinçli hissediyorum. Kitabınızı bana öneren insana, yaşamım boyunca teşekkür borçlu olacağım.

Eserinizi okumanın verdiği heyecanla yazdığım ve çalışmam için yardım isteyen mektubumu, çok ümitsizce ve sadece şansımı denemek amacıyla yazmıştım. Benimle ilgilenmeniz, aklımın ucundan bile geçmiyordu. Düşünsenize, koskoca bir yazar Özlem Özcan’ı arayacak. Ancak, siz gecikmeden yanıt verdiniz ve yardımcı olabileceğinizi yazdınız. Bana verdiğiniz heyecan ve güven sonsuzdur, sağolun. Mektubunuzu değerli bir anı olarak saklayacağım.

Toplumumuzda, gençleri bilgisiz gören ve onların birşey yapamayacağına inanan insan sayısı çok fazla. Gençlere kapalılar ve onları gerçekleri görmeyen, bu nedenle sürekli nasihat verilmesi gereken cahil insanlar olarak görüyorlar. Sizin gibi düşünen ve davranan çok az insan var. Şu an size olan hayranlığım daha çok artmış durumdadır. Herşey için size çok teşekkür ediyorum.

Ödevim bittiği zaman, bir örneğini size göndermek istiyorum. Tabii sizi sıkmazsam? Ayrıca sizden son bir şey daha isteyeceğim. Eğer kısmet olur da Adana’ya gelirseniz, sizinle mutlaka tanışmak ve sohbet etmek isterim. Umarım bu onuru kazanmamı bana çok görmezsiniz.

Size, bana kazandırdıklarınızı anlatmak için aşağıdaki kısa öyküyü gönderiyorum. Dilerim ülkemizde, daha çok kişi, sizin yaptıklarınızı bu öyküdeki anlayışla yapar ve ülkemiz aydınlık bir geleceğe doğru ilerler.

“Birgün sormuşlar ermişlerden birine: Sevginin yalnızca sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır? Bakın göstereyim demiş, ermiş. Önce, sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken kaseler içinde sıcak çorbalar ve arkasından da ‘derviş kaşıkları’ denilen bir metre boyunda kaşıklar vermiş sofradakilere. ‘Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz’ diye bir de şart koşmuş.

‘Peki’ deyip içmeye girişmişler. Fakat, o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden, bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. Sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.

Bunun üzerine ‘şimdi’ demiş ermiş: Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu kez. ‘Buyurun’ denilince, her biri uzun kaşıklarını çorbaya daldırdıktan sonra karşısında oturan kardeşine uzatarak içirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.

‘İşte’ demiş ermiş ve eklemiş: Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Ve kim kardeşlerini düşünür de doyurursa, o da kardeşi tarafından doyurulacaktır.”

Sahip olduğunuz bilgi hazinesini bizlerle paylaşıp beynimizi doyurduğunuz için size çok teşekkür ediyorum. Sağlıklı ve mutlu kalın. Bizlere bilgi ulaştıran kitaplar yazmaya devam edin. Saygılarımla.

Özlem Özcan, Çukurova Üni.-Adana

Sayın Aydoğan,

Kitabınızı okuduktan sonra, kitaplığımda saklayamazdım. Ekteki notu yazarak arkadaşlarıma gönderdim. Bu değerli çalışma için size ne kadar teşekkür etsek azdır. Sağolun, varolun…

Bugün diğer dört kitabınızın da siparişini verdim. Yeni eserlerinizi bekliyoruz. Sağlıcakla kalın, selam ve sevgiler…

Arkadaşlarıma gönderdiğim not şöyledir: “Metin Aydoğan’ın iki cilt halinde 964 sayfada hazırladığı ve hiç bir telif ücreti almadığı Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye adlı eserini okudum. 24 milyon liraya sahip olduğum bu eşsiz eseri, kitaplığımda saklayamazdım. Saklasaydım verilen emeğe ve Metin Aydoğan’a haksızlık olurdu. Okuduğum birçok kitabın adını hatırlayamazken, kitaplığımda yer almayacak olan bu eseri unutmayacağım.”

Kitabı üç haftada okudum ve bugün bitirdim. Bildiğim birçok şeyi yinelerken, bilmediğim çok şey öğrendim. Bu kitabın elden ele dolaşarak herkes tarafından okunması gerektiğine inanıyorum. Bunun için, okumayı seven ve en kısa sürede okuyacağına inandığım arkadaşlarıma, onun da kendi arkadaşına göndermesi istemiyle yolluyorum.

Kitabı her okuyan, adını soyadını, kitabı bitirdiği tarihi yazarak imzalasın. Elli kişi tarafından okunduktan sonra kitabın, değerli dostum ve arkadaşım sevgili Ö.Özhan İskenderoğlu anısına yaptırdığımız kitaplıkta yer almasını istiyorum. Bu nedenle ellinci okuyucunun kitabı, Halk Eğitim İlçe Müdürlüğü Kemah/Erzincan adresine göndermesini özellikle rica ediyorum.

A.Uğur Gökalp, Kemah/Erzincan

Değerli Hocam Sayın Metin Aydoğan,

Ben Antalya’dan yazıyorum. 22 yaşında bir üniversite öğrencisiyim. Bugüne dek yalnızca roman, öykü ve şiir okumuştum. Ancak, altı ay önce kız arkadaşım sizin Bitmeyen Oyun adlı kitabınızı armağan etti. Ve o günden beri de roman okuyamaz oldum, ne yazık ki.

Son olarak Yeni Dünyü Düzeni Kemalizm ve Türkiye’yi okudum. Yeniden Müdafaa-i Hukuk’ta yazdığınızı duydum ve bürosuna gittim. Haydar Çakmak beyle tanıştım ve eski sayılar dahil tüm yazılarınızın fotokopilerini çektirdim. Şimdi onları okuyacağım.

Yazdıklarınızdan inanın çok şey öğrendim. İnsan okudukça öğrendikçe, kendini daha bir başka (güçlü ve mutlu) hissediyor. Ve bunun yanında insanın içinde, kendisine bilgi ulaştıran insana karşı bir sevgi, saygı ve tanımlaması güç değişik bir bağ oluşuyor. “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” özdeyişinin anlam ve değerini şimdi daha iyi anlıyorum.

Kitaplarınızı okuduktan sonra, kendime kızarken ülkem için üzüldüm. Türkiye’nin sömürüldüğünü biliyor, ancak sömürünün bu denli yoğun olduğunu bilmiyordum. Bunu öğrenmek insana elbette üzüntü veriyor. Bana gerçekleri öğretip gözümü açan yapıtlarınıza geç ulaştığıma inanıyorum; kendime kızmamın nedeni de buradan geliyor.

Kitaplarınızı olağanüstü güzel bulup iki kez okudum. Şimdi olay ve gelişmelere farklı ve sağlam bir dünya görüşüyle bakıyorum. Kitaplarınızda, anlatımı zor konular o denli açık ve anlaşılabilir bir biçimde ortaya konmuş, dildeki akıcılık ve duruluk o denli ileri düzeyde sağlanmış ki, hayranlık duymamak olanaksız. Türk diline gösterdiğiniz özen nedeniyle size ayrıca teşekkür ederim.

Bilmenizi isterim ki, kitaplarınızı çevremdeki hemen herkese tanıtıyor ve öneriyorum. Ne yazık ki ulus olarak kitap okuma, araştırma, sorgulama gibi konularda olanaklarımız son derece sınırlanmış durumda; halkımız kitap okuyamıyor, bunu aşmak zorundayız. Sizin gibi değerli aydınların bize uzattığı ışığı yayacağım. Zamanınızı aldığımın farkındayım, ancak izninizle birkaç şey daha yazmak istiyorum. Mektubunuzda adresimi istemiş ve Avrupa Birliğinin Neresindeyiz adlı kitabınızı armağan olarak göndermek istediğinizi yazmışsınız. İnanın bunu okuduğuma çok şaşırdım, fakat aynı zamanda oldukça sevindim.

Yazacaklarımı bir duygu sömürüsü olarak algılamayacağınızı umuyorum. Ekonomik durumum oldukça kötü. Annem bir trafik kazasında sakat kaldı, babamın da okuma-yazması yok ve yaşlı. Yani ikisi de çalışmıyor. Abim ve okuldan artan zamanlarımda ben çalışarak güç de olsa geçinebiliyoruz. Bu yüzden malesef, her istediğim kitabı almak konusunda oldukça zorlanıyorum. Bu bağlamda kitabınızı gönderme öneriniz beni çok mutlu etti. Çünkü insanların aydınlanmasına böylesine emek veren bir düşün insanının, bir araştırmacı aydının emeğinin karşılığı ödenmeli. Keşke bu olanağım olsaydı. Bu arada siz göndermeseniz de kesinlikle alırdım, ancak yalnızca biraz geç olurdu. Kitabevine girdiğimde, bütün kitaplarınızı alıp çıkmak istemiştim, ancak mali gücüm buna yetmemişti. Neyse, kişisel sorunlarımla zamanınızı aldığım için bağışlayın. Ancak kitap gönderme önerinizi neden kabul ettiğimi açıklamak zorundaydım. Ne kadar teşekkür etsem azdır.

Oldukça vaktinizi aldım. Son olarak sizi tanımamı sağlayan kız arkadaşım Emine’ye mektubunuzu gösterdiğimde şaşırdı; inanamadı. O da sizi ilgiyle takip eden okurlarınızdan biridir. Size saygı ve selamlarını iletiyor. Benim için sizinle yazışmak büyük bir onurdur. Bir paragraf dahi olsa yazmanızı heyecanla bekleyeceğim. Herşey için tekrar teşekkür ederim.

Elinize, yüreğinize sağlık! Mutlu ve umut dolu yarınlar…

Özgür Dönmez, Akdeniz Üni.-Antalya

Sayın Aydoğan,

Ben Hüseyin Tuğcu, size Mersin’den yazıyorum. İsminizi ilk önce, Sn. Oktay Sinanoğlu’nun Hedef Türkiye adlı kitabında gördüm. Hava Kuvvetlerinde üsteğmen olarak görev yapan abimle beraber, Şubat ayında Bitmeyen Oyun kitabınızı aldık ve gerçekten çok etkilendik; daha doğrusu ne kadar körleştirilmiş olduğumuzu gördük. Şimdi tüm kitaplarınızı edinmiş ve seriyi tamamlamış durumdayız. Kitaplarınızı bu kadar geç okuduğumuz için kendimize çok kızıyoruz. Şu anda kız arkadaşım okumaya başladı ve diğer okuyucular sırada bekliyorlar.

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye’yi yeni bitirdim. Ülke ve dünya gerçekleri konusunda gözlerim daha çok açıldı, bu nedenle size minnettarım. 15 gün önce, henüz Ocak ayında mezun olduğum Mersin Üniversitesi’nde konferans vereceğinizi duyduğumda gerçekten çok mutlu oldum. Gelmenizi dört gözle bekliyoruz. Umarım sizinle tanışma fırsatı bulurum. Sizin ve sizin gibi aydınların, ne kadar değerli olduğunu başımızdakiler bilmeseler de, daha doğrusu bilmek istemeseler de; biz toplum olarak gayet iyi biliyoruz, hiç kuşkunuz olmasın.

Sayın Aydoğan, tüm kitaplarınızı, iyice özümseyerek notlar çıkarıp bir kez daha okuyacağım. Ve çevremdeki insanların okumasını sağlayacağım. Çünkü gün geçtikçe ve insanlarımızdaki bilinçsizlik körüklendikçe, ülkemizin durumu daha kötüye gidiyor. Görünen o ki, kitaplarınızda da belirttiğiniz gibi, ulusal bir bilinç oluşmadıkça ve kitleler örgütlenip ses çıkarmadıkça, ülkeyi yönetenler her gün daha da azıtarak ülkemizi bataklığa sürükleyecekler.

Sizin kitaplarınızla tanışmamla birlikte, ülkemde ve dünyada yaşananlara bakışım tümüyle değişti; daha doğrusu bakış açım oluştu. Çünkü bugüne dek, bu tür yayınları pek okumadığım ve güncel olaylarla pek ilgilenmediğim için herhangi bir bakış açım da yoktu. Televizyonlardan, gazetelerden izlediklerimin ne kadar tek yanlı olduğunu sizin sayenizde görebildim; boşa harcamış olduğum zaman için de kendime çok kızdım.

Bilinçlenmem yalnızca bir başlangıçtır. Edindiğim bilinci tabana yaymam gerektiğini görüyorum ve bunu yapacağım. Kız arkadaşımla birlikte, bu amaç doğrultusunda çalışmaya başlamış bulunuyoruz; düşüncelerimizi en kısa süre içinde çevremize yayacağız ve bunu sürdüreceğiz. Çünkü her kitabınız bir bilgi hazinesi, bu hazineden herkesin yararlanması gerekiyor; yaşadıkları sorunlara ancak böyle çözüm bulabilirler.

Avrupa Birliğinin Neresindeyiz kitabınızı okuyunca sizin de belirttiğiniz gibi gerçekten “dehşet”e düştük. Böylesi politikalar nasıl yürütebiliyor, bunları yürütenler nasıl insanlar! Hiç zaman yitirmeden gerçekleri halkımıza anlatmalıyız, yoksa çok geç kalacağız. Gerçek ve doğru bilgi konusunda birinci kaynağımız her zaman siz olacaksınız.

Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Yeni çalışmalarınızı dört gözle bekliyoruz. Saygılarımla.

Hüseyin Tuğcu, Mersin

Sevgili Metin Aydoğan,

28 Nisan-13 Mayıs 2004 günleri arasında; zamanında düzeniyle rüyalarımızı süsleyen Rusya’nın başkenti Moskova ve daha sonra da Leningrat’da (St.Petersburg’da) bulundum.

Uğruna ölümlere gidip geldiğimiz düzenin nasıl ve neden yıkıldığını gözledim. Birçok dostla tanıştık. Sonunda vardığımız yargı: Kurtuluş savaşımızın bu dost ülkesi de, Türkiye’mizin bugün karşı karşıya olduğu saldırılarla karşı karşıyaydı ve aynı yöntemler burada da uygulanıyor, aynı yol izleniyordu. Ancak, biz onlardan şanslıydık. Çünkü; bizim yaşananları tesbit edip yazan ve ulusunu aydınlatan bir Metin AYDO-ĞAN’ımız vardı.

Umar ve dilerim ki; Kurtuluş Savaşı’mızı destekleyen Rus halkı da bir Metin AYDOĞAN’a sahip olsun! İşin ayrıca en hoş olan tarafı ise; Metin AYDOĞAN’ın kitaplarından haberdar olan ve alıp okuyabilen Rusya’daki dostlarla bu tesbitler üzerinde de konuşabilmiş olmaktı.

Ertuğrul Barka, Kimya Müh./İzmir

Sn. Metin Aydoğan,

Sözlerime sonsuz saygılarımı belirterek başlamak istiyorum. Kitaplarınızın tümünü, en son olarak da Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye’yi okudum. Bilmediğim daha ne çok şey varmış meğer. Kitaplarınızda öyle alıntılara rastladım ki, bunların doğruluğuna önce inanamadım. Böyle şey nasıl olur dedim; daha doğrusu olabilirliğine aklım ermedi. Ulusal onurumuzdan pek çok ödün verildiği şu günlerde, sizin gibi bir aydının çıkıp bizleri şöyle bir silkelemesi, sanırım bizi kendimize getirecektir. Ben henüz 19 yaşındayım, ancak genç yaşımın tek sorunu inanın, ülkemizin içinde bulunduğu kötü durumdur. Seçimini böyle yapan bir insan için, kitaplarınızın ne kadar yüksek bir değere sahip olduğunu söylememe sanırım gerek yoktur.

Kitaplarınız bana üzüntü, ancak aynı zamanda mücadele azmi verdi. Üzüldüm, çünkü kötü yönetiliyoruz ve zenginliğimiz talan ediliyor. Mücadele azmim yükseldi, çünkü bu gidişe dur demenin görevim olduğunu anladım. Ben insanım, insan olan herkes, şartlar ne olursa olsun ülkesini korumayı görev bilmez mi? Atatürk bunu yapmadı mı? Bizim de yapmamızı söylemedi mi?

Yazdıklarınızdan, sizin de belirttiğiniz gibi birçok konuda “dehşet”e düştüm. Bana göre işin çok daha “dehşet” verici yönü, yazdığınız acı gerçeklerin halka yeterince ulaşmaması ve halkın durumdan haberdar olmamasıdır. Bunun aşılması gerekiyor. Paramız, gazete ve televizyonumuz yok ama elbette duracak değiliz. Öğrendiklerimizi, biz halka götüreceğiz. Bu girişim, başlangıçta kimileri için önemsiz ve cılız çabalar olarak görülebilir, ancak biliyorum ki, gerçeklere dayanan bilgi ve bilinç yenilmez ve dilden dile dolaşarak yayılır, örgütlü bir güç haline gelir.

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye kitabınızı tanıtmak için, Atatürkçü Düşünce Derneği Denizli Gençlik Kolu’nun çıkardığı “Cumhuriyet Çınarı” dergisine bir yazı hazırladım. Dergi’nin içeriği tamamlanmış olmasına karşın parasızlık nedeniyle basamadık. Bunu yakınmak için yazmıyorum. Doğru düşüncelerin yayılmasına örnek olsun diye yazıyorum. Dergiyi çıkaramamıştık, ancak o günlerde, gönderdiğiniz kitaplarınız geldi. Bu kadar çok kitabı görünce çok sevindim. Bir takımını Uludağ Üniversitesi’nde okuyan ablama, Bursa’ya yolladım. Diğer takımı, ADD kitaplığına sizin adınıza hediye ettim. Kitapları derneğe verdikten sonra inanılmaz bir biçimde ilgi görmüş ve daha kütüphane raflarına girmeden kapışılmış. Bunu sonradan derneğe gittiğimde öğrendim. Ablamdan aldığım bilgilere göre, kitaplarınız Bursa’da da olanca hızıyla elden ele dolaşıyormuş. Parasızlık nedeniyle dergiyi çıkaramamış ve kitabınızı tanıtamamıştık ama kitap bizim tanıtımımıza hiç ihtiyaç duymadan hızla yayılmıştı. Bu durum doğru düşüncelerin hiçbir zaman önlenemeyeceğinin bir göstergesi değil midir?

Türkiye’de gerçek Kemalistlerin soykırıma uğradığı kesin. Bir de çevremizde Atatürk’ün Bursa Söylevine ve Gençliğe Hitabe’sine bir gözatmak gerekiyor. Ülke satılırken, çağdaşlığı kıyafetlerde arayan gençler; ekonomik soyguna, kültürel yozlaşmaya, emperyalizme ses çıkarmıyorlar, çünkü bunları bilmiyorlar. Şunu açık ve net söylüyorum; bir daha, bir kez daha Atatürk gelmeyecek. Ancak merak etmeyiniz, kitaplarınız elden ele dolaşıyor artık. Bilinçlenen Türk halkı saatli bir bomba gibi, emperyalizmin üzerimize örttüğü demokrasi denilen ihanet örtüsünü parçalayacaktır. Halk şu anda düşmanını tam olarak göremiyor. Düşmanı somut olarak görse, savaşı kaybetmemiz zaten mümkün değildir. Ancak dediğim gibi, demokrasi kılıfı, insan hakları kılıfı, yardım kılıfı parçalanmak üzere. Düşman artık kendini gizlemede zorlanıyor, kendini belli ediyor. Sonu başarıyla bitecek mücadelenin ilk belirtileri yavaş yavaş ortaya çıkıyor, gözlerdeki sis perdesi artık aralanıyor. Bu gelişmede kitaplarınızla sizin, çok önemli bir yeriniz var.

Son olarak size sevgilerimi sunarken, yeni kitaplarınızı beklediğimizi belirtmeliyim. Size çok şey borçluyuz. Saygılarımla.

Volkan Gür, Denizli

Saygıdeğer Vatansever Metin Aydoğan’a

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye kitabınızın birinci cildini bitirmek üzereyim. Daha önce Bitmeyen Oyun’u okumuştum.

Belki biraz tuhaf ama inanın kitaplarınızı okuduktan sonra, okuma ve araştırma yapma isteği bende iki haftadır yeşillenen bir ağaç oldu. Okuduğum ilk kitap Can Dündar’ın Yaveri, Atatürk’ü Anlatıyor’du. Daha sonra Söylev’i, şimdi de sizin kitaplarınızı okuyorum. Belki biraz yolun başındayım, ama inanın ülkem adına çok şeyler yapmak istiyorum. Bu nedenle kitaplarınızla tanışmak, benim için bir hazine bulmak gibi birşey oldu.

Ben 23 yaşında ve kendi imkanlarıyla ayakta kalmaya çalışan bir gencim. Beş senedir turizm sektöründe aşçı olarak çalışıyorum (Çeşme). Son üç aydır Ankara’dayım. Bunları size neden yazıyorum bilmiyorum; herhalde kim olduğumu bilmenizi istemiş olacağım.

Şu anda gecenin oldukça geç bir saati. Bu satırları karmaşık duygular içinde, masamın başında derin düşüncelere dalarak yazıyorum. Belki geçmiş tarihimizden gelen ve ortak olan ulusal bağımsızlık duygularını dile getirdiğiniz için, belki de gelişen dünya içindeki Türkiye’nin yerini gösterdiğiniz için, kendimi size karşı borçlu hissediyorum. Şükran borcumu, çok çalışarak ve ülkemin yararı için mücadele ederek ödeyebilirim; bir Türk genci olarak size çok teşekkür ederim.

Benim de içinde bulunduğum gençliğin, ülke sorunlarına uzaktan yakından hiçbir ilgilerinin olmaması, kitabınızı okuduktan sonra üzüntümü bir kat daha arttırdı. Biz ki yüce Türk devletinin ileride başına geçecek gençleriz, bu toplumu yöneteceğiz. Ancak ne yazık ki, malum çevreler tarafından sürekli yaşam derdine sürüklenerek, sanki gençleri ileride pırıltılı bir hayat bekliyormuşçasına, yalanlarla dolanlarla uyutulduk, bu yönde eğitildik.

Artık, bu çemberden kurtulmak ve bizi bekleyen acı gerçekleri görerek, hangi allı boyalı oyuncaklarla oyalandığımızı ve oyalanmakta oluğumuzu görmek zorundayız. Bizlerden gizlenen, ancak benim kitaplarınızdan öğrendiğim gerçekleri, Türk gençlerine hiç durmadan anlatmak, onları uyarmak istiyorum. Bu yoldaki amacıma inşallah, daha çok okuyarak ve daha iyi bir eğitim alarak ulaşacağım.

Şimdi üniversite sınavlarına hazırlanan bir genç olarak, daha sıkı ve daha istekli biçimde amacıma dört elle sarılmaya karar verdim. Gerek kazanırsam öğrenciliğimde ve gerekse çalıştığım çevrede, kitaplarınızda dile getirdiğiniz oyunları, gözlerini açmak için gençlere anlatacağım; yüce önderimiz Atatürk’ün çizdiği yoldan, sapmadan yürüyeceğim. Sizin bu uğurda elde ettiğiniz başarı bana örnek olacak.

Bugünden sonra (15.03.2003) tek amacım, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize (gençliğe) bıraktığı mirası korumak için her türlü iç ve dış düşmana karşı savaşmaktır. O’nun da dediği gibi, “muhtaç olduğumuz kudret” damarlarımızda yeterince vardır.

Metin Bey, yazdığınız kitaplarla bize yol gösterdiğiniz için size tekrar teşekkür ederim. Saygılarımla.

Selçuk Atasayar, Aşçı-Ankara

Sayın Metin Aydoğan

Değerli büyüğüm. Bitmeyen Oyun’dan sonra Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye başlıklı eserinizi okudum. Kitaplarınızı okuduktan sonra, Türk insanı olarak kafalarımızı duvarlara vurmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu kadar “gaflet, delalet ve hıyanet” nasıl olur. Ancak inanıyorum ki bu kadar ihanete karşın hala ayakta kalan bir millet, sömürücüleri ve onların işbirlikçilerini bu ülkeden söküp atmayı da bilecektir. Genç bir Türk kadını olarak, yazdıklarınızın sadece ülkemiz için değil, tüm dünyanın mazlum halkları için de önemli olduğunu görüyorum, görüyoruz…

Türk gençliği, eserlerinizin taşıdığı önemi anladığında, yeni bir kurtuluş mücadelesinin başlayacağı inancındayım. Bu kıvılcımı eserlerinizle siz çaktınız. Bu kıvılcımla bilinçlenen Türk gençliği, Atatürk’ün Bursa nutkunun gereğini yaptığı gün; bu millet, Mustafa Kemal Atatürk’ün Amasya Tamimi’nde tüm dünyaya ilan ettiği, Milletin istiklalini yine ”Milletin azim ve kararlılığı kurtaracaktır” düsturuna sadık kalarak harekete geçecektir. Gerekirse kıyamete kadar sürecek olan ikinci kurtuluş mücadelemiz, o zaman başlayacaktır.

Sayın Aydoğan; yazdığınız kitaplarla, yükselen milli şuurumuza, hiçbir zaman unutulmayacak olan katkılar yaptınız. Düşünceleriniz insanlarımıza ulaşıp onları uyandırdığında, yenilmez bir güç ortaya çıkacaktır. Çünkü Türk milletinin hasletleri çok yüksektir. Onu benliğinden koparmak için uğraşanlar, onu cahil bırakanlar; kitaplarınız sayesinde çabalarında başarısız olacaklardır. Yeter ki gerçeği görebilsinler, sizin ortaya koyduğunuz gerçekleri kavrasınlar. Bizler size minnettarız, minnettar olmaya da devam edeceğiz. Sizi korumaya gücümüz şu anda yetmese de, Türkün Tanrısı’ndan sizi millet adına korumasını diliyoruz, bunun için dua ediyoruz.

Türk milleti, siz değerli büyüğümüzün tarihe belge olarak sunduğu paha biçilmez eserleri sayesinde, Atatürk’ü adeta yeniden öğrenmektedir. Yüce Atatürk’ün düşünceleri ve ilkeleri üzerine serilen toprağı kaldırdınız ve gerçek hazinesini, Türk milletinin önüne koydunuz. Bu millet bunu yapanı asla unutmaz ve onu gönlünün en güzel yerine oturtur. Eserleriniz; birlik olmak, birlikte hareket etmek ve örgütlenmek için herşeyden önce gerekli olan fikir birliğini sağlamaktadır. Tanrının Türk milletine bir lütfu olan Atatürk bir daha gelemeyeceğine göre, millet olarak topyekün onun vasiyetinin gereğini yapacak ve kanımızdaki cevherin gücünü harekete geçireceğiz. Buna kimsenin kuşkusu olmamalıdır.

Sayın Aydoğan, yarattığınız eserlerin milli duygularımızı yükselterek çelikleştirdiğini size haber vermek mutlulukların en güzeli. Yüce Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yaşadığı sürece size minnettar kalacaktır. Atatürk’ün, “Bir millet unsurî aslisinin içinden çıkanlarca yönetilmiyorsa, yok olmak mutlak ve mukadderdir” sözlerinin gereğini yapmalıyız. Bu konuda rehberliğinizi ve yardımlarınızı Türk milletinden esirgemeyeceğinizi düşünüyor ve Türk milletinin kendi kaderini kendisinin tayin edeceği bir duruşa getirilmesi için girişilecek örgütlenmede, emirlerinize hazır olduğumuzu bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Ve sizi, Türk milletini uyandırmaya devam etmeniz için Tanrı’ya emanet ediyoruz. Tanrı aklınıza ve bedeninize sağlık versin, kaleminiz keskin olsun. Sizin gibi bir Türk evladı yetiştirdikleri için anne ve babanıza Tanrı’nın asla sual sormayacağını biliyoruz, onlara minnettarız.

Sayın Aydoğan, Bitmeyen Oyun ve Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye başlıklı eseriniz Türk milletini uyandırmaya devam edecektir. Kaleminizin hiç durmaması dileklerimle. Saygılarımla.

Neriman Aydın, Ziraat Ban.-Ankara

Metin Bey Merhaba

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye adlı kitabınızı okudum. Daha önce de Bitmeyen Oyun adlı kitabınızı okumuştum. Ayrıca Avrupa Birliğinin Neresindeyiz kitabınızı da aldım, bitirmek üzereyim. Emperyalistlerin yer yer kendi sözlerini kullanarak yaptığınız alıntılarla, olayları ve insanlığın geçirdiği aşamaları bir bütün halinde anlatmışsınız. Bunun, kitaplarınızın en önemli özelliği olduğu kanısındayım. Bunu siz yapmamış olsaydınız, olayları birbirine bağlamada çok zorlanacak ve ilişkileri bütünlük içinde görmede yetersiz kalacaktık.

Üç yıl önce geçirdiğim bir trafik kazasında, belden aşağı felç oldum. Bu nedenle tekerlekli sandalyede yaşıyorum. Kitaplarınız bana umut ve savaşma gücü verdi. Böyle bir dünyada pasif kalmak gibi bir lüksümün olmadığına inandım. Bu yıl üniversiteyi kazandım. Şu anda derslerimde çok başarılıyım. Sakatlığım ve ulaşım koşulları nedeniyle, eve yakın olan İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi’ni tercih ettim. Burslu kazandığım bu okulun, İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler bölümünde okuyorum. Okulda, öğretim üyeleri dahil önüme gelen herkese kitaplarınızı anlatıyorum. Üyesi olduğum internet sitesinde kitaplarınızı tanıttım. Site yönetimi de şu an kitaplarınızı yayıyor.

Ülkemizde tam 8,5 milyon engelli var. Bu insanlar da içinde bulunduğumuz dünyanın gerçeklerini öğrenmek durumundadır. Toplumun mistik acıma duygularına terk edilmekten kurtulmuş, birey olma savaşı veren, engelli ama onurlu, kendine ve ülkesine güvenen vatansever insanların oluşturduğu bir engelliler topluluğunun oluşmasında kitaplarınızın büyük katkısı olacaktır.

Kitaplarınızı okuttuğum arkadaşlarımın tümünün, yapıtlarınızı çok beğendiklerini söylemeliyim. Yürütmekte olduğunuz yaratıcı çalışmalarınızda ve onurlu mücadelenizde yanınızda olduğumuzu bilmenizi isterim. Sizin ve ailenizin, sevgi ve saygı duygularımızı kabul etmenizi rica ediyorum.

Bülent Yılmaz, Bahçeşehir Üni.- İstanbul

Sayın Aydoğan

Adım Hüseyin Tilkioğlu. Karadeniz Teknik Üniversitesi Maliye Bölümü 1.sınıf öğrencisiyim. Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye ve Bitmeyen Oyun adlı kitaplarınızı derslerden arta kalan zamanlarımda okudum. Açıkçası bütün dünyamı altüst ettiniz. Bu kitapları nasıl okumamışım, nasıl 21 sene kör gibi yaşamışım diye kendimi acımasızca eleştiriyorum.

Gerçekleri görebilmem için kitaplarınızla karşılaşmam gerekiyormuş. Yazdıklarınız sizinle uyanışa geçen ve kitaplarınızla alevlenen inancımı bir kat daha arttırdı. Emin olunuz ki, yazdıklarınız hayat felsefemin temelleri olacak. Bilinçli inancımın başlangıç noktası siz oldunuz. Sizin sayenizde artık korkmuyorum. Çünkü ülkem için geç kalınmadığını sizden öğrendim.

Bitmeyen Oyun’u kız arkadaşıma verdim. Kitabınızı o gece sabaha kadar yurtta okumuş. Dünyası, benim ilk okuduğumda olduğu gibi başına yıkılmış. Bana “Hüseyin, biz bitmişiz” dedi. “Hayır, bitmiş gibi görüneni uyandırmamız gerekiyor” dedim. Bu hafta ailesinin yanına giderken, kitabı yanında götürüp Bülent Ecevit fanatiği babasına okutacağını söyledi. Kararlı bir tutum içinde, inanın onun da pes etmeye hiç niyeti yok. Çünkü o da sayenizde uyandı artık. Size teşekkürlerimi yolluyorum.

Sayın Aydoğan, ben Trakyalıyım. Atatürk’ün Trakya’daki en büyük miraslarından olan Alpullu Şeker Fabrikasının (Türkiye’nin ilk şeker fabrikası) bulunduğu Alpullu beldesinde oturuyorum. Şeker Fabrikaları özelleştirme kapsamına alındığında ve bir şeker işçisinin oğlu olmamdan dolayı kitaplarınızdaki özelleştirme ve KİT satışlarıyla ilgili bölümleri dikkatlice ve altını çize çize okudum. Yüce önderimizin büyük zahmetlerle kurmuş olduğu ve bir zamanlar şeker üretiminde dünya rekoru kırmış olan bu fabrikanın, şeker kotaları ve uygulanan yanlış tarım politikalarıyla neden en fazla 2 ay çalışabildiğini şimdi daha iyi anlamış bulunuyorum.

Alpullu Şeker Fabrikasının birçok bölümü şu anda atıl durumda. Özel sektörün ürettiği nişasta bazlı şekerin önünün açılması için devlete bağlı birçok şeker fabrikasının kesme şeker bölümleri çoktan kapatılmış durumda. Alpullu Şeker Fabrikasına bağlı Sarımsaklı Tarım işletmesinin hali içler acısı. Sarımsaklı Tarım işletmesine bağlı birçok tarla senelerdir ekilmiyor. Çiftliklerdeki birçok tarım aleti çürümeye terkedilmiş.

Ve bu şartlar altında Atatürk’ümüzün bu önemli mirasının kimlere özelleştirme adı altında peşkeş çekileceğini bilmiyorum ama merak ediyorum. Merak ediyorum çünkü gözlerimiz önünden geçmişimin de, geleceğimin de çalındığını görecek olmam beni çok üzüyor. Uygulanana yanlış ekonomik politikalara, eğitim sistemimizdeki berbatlığa ve sayamayacağım birçok bozukluğa benim gibi sayenizde gözlerini açmış ve açacak olan Atatürkçü gençliğin yakın bir zamanda dur diyeceğine inanmanızı istiyorum. Sizin gibi aydınlar öncülüğünde geçmişi ve geleceği çalınan bu gençlikle; emeği çalınan, satılan, asgari ücrete mahkum olan işçi kesimi herşeyin hesabını gerekirse yeni bir kurtuluş savaşı çıkararak soracaktır. Dediğiniz gibi “Emperyalizm varoldukça Kemalizm’de varolacaktır” ama şunu da unutmayın ki sizin gibi aydınlar varoldukça inançlı gençlik herşeyin hesabını er ya da geç soracaktır.

Sayın Aydoğan: Kitaplarınıza bu kadar geç ulaştığım için kendimi çok eleştiriyorum. Geç de olsa gözlerimi açtınız size minnettarım. Diğer kitaplarınızada en kısa sürede ulaşmaya çalışacağım. Herşey için çok teşekkür ederim.

“Yeryüzü tanrılarına”! karşı yapılacak ilk savaşta omuz omuza olmak dileğiyle…

Hüseyin Tilkioğlu, KTÜ Maliye Böl.,Trabzon

Metin Bey Merhaba

İstanbul’da yaşayan 24 yaşında bir bilgisayar mühendisiyim. Kendi geçmişinden ve dünyadan habersiz duyarsız gençler yetiştirmenin moda olduğu günümüzde, kitaplarınızı çok değerli ulusal değerler olarak görüyorum. Devlet ve medya el ele verip kültürsüzlük yayarken, tek başınıza büyük bir iş başarıyorsunuz. Gençleri, en azından benim çevremdeki gençleri düşünmeye yönlendirerek etkiliyor, halkımızı bilgilendirici eserler meydana getiriyorsunuz.

Bir noktada size bir öneride bulunmak istiyorum. Kendi halkımızı bilinçlendirmek ilk aşama olmalı, ama bence Avrupa halkları da kendi geçmişlerini bilmemektedirler. Kendilerini demokratik ve insan haklarına saygı gösteren Avrupa devletlerinin geçmişinden habersiz halkına, bugünkü gelişmişliklerinin ve refahlarının neye dayandığını göstermek gerek. Avrupa kültürünün, askeri temelli sömürgelere (katliamlara) ve şu an gerçekleştirilen ekonomik sömürgelere (fakirleştirilen ülkelere) dayandığını göstermek için, Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye kitabınızın, yabancı dillere çevrilmesi ve Türkiye dışında yayınlanması bence çok güzel bir adım olur. Batı ülkeleri bize istedikleri zaman, istedikleri ideolojiyi benimsetebiliyorlar. Gerçeği yansıtan düşüncelerimizi bilimsel bir doğruluk içinde onların dilinde anlatabilirsek, batılılara kendi silahlarıyla yanıt verebiliriz kanısındayım.

Şimdiye kadar, eserlerinizi yabancı dilde yayınlatmadıysanız, bunu gerçekleştirmek için aklımdan geçenleri size iletmek istedim. İyi çalışmalar ve saygılar.

Tolga Karadurak, İstanbul

Metin Bey,

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye adlı eserinizi, özlemini çektiğim bir tarih kitabı gibi okudum. Çocukluğum Tarih derslerinden hiçbir şey anlamadan geçti. Oradan oraya atlayan bilgileri bir türlü denkleştirememiştim. Ömür boyu bu eksikliği kendimce gidermeğe çalıştım. Tarihi seven ama anlayamayan bir çocukluk ve gençlikten sonra, altmışıma merdiven dayadığımda sizin bu eserinizle taşlar yerli yerine oturdu.! Size ilkten bunun için teşekkür etmek istedim.

Bilgi Çağı dendiği halde, en önemli bilgiler özen ile gizleniyor. Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye adlı yapıtınızdan, bilhassa Atatürk hakkında, bizlerden ne kadar çok bilginin saklandığını öğrendim. Üstelik, Atatürk’ün silah arkadaşı olan rahmetli dedemden Atatürk hakkında çoğu kişinin bilmediklerini duymuş olmama rağmen, bilgimin ne kadar kısıtlı kalmış olduğunu keşfettim. Milleti Atatürk’ün arzuladığı tarzda bir uyanışa götürecek bilginin önüne çekilen setleri aşabildiğiniz ve topluma kazandırdığınız için de size teşekkür ederim.

Geçen ay Bitmeyen Oyun adlı kitabınızı okudum ve resmen hastalandım. Bir de kendimi uyanık ve bilgiye bir biçimde ulaşabilen bir kişi sanırdım. Türkiye’yi etkileyen konuların dışında, dünya çapında döndürülen dolapların farkındaydım ama Türkiye ile ilgili bilgilere ulaşamamıştım. Bir de bu kitapta Atatürk’ün dehasını ve öngörüsünü çok güzel sergilemişsiniz. Size teşekkürü borç bilirim.

Bitmeyen Oyun’da bir nokta dikkatimi çekti ve bilgimi sizinle paylaşmayı istedim. 12. Baskı’da sayfa 126’da Dünya Bankası Avrupa Başkan Yardımcısı Jean François Richard, 4 Kasım 1999’da yapılan 8.Ulusal Kalite Kongresi’nde şunları söylüyor: “Gelecek 20 yılda yeni dünya ekonomisinde, zenginler daha zengin fakirler daha fakir olacaktır” dediğini naklediyorsunuz.

Tarihin garip tecellisi mi diyeceksiniz? 1973’de bir Fransız Dünya Bankası’nın gidişatının dünyayı nereye götüreceğini açıkladığı için işinden atılıyor. 26 sene sonra yine bir Fransız kehanette bulunuyormuş gibi aynı açıklamayı yapıyor. Her ikisi de aynı kurumun çalışanı.

Bir ilave bilgi de Earnest (Dünya Bankası içinde Ernie diye bilinir) Stern, Mc Namara Dünya Bankasından Başkan olarak ayrılmadan evvel Senior Vice President (Direktör değil) olarak atanmıştı. Yanılmıyorsam sene 1971 veya 1972 idi. Kitabınızdan anladığım kadarıyla 1994’te Earnest Stern hala Senior Vice President imiş. Ayrıldı mı, hala orada mı, öldümü bilmiyorum. Bir kişinin bunca sene aynı konumda, Başkanın gölgesi olarak kalması ne uluslararası kuruluşlarda, ne de “Kız Kardeşler” olarak anılan WBIMI teşkilatlarında görülmüştür. Senior Vice President olarak atanmasından sonra Dünya Bankasında kararları alan, onaylayan ve gidişatı belirleyen daima Earnest Stern olmuştur. Başkanlar bir nevi zevahiri kurtaranlar konumunda olmuştur. Earnest Stern “naturalized German Jew” yani Amerikan vatandaşı olmuş Alman yahudisidir. Başkanlar ise Hıristiyan Amerikalılardır.

Bu bilgilerin kitabınızda yansıttığınız verilere farklı tonlar da katacağını düşündüm. Derin uykuya dalmış bu milleti silkinip uyanmaya teşvik eden yapıtlarınız için teşekkür eder, daha çok uzun seneler nice bu tür kitaplar yayınlamanızı umar, size sağlık, enerji ve huzur dolu günler dilerim.

Faruk Kazancı, İstanbul

Sevgili Metin Aydoğan,

Öncelikle iyi günler dilerim. Uzun zamandır size mail yollamak istiyordum bu güne kısmet oldu. 1976 İstanbul doğumluyum. 1995 yılında Galatasaray Lisesi’nden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdim. Şu an İstanbul’da serbest avukatlık yapmaktayım. Ben sizin Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye adlı kitabınızı okuyana kadar Mustafa Kemal’i, Türk Devrimi’ni ve İnkılap tarihini iyi biliyorum zannediyordum, ancak yanılmışım. Bütün kalbimle söylüyorum gerçekten müthiş bir kitap biz gençlere özellikle Kemalizmin yok edilmek istendiği bir dönemde paha biçilmez bir armağan. Teşekkür ederim.

Evet yukarıda da belirttiğim gibi üzülerek söylüyorum ki, biz Türk halkı olarak mirasyedilerden başka birisi değiliz. Mustafa Kemal’in ardından hiçbir yenilik ve devrim yapılmadan hala Mustafa Kemal’in mirasını yiyoruz, yiyoruz ancak henüz bitiremedik. Kitabınızı okuduktan sonra kendimi oldukça değersiz hissetmeye başladım. Keşke dedim hep anlattığınız 1923–1938 yılları arasında yaşasaydım. Keşke Mustafa Kemal’in cephelerdeki askerlerinden, devrimleri gerçekleştirirken çalışma arkadaşlarından birisi olsaydım. Şu an çoğu insan ben dahil, yalnızca işe gidip geliyoruz o kadar. Kemalizm’in uğruna bu ülke için hiçbir şey yapmıyoruz. Hiçbir şeye sesimizi çıkarmıyoruz. Sadece şımarıkça miras yiyoruz. Bu ülkenin sömürülmesine ve ulusal bilincin yok edilmesine karşı kılımızı bile kıpırdatmıyoruz.

Siz daha iyi bilirsiniz; Atatürk der ki, “özgürlük benim karakterimdir. Ancak benim özgür olarak yaşayabilmeme için her şeyden önce bulunduğum toplumun özgür olması gerekmektedir”.İşte bu anda özgür olmadığımız için kendimi değersiz ve kişiliksiz hissediyorum. Yeni çıkan İcra İflas Yasasındaki bütün Kanun maddelerini IMF hazırlamıştır. IMF’ye sormadan noktasına virgülüne dahi dokunamayız. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti, Devlet olmanın en temel unsurlarından olan YASAMA görevini bile yerine getirememektedir.

Kusura bakmayın Sayın Aydoğan, bana bırakırsanız size daha sayfalar dolusu yazı yazarım. Diğer kitaplarınızı da buldum en kısa zamanda okuyacağım. Bir kitabınızın özsözünde Müdafaa-i Hukuk Kurultayı’ndan bahsetmişsiniz. Böyle bir oluşum var mı, varsa katılma imkanı olabilir mi? Mesleğim ve kişiliğimle Kemalizm adına her şeyi yapmaya gönüllüyüm. Bu ülkenin size ve sizin gibi Kemalistlere çok ihtiyacı var. Sizinle tanışmak, konuşmak isterim. Sizin sayenizde Mustafa Kemal’e olan sevgim ve saygım milyonlarca kat daha arttı. Teşekkürler sevgili Aydoğan. Saygılarımla.

Av.Alp Tunga Çelebi, İstanbul

Sayın Metin Aydoğan,

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye kitabınız, Türkiye’de bugün gelinen noktanın nedenlerini çok net bir biçimde açıklıyor.

Kitabınızın değerini ifade etmeye sözcükler yeterli değil. Bu ülkeyi o kadar çok seviyorum ki; kitabınızı okurken gözyaşı döktüm, sinirlendim. Bizim bu kadar cahilce şeyler yapmamız beni kahretti… Herşeyi belgeleriyle, bu kadar açık-seçik belirlediğiniz halde, hala yanlışlara imza atmaya devam ediyorsak, siz ve biz okuyucularınız, görevlerimizi yeteri kadar yapmıyoruz demektir.

Yetkim olsaydı; hiçbir üniversite öğrencisini kitabınızı okuyup irdelemeden mezun etmezdim; kitabınızı okumadan hiçbir parlamenteri meclise sokmazdım; yurtdışına öğrenci yollamazdım, subay yapmazdım, öğretmen yapmazdım, iş adamı yapmazdım… Bugün gelinen noktada fazla konuşmaya gerek olmadığı kanısındayım. Kitabınız herkesçe mutlaka okunmalıdır. Bütün dostlarıma adeta yalvarıyorum; okuyun, lütfen okuyun diye…

Sizden cesurca yazdıklarınızı, cesurca dile getirmenizi de diliyorum. Sizinle sonuna kadar beraberiz. Bir başka dileğim de, Irak’ta çıkacak istemediğimiz savaşın milletimize, Kurtuluş Savaşı ruhunu yeniden kazandırmasıdır. Buna çok ama çok ihtiyacımız var.

Meral Coşkun, E.Öğr., Seyhan-Adana

Sayın Metin Aydoğan

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye kitabınız ve düşüncelerinizle ne yazık ki geç tanıştım. Kitabınızı okuyanlara gönderdiği yanıtlardan, her yurtsever gibi benim de aynı görüşleri taşıdığımı anlamış bulunuyorum. Her türlü beklentiden uzak, karşılık beklemeksizin türlü fedakarlıkları yapmaya hazır olan kişilerin gönüllerinden kopan çığlıklarını dile getiren samimi tepkilerdir bu yanıtlar.

Sayın Aydoğan size geldiği gibi, sayın Oktay Sinanoğlu’na, sayın Attila İlhan’a, sayın Erol Manisalı’ya ve pek çok aydına insanlar ne yapmaları gerektiğini soran yazılar göndermektedirler. Bu samimi, özveriye hazır yazışmaların sahipleriyle bir araya gelinemez mi, çoğunluk oluşturulamaz mı? Sesimiz daha gür çıkmaz mı? Anadolu’nun her yerinde öbek öbek çoban ateşleri yakılmak istenmekte. Tek eksiğimiz güven ve samimiyet.

Sayın Aydoğan ne yazık ki her partiye dağılmış olan yurtseverler, parti kimliklerini terk ederek bir araya gelememektedirler. Birlik ancak ulusumuzun bağımsızlığı ve onurunu yüceltme düşüncesinde olan samimi kişilerden oluşmalı. Zaman geçirmeksizin bu doğrultuda düşünen önder aydınlarımızın biraraya gelerek toplumun diğer kesimlerine çağrı yapmasını bekliyorum. Bu günlerde yükselen değer olarak Kuvayi milliye hareketleri oluşmakta. Şüphesiz çok sayıda özverili insanın çalıştığı derneklerde az da olsa samimiyetsiz insan ileride bir köşe kapabilirim düşüncesi ile üye olabilmektedir. Bu samimiyetsizlikleri gözardı etmeden oluşacak her türlü yapılanmaya hazırız. Yazının benzerlerini sizin gibi ülkemizin bağımsızlığı için çaba harcayan değerli kişilere göndermeyi borç biliyorum. Saygılarımla.

İbrahim Kumluk, Balıkesir

Sayın Metin Aydoğan,

Bilinen bir öykü vardır, büyük bir fırtınanın ardından, sahile milyonlarca deniz yıldızı vurur. Ve bir adam, çıkan güneşin altında her an ölüme biraz daha yaklaşan deniz yıldızlarını toplayıp denize atarken, bir başkası yaklaşır yanına. Umutsuz ve umarsız bir sesle; “Daha milyonlarca var. Hepsine yetişemezsin. Birkaç tanesini denize atmışsın, ne farkedecek?”

Ve o aydınlık insan, çabalarına ara vermeden bir deniz yıldızını daha denize atarak ölümden kurtarırken, yanıtlar; “işte bunun için farketti…”

Evet, benim için farketti. İnanıyorum ki, Sayın Aydoğan’ın “Yeni Dünya Düzeni, Kemalizm ve Türkiye” ile “Bitmeyen Oyun” adlı eserlerini okuyan herkes, o engin maviliklere tekrar kavuşan bir deniz yıldızı gibi duyumsayacak kendisini.

Yalnızca sorunları ortaya koymakla kalmayıp, “Ne yapmalıyız?” sorusunun yanıtını da veren, örneğine az rastlanan bu eserleri kaleme alan Metin Aydoğan’ı kutlamak için söz bulamıyorum. “Sözün bittiği yer”  bursı olsa gerek…

Oğuz Uyan, Sanayici – İzmir