ÜLKEYE ADANMIŞ BİR YAŞAM-1 –MUSTAFA KEMAL VE KURTULUŞ SAVAŞI

ulkeye_adanmis_bir_omur_1

Sevgili Metin,

Ülkemiz, Cumhuriyet tarihinin belki de en sıkıntılı dönemini deneyimlerken, içinde bulunduğumuz şu olağan üstü zamanlarda, yayınlarınızla halkımıza yön göstermekte, aydınlığı işaret ederek adeta mihrakını şaşırmış kitlelere rehberlik etmektesiniz.

Yurdumuzun içinde ve dışında giderek artan bir şiddetle karşılaştığı tehlikeleri işaret ederek, halkımızı bilgilendiriyor ve fevkalade önemli bir görevi yerine getiriyorsunuz. Bu bağlamda, bilgiyi yayma adına şahsıma da tanıdığınız imkanlardan ötürü çok müteşekkir olduğumu belirtmek isterim.

Ülkemizi aydınlığa kavuşturma mücadelesinde ne yaman bir çaba harcadığınızı yakından hayranlıkla izleyen biri olarak teşekkürlerimi sunarken, bu mektubumun bir belge olarak saklanmasını temenni eder, saygılar sunarım.

Hayrettin Karaca, TEMA Vakfı Onursal Başkanı

Sayın Aydoğan,

Göndermiş olduğunuz “Ülkeye Adanmış Bir Yaşam Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı” adlı kitabınızı aldım.

Hangi toplumsal koşulların Mustafa Kemal’i ortaya çıkardığını, vatanı için yapmış olduğu mücadelesini ve kaynak göstererek Türk Halkının çektiği acıları anlattığınız kitabınız için teşekkür ederim.

Kurtuluş Savaşı’nın sadece kanla kazanılmış bir zaferi ifade etmediğini, aynı zamanda ekonomik, sosyal ve kültürel bir zaferi ifade ettiğini ve bu yolun takip edilmesi gerektiği hususunda sizinle aynı görüşleri paylaşıyorum.

Bu vesile ile çalışmalarınızda başarılar diler sağlık ve esenlikler dilerim. Saygılarımla

Hurşit Tolon, Orgeneral 1 nci Ordu Kom., Selimiye-İstanbul

Sayın Aydoğan

Sizinle yemekte birlikte olmak büyük mutluluktu. Gönderdiğiniz imzalı “Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı” kitabınızın değerini ölçmeme imkan yok. İtiraf etmeliyim ki, kitabınız elime geçmeden gidip almıştım.

Okuduktan sonra hemen bir arkadaşıma verdim. Şimdiye kadar Osmanlıya aşık, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Atatürk’e bilmeden düşman olan bir kişiydi. Daha önce Kutsal İsyan ciltlerini vermiştim. İkinci ciltten sonra okumaktan vaz geçmişti. Kitabınızı okuduğunu söyledikten sonra Falih Rıfkı Atay’ın Çankayası var mı? Diyerek istedi. Vereceğimi bildirdim.

Sayın Aydoğan, kitabınızın başında bahsettiğiniz İkinci Viyana Kuşatması bozgununun etkisini hiç bu kadar derin düşünmemiştim. Kitabınızda daha ilk sayfadan itibaren düşüncelerime derinlik kazandırdığınız için teşekkür ediyorum. Bu derinlik, okuduğum kitaplarda Fatih Sultan Mehmet abluka altına aldığı, dünya ile ilişkisini kestiği Bizans şehrini neden savaşla aldığını açıklıyor. Bin yıldan fazla direnen şehir, Türklere ve onun Hakanı Fatih Sultan Mehmet’e boyun eğmişti. İşte bu yenilmezlik ve güç, Avrupa kıta ülkelerine yaşatılan psikolojik korkunun temeliydi.

Sayın Aydoğan! Öyle çarpıcı ve her okuyanın kendinden bir parça bulabileceği bir kitap yazmışsınız ki, hayran olmamak mümkün değil. Nutuk’un taşıdığı devrimci ruh, halkın duyguları, birlik ve dayanışma becerisi, mücadele azmi ve bunların sonucu gelen muhteşem zafer. Bunları o kadar çarpıcı yazmışsınız ki, bir nefret yüreğimi ele geçirdi, coşku ve sevinç acı ve hüzünle harmanlandı. İşte ete kemiğe dönüşen Kurtuluş Savaşımız, ve onu okunabilir hale getiren kitabınız. Dünyaya meydan okuma isteğim, ve okunabileceğini öğrendim kitabınızla. Atamızın olağan üstü koşullarda oluşan kişiliği ve bu kişiliği bulan ulusumuzun görkemli kültürünün harmanlaması.

Sayın Aydoğan özverili uğraşınızı, ulusumuza sahip çıkan eserlerinizden dolayı size borçlu olduğumu söylememe izin verin. Yaptığınız hizmeti bu ulus asla unutmayacaktır. Atatürk’ü adeta kuyudan çıkardınız, ete ve kemiğe büründürdünüz. Sağ olun var olun. Saygılarımla

İsmail Kumcu, Balıkesir

Sayın Metin Aydoğan,

Ülkeye Adanmış Bir Yaşam Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı kitabınızı okudum. Böyle bir kitap yazdığınız için size teşekkür ederim. Mustafa Kemal’in ve arkadaşlarının Osmanlı yıkılırken ve çaresiz duygular içindeyken güç aldıkları Ziya Gökalpleri, Namık Kemalleri vardı. Ne mutlu bizlere ki bugün bizlerin de Metin Aydoğanları, Attila İlhanları, Oktay Sinanoğulları, Erol Manisalıları var. Zor şartlar altında yaşamaya alışmış olan milletimiz, yine bıçağın kemiğe saplanmasını beklerken, bu kez daha önce hareket etmeyi ya da bıçağın zaten kemikte olduğunu fakat uyuşturucu etkisiyle bunu hissetmediğimizi söyleyenler var.

Sizler halkımıza doğru yolu ve yapılması gerekenleri, büyük Atatürk’ün sözleri ve yaptıklarıyla gösterdiniz. Sizin kitaplarınızı okurken özellikle gençlerin, “neden bir parti kurup insanları etrafında toplamıyorsunuz” dediklerini duyuyor gibiyim. Sizin kitaplarınızı okuduktan sonra, düşüncelerimi başka insanlarla paylaşırken en sık karşılaştığım soru; “peki o zaman şimdi ne yapmalıyız bundan nasıl kurtulabiliriz?” sorusudur. Konuştuğum insanların çoğunda, ne yazık ki, benliklerine televizyon kültürünün (kültürsüzlüğünün) sindiğini görüyorum. İnsanlara, istediği şeyleri, kolaycılığa kaçarak hap kültürüyle elde etme inancı sinmiş. Bana, yapılacak şey konusunda hap soranlara söylediğim şu “Kanserin hapı yok! Ya kendi inancınla, kendi gücünle ayakta kalacak ve bunun için yaşama sarılarak hastalığı yenecek ya da doktorların verdiği haplarla belki biraz daha hayatta kalacak ama sonunda öleceksin! Seçim senin” diyor ve onlara büyük önderimizin şu sözünü hatırlıyorum. “Çalışmadan, üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar önce onurlarını, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da bağımsızlık ve geleceklerini kaybederler.” Bu safhanın neresinde olduğumuzu da herkesin kendi vicdanına bırakıyorum.

Şuna inanıyorum ki, savaşa önce benliklerimizde başlamalıyız. Önce, kendimizle ve bugüne kadar bazen bilerek bazen bilmeyerek yapmış olduğumuz yanlışlarımızla savaşacağız. Hemen bir yerlere üye olmak, ne söylenirse onu yapmak çözüm değildir. Önce kendi düşüncelerimizi sonra davranışlarımızı değiştirmeli, birlikte harekete geçmeli ve bunu çok geç kalmadan yapmalıyız. Birilerinin vereceği haplardan önce kendi hastalıklarımızı bulmalı, bunun için kendi iç güçlerimizi kullanmalıyız. Bunları yapmadan çözüm istemek ancak yeni çözümsüzlükler getirecektir.

Oktay Sinanoğlu’nun kitaplarını okumuş birisi hala e-posta’ya e-mail(imeyil), kısa mesaja sms (esemes) diyor çocuğunu yabancı dille eğitim veren bir okula hem de küçük yaşlardan itibaren yolluyor ve çocuklarına şov (Show) haber seyrettiriyorsa. Sizin kitaplarınızı okuyan bir kişi hala AB’nin ülkemizin tek kurtuluş yolu olduğunu söylüyor, tarıma verilen desteğin ekonomimizi olumsuz etkilediğine inanıyor, demokrasinin beşiğinin Amerika olduğunu zannederek oraya gitmeye çalışıyorsa üzülerek söylüyorum ki boşa kürek çekiyoruz. Artık şunu öğrenmeliyiz, toplumsal değişim, ilerleme ya da kurtuluş, kişinin kendisiyle başlar, sonra toplumla bütünleşir. Çevresinin kirliliğinden yakınan kişi etrafındakileri suçlamak yerine izmaritini yere atmamayı öğrenmelidir önce.

Ben bu nedenlerle, eğitim birliğinde çalışan bir subay olarak, “ne yapabilirim”i düşündüm ve uygulamaya geçtim. Benim askerlerim, artık yürüyüş komutunu sadece “Ne mutlu Türküm diyene!” şeklinde değil. “Türk demek Türkçe demektir, ne mutlu Türküm diyene!” şeklinde sayıyorlar. Gelen acemilerin, bir iki saatlik konferans şeklindeki konuşmalarımdan sonra; Metin Aydoğan, Oktay Sinanoğlu’ndan, ülkemizin karşı karşıya olduğu sorunlardan haberi oluyor ve gözlerinin bağının açıldığını söylüyorlar. Evden getirdiğim kitaplarımla kütüphanemizi her geçen gün zenginleştiriyor ve hedefimi onlarla paylaşıyorum. Onlara, eğitim verdiğim bir aylık süre içerisinde en az bir Metin Aydoğan, bir Oktay Sinanoğlu kitabı okutmak hedefimdir. Her geçen gün de hedeflerimi arttırıyorum.

Yalın anlatımınızla, bundan 85 yıl önce Meclisimiz’i kurarak bize Cumhuriyet’i armağan eden Mustafa Kemal ve arkadaşlarının yaptıklarını bize ve halkımıza gösterdiğiniz ve geçmişimizle gurur duymamızı sağladığınız için size teşekkürü bir borç biliyorum. Her kitabınızda acı gerçekleri gözlerimizin önüne sermenizin yanında, geleceğe dair umut dolu ifadelere de yer vererek bize mutlu yarınların var olacağı inancını aşıladınız. Ben de bu yüzden diyorum ki: “Geçmişiyle gururlu, bugünüyle mutlu, geleceğiyle umutlu nesiller yetiştirmek bizim görevimizdir”. Bunu sağlayabilmek için de “önce okumalı sonra okutmalı anladığımızı anlatmalı ve anlattığımızı uygulamalıyız.” Bu basit zincirin herhangi bir halkasını atlamak başaramamaktır. Saygılar sunar ellerinizden öperim.

 

Not: Sizden, bölüm kitaplığımız için, özellikle Bitmeyen Oyun ve Ülkeye Adanmış Bir Yaşam-Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı isimli kitaplarınızdan gönderebileceğiniz kadarını rica ediyorum. Elbette diğer kitaplarınızdan gönderirseniz de ne kadar mutlu olacağımı söylememe gerek yok. Emin olun ki bu kitaplar bizler için çok değerli olacak, sürekli okunacak ve okutulacaklardır.

Mutlu Ulupınar, İs.Ütgm.- Manisa

Sayın Metin Aydoğan,

Ben 14 yaşında İlköğretim 8.sınıf öğrencisiyim. Kitaplarınızı teyzem nedeniyle biliyorum. Ele aldığınız konulara ilgi duyuyorum, ancak bunların benim için şu an biraz ağır olduğunu görüyorum. Önsözlerinizi ve Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşı kitabınızı okudum, çok etkilendim. Ülkesine bağlı bir Türk genci olarak, bu tür kitapları yazdığınız için size çok teşekkür ederim.

Umarım önümüzdeki yıllarda ben ve benim yaşımdaki arkadaşlarım, Metin Aydoğan’ın kitaplarını daha yakından takip edeceğiz. Kitaplarınızı okudukça yurdumuzda ve dünyadaki sorunlardan haberdar olacak ve daha fazla bilgileneceğiz.

Siz, benim gibi genç bir neslin, örnek alması gereken değerli yazarlarımızdan birisiniz. Sizin sayenizde, Ulu Önder Atatürk’ü, sınıflarımızdaki resim olmaktan çıkarıp onu anlamaya ve uygulamaya çalışacağımızdan emin olunuz. Kitaplarınızı okudukça, Atatürk’e, devrimlerine ve ülkemize daha fazla sahip çıkmayı öğreneceğiz.

Önsözünüzde yazdığınız gibi okuyor ve okumayı herkese öğütlüyorum; okuyalım ki, ülkeye yararlı olabilelim diyorum. Kitaplarınızın tümünü okuyacağım ve çevreme okutacağım. Yurduma yararlı, çalışkan yeni bir birey olacağıma söz veriyor ve sizin için yazdığım bir şiiri gönderiyorum. Saygı ve sevgilerimle.

Bir Yazara Şiir

Bir yazar biliyorum / Öyle güzel kitaplar yazar / Ah bir okusanız / Ne anlamlı sözcükleri var.

O da aynı benim gibi / Atatürk’ümüzü çok sever / Sever ve anlatır / Çünkü o da benim gibi bir yurtsever

Yalnızca yazarlar mı sever Atatürk’ü / Sokaktan geçen kime sorsanız, / Aynı yanıtı alırsınız / En büyük Türk Atatürk sözünü duyarsınız.

Atatürk hakkında birçok şeyi / Ben o yazardan öğrendim / Atatürk’ü kim mi bana anlatan / Sevgili yazar Metin Aydoğan

Öyle çok kitabı var ki / Bize yarar sağlayan, / Yurdu ve dünyayı / Gençlere anlatan.

Şimdi ona bu şiiri yazıyorum / O kadar mutluyum ki / Onunla aynı ilde yaşıyorum / Ona çok şey borçluyum / Bilginin borcu ödenmez / Öğretmenin hakkını sevgiden başka ne öder / Sana sevgimi yolluyorum / Büyük yazar, öğretmen / Sevgili Metin Aydoğan

Füsun Abancı, Hilal Necmiye-Hüsnü Ataberk İlk Öğr. Oku.

8.Sın. Öğr., İzmir

Sevgili Metin Hocam,

Öncelikle yeni çıkan, Ülkeye Adanmış Bir Yaşam-Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı isimli kitabınız için size teşekkür ediyorum. Hocam, kitabı bir gün içerisinde okuyup bitirdim aynı günün akşamı sizinle telefon ile görüştüm kitapla ilgili düşüncelerimi birkaç cümle ile ancak anlatabildim. Kitabınız o kadar anlamlı, sade, anlaşılır ve güzel bir eser ki, kitapla ilgili düşüncelerimi telefonla anlatamayacağım için, yazma gereği duydum.

İlk olarak kitabın kapağındaki küçük yazı ile yazılmış Ülkeye Adanmış Bir Yaşam cümlesi çok anlamlı ve derin bir cümle, Bu cümlenin büyük punto ile yazılması ve ilk bakışta görünmesi bence çok güzel olurdu. Çünkü bu cümlenin hayatımızda pek kullanılmayan ve bilinmeyen bir anlamı var.

Kitabın önsözü beni çok etkiledi. Bu etkiyi, benim hayat prensibim olan ve çok kullanıp hayatımda da sık sık belirttiğim atasözü, deyim, vb. sözlerden örnekler vererek anlatacağım. Kitabın önsözü, “Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir” sözünde olduğu gibi, kitabın ne olduğu hakkında bilgiyi önceden veriyor.

“Vatanseverlik baskı altında, hıyanet, getirisi yüksek bir meslek durumunda”;

“Bir değerin nasıl kazanıldığını bilmeyen, onu koruyamaz”;

“Yaşam en iyi öğretmendir ve gizlenmiş gerçekler göremeyenlerin önüne çıkmakta gecikmez. Düşünerek öğrenmeyenler yaşayarak öğrenirler”;

“Ülkesi için herkesin yapabileceği bir şey vardır. Abartmadan ve küçük görmeden herkes elinden geleni bu ülkeye vermelidir.”

Evet hocam maalesef düşünerek değil de yaşayarak öğreniyoruz. Bağımsızlık nasıl kazanıldı, nasıl korunması gerekir, nasıl geliştirilir? Bunlar bilinmediği için bugün bağımlı, sömürge ve gizli işgal altındayız.

Metin Hocam, kitapta yazılanlara, geri dönüp kendimize bakıyorum, okullarımıza bakıyorum, gençliğe ve çocuklarımıza bakıyorum; arada uçurumlar var. Bugün okullarda çocuklarımıza öğretilen Atatürk sanki başka bir Atatürk. “Şurada doğdu, annesi ve babası şöyleydi, bu tarlada karga kovaladı, asker oldu vatanı kurtardı”. Gençlere bunlar öğretiliyor. Bunlara ilave olarak bizlerin dahi hala hafızamızda duran; “Doktor doktor kalksana/Lambaları yaksana/Atam elden gidiyor/Çaresine baksana” dizeleri: 10 Kasımlarda anma töreni birkaç şiir ve konuşma, üzülmemek elde değil. Dünyanın tüm uluslarına örnek olmuş eşi benzeri olmayan Atatürk’e sahip çıkamıyoruz. Tanımıyoruz, bilmiyoruz, anlayamıyoruz.

Hocam, öncelikle kitabınızda sanki Atatürk’le birlikte yaşadım. Çektiği çileyi sıkıntıları ve hastalığını ve maddi imkansızlıklara rağmen mücadelesinden yılmayışını bütün açıklığı ile anlayabildim. Günümüzde bazıları Atatürk için, “erken öldü, keşke on yıl daha yaşasaydı, o zaman Türkiye’nin sırtı yere gelmezdi” diyor. Bunlar, elbette iyi niyetli söylemlerdir. Belki doğrudur, ama bu işin birde başka yönü var bunu kitabınızdan anladım.

Atatürk Osmanlı’nın çöküşünden sonra, yokluk içerisindeki bir halk ile Kurtuluş Savaşını kazandı. Kurtuluş savaşı içerisindeki maddi sıkıntılar, parasızlık ölüm fermanı öldürülmek için kurulan pusular ve suikastler, zehirleme teşebbüsleri, göğsündeki saate gelen şarapnel parçası. Daha da kötüsü, sağlık sorunu ve hasta haliyle cepheden geri kalmaması için kaburga kemikleri kırık olduğu halde cepheye gitmesi, en güvendiği birçok arkadaşının bile zaman zaman kendisine muhalefet etmesi vb.. Daha birçok olaylardan sonra bu büyük insan çok bile yaşamış, buna insan vücudu dayanır mı? Robot olsa kısa devre yapar, demir olsa erir. İlginç gelebilir ama, Atatürk bu kadar çok iyi hayatta kalabilmiş.

Kitabı okurken çok etkilendim, tüylerim sürekli diken diken oldu. Hocam, siz kitabı okurken ağlayanlardan bahsettiniz. Ben maalesef 18 yıllık görev yaptığım askerlik hayatımda Güneydoğu’da görev yaptığım PKK-Kadek bölücüleri ile girdiğim çatışmalardan olacak ki, doğal olarak göz pınarlarımdan yaş gelmez oldu. Ağlayamayan insan olur mu? İşte ben uzun yıllar sonra ilk kez bu kadar duygulandım.

Kitapta geçen; Yunanlıların yaptığı zulümler, Isparta da doğup büyümüş ve Türkiye’de mülk satın alıp yerleşmiş yerli Rum ailenin çocuğunun anlattıkları, hele o Pozantı direnişi ve Gülek Boğazı, Çankırı’nın Kızılkaya köyü, bugünkü milletvekillerimize örnek olacak Uşak milletvekili Hoca İbrahim Efendi’nin vekillikten sonraki davranışı, anlatmakla bitmez.

Hocam benim yazacaklarım da bitmez. Ellerinize sağlık, özellikle her Türk evladının okuması ve her evde bulunması gerekli bir kitap yazmışsınız. Atatürk’ü daha iyi anlatan başka bir kitap görmedim. Siz ve sizin gibi aydınlarımızdan, size yardımcı olanlardan, kitabınıza emeği geçenlerden ve yakınınızda bulunan, size büyük destek veren ailenizden Allah razı olsun. Bu ülke sizin gibileri unutmayacaktır. Saygılarımla.

Sezgin Aydın, Çeşmeli / Erdemli / Mersin

Saygıdeğer Büyüğüm Sayın Metin Aydoğan

Sizinle Sayın Hakan Erdem sayesinde tanıştım. Bu fırsatı bulduğum için kendimi şanslı sayıyor, Sayın Erdem’e teşekkür ediyorum

Bitmeyen Oyun, Avrupa Birliğinin Neresindeyiz, Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye, son olarak da Ülkeye Adanmış Bir Yaşam -Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı’nı okudum. Kitaplarınız sayesinde, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun hiç de iç açıcı olmadığını kavradım. Ancak umutsuzluğa kapılmadım. Düşündüm ki, sizin gibi ülkeyi ve Türk milletini gerçekten düşünen insanlar oldukça ve bizim gibi gençleri aydınlatmayı sürdürdükçe, bugünkü zor durumdan kurtulabiliriz. En umutsuz anımda bile, bu inancımı hiç yitirmiyorum. Kendi adıma, sizin yazdıklarınızdan öğrenmem gerekenleri fazlasıyla öğrendiğimi söyleyebilirim. Bana mücadele bilinci verdiniz, sağ olun.

Kitaplarınızdan öğrendiklerimi çevreme anlatıyor, Türkiye için büyük önem taşıyan düşüncelerinizi yayıyorum. Kitaplarınız elden ele dolaşıyor. Bizim gibi düşünen insanların çığ gibi büyümekte olduğunu görmek, beni çok mutlu ediyor. Böyle devam ederse, gelişen milli bilinç karşısında hiçbir güç tutunamayacaktır. Bunu, çevremdeki gelişmelerden açık olarak görüyorum. Kurtuluş Savaşı’yla gücünü gösteren bu millet, bu gücü yine gösterecektir.

Yazıp bize ulaştırdığınız şahane eserlerle, bizleri aydınlattığınız için, size teşekkür ediyorum ve sonsuz saygılarımı sunuyorum. Türk gençliği size duyduğu minneti, milli bilinci yükseltip bu yolda mücadele ederek ödeyecektir.

Yazdığınız eserler için yüreğinize ve emeğinize sağlık. Daha nice eserler yazmanız için, size güç ve sağlık diliyorum. En içten saygılarımla.

Yeliz Çakıroğlu, Ankara

Sayın Metin Aydoğan,

Atatürk haftası içinde olduğumuz şu günlerde yaşadığım en mutlu olay sizin “Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı” isimli kitabınızı okumuş olmamdır.

Kitabınızı bir akrabamın hediyesi olarak edindim. Daha öncede Atatürk ile ilgili birçok kitap okudum. Özellikle Şevket Süreyya Aydemir’in kitaplarını beğenerek okumuştum. Ancak ilk kez beni bu kadar etkileyen ve Kurtuluş Savaşı’nda Atatürk’ün yaşadığı zorlukları tüm çıplaklığı ile ortaya koyan bir kitap okuyorum. Sizi, bir okuyucunuz olarak bu konudaki başarınızdan dolayı kutlarım.

Doğu Anadolu’da bölük komutanı olarak görev yapmaktayım. Bölüğümdeki askerlerime gece derslerinde sizin kitabınızı okuyor ve onlara Kurtuluş Savaşı mücadelemizi anlatmaya çalışıyorum. Böyle bir kitabı bizlere kazandırdığınız ve bilgilerinizi paylaştığınız için şükranlarımı sunarım. Saygılarımla.

Kazım Kıray, Van

Değerli Hocam Metin Aydoğan,

Sevgili hocam hürmetle ellerinizden öperim. Umarım sağlık afiyettesinizdir. Bendeniz, Cumhuriyet Üniversitesi Felsefe Bölümü 2.sınıf öğrencisiyim. İsmim Mustafa Tendik. Afyonluyum, yani hemşehrinizim. Hocam kitaplarınızla ve sizle tanışmam geçen dönem 3.Ulusal Genç Tema kongresinde sayın Hayrettin Karaca beyefendinin vesilesiyle oldu. Bitmeyen Oyun ve Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler ve Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma adlı kitaplarınızdan sonra, Afyon’da zorluklarla bulabildiğim Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı ile Avrupa Birliği’nin Neresindeyiz adlı kitaplarınızı okuma imlanı buldum.

Kitaplarınızdaki dilin akıcılığı, benim gibi siyasi kitaplara mesafeli duran birinin bile çok kısa zaman zarfında kitaplarınızı bir çırpıda bitirmesine sebep oldu. Türkiye’nin arkasından oynanan oyunları, Türkiye’nin çağdaşlaşma yolunda neden vites arttıramadığını, ulusal varlıkların satışını, devlet yönetiminin el değiştirmesini ve bunu yapanların yandaşlarını tanıma imkanı buldum. Sağolun, varolun. Eşsiz bilginiz ve yorum yeteneğinizle bize ışık tuttunuz yol gösterdiniz.

Sayenizde olaylara farklı bir perspektifle bakabiliyorum artık günlük gazeteleri bile başka bir gözle okumaya başladım diyebilirim. Keşke sizin kitaplarınızla daha önce tanışma imkanım olsaydı. Şimdi geçen onca boş zamanıma yanıyorum. Yurdumuzda bu kadar oyun oynanırken, bir şeyden haberi olmadan yaşamışım.

Atatürk’ün bize armağan ettiği bu Cumhuriyet’i ve vatanı yıktırmayacağız. Çağdaşlaşma yolunda, elimizden geleni yapacağız. Atatürk ölse de onun izinden gelen binlerce Türk genci bu vatan için seve seve canını vermeye hazırdır. Bu böyle biline.

Hocam kitaplarınızı bulmakta güçlük çekiyorum. Koskoca Sivas’ta bıraktım kitaplarınız bulmayı, sizi tanımayan kitap dostu yurtseverlerin! çıkması beni nasıl kahrediyor tahmin edersiniz. İnşallah göndereceğiniz kitaplarla Sivas’ta ulusal bilinçlenmenin ilk ayağını başlatacağız. Birilerinin artık, taşın altına elini koyması lazım. Ben seve seve Sivas’ta bu onurlu göreve hazır olduğumu söylüyorum.

Sevgili hocam, kafanızı ağrıttım. Hakkınızı helal edin. Mektubumda yer yer geçen anlatım bozuklukları için kusura bakmayın. Size ulusal kurtuluş yolunda başarılar diliyorum. Sevgilerimle.

Mustafa Tendik, Üniversite Öğrencisi, Sivas

Sayın Metin aydoğan,

Ben 20 yaşında bir evrenkent (üniversite) öğrencisiyim. Hacettepe Evrenkenti Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri 2.sınıfında öğrenimimi sürdürmekteyim.

Öncelikle canım Türkiyeme ve –ne yazık ki büyük çoğunluğu hala uyuyan- akranlarıma ülkem üzerinde oynanan oyunları yakın tarihçesi ve tüm çıplaklığıyla gösterdiniz. “Bitmeyen Oyun-Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler” ve “Ülkeye Adanmış Bir Yaşam-Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı” adlı yapıtlarınız için size sonsuz şükranlarımı ve teşekkürlerimi sunarım.

Her sayfasında bir sanatçı titizliği ve düşün adamı emeğiyle hazırlandıklarının bilincindeyim.

Kıymetli büyüğüm!

Eserlerinizle ve Metin Aydoğan ismiyle biraz geç tanıştım. En kısa sürede diğer yapıtlarınızı da okuyacağım.

Ne mi oldu? Kitaplarınız sayesinde gözüm açıldı, uyandım, silkindim. Atatürkçü ol(a)madığımı anladım. 1938’den özellikle de 1950’den sonra gelenlerin “Atatürk’e evet Kemalizme hayır”cı olduğunun tüm netliğiyle ayırtına vardım.

Şimdi mi? Kemalizm rehberliğinde ve siz değerli Kemalist aydınların öncülüğü sayesinde Cumhuriyetime, altıoka, anti-emperyalizme sımsıkı sarılarak onları ölümüne kucakladım.

Sizi temin ederim ki Kemalist gençlik bu ülkeyi hiçbir zaman böldürmeyecek. Laik demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni emperyalist güçlerin güdümündeki gerici ve bölücü örgütlerin eline bırakmayacaktır. Geriye gitmesine izin vermeyecektir.! “Serbest piyasacı” hain işbirlikçilerin vicdansızlıklarına tüm gücüyle karşı koyacaktır.

Yeter ki siz bizi aydınlatmayı tüm gücünüzle sürdürün.

Sayın Aydoğan, sizden imzalı bir yapıtınızı istesem, değerli zamanınızı çalar mıyım?

Tekrar teşekkürler aydınlatıcılığınız ve üreticiliğiniz için.

Hasan Çelik, Hacettepe Üniv., Beytepe/Ankara