EKONOMİK BUNALIMDAN ULUSAL BUNALIMA

EKONOMİK BUNALIMDAN ULUSAL BUNALIMA

 

ekonomBunalm

 

Sayın Metin Aydoğan,

Lütfedip gönderme zahmetinde bulunduğunuz; “Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma” isimli kitabınız için teşekkür ederim.

Hassas ve titiz çalışmalarınızın ürünü olan kitabınızın; günümüz Türkiye ekonomisi ve bununla bağlantılı gerçekleri öğrenme konusunda bizlere ışık tutacağını belirtir, en iyi dileklerimi sunarım. Saygılarımla.

Hurşit Tolon, Ege Ordu Komutanı

Sayın Metin Aydoğan,

Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma adlı yapıtınızın önsözünde şöyle yazıyorsunuz; “Ulusal bir sorun haline gelen, bu nedenle toplumun tümünü içine alan bunalım, ortak bir ulusal irade ve bu irade ile sağlanan güçlü bir toplumsal disiplinle ele alınmalı ve ulusun görünürgörünmez bütün güçleri harekete geçirilerek aşılmalıydı. Koşullar ekonomiye dayanan bir ulusal seferberliği gerektirecek kadar ağır ve derindi.”

Evet bu saptamanızın doğruluğunu ve haklılığını kitabın daha ilk sayfalarından itibaren anlamağa başlıyoruz ve ülkede yürütülen düzensiz siyasanın boyutlarını görüyoruz. Kitapta, batılıların Türk siyasasına herhangi bir sınır tanımadan nasıl yön verdiklerini, kendi emperyalist (sömürgeci) amaçlarına göre hazırladıklarını, ulusal ekonomiden, devletçilikten nasıl sapıldığını ve basının bu kirli oyuna ortaklık edip, oyunun baş oyuncusunu Türk halkına “Türkiyeyi Kurtaracak Adam” başlıklarıyla nasıl tanıttıklarını üzülerek, şaşarak öğreniyoruz. Ve içine düştüğümüz bu aldanışın kahredici ezikliğini yaşıyoruz.

24 Ocak (1980) kararlarının, Gümrük Birliğinin, “Enflasyonu Düşürme Operasyonu” adı verilen 9 Aralık (1999) kararlarının ve de 1985’te başlayan bugün de dörtnala devam eden özelleştirme uygulamalarının ulusal sanayii, KOBİ’leri tarım üreticilerini, tekstilcileri, tüm dışsatımcılarımızı nasıl ezdiğini en anlaşılır dille bir bir kaleme almışsınız. Özelleştirme adı altında yağmalanan fabrikalarımızı, bankalarımızı… Binlerce kez elinize sağlık, değerli aydın! Umuyorum ki bu duru gerçekler, ulaşması amaçlanan kitlelere ulaşacak ve kutlu kaleminiz uyanmaya hazır ulusal gücü uyandıracaktır!

Ben tüm çevremdekilere yapıtlarınızı okumalarını önerdim. Yazdıklarınızın, okuyanları hemen etkileyeceğinden, bu etkinin onları düşünmeye zorlayacağından en ufak bir kuşkum yok. Ailemde yaşadığım bir örneği izninizle aktarmak isterim. Annem (55) sakat, yürüyemiyor ve ağır sağlık sorunları yaşıyor. Bir gün yanında “Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma” kitabınızı sesli okurken, beni dikkatle dinlediğini gördüm. Bir süre okuduktan sonra okumayı bıraktım. Bana dönerek “Oğlum, okumaya devam eder misin lütfen” dedi. Ve o günden sonra her sabah kendisine kitabınızdan bölümler okumamı rica etti. Çok duygulanmış ve üzülmüştü. Özellikle özelleştirme uygulamalarına tepki duyuyordu. Kitabınızı dinledikçe, içinde bulunduğumuz durumun geldiği boyutlara inanamadı. Ve şimdi benimle, hatta komşularıyla dahi bu konuları tartışır durumda. Bu arada özelleştirmeyi kastederek söylediği, beni de çok etkileyen bir tümcesini sizinle paylaşmadan geçemeyeceğim. “Eğer elinizde bir ineğiniz vasa, kesip bir defada lop lop etini yiyeceğinize, her sabah sağıp top top yağını yiyin!” Bu arada kendisi ilkokul mezunu bile değildir. Ancak yazdıklarınızı çok iyi algılıyor. Ve bugün bizden bir okuma gözlüğü istemekte. Diğer kitaplarınızı (kendi) okumak konusunda ısrarlı… Size içten teşekkürlerini iletiyor.

İşte ışığınız böyle yayılıyor değerli aydın.

“Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma”, sadece batılı çıkarcıları (düşmanları) değil, aynı zamanda siyasetçisinden medyacısına dek içerdeki hainleri de göstermekte.

Mektubumun bu kısmında M.K.Atatürk’ün şu deyişini eklemek gereği duyuyorum; “Paramızı, hayatımızı dış düşmanların sataşmasından kurtarmak, bu memleketin dış düşmanlara esir olmasına müsaade etmemek ne kadar lazımsa, aynı zamanda ve onlardan daha fazla uyanıklıkla iç düşmanlara, içerdeki zararlı adamlara da dikkatle bekçilik yapmak ve onların her hareketlerini gözden kaçırmamak mecburiyetindeyiz.”

Siz değerli aydına, onların her hareketini bizlere gösterdiğiniz, bizi de bakmaya yönlendirdiğiniz için size çok şey borçluyuz. Artık herzamankinden daha çok çalışmanın, daha çok düşünmenin, araştırmanın, okumanın-yazmanın, sorgulamanın ve herzamankinden daha çok üretmenin zamanı gelmiştir. Artık topluca uyanma ve direnme zamanıdır. Sizin gibi değerli yurtsever aydınların izinde, bu millet uyanacaktır. Ben buna kesin inanıyorum. Saygılarımla.

Özgür Dönmez, Akdeniz Üni.-Antalya

Sayın Metin Aydoğan,

Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma adlı yapıtınızın önsözünde şöyle yazıyorsunuz; “Ulusal bir sorun haline gelen, bu nedenle toplumun tümünü içine alan bunalım, ortak bir ulusal irade ve bu irade ile sağlanan güçlü bir toplumsal disiplinle ele alınmalı ve ulusun görünürgörünmez bütün güçleri harekete geçirilerek aşılmalıydı. Koşullar ekonomiye dayanan bir ulusal seferberliği gerektirecek kadar ağır ve derindi.”

Evet bu saptamanızın doğruluğunu ve haklılığını kitabın daha ilk sayfalarından itibaren anlamağa başlıyoruz ve ülkede yürütülen düzensiz siyasanın boyutlarını görüyoruz. Kitapta, batılıların Türk siyasasına herhangi bir sınır tanımadan nasıl yön verdiklerini, kendi emperyalist (sömürgeci) amaçlarına göre hazırladıklarını, ulusal ekonomiden, devletçilikten nasıl sapıldığını ve basının bu kirli oyuna ortaklık edip, oyunun baş oyuncusunu Türk halkına “Türkiyeyi Kurtaracak Adam” başlıklarıyla nasıl tanıttıklarını üzülerek, şaşarak öğreniyoruz. Ve içine düştüğümüz bu aldanışın kahredici ezikliğini yaşıyoruz.

24 Ocak (1980) kararlarının, Gümrük Birliğinin, “Enflasyonu Düşürme Operasyonu” adı verilen 9 Aralık (1999) kararlarının ve de 1985’te başlayan bugün de dörtnala devam eden özelleştirme uygulamalarının ulusal sanayii, KOBİ’leri tarım üreticilerini, tekstilcileri, tüm dışsatımcılarımızı nasıl ezdiğini en anlaşılır dille bir bir kaleme almışsınız. Özelleştirme adı altında yağmalanan fabrikalarımızı, bankalarımızı… Binlerce kez elinize sağlık, değerli aydın! Umuyorum ki bu duru gerçekler, ulaşması amaçlanan kitlelere ulaşacak ve kutlu kaleminiz uyanmaya hazır ulusal gücü uyandıracaktır!

Ben tüm çevremdekilere yapıtlarınızı okumalarını önerdim. Yazdıklarınızın, okuyanları hemen etkileyeceğinden, bu etkinin onları düşünmeye zorlayacağından en ufak bir kuşkum yok. Ailemde yaşadığım bir örneği izninizle aktarmak isterim. Annem (55) sakat, yürüyemiyor ve ağır sağlık sorunları yaşıyor. Bir gün yanında “Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma” kitabınızı sesli okurken, beni dikkatle dinlediğini gördüm. Bir süre okuduktan sonra okumayı bıraktım. Bana dönerek “Oğlum, okumaya devam eder misin lütfen” dedi. Ve o günden sonra her sabah kendisine kitabınızdan bölümler okumamı rica etti. Çok duygulanmış ve üzülmüştü. Özellikle özelleştirme uygulamalarına tepki duyuyordu. Kitabınızı dinledikçe, içinde bulunduğumuz durumun geldiği boyutlara inanamadı. Ve şimdi benimle, hatta komşularıyla dahi bu konuları tartışır durumda. Bu arada özelleştirmeyi kastederek söylediği, beni de çok etkileyen bir tümcesini sizinle paylaşmadan geçemeyeceğim. “Eğer elinizde bir ineğiniz vasa, kesip bir defada lop lop etini yiyeceğinize, her sabah sağıp top top yağını yiyin!” Bu arada kendisi ilkokul mezunu bile değildir. Ancak yazdıklarınızı çok iyi algılıyor. Ve bugün bizden bir okuma gözlüğü istemekte. Diğer kitaplarınızı (kendi) okumak konusunda ısrarlı… Size içten teşekkürlerini iletiyor.

İşte ışığınız böyle yayılıyor değerli aydın.

“Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma”, sadece batılı çıkarcıları (düşmanları) değil, aynı zamanda siyasetçisinden medyacısına dek içerdeki hainleri de göstermekte.

Mektubumun bu kısmında M.K.Atatürk’ün şu deyişini eklemek gereği duyuyorum; “Paramızı, hayatımızı dış düşmanların sataşmasından kurtarmak, bu memleketin dış düşmanlara esir olmasına müsaade etmemek ne kadar lazımsa, aynı zamanda ve onlardan daha fazla uyanıklıkla iç düşmanlara, içerdeki zararlı adamlara da dikkatle bekçilik yapmak ve onların her hareketlerini gözden kaçırmamak mecburiyetindeyiz.”

Siz değerli aydına, onların her hareketini bizlere gösterdiğiniz, bizi de bakmaya yönlendirdiğiniz için size çok şey borçluyuz. Artık herzamankinden daha çok çalışmanın, daha çok düşünmenin, araştırmanın, okumanın-yazmanın, sorgulamanın ve herzamankinden daha çok üretmenin zamanı gelmiştir. Artık topluca uyanma ve direnme zamanıdır. Sizin gibi değerli yurtsever aydınların izinde, bu millet uyanacaktır. Ben buna kesin inanıyorum. Saygılarımla.

Özgür Dönmez, Akdeniz Üni.-Antalya

Sayın Aydoğan,

Dört gözle (bizim yörede söylenen bir söz) beklediğim yeni kitabınızı, büyük bir ilgiyle okudum.

“Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma” kitabınızda TEKEL’in özelleştirilmesi (yabancılaştırılması demek daha doğru) bölümünü okurken, gözlerimin dolduğunu hissettim.

1938’den günümüze kadar geçen süreçte, ülkeyi yönetenlerin önemli bir bölümünün açık ihanetlerinin hesabı, bugüne kadar sorulmadı. Aksine ödüllendirildiler. Bu durum, dışa bağımlı siyaset yapanları daha da cüretkar yapmıştır.

Çoğunluk oylarıyla (adil olmayan seçim sistemleriyle) iktidar olma, her türlü ihaneti yapmanın gerekçesi olabilir mi? Türkiye’de olmuştur. Olmaya da devam etmektedir.

  1. Hükümetin, Kemal Derviş’e devrettiği yetkileri okuyunca kanımın donduğunu hissettim.

Bu ülkeyi, düşman işgalinden kurtarmak için, yaşamını hiçe sayarak, ulusuna önderlik eden Mustafa Kemal Atatürk’e bile kurucusu olduğu TBMM, bu kadar geniş yetkileri vermemişti. (Büyük önder, savaş yıllarında sürekli olarak aldığı yetkilerin dışında, bu tip yetkileri TBMM’ne saygısından dolayı zaten istemezdi.)

IMF’nin görevlendirdiği bir şahsa, böylesi yetkilerin verilmesinin adını koymak gerek: ÜLKEYİ SATMA YETKİSİ, bu ağır bir suçlama değil, yapılanlar ortada; başka ne söylenebilir ki…

Ülkemiz bugünkü duruma birden gelmedi. 1940’lardan itibaren ekonomik ve kültürel yönden verilen ödünlerin toplamının sonucuydu. Bundan böyle, bağımlılık anlamında verilecek pek fazla bir ödün de kalmadı.

Mustafa Kemal Atatürk’ün, bu ülkeye 15 yılda kazandırdıkları son 60 yılda tüketildi.

Cumhuriyetin kazanımları; her iktidar döneminde tanzimat kafalı batıcı politikacılarımız tarafından, halka pek fazla hissettirilmeden azar azar yok edildi.

Bu durumun farkında olan gerçek aydınların ise, solcudur, komünisttir, şimdi de Kemalisttir diye hayatları söndürüldü.

Türkiye’nin, 24 Ocak kararlarıyla batıya bağımlılığının hız kazanması, Kemal Derviş vakasıyla son noktaya getirilmiş ve bağımlılık tamamlanmıştır.

Bundan böyle, dış güçlerin desteğiyle ülkeyi yönetecek olanlar, bundan öncekiler kadar şanslı olmayacaklardır. Cumhuriyetin mirası tükenmiştir. İktidara gelebilmek ve orada bir müddet olsun kalabilmek için, verilecek ödünlerin listesi bellidir ve önlerine konmuştur.

Ulusal ödünleri, emperyalist güçlerin istekleri doğrultusunda yerine getirecek olanlar, iktidar yapılacaktır.

Liste hazır: Başta Kıbrıs, Ege, kıta sahanlığı, Güneydoğu Anadolu’muzun ülkenin bütünlüğünden koparılması, sözde Ermeni soykırımı iddiasının kabul edilmesi, Rum-Pontus devletinin yeniden yeşertilmesi, Fener-Rum Patrikhanesi’ne ekümenlik verilmesi, Türk Ordusu’un Türkiye Cumhuriyeti’ni koruma ve kollama görevinin ortadan kaldırılması v.b. kısacası SEVR hükümlerinin (yüzyılın başında kabul ettiremedikleri) kabul ettirilmesi.

Ancak, bu istenenler ekonomik ve kültürel konularda verilen ödünler gibi, toplumdan gizlenemeyecektir. En sade insanın bile, İHANET olduğunu anlayacağı aşamaya gelindi. Bu nedenle, şimdi ülke yöneticilerinin işleri oldukça zor…

Sayın Aydoğan, inancım o ki, kitabınızın başlığına taşımış olduğunuz “Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma” gelinmiş olması, kör gözleri bile açacak ve sonun başlangıcı olacaktır.

Bu başlangıca katkılarınızdan dolayı, sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Mehmet Erol Mahmutoğlu, Eczacı-Ankara

Atatürk Liseli Kardeşim Metin Aydoğan,

Nasıl ve nerden başlıyacağımı bilmiyorum.

Yine de, değerli kitabın “Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma”yı okuduktan sonra, yazmakta geç kaldığım için senden özür dilemekle başlıyorum.

Şu güzelim ülkenin düştüğü durumu gördükçe kahrolmamak mümkün mü?

Yüce Atatürk’ün ve bu vatan evlatlarının herşey pahasına verdikleri mücadele sonunda kurdukları onurlu, bağımsız ülke bu durumlara mı düşecekti? Nasıl bu kadar alçalabildik? O büyük gururumuza ne oldu? İstiklal savaşımızla yeniden doğan bu millet neden bu kadar aciz duruma düştü, düşürüldü? Onlar, baştakiler ve hepimiz. O yüce insanın “Nutuk”unu okumadılar mı? Okumadık mı? Bunların hepsi orada yazılı değil miydi? Neden geçmişten ders almadık, yoksa almak mı istemedik?

Kahroluyorum, içim yanıyor. Gazete okumak, televizyon izlemek istemiyorum. Hepsini bir felaket habercisi olarak görüyorum. Sen çok önceden bunları kitaplarında açık açık belirttin. Kaçımız okudu, kaçımız önem verdi. Kaçımız olanlara karşı çıktı? Daha fazla yazamıyacağım. Dayanamıyorum, gözlerinden öper, başarılar dilerim, kalemin güçlü olsun.

Haluk Erbatur, Kimya Yük. Müh-İstanbul

Hocam Metin Aydoğan,

Hocam hitabımı umarım hoş görürsünüz. Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma’adlı kitabınızı, alır almaz okuyup bitirdim. Kitabınızın pek çok yerinde üzüldüm, sinirlendim, derin düşüncelere daldım.

Benim, kendi kendime bölük pörçük düşündüklerimi, siz çok da hoş bir dille özetlemişsiniz. Ben 19 yaşındayım, ülkemiz üzerinde oynanan ekonomik oyunların sonuçlarını yaşadığım için, olayları sezinliyordum. Ancak, kitabınızı okuyunca sezgim bilince dönüştü.

Size şöyle bir sorum var. Türkiye üzerine oynanan oyunlar bu kadar aşikârken, Atatürk’ün “kurduğu” parti, Atatürk’ün cumhuriyetini yıkma faaliyetine çanak tutarken, üs-tüne üstlük bunun da farkına varmış bir gurup insan varken, neden bu örgütsüzlük var? Niçin basında veya günlük hayatta protesto eylemi düzenleyen Kemalist topluluklar duyamıyoruz? Ya da niçin kapsamlı basın bildirileri yayımlanmıyor?

İlk defa oy attığım için, pusulada gerçek anlamda Kemalist bir parti görmemek, beni çok üzdü. Ünivesite öğrencisi olmam sebebiyle ADKF’nin çalışmalarını takip edebiliyorum, ancak öğrencilerin kısıtlandığı üniversite ortamında, onlar da fazla etkili olamıyorlar.

Ülkemiz öyle bir hale gelmiş ki; artık, ben Kemalistim dediğimde, insanlar sanki bölücü örgüt militanı görmüşçesine yüzüme bakıyorlar. İçimi çok acıtan, ama maalesef doğru olduğuna inandığım bu tesbitimi sizinle paylaşmam gerekirse, artık gençlik Atatürk’ü tanımıyor; birkaç kanun dışında onun yaptıklarını, söylediklerini, düşündüklerini bilmiyor. Kendi şahsıma, Atatürk’e bu denli ihanet eden bir kuşağın içinde bulunduğum için kendimi sefil ve aşağılık hissediyorum.

Mektubumu okuduğunuz için çok teşekkürler.

Not. Hocam, İstanbulda söyleşileriniz oluyorsa nasıl haber alabilirim?

Orkun Taşçı, İstanbul Ünv.-İstanbul

Sevgili Babacığım,

Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma adlı son kitabını yeni bitirdim. Okuduklarımın dehşet ve heyecanı içinde sana bu teşekkür mektubunu yazıyorum. Diğer kitaplarının değerini ve yaptığı etkiyi bildiğimi, biliyorsun. Hiçbirine bir mektup yazmayı düşünmemiştim; belki doğrusu da buydu. Ancak Türkiye’den uzakta okuduğum son kitabın için, nedense sana yazma gereği duydum.

Bu kitabını da diğer kitapların gibi, büyük bir acı ve karamsarlık, ama aynı zamanda da, büyük bir coşkuyla okudum. Ülkemin içinde bulunduğu olumsuz koşulların uyandırdığı karamsarlık acıyı, olumsuzluğun nedenlerini anlamak ise mücadele gücünü geliştiriyor. İnsan olmanın niteliklerini körelten bilgisizliğin yarattığı karanlık, senin kitapların okununca aralanıyor ve okuyucu kazandığı özgüvenle kendini, anlamlı bir mücadeleye davet edilmiş gibi hissediyor; bu da insana coşku veriyor.

Öğrenimim ve bilgi alanımın dışında kalan ekonomi konusunun, yalnızca bu konuyla ilgili eğitim almış “uzmanların” tekelinde olmadığını gösterdiğin için teşekkürler…

Ekonomiyi son derece karmaşık bir olay gibi göstermeye çalışarak, benim gibi milyonlarca kişinin hiçbir zaman anlayamayacağı, bu nedenle ilgilenmemesi gereken bir konuymuş gibi sunanlara karşı, tersini kanıtladığın için teşekkürler… Ekonomi konusunu, soyuttan somuta indirgeyip, günlük sonuçlarını ve geleceğimize yapacağı etkiyi gösterip, yaşadığımız koşullara yön verme bilincini bize verdiğin için teşekkürler…

Ben, tarihinden ders alarak, aynı yanlışları yinelememiş ve böylelikle milli kaderine kendisi yön verebilmiş bir ulusun şanslı bir genci olarak doğmadım. Çocukluğum; dışa bağımlılığın, tüketimciliğin, yabancılaşma ve yozlaşmanın yoğun olarak yaşandığı bir dönemde geçti. Aile ortamı dışındaki insan ilişkileri, nedenini o zaman anlamasam da, beni sürekli rahatsız etti. Evdeki değer yargılarıyla sokaktakiler arasında birbiriyle çelişen açık bir karşıtlık vardı. Bu karşıtlık, yaşıtlarıma göre herhalde benim şansımdı. Annem ve senin bana aşıladığınız dürüstlük, erdem, özgürlük duygusu, sorgulama yeteneği ve ülke sevgisi sayesinde; içinde bulunduğum koşulları ve sorunları, kişisel çıkarları aşarak ele alabilen bir genç olarak yetiştim. Bana ve Zeynep’e karşı davranışlarınızın değerini şimdi çok daha iyi anlıyorum. Bize, Mustafa Kemal’den aldığınız Türkiye’yi veremediniz ama ülke sevgisiyle bütünleşen özgür düşünme yeteneği ve direnme gücü verdiniz. Size bir kez daha teşekkür ederim.

Ayşe Aydoğan, Paris-Fransa

Sn. Aydoğan,

Ben Uludağ Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Kamu Yönetimi Bölümü mezunu, askerliğini yapmış, tüm okul yaşamı boyunca, aynı zamanda çalışmış bir gencim. Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma adlı kitabınızı biraz önce bitirdim ve nedense size yazıp dertleşme ihtiyacı hissettim.

Üniversitede okurken, mezuniyeti, bana daha iyi yaşam koşulları sağlayacak bir hedef olarak, iple çekerdim. Ancak, mezun olur olmaz gerçeklerle karşılaştım ve diplomanın, gazete ilanlarında aranan, aptalca bir ön şart olmaktan başka bir işe yaramadığını gördüm. Bir yıl işsiz gezdikten ve isteyerek seçtiğim mesleğimle ilgili bir alanda iş aradıktan sonra, direnme gücünü yitirdim ve şu anda asgari ücretle, kamu yöneticiliğiyle hiç ilgisi olmayan, kabullenilmesi zor bir işte çalışıyorum.

Şu anda yirmiyedi yaşındayım. Bu genç yaşta bile, geçmişle bugün arasında giderek derinleşen olumsuz değişimi görebiliyorum ve sıkça “bizim zamanımızda…” diye başlıyan konuşmalar yapıyorum. İlkokulda bizi her yönden eğiten ve bende derin izler bırakmış olan, Fatma Elibol adında, yaşlı bir öğretmenimiz vardı. Ulusal sanayinin önemini anlatmak için, “Yerli Malı Haftası”nı sınıfta mutlaka kutlar ve her öğrenci, o gün okula bir yerli ürün getirirdi. Fatma öğretmende birlikte okuduğum, sonra kendi de öğretmen olan bir arkadaşım geçen gün okulunda “Yerli Malı Haftası” düzenlemiş. Çocuğun biri sınıfa “aile boyu Coca Cola” getirmiş. Kitabınızda, yabancılara satılan şirketlerimizi okuyunca bu olay aklıma geldi ve yitirmekte olduğumuz ulusal değerlerimiz için derinden üzüntü duydum.

Ben ve birkaç arkadaşım üniversite yıllarından beri bir araya gelir, ülke sorunlarını tartışırdık. Bu beraberliğimiz bugün de sürüyor; tüketimi pompalayan medyanın yıkıcı etkisine ve “cazibesine” dayanılması güç olan küreselleşme ürünlerine rağmen, kendimizi yozlaşmadan korumaya çalışıyor, düşüncelerimizi birbirimize aktarıyoruz. Ancak konuşmalarımızın hep boşlukta kaldığını ve bir sürü yaşamsal zorunluluğun baskısıyla yok olup gittiğini düşündük. Koskoca bir ülke, göz göre göre elimizden çıkıyor ve kimse birşey yapmıyordu; oysa bize göre “birşeyler” değil, “çok şey” yapılması gerekiyor.

Bir konuda sizin düşüncenizi almak istiyoruz. Atatürk genci olarak biz, hangi platformda, kimlerle ve nasıl bir araya geleceğiz? Bağımsızlık için, ulusal birlik için, vatanımızı sattırmamak için; Atatürkçü düşünce karşıtları gibi yasaları mı çiğneyelim, şiddete mi başvuralım (işe yarıyacaksa onu da yaparız elbet). Sonradan bozulmuş olmasına rağmen o yasaları biz koymadık mı? Meşruiyet sınırımızı, Mustafa Kemal’in kurduğu Cumhuriyet’in korunması mı, yoksa bugünkü meclisin çıkardığı ulus karşıtı yasalar mı belirleyecek? Birçok siyasetçiye, Türk ya da insan demeğe dilim varmıyor. Bunlara karşı kim birşeyler yapacak? Gittikçe yoksullaşan insanlarımızın sabır ve sağduyusunu daha ne kadar sömüreceğiz?

Metin Bey, bu satırları yaşça sizden küçük bir dostunuzun dertleşmesi olarak kabul ediniz. Kendimi, sizinle aynı hamurdan yoğrulmuş olarak görüyorum. Değerli zamanınızı aldıysam kusuruma bakmayınız. Sizinle diyaloğumuzun sürmesini diliyor, en kısa sürede tanışabilmeyi arzuluyorum. İçten saygılarımla.

Cihangir Aksoy, Kamu Yön.- Antalya

Saygıdeğer Büyüğüm Metin Aydoğan,

Ben Harbiye öğrencisi Mahmut Çetintaş. Hatırlarsanız geçen hafta sizden kitaplarınızı istemiştim. Bir gün sonra kitaplarınız geldi. İlk defa siz bana bu şekilde kitap gönderiyorsunuz. Bu benim için hayatımın en güzel ilklerinden biri. Olayı anlattığımda herkes şaşırıyor. Bu kadar özverili bir yazar olamaz diyorlar, demek ki oluyormuş.

Kitaplarınız arkadaşlarım arasında elden ele dolaşmaya başladı. Okulumuzda, yatakhanede Nutuk’u, ders aralarında ise yapıtlarınızı okuyorum. Ayrıca “Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma” kitabınızı çoktan okumuştum.

Ben müsaade ederseniz size, son zamanlarda kafamda oluşan bazı düşüncelerimi aktarmak istiyorum. Biz gençlerin, Türk tarihini iyi öğrenmediği kanısındayım. Bu eksikliğin bende de olduğunu düşünüyorum. Okulumuzun kütüphanesindeki CD arşivinden Atatürk ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili CD’ler alıp izlemeye, notlar almaya ve ilerde emrimdeki askerlere edindiğim bilgileri aktarmaya karar verdim. Bu konuda kesin kararlıyım.

Kitaplarınızın okul kütüphanesine alınması için gereken işlemleri başlatmıştık. Sonunda geldiler. Kitaplarınızı okumayan arkadaşlarımıza tavsiye ediyoruz. “Bitmeyen Oyun”un 14. Baskıya ulaşması bizi çok sevindirdi; nice yeni baskılara…

Size gönderilen iletiler fazla olacağı için, yazımı uzun tutup değerli zamanınızı harcamak, bence size ileti yollayacak diğer ülkesini sevenlere haksızlık olur kanısındayım. Gerçi, daha çok yazmak istediğim şeyler var, ama dediğim gibi sizi fazla meşgul etmemeliyim.

Kitaplarınızın bana ulaştığı tarihi bir kenara not ettim. Bu tarih benim için çok farklı bir gündür. Sağolunuz. Eğer ilerde yolumuz İzmir’e düşerse mutlaka size uğrayıp ellerinizden öpeceğim. Saygılarımı sunarım.

Mahmut Çetintaş, Harp Okulu Öğr.

Selam Metin Bey,

Hacettepe Bilgisayar Müh. 1. sınıf öğrencisiyim. Sizinle ilk defa Avrupa Birliğinin Neresindeyiz kitabınızla tanıştım. kitabı okuyup bitirdiğim zaman, sizin de dediğiniz gibi dehşete kapıldım. Liseyi yeni bitirmiş biri olarak, bu kadar dünyadan bi haber yetiştirilmemize, bazı şeylerin bize dayatılmasına, kimsenin ses çıkar(ta)mamasına kızmamak elde değil.

Bitmeyen Oyun ve Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma kitaplarınızı da okuduktan sonra, herkesin üzerine düşen görevi yapması gerektiğine inanarak, ne yapabilirim diye düşündüğümde, en basitinden kitaplarınızı arkadaşlarıma tavsiye etmem ve okumalarını sağlamam oldu. Şimdi de, kitaplarınızı tanıdığım insanlara, çocuklarını ve kendilerini yetiştirebilmeleri için, mezun olduğum lisedeki öğrencilere, en azından içinde bulunduğumuz tehlike hakkında fikir sahibi olabilmeleri için temin etmek istiyorum. Kitaplarınızı uygun fiyata nereden bulabilirim ve daha başka neler yapabilirim?

Değerli düşünce ve fikirlerinizi benimle paylaşmanız dileğiyle…

Yazılarınız sayesinde bizleri aydınlattığınız için çok teşekkürler. Sırada Yeni Dünya Düzeni, Kemalizm ve Türkiye kitabınız var okunacak.

Mustafa Daşgın, Hacettepe Ünv. Bil. Müh.-Ankara

Sayın Metin Aydoğan,

Bursa’da deri imalatı ile uğraşıyorum. Şu anda Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma adlı kitabınızı okuyorum. Sizin de sıkça değindiğiniz gibi, ulusal sanayimizi ve orta ölçekli işletme sahiplerini perişan ettiler; esnaf kan ağlıyor. Deniz Gezmiş’i vatan haini ilan edip asanlar, şimdi utanmadan karşımıza geçip ahkâm kesiyorlar.

Kitabınızın ortalarını geçtim, yani henüz bitirmedim. Yazdıklarınız için söyleyecek söz bulamıyorum. Okudukça sinirlerim bozuluyor, dişlerimi sıkmaktan çenem ağrıdı. Bu ülkede o kadar çok profesör, ekonomist yada araştırmacı var; bunlar ne yapıyor, halka gerçekleri neden anlatmıyorlar?

Kitabınızla karşılaşmış olmaktan, iki nedenle mutluluk duyuyorum: Birincisi, yaşadığım ve gördüğüm olayların, belgeye dayalı kanıtlarını buldum; ikincisi bu ülkede, hiçbir zaman umudu yitirmemek gerektiğini anladım. Kimse bir şey yapmazken bir mimar çıkıyor (özgeçmişinizde mimar olduğunuz yazılı), ekonomik konuları başarıyla inceliyor ve gerçekleri herkesin anlayabileceği biçimde ortaya seriyor; olacakları önceden görüyor ve uyarıyor. Demek ki bu ülke zora düştüğünde, ihtiyaç duyduğu insanları içinden hala çıkarabiliyor. Bu bana umut verdi. Size teşekkür ederim.

Çalışmalarınızın devamını dilerken, yeni çalışmalarınızı dört gözle bekliyorum. Saygılarımla.

Kerim Karabucak, Deri İmalatçısı-Bursa

Sayın Aydoğan,

Ben Süleyman Kıroğlu. Harp Okulu öğrencisiyim. Geçen yılın Haziran ayında okuduğum “Bitmeyen Oyun” kitabınızla sizi tanıdım ve daha sonra diğer tüm kitaplarınızı okudum. Herkes gibi ben de çok etkilendim.

Etkilenmemin nedeni: yalnızca kitaplarınızın çarpıcı açıklamaları ve geniş araştırmaları değil; aynı zamanda, Türkiye sorunlarına bu kadar yakından ve bu kadar doğru olarak yaklaşan sizin gibi insanların varlığını fark etmemdir. Bu beni son zamanlarda düşmüş olduğum kötümser havadan oldukça uzaklaştırdı. Canlanmama neden oldu.

En son okuduğum Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma kitabınız bana, hem yakından bilmediğim ekonomik konuları, hem de ekonominin ulusal gücün korunması açısından önemini öğretti; asker yada sivil her meslekten insanın, ekonomi ile ilgilenmesi gerektiğini kavradım. Bir mimar olarak siz bunları yazabildiğinize göre, bizler yazmasak bile ekonomiyi izlemeli ve anlamalıyız. Bu bakış açısını kazandırdığınız için çok teşekkür ederim.

Sizden bir ricam olacak “Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma” kitabınızda, istendiği takdirde kitap gönderebileceğinizi belirtiyorsunuz Eğer bana, kitaplarınızın tümünü imzanızla gönderirseniz ölçüsüz sevineceğim. İmzalı kitaplarınızı değerli bir anı olarak kendime saklarken bendeki kitapları başka arkadaşlarıma vereceğim.

Yeni eserlerinizi beklerken size sağlıklı günler dilerim. Saygılarımla.

Süleyman Kıroğlu, Harp Okulu Öğr.

Sayın Metin Aydoğan,

Bitmeyen Oyun adlı kitabınızı arkadaş tavsiyesi ile doğum günü anısı olarak aldım ve tesadüf eseri Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’a yaptığı harekat sırasında okudum. Öncelikle size içten teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

Kitabınız hakkında diğer okuyucu ve yazarların görüş ve önerilerine katılıyorum, az bile yazmışlar. Birçok kitabın önemli yerlerinin altı çizilirken, sizin kitabınızın çizilecekse her paragrafının altı çizilmelidir, dolayısıyla ben çizmeden okudum. Tanıdığım herkese tavsiye ettim ve edeceğim. Yakınlarıma armağan vereceğim bu kitap, sanki bir kitaplığın konsantresi.

Ülkemizin içinde bulunduğu sistem bozukluğu hakkında doğal olarak bilgi sahibi iken, kitabınızı okuduktan sonra BÜYÜK ÖNDER Atatürk’ün “Gençliğe Hitabesi”ni ve Söylev’ini bir kez daha okuma isteği duydum. Eğitim sisteminin yanlışlıkları sonucu Atatürk’ten neredeyse bıkkınlık getirildi, Atatürk ve Türklük’ün kurtuluşu hakkında verilen bilgiler hep neler yapıldığı ile sınırlı kaldı, ezbere dayandı. Yapılanların NASIL yapıldığı ve gerçek boyutu hakkında hiç bilgi verilmedi, çünkü eğitmenlerin bilgisi de kısıtlı idi, halen öyle.

Görevim gereği altı yıl Güney Doğu’da komando birliklerinde çalıştım, halen yine bir komando birliğinde görevliyim. Araziyi ve köyleri gezdim, değişik insanlar tanıdım. Kışın kapanan köy yollarının açılmasını ve kapanan karayolu yerine acil durumlarda kullanmak üzere asma köprüleri, güvenlik güçlerinin yaptığına tanık oldum. Her askeri birlik; vatandaşa gıda yardımı yapar, zeki ancak olanakları kısıtlı öğrencilere burs verir, bir o kadar da tasarrufa önem verir. Ancak diğer taraftan “nasıl olsa devlet bize bakar” düşüncesi ile hâlâ çok çocuklu ve üretimsiz, tüketici bir toplum görmekten üzüldüğümü ifade etmek istiyorum. Kırşehir’de görev yaparken, yöre ekonomisinin düzelmesi için oraya gelen her devlet adamından, üniversite ya da askeri birlik talep edildiğini, üretim tesisi isteğinin ise ikinci plana itildiğini görmüştüm. 1994 yılında bir köyde 30-35 yaşlarında ve 17 kardeşli bir kişi ile yaptığım görüşme sonunda, çok çocuğun ekonomi, eğitim, kişilik vs. sorunlarına yol açtığını söylediğimde, “ÇOCUĞA ENGEL OLMAK GÜNAHTIR” karşılığını aldım, bunu yıllar önce köy imamının söylediğini, bunu söyleyen şahsın da 12 çocuğu olduğunu öğrendim.

Yaptığım araştırmada, sağlık görevlilerinin yılda bir iki defa olacak şekilde köylere gittiğini, ancak kimsenin kendilerini dinlemediğini, ebe hemşireler tarafından verilen aile planlaması malzemelerini çocukların oyuncak olarak kullandıklarını öğrendim. Devletin yıllarca yapamadığını din destekli ancak içeriği bilinmeyen bir imam sözü ne yazık ki yapabiliyor. Biraz derine indiğinizde asıl sebebin aşiretçilik olduğu beyan edilmektedir, ama aşiretçiliğin çözüldüğü yörelerde de çok çocukluluk artarak sürmektedir. Biz emrimiz altındaki Mehmetçiklere sürekli karnını doyurabilecekleri, sırtını giydirebilecekleri ve terbiye edebilecekleri kadar çocuk yapmalarını tavsiye ediyoruz. Ayrıca okuma-yazma bilmeyen Mehmetçiklere bunlar mutlaka öğretilir ve hepsine sertifika verilir. Okuma yazma dahi bilmeyen bir insana harp sanatını, değil öğretmek, öğretmeye çalışmanın zorluğunu takdir edersiniz. Ülkemizin her köşesinden gelen gençlerimiz kışlalarda toplandığından, insanımızın genel durumu daha iyi görülebilmektedir. Sabıkalı oranı, tahsil oranı, yemek görgü kurallarını bilenlerin oranı, evlilerin oranı, evlilerden eşi çalışanların oranı, her türlü duayı bildiğini iddia eden ancak Türkçe anlamını bilmeyenlerin oranı, milliyetçi olduğunu söylediği halde görevden kaçmaya çalışanların oranı, çağdaş helâ kullananların oranı…

Görev yaptığım yer öyle bir ilçe ki, 40 kilometrelik yolu, her sene asfalt kaplama yapıldığı halde denetleyeni olmadığından son derece bozulmuş, il merkezine 120 km olan bu mesafe, araçla dört saatte alınıyor. İlçede zaten sağlıksız olan içme suyu, Nisan-Haziran döneminde üç ay boyunca çamurlu akmakta. TEDAŞ görevlisinin beyanıyla halkın yüzde 70’i kaçak elektrik kullanıyor. Burada bir belediye ve çalışanları olduğu halde belediyecilik hizmetleri Kaymakam tarafından yürütülüyor. Sağlık ocağında görevli bir doktorun, uzman hekim olmadığı halde muayenehane işletmesi, muayenehaneye gelmeden sağlık ocağına gelenlerle ilgilenmemesi, hâttâ muayenehanesine röntgen ve ultrason cihazı koyarak bütün hastalardan röntgen veya ultrason istemesi, bir vatandaş olarak beni düşündürmektedir.

Bütün bunların devlet yönetimindeki bencilliğin, acemiliğin ve ilgisizliğin ilçedeki yansıması olduğunu, dolayısıyla insanlarımızın küreselleşen dünyada (sömürge durumundaki) ülkemiz üzerinde oynanan oyunlara engel olma yerine, kişisel çıkarlarını düşünmeleri sonucu, yeni bir kurtuluş mücadelesinin çok zor olacağını düşünüyorum.

Tüm bu değerlendirmeler ışığında Türk ulusuna ve Türk ulusuna hizmet ettiğini sanan insanlara sorulması gereken en önemli soru bence şudur: “Tarih niçin en çok Türkler için tekerrür eder?” 20. yüzyıl başındaki bağımsızlık mücadelesi sırasında, ilk mecliste bulunan temsilciler üçe bölünmüş durumdaydı. Tam bağımsızlığa inananlar. Doğu (İslam) özlemcileri ve Batı özlemi içinde olanlar (mandacılar). Bu tür insanlar bugün yine varlar, üstelik özlemciler bu kez daha da çoklar. Bunlar, Türk’ün Türk’ten başka dostu olmadığını, sömürgecilerin tümünü dize getirdiğimizi ve bizim onlara değil, onların bize ihtiyacı olduğunu niçin bilmezler? Ne kadar yönlendirilmiş olursa olsun, bir Türk’ün ülkesine ihanet etmesini kabul edemiyorum.

Bugün itibariyle “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz” isimli kitabınızı da bitirdim. Çok etkilendim ve bir o kadar da sinirlendim. Milletten saklı hiçbir şeyin yapılamayacağını ortaya koymuşsunuz. Sırada “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” var. Kitaplarınızı okumadan önce bilgisizliğin (yetersiz bilginin) verdiği rahatlık vardı. Okuduğum için rahatım kaçtı, ancak mücadele şansını kaçırmakta olduğumuzu da anladım. Çevremde gördüğüm herkese okumalarını tavsiye ediyorum. Bana gönderme lütfunda bulunduğunuz kitapları dağıtarak, okunmalarını sağlıyorum. İnanıp inanmamak onlara kalmış. Ancak ben inanıyorum ki, kitaplarınızı okuyup gerçekleri görmemek mümkün değil. Akıcı bir üslup, sade bir Türkçe, her paragrafta kaynakça… Müthiş eserler.

Dikkatimi çeken bir başka konu ise yazar olarak kitaplarınızı ücretsiz olarak, ulaşım masraflarını da karşılayarak okuyucuya ulaştırmanızdır. Bugüne kadar az da olsa, okuduğum kitapların yazarları tarafından böyle bir uygulama yapıldığına rastlamadım. Gazetelerin köşe yazarları en çok kazancı veren ya da siyasi görüşü uygun gazetede yazar; kitap yazarları, en çok kazancı veren yayınevi ile çalışır, ya da kendilerine akademik üstünlük sağlayacak kitaplar yazarlar. Herhangi bir şahsa hizmet etmeden, toplumu ülke çıkarları doğrultusunda bilinçlendirmeye yönelik kitap yazan şahsınıza hayranlığımı, özellikle ifade etmeme izin verin; bu mektubu size duyduğum saygı nedeniyle yazıyorum. Ancak siz, benim yazdıklarımdan çok daha fazlasını hak etmiş bir yazarsınız.

Milliyetçi olduğunu söyleyen birçok insanın Atatürk milliyetçiliği ile ilgisi olmadığını biliyorum. Tüm bunlara rağmen umudumu hiç kaybetmeden, ulusumun da umudunu kaybetmemesini bekliyorum, sizin gibi değerli aydınlarımız bizi doğru yönlendirdiği sürece TAM BAĞIMSIZLIĞIMIZI kazanacağımıza inanıyorum.

Tüm içtenliğimle saygılarımı sunuyorum.

Cemal Karakum, Jandarma Binbaşı

Sayın Metin Aydoğan,

Ben ve arkadaşım askeri lise son sınıftayız. Şu anda koğuşta size atacağımız e-mail’in taslağını çıkarıyoruz. Öncelikle size yalnız olmadığınızı belirtmek istiyoruz.

Ülkemiz üzerinde oynanan oyunların farkındayız. Bizler artık, sınırda tutulan nöbetle vatanın bütünlüğü ve bağımsızlığının korunamayacağını biliyoruz. Artık savaşlar topla-tüfekle olmuyor. Savaş hiç bitmiyor, yalnızca biçimi değişiyor.

Savaşın, yeni yüzü ‘SOYUT HARP’, uygulama alanları ise ekonomi, kültür, dil, eğitim ve dindir. Düşmanlar savaşarak alamadıkları bu cennet vatanı; kültürünü, dilini yok ederek; dış borçlanmayla ekonomisini bozarak; eğitimini millilikten uzaklaşarak ve çıkar amaçlı kullanmaya çok uygun olan din kavramını yozlaştırarak elde etmeğe çalışıyor.

Bizler, bu anlayışla bir proje hazırladık. İlimizdeki liselerde öğrenim gören yaşıtlarımıza ‘soyut harp’ konusunda bir konferans vermeyi düşündük. Gereken ilişkiler gerçekleştirildi ve konferans yakında yapılacak. Günlerdir onlarca kitap inceledik, fakat arkadaşlarımızın ilgisini çekecek güncel örneklere pek rastlayamadık. Bize bu konuda yardım edebileceğinizi düşündük. Yardımlarınızla geleceğin komutanları, öğretmenleri, mühendisleri ve belki de bakan ve başbakanlarının kafasında küçük soru işaretleri oluşturabilirsek, biraz da olsa bilinçlenebilirsek mutlu olacağız. E-mail yoluyla yardımcı olursanız seviniriz.

Çalışmalarınızı yakından takip ediyor ve başarılarınızın sürmesini diliyoruz. Saygılarımızla.

Adnan Karahan-Ali Rıza Dural, Askeri lise Öğren.