BİTMEYEN OYUN TÜRKİYE’Yİ BEKLEYEN TEHLİKELER

BİTMEYEN OYUN 

Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler

kapak

 

 

Sn. Metin Aydoğan,

Bir arkadaş önerisiyle “Bitmeyen Oyun” kitabınızı okuma fırsatı buldum. Kitabınızı bana öneren arkadaşıma sonsuza dek minnettar kalacağım.

Size TEŞEKKÜR ETMEK GEREK. Öncelikle ülke sorunlarına duyarlı olduğunuz için ve bu duyarlılığınızı kitaplarınızla bizimle paylaştığınız, gözlerimizi açtığınız için.

Kitabınızı okumadan önce de elbette bildiğim bir şeyler vardı ancak kitabınızı okuyup bitirdikten sonra herşeye bakış açım bambaşka oldu. Ve bazı şeyler çok sahte, insanlar çok bilgisiz, duyarsız gelmeğe başladı; çok fazla insanın hala koyu karanlıklar içinde “uyuduğunu” farkettim.

Ben UYANDIM… Gerçekten uyandım.

Kıbrıs’lıyım ve Kıbrıs’la ilgili görüşlerinizi merak ediyorum. Bir de birkaç gündür yaşanan mali krizi nasıl yorumlayacağınızı.

Size saygılar ve sevgiler sunarım. Teşekkürlerim sonsuzdur.

Ayşe Niyazi, –Kıbrıs

*

Sayın Metin Aydoğan,

Ben, Kocaeli Üniversitesi Kamu Yönetimi 3.Sınıf öğrencisiyim. “Bitmeyen Oyun” ve “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” adlı kitaplarınızı okudum. Çok beğendiğimi belirtmek istiyorum. Ufkumu genişlettiniz, gözlerimi açtınız, bilmediğim gerçekleri öğrettiniz bana. İlk önce, “Bitmeyen Oyun”u okudum sonra arkadaşlarıma önerdim. Hiç ummadığım bir biçimde 3-4 gün içinde okumuşlar. Kitabı okuyan sayısı burada oldukça fazla.

Yeni çalışmalarınızı sabırsızlıkla bekliyoruz. Saygılarımla.

Fatma Yeşilkaya, Kocaeli Üniv. Öğr.

*

Sayın Metin AYDOĞAN

Yazdığınız kitaplarla; bir yandan Türk kültür yaşamına önemli bir katkı sağladığınız bir gerçektir. Ancak; daha önemli olan nokta; konu seçme konusunda duyarlı davranmanızdır.

Türkiye’nin sorunlarının yoğun olduğu bir dönem yaşadığımızı biliyoruz. Böyle bir dönemde; Türkiye’nin sorunlarına dikkat çekmeniz ve ortaya çözüm önerileri getirmeniz; büyük bir yurtseverlik görevi olarak değerlendirilmektedir.

Sizinle tanışmaktan ve kitaplarınızı okumaktan, yararlanmaktan büyük bir mutluluk duyduğumu özellikle belirtmek istiyorum.

Çalışmalarınızın ve başarılarınızın devam etmesi konusunun en büyük arzumuz olduğunu bilmenizi isterim.

Sağlıklı, mutlu ve aydınlık günler diliyorum.

Hoşça kalın.

Reha TAŞKESEN Tümgeneral, Kara Harp Okulu Komutanı

*

Sayın Metin Aydoğan,

“Bitmeyen Oyun ve Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler” adlı kitabınız elime ulaştı. Kitabınızı bir çırpıda okudum. Hiç vakit kaybetmeden idrak etmeye muhtaç olduğumuz gerçekleri, bu kadar yalın ve belgesel olarak ortaya koyarken verdiğiniz emekler ulusumuzun unutamayacağı bir eseri meydana getirmiştir. Her şeyden önce, yükselen ulusal bilincimizin bir ifadesi olan kitabınız, hepimizi yeniden heyecanlandırmış ve Atatürk gençliğine olan güvenimizi bir kat daha pekiştirmiştir.

Kitabınızı çevremizdeki herkese okutabilmek için elimizden geleni yapıyoruz. Başarılarınızın sürmesini diler, saygılar sunarım.

Ahmet Burdurlu, Deniz Teğmeni-İstanbul

*

Sayın Metin Aydoğan,

“Bitmeyen Oyun” ve “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” adlı eserlerinizi büyük bir heyecanla okudum. Zaman zaman büyük bir haz, zaman zaman üzüntü duydum ve bazen de ürperdim.

Haz duydum zira, ATATÜRK devrini yaşamış bir insan olarak (o zamanlar çocuk da olsam) o devirde yaşananlardan gurur duydum. Üzüntü duydum; bu ülke bu kadar emek ve fedakarlıktan sonra bu duruma mı düşecekti? Zaman zaman ürperdim, zira, bütün dünya insanlarının ve bilhassa ülkemizin kurtulması hemen hemen imkansız bir büyük tehlikenin eşiğinde olduğunu anladım. Sanki bir KARADELİK etrafında dolaşıyoruz.

Kitaplarınızı okumayan bir kimsenin, tehlikenin bu kadar büyük olabileceğini idrak etmesine imkan olmadığını düşünüyorum.

Kitabınızın en alttan en üste kadar bütün tabakalar (bilhassa politikacılar ve bizleri yönetenler) tarafından okunması gerektiğine inanıyorum.

Bu büyük başarınızdan dolayı sizi yürekten kutlar, sevgilerimi iletirim. Saygılarımla.

Haluk Erbatur, Kimya Yük.Müh.-İstanbul

*

Değerli ve Vatansever Kardeşim Metin Aydoğan,

“Bitmeyen Oyun ve Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler 1919-1999” isimli son derece değerli ve aydınlatıcı kitabınızı çok büyük bir zevkle okudum. Ama ne yazık ki, aynı zamanda hüzün de duyduğumu itiraf etmeliyim.

Ülkemizin uluslararası ticaret oligarşisi tarafından parçalanma noktasına getirildiğinin elbette farkındaydım, bu olayı biliyordum ama açık ve dürüst konuşmak gerekirse belgelere dayalı olarak bilmediğim birçok konuyu da sizin kitabınızdan öğrendim.

Kitabınızı okudukça mutlu oldum, bilmediğim birçok konuyu öğreniyorum diye, ama aynı zamanda bir Kemalist olarak üzüntü duydum, kahroldum. Örneğin, toz konduramadığım İsmet Paşa’nın Milli Şef’lik döneminde 23 Şubat 1945 tarihinde 4780 sayılı yasa ile ABD’ye imtiyaz verdiğini sizin kitabınız sayesinde öğrendim. Aynı şekilde 27 Şubat 1946 tarihinde yine ABD ile ilk borçlanma anlaşmasını, 12 Temmuz 1947 günü radyoda yaptığı konuşmanın içeriğini de.

Çarpıcı örnekler o kadar çok ki, hangisini sayalım, hangisini yazalım? Özelleştirme ve KİT satışlarında, belgelere dayalı olarak yazmış olduğunuz peşkeş çekmelerin hazin öyküsünü mü?

Yoksa bize ‘devleti küçültün’ dayatmasında bulunanların, iş kendi devletleri söz konusu olunca kendi devletlerini nasıl büyüttüklerini mi?

Konuların içine ve sonuna Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerini tam yerinde ve büyük bir isabetle yerleştirmiş olduğunuzu mu?

Yoksa artık unutturulmaya çalışılan Kemalist Cumhuriyet’in sosyal, halkçı devlet anlayışının birçok örneklerinden biri olan sağlık konusu gibi çok çarpıcı örneklerini tekrar hatırlatmanızı mı?

Ya da, Atatürk Cumhuriyeti’nde koruyucu sağlık hizmetlerine ne denli önem verildiğini göstermesi açısından, zorunlu hizmet yapan bir hekimin başbakandan daha fazla ücret aldığını vurgulamanızı mı?

Kitabınızda belirttiğiniz gibi Türkiye’mizin nasıl adım adım emperyalist güçlere teslim edildiğinin ihanet örneklerini mi sayalım?

Hangi birini sayalım sayın AYDOĞAN, hangi birini?

Sayın Aydoğan, kitabınız o kadar mükemmel ki kitabınızda bir kere laf kalabalığı yok, o çok bilmiş ‘akademisyen terminolojisi’ yok, işin özünü insanımızın anlayacağı bir biçimde ortaya koymuşsunuz. Bu da sizin konuya çok emek verdiğinizi, konuyu çok iyi özümsemiş olduğunuzu ortaya koyar. Kolay bir iş değildir yaptığınız, birikim ister, özveri ister.

Sayın AYDOĞAN Bu kitabınıza ulaşabilmem bir mucize oldu. Kitabınıza 30 Haziran 2001 tarihinde ulaşabildim ve bir çırpıda okudum. Kitabınızın bana göre en önemli cümlelerinden biri, belki de en önemlisi; “Emperyalizm var oldukça Kemalizm de var olacaktır” cümlesidir. (4.Baskı, 291.sayfa) İşte bu cümle, bana göre kitabınızın ‘özü’ dür, ‘ana fikri’ dir.

İşte bu cümle; ‘artık ulus devletler dönemi bitti’ diyen, ‘Kemalizm’in artık modasının geçtiğini’ söyleyen, YDD’cilere, küreselleşmecilere karşı verilecek en güzel yanıttır.

YDD, yani emperyalizm var oldukça onun panzehiri de var olacaktır, o görüşte “Kemalizm” dir… Mazlum milletler bunu bir kere daha görecek ve yaşayacaklardır…

Sayın AYDOĞAN, ayrıca kitabınızın son yıllarda okuduğum en yararlı ve en etkili kitap olduğunu da bilmenizi isterim.

Sizi yürekten kutlarım…

Sağ olun, var olun.

Ülkemiz vatanseverlerinin sizin gibi değerli aydınlara ihtiyacı gerçekten o kadar fazla ki..

Sizin gibi değerli bir vatansever aydınla, aynı zamanda ve aynı ülkede yaşamış olmaktan dolayı mutluluk ve onur duyuyorum.

Geleceğin vatansever araştırmacıları, tarihçileri Türkiye Cumhuriyeti’nin bu günlerde yaşadığı son derece kritik, ‘sırat köprüsünden geçiş’ dönemini yazdıklarında sizi takdirle ve şükranla anacaklardır..

Bundan hiç kuşkunuz olmasın…

Sevgi ve saygılarımı sunarım.

Op.Dr. Hayri Özşen-İskenderun

*

Sayın Metin Aydoğan,

Sizi yıllardır çok değerli kitaplarınızı okuyarak izliyor, çalışmalarınıza yönelik beğenilerimi yakın çevremle, özellikle öğrencilerimle paylaşıyorum.

Yıllardır “Bitmeyen Oyun” adlı kitabınız, bir düşün kılavuzumuz olarak ellerimizden hiç düşmedi.

Yakın tarihimizi, titiz ve güvenilir kaleminiz aracılığıyla soluk soluğa öğrenmeye çalıştık. At gözlüklerini attık gözlerimizden; yalınkat bilgilerimizi sorgulamaya başladık. “Ateşi ve ihaneti gördük!” diyen “Kuva-yı Milliye” şairini doğrularcasına, ihanetin tarihiyle yüzleştirdiniz bizi. Yepyeni bir Kemalist duyarlık çığırı açtınız Türk düşün dünyasında. Ne mutlu size!

Kemalizmin ödünsüz ve yılmaz savunucusu, katıksız yurtsever yazar Metin Aydoğan’ın, Deniz Lisesi öğrencilerine seslenmesini ve bizimle birlikte olmasını arzu ediyorum. Atatürkçü birikiminizden ve duyarlılığınızdan yararlanmak istiyoruz.

Sayın Aydoğan, sizi, mutluluk ve esenlik dileklerimle; menet ve şükran duygularımla selamlıyorum.

Rüstem Kurtoğlu, Öğretmen Albay

*

Sayın Metin Aydoğan,

Size bu mektubu Avustralya’nın Melbourne kentinden yazıyorum. 20.Yüzyılın sorgulanması adlı kitabınızı okumaktayım. Her yaştan Atatürk ve vatan sevdalılarının bir araya geldiği bir oluşuma katkılarınızı esirgemeyeceğinizi biliyorum. Özellikle genç kuşağa Atatürk’ü, Kemalizmi, Cumhuriyet’in kazanımlarını anlatmakta zorlanıyoruz.

Üzülerek takip ediyorum ki Türkiye’de bile gündemi iktidarın gölgesinde takip eden en aydın bilinen dini ve siyasi guruplar maalesef İsmet Paşa’yı unuttular, Atatürk’ü yıpratmak için tertiplenen oyunların farkında değiller.

Size uyan bir tarihte Melbourne de misafirimiz olur bizlere; Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye ya da diğer kitaplarınız ya da araştırmalarınızdan çıkardığınız önemli notlardan oluşan bir konferans vermeniz mümkün olur mu?

Tabii ki Çanakkale Savaşı, Gelibolu çıkarması yahut, 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı’nın ya da 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı gibi Milli bayram ve kutlamalarına denk düşen tarihler daha iyi olur. Ancak, sizin takviminiz uymazsa başka günlerde olabilir.

Melbourne hatta Sydney Avustralya’daki Türkler için siz ve sizin gibi yazar ve aydınların bizlere ziyareti ve burada yapacağı sunumlar çok önemli. Aksi takdirde burada başlayan küçük kıvılcımlar kaybolup gidecek. Ancak sizlerin beyni sizlerin diliyle bu kıvılcım kıtaları kucaklayacak.

Cevabınızı bekliyor saygılar sunuyorum.

Ahmet Ata Çagın, Melbourne

*

Sayın Aydoğan,

Aslında hemşehriyiz ve aklımda kaldığına göre siz de benim gibi Atatürk Lisesi’nden mezunsunuz. Bu mesajı size Raşit Por’un isteği üzerine yolluyoruz. Ve onun size bahsettiği özetleri de ekliyorum. Bu özetleri yaparken bana kızacakmısınız diye çok düşündüm. Ama çok sevdiğim kitabınızı arkadaşlarımla paylaşmak isteğim üstün geldi ve yaptım.

Raşit sizinle tanışmış. Belki bir gün biz de tanışırız.

Selamlar, sevgiler.

Aytekin Ziylan, Tuğgeneral (E)

*

Sayın Metin Aydoğan,

“Bitmeyen Oyun” adlı kitabınız için sizi kutluyor ve teşekkür ediyorum. Kitabınızı okuyunca, Atatürk’ün yaptıklarının değerini daha iyi anladım ve ülkemizin son yıllarda ne kadar kötü yönetildiğini ve yağmalandığını daha iyi kavradım. Zaten benim yurt dışına gitme nedenlerimden biri de bu idi. Türkiye’de, makine mühendisi olarak 3-5 yıl bir KİT kuruluşunda çalışmış, hükümet değişikliklerine şahit olmuş ve her hükümet değişiminde partizanca yapılan proje ve teknik adam katliamlarını görünce, umutsuzluğa kapılmış ve kendimi (geçici olarak) yurt dışına atmıştım. Ancak ne yazık ki 22 yıldır hala buradayım.

Kitabınızın sonundaki “Ne Yapmalı” bölümüne izninizle bir kaç öneri yapmak istiyorum. 1) İnsanları, Atatürk’ün yaptıkları konusunda gerçekten bilgilendirmek. 2) Her yolsuzluğu tek başına ele alıp yermek yerine, iç-dış büyük bir oyunun parçası olarak insanlara gösterebilmek. Böyle bir internet sitesine öncülük yapar ya da kitabınızda bu konularda halen aktif olan sitelerin listesini yayınlarsanız yararlı olur kanısındayım. Saygılarımla.

Fuat Çelik, Makine Müh.-Norveç

*

Sayın Metin Bey Merhaba,

Ben, Antalya Oteli’nde konakladığınız sırada kitabınızı hediye ettiğiniz Güvenlik Görevlisi Kadir Önder. Şu anda orada çalışmıyorum, ama sanırım hatırlamışsınızdır.

Kitabınız mükemmel bir biçimde günümüz Türkiyesini anlatmaktadır. Tüm saptamalarınız doğrudur. Kitabı okurken bazen ümitsizliklere kapıldım; bazen hayretler içinde kaldım ve bazen de öfkelendim. Tabii öfkelenmem size değil, açıkça ortaya koyduğunuz olumsuzluklara neden olanlara karşıydı.

Şu an mevcut siyasi otoritenin ne denli kör, çıkarcı ve Türkiye’nin geleceği bakımından korkutucu olduğunu daha iyi anladım. Kitabınızı bir solukta okuyamadım. Çünkü yavaş yavaş okudum ve arada sırada sinirlerim yatışsın diye ara verdim. Birçok kez düşündüğüm, geleceğe dönük bazı planlarım, sizin kitabınız sayesinde daha belirgin hale geldi ve daha somut bir tavır almam gerektiğini ortaya koydu.

Metin Bey,

Atatürkçü Düşünce Derneklerine ulaşabileceğinizi düşünerek sizden onlara bir görüşümü iletmenizi rica edeceğim.

Bunu yaparsanız çok sevinirim. Bu dernek yöneticileri bazı özel geceler düzenliyor ve yemekler veriyorlar. Ben bunları görüyorum. Gelen davetliler hep yüksek tabakaya ait kişilerden oluşuyor. Bu tür gecelerde gelir düzeyi düşük halk kesimlerinden hiç kimse olmuyor. Oysa Atatürkçülüğün bir halk hareketi olduğunu biliyorum. Bu gerçeği siz kitabınızda çok güzel anlatmışsınız. Bu derneğin Atatürkçülüğü yaşatmak için kurulduğunu biliyorum. Ancak Atatürkçülük lüks yemekler düzenleyerek yaşatılabilir mi? Halka gitmek, onlarla beraber olmak gerekmez mi? Unutulmamalıdır ki bu ülkeyi lükscüler değil, dürüstçüler kurtarmıştır. Saygılarımla

Kadir Önder, Güvenlik Görevlisi-Antalya

*

Sayın Metin Aydoğan,

“Bitmeyen Oyun ve Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler” adlı kitabınızı okudum. Bu önemli eseriniz nedeniyle sizi kutluyorum.

Ben, otuz yılı aşkın bir süredir Almanya’da “El Kapıları”na düşmüş bir vatandaşım.

“Benim burada ne işim var?” sorusuna yanıt ararken, sorularımın yanıtını sizin kitabınızda yazdığınız gerçeklerde buldum. Tabii, siz bir metot içinde, delillere dayandırarak ve genel olarak gerçekleri ortaya koyuyorsunuz.

Ben, kendi hayatım ve bilgimi kullanarak, sizin vurguladığınız şekilde, Atatürk’ten sonraki çapsız yöneticiler yüzünden “El kapıları”na düştüğümü bulmuştum.

Sn. Metin Aydoğan,

Ben, hiçbir parti, cemiyet, tarikat, holding ve mezheple ilgisi olmayan sıradan bir Türk vatandaşıyım. Beni Atatürk’ün gençliğe hitabesinde bulabilirsiniz. Gerçi yaşım ilerledi ama kalbim, ruhum, sevgi gücüm ve ihtirasım birçok gençten daha ileri, daha kuvvetli, daha yücedir. Saygılar sunarım.

Aydın Tanyol-Almanya

*

Sayın Metin Aydoğan

Öncelikle, “Bitmeyen Oyun” adlı, hazine değerinde bir kitap yazıp bizi aydınlattığınız için size teşekkürü bir borç bilirim. Ben Deniz Harp Okulu’nda okuyorum. Kitaplarınız okulumuzda elden ele dolaşıyor ve herkesin dilinde.

Kitaplarınızı okuyan herkes okuduklarına, ben de dahil, inanmak istemiyor, ancak ne yazık ki kanıtlarıyla ortaya koyduğunuz gelişmelerin acı gerçekler olduğunu üzüntüyle görüyoruz. Önce moralimiz bozuluyor, ancak hemen toparlanıp daha çok çalışmak ve öğrenmek zorunda olduğumuzun bilincine varıyoruz; karamsarlık, yerini kararlı bir inanca bırakıyor. Bize verdiğiniz düşünce berraklığını ve gücü, anlatmakta zorluk çekiyorum.

Kitabınız çok daha fazla tanıtılmalı, ulusumuzun bütün bireyleri bu kitabı bilmeli ve okumalı. Biz bunun için elimizden geleni yapıyoruz. Sizden izin almadım ama internet siteme bir yazı ekledim ve bu yazıyı tümüyle “Bitmeyen Oyun”a ayırdım. Umarım bu sizin açınızdan bir sorun yaratmaz.

Kitabınız hakkında yapmak istediğim bir başka girişimden söz etmek istiyorum. Eğer izin verirseniz, sitemde kitabınızdan belli bölümleri belirli aralıklarla yayınlamak, böylece daha geniş bir kitleye ulaştırmak istiyorum ve bunu yapmanın bir görev olduğuna inanıyorum. Üniversitelilerin e-mail gruplarına da mesaj attım.

Yazdığınız kitaplar ve bize kazandırdığınız bilgiler için size çok teşekkür ederim. Saygılarımla.

Kemal Efeoğlu, Deniz Harp Okulu-İstanbul

*

Sn. Metin Aydoğan,

Ben, ekonomik bunalımın ağır yükü altında ayakta durmaya çalışın bir esnafım. İzmir’de bakkallık yapıyorum ve kurbanlık koyun gibi, işyerimi daha ne kadar ayakta tutabileceğimin hesabıyla kendimi kaçınılmaz gibi görünen işsizlik günlerine hazırlıyorum. Moralsiz bir ortamda elime geçen kitabınız birçok şeyi görmeme ve öğrenmeme neden oldu. “Bitmeyen Oyun ve Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler” kitabınız üzerine Orhan Veli‘nin dediği gibi ne söylense yetersiz kalır.

Kitabınızda bana göre, iki temel gerçek üzerinde değerlendirme yapmışsınız. Dünya’nın yaşanan gerçeği ve Türkiye’nin gerçeği… Dünya’nın gerçeği üzerinde söyleyecek sözüm yok. (Var da şu anda yok sayıyorum). Aslında şu anda iki dünya var; zengin (sömüren) ve yoksul (sömürülen). Sömürücü işini, kendi açısından çok güzel yapıyor. Buna şimdi globalizm diyorlar.

Bizi yönetenler, konulara bizim açımızdan bakıp işi sahiplenmiyorlar. Başbakandan en alttaki memura kadar, herkesin mutlaka yabancı patentli bir kolejden mezun olması gerekiyor. O kolejden mezun insanlar çok bilgili, çok görgülü pozlarla ortalıkta dolaşıyorlar ama, bunların bilgi ve görgüsünün ne işe yaradığını, Türkiye’nin bugünkü hali açıkça ortaya koyuyor. Cumhuriyeti kuran Atatürk‘ün, birinci ve ikinci meclisinde bu tür adamlardan kaç kişi vardı? Ne söylemek istediğimi herhalde anlamışsınızdır.

Aslında kitabınız hakkında değerlendirme, böyle bir sayfa yazıyla anlatılabilir gibi değildir. Siz kitapta çok güzel işlemişsiniz. Türkiye’nin acı gerçekleri, bence milli eğitimimizin bozulmuş olmasında yatmaktadır. Yaşadığımız sorunlar, örf, adet, an’ane ve milli benliğin dışlanarak yabancı patentli ve papağan gibi başka ülke ve düzenlerin fikir ve düşüncelerini konuşan, uygulayan insan yapımızdan kaynaklanıyor. “Sağol” yerine “mersi”,hoşça kal” yerine “bay bay” diyenler o kadar çoğaldı ki… Verdiğim örnekler birer simge elbette, önemli olan, bu örneklerle anlatmaya çalıştığım anlayışın toplumda yayılması ve yönetime kadar uzanmış olması.

Dünyayı elbette tanıyacaksın, bileceksin. Ama öz olan benliğini unutmayacaksın. Kısacası kendimize gelmeliyiz. Bize bir takım fikirler ve yardım veriyor görünenlerin, bunu kendi çıkarları için yaptıklarını unutmayalım.

“Bitmeyen Oyun”, gerçekleri inceleyip halkımızın bilgisine sunmaktadır. Türkiye’de yaşayan herkesin gerçekleri bilmesi ve anlaması gerekir. Gerçekleri Türk halkına anlatmakta gayret gösteren ve bunu mükemmel bir biçimde başaran Metin Aydoğan’a herkes saygı duymalıdır. Ben duyuyorum ve ona teşekkür ediyorum. Burada yazdıklarım duygularımın onda biri, yüzde biri bile değildir.

Mahmut Terzioğlu, Esnaf-İzmir

*

Sayın Metin Aydoğan,

Kitabınızla 2001 yılının son aylarında tanıştım. Dilinizin akıcılığı ve işlediğiniz konuların yaşamsallığı nedeniyle, bir gecede bitirdiğim ender kitaplardan biri oldu.

Kitabın her sayfasında içim Atatürkçü coşkuyla doldu, yüreğimde bir şeyler kıpırdadı. Çünkü kitapta, 15 yılda tek bir insan tarafından yapılanların, 60 yılda binlerce insan tarafından yıkılmadığını, yıkılamayacağını gördüm; Kemalizmin yurt gerçeklerine, karşıtlarının ise gerçek dışı düzmecelere dayandığını anladım. Türkiye üzerinde oynanan oyun, gerçeklerin gizlenmesi üzerine kurulmuştu ve kitabınız bunu açıkça ortaya koyuyordu.

Kitabınızı okumadan önce, oynanan oyunun nedenlerinin, Türk topraklarının zenginliğinin, madenlerimizin, su kaynaklarımızın, stratejik boğazlarımızın elimizden alınmak istenmesi olduğunu düşünürdüm. Ancak şimdi elimizden alınmak istenen şeyin, esas olarak, Kemalizm ve ulusal bağımsızlık düşüncesi olduğunu anladım. Çünkü emperyalizmin oyununu ilk biz bozduk. Afrika ve Asya’daki sömürgeler ellerinden gitti. Bir kez daha bozarsak bütün pazarları ellerinden gidecek ve yoksul uluslar, Batı’nın dilediği zaman hükümetlerini devirdiği, ticari istatistiklerin değişkeni haline getirdiği durumdan kurtulacaklar.

Kitabınızın sunumunda Türk Devrimi’ni Prometheus‘a benzetmeniz aslında herşeyi özetliyor. Topraklarımızın ve insanlarımızın gerçek zenginliği herhalde bundandır. Mitolojik çağların Prometheus‘u, 1915’lerin Mustafa Kemal’i olmuş, 1920’lerde çoğalmış Kuvayı Milliye olmuş, şimdi de Atatürkçü Türk gençliği olmuştur.

Bizlere düşen, oynanan oyunun gerçekle bağını koparmaktır. İçinde bulunulan durum, Atatürk‘ün Gençliğe Hitabe’sinin hangi satırına gelindiğinin belirtisidir. Atatürkçü gençliği bugün ilgilendiren şey, muhtaç olduğu kudretin nerede olduğunu bilince çıkarmasıdır. Yazdığınız kitap, Atatürk‘ün yaptıklarını hatırlatarak bu kanın debisini arttırmaktadır.

Sizin kitaplarınızın kitaplıklarda Atatürk‘ün Nutku’nun en fazla iki-üç kitap sağında ya da solunda muhafaza edilmesi gerektiğine inanıyorum. Kitabınız, komutanlığımızın subay ve astsubaylarınca okunmaktadır. Kurmay Albay (Komodor) kendi emrindeki gemilerde kitabınızı tüm subaylara aldırmış. Kitabınız bence bir yıl içinde tüm deniz kuvvetleri personeli tarafından okunacaktır.

Saygılarımı sunuyor ve yeni çalışmalarınızın ürünlerini sabırsızlıkla bekliyoruz.

Orhan Kartay, Deniz Yüzbaşı

*

Sayın Metin Aydoğan,

“Bitmeyen Oyun” adlı kitabınızı okudum. Böyle bir kitap yazdığınız için size çok teşekkür ediyorum. Kitabınızla bu yaz başında Kuleli Askeri Lisesi’nde okuyan bir arkadaşım sayesinde tanıştım. Ben bu yıl Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü kazandım. Ve kitabınız sayesinde, bölümümde ileride işime yarayacak, belki de hiçbir yerden kolay kolay öğrenemeyeceğim bilgilere ulaştım.

Meğer bizi şimdiye kadar ne güzel uyutmuşlar. Bize iyi güzel diye öğretilenlerin, bizi nasıl bir batağa sürüklediğini, sizin sayenizde öğrendim. Ayrıca kitabınız hakkında yazılanlardan da yalnız olmadığımı anladım. Bu benim için değeri ölçülemeyecek bir umut ışığı oldu. Okula başlayıp arkadaşlar edindiğimde, inanın onlara ilk olarak, sizin kitaplarınızı önereceğim.

Size, aynı liseden kitabınızı okuyan dört arkadaşım ve kendi adıma, gözümüzü açtığınız, bize doğruları gösterdiğimiz için çok teşekkür ederim. Umarım okulumu başarıyla bitirir ve Atatürk’e layık bir diplomat olurum, en büyük hayalim budur. Saygılarımla.

Çağrı Dinçay, Simav-Kütahya

*

Metin Bey,

Özellikle Atatürk’ün Türk gençliğine emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti’ni, bu “kutsal emaneti”, koruma yönünde yaptığınız çalışmalar nedeniyle sizi kutluyor ve takdirle karşılıyorum. Genç bir Harbiyeli olarak çalışmalarınızdan, ayrı bir haz duyuyorum. Ben Deniz Harp Okulu 3.sınıf öğrencisiyim.

“Bitmeyen Oyun” isimli kitabınızın Onbirinci baskısını, birbuçuk günde bugün bitirdim ve içimde oluşan duyguları sizinle paylaşmak istedim.

Öncelikle, bir harbiyeli olarak farkında olduğum olayları belgelere dayalı olarak ortaya koyduğunuz için, daha iyi anlama olanağım oldu ve bundan büyük bir mutluluk duydum. Ancak olayların tehlikeli boyutu da beni bir o kadar ürküttü. Bizler, yani Türk gençliği, olumsuzlukları daha fazla hissetmekte ve “kutsal emanete” yapılan saldırılar karşısında hareketsiz kalmanın üzüntüsünü yaşamaktayız. Bu “emanet” için yalnızca Çanakkale’de 250 bin Türk gencinin şehit olduğunu düşünürsek, bugün yapılanlardan üzüntü duymamak mümkün müdür? Şehitlerimizin ve ulu önderin kemiklerini sızlatan acı gerçeklerle karşı karşıyayız.

Sizin kitabınız sayesinde, damarlarımızda dolaşan “asil kanın” her zamankinden daha hızlı aktığını hissettim. Ayrıca mali imkanlarım elverdiğinde, diğer kitaplarınızı da okuyacağım. Malum, sizin de yazdığınız gibi Türkiye fakirleşti. Kitaba bile para ayırmak artık sorun oluyor.

Size çalışmalarınızda başarı ve sağlıklar dilerim. Saygılarımla.

Koray Dilek, Deniz Harp Okulu-İstanbul

*

Sayın Metin Aydoğan,

Ben Bilkent Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümünde doktora öğrencisiyim. “Bitmeyen Oyun” adlı kitabınızı okudum. Sorumlusu Türkiye’deki eğitim sistemi olsa da, yazdığınız gerçeklerden senelerce uzak yaşadığım için kendime kızdım ve bunları şimdiye dek neden öğrenmedim diye hayıflandım. Okuldaki ödevlere ve derslere o derecede gömülüyorduk ki, bırakınız etrafımızdaki dünyayı, Türkiye’den bile habersiz yaşıyorduk. Her türlü ihtiyacımız karşılanıyor ve bireysel yaşıyorduk. Belirlenen sınırlar içinde yönlendirildiğimizin farkında bile değildim. Oysa, yalan ve yanlışa dayanan sahte bir cennette yaşıyormuşum. Ulusal değerlerin önüne çıkarılan ve bize çağın zorunlu gereği olarak sunulan küreselleşme, meğer halkımı yoksulluğa iten bir sömürü ağıymış.

Atatürk’ün Nutkunu lise çağlarında okumuştum. Gerçek boyutunu, o zaman demek ki kavrayamamışım. Ulu önder ve gerçekleştirdiği devrimler, benim için her zaman değerliydi. Ancak verdiği mücadeleyi, kurduğu devlet ve çektiği zorlukları şimdi daha iyi anlıyorum. Artık, ondan sonra gelen yöneticilere büyük bir öfke duyuyorum. Çünkü biz yakın geçmişimizi, tarih derslerimizden öğrenemedik. Oysa, yaşananlar henüz tarih bile olmamıştı. Bize iki kuşak öncemizi bile öğretmediler.

Babam biraz anlatırdı, ama o da yeterli birikime sahip değildi, kalıplaşmış şeyler söylüyordu. Yapılanların üniversitelerde, bilimsel eserlerde anlatılmasını ve anlatıların halkın yaşamında yer almasını isterdim. Ama bunların yapılmadığını, hem de hiç yapılmadığını kitabınızı okuduktan sonra açık olarak görüyorum ve gerçekten çok öfkeleniyorum. Kendilerini yönetici zannedenler nasıl bu kadar hain, korkak ve onursuz olabilirler, hayret ediyorum. Türk olmamdan övündüğüm kadar, bu insanların Türk olmalarını kabullenemiyorum. Böylesine yüce bir mücadeleden böylesine başarılı sonuçlardan sonra nasıl ders almıyorlar, nasıl örnek almıyorlar da gidip ülkeyi satabiliyorlar.

Kitabınızı okudukça, tüylerim diken diken oldu. Manzara çok ürkütücü. Keşke milletime yararlı olabilsem diyorum. Keşke bu mücadelede ben de yer alabilsem. Ama ben de, birçok yetenekli Türk genci gibi yakında eğitim amaçlı olarak yurt dışına çıkacağım. Oralarda rahata alışmaktan, ulusal değerlerini sürdürmede zorluklarla karşılaşmaktan korkuyorum. Ama çok içtenlikle ve yüreklilikle istiyorum ki, ben de ülkeme döneyim, orada edindiğim bilgi ve birikimi ülkemin yararı için kullanayım; ülkemin içine düştüğü bu durumdan çıkması için mücadele vereyim. Bunu oradaki rahat yaşantıya bin kez tercih ederim.

İstiyorum ki, insanlarımız arasında kopukluklar kalksın; benzer düşünceye sahip olanlar bir araya gelsin; birlikte hareket edilsin ve halk bilinçlendirilsin, halkın kandırılması önlensin. Atatürkçü düşünceye sahip olanların bir araya geldiği bir siyasal yapılanma olmalı. Bu insanlar halkın içinden çıkıp ülke yönetiminde söz sahibi olmalıdırlar.

Bunlar çok zor bunu biliyorum. Ancak Atatürk de zor olanı başarmadı mı? Ama, Atatürk gibi önderler ne yazık ki sık gelmiyor, işi bizim başarmamız gerekiyor.

Bugünün karamsarlıklarını aşmalıyız, aşmamız gerek. Başka bir seçeneğimiz yok. İnanın içim sızlıyor. Olanları kabullenemiyorum; gururuma yediremiyorum. Çözümün eğitimden ve biraraya gelmekten geçtiğinin bilincindeyim. Keşke herkes yürekli olsa, cesur olsa, fedakar olsa ve en önemlisi onurlu olsa.

Yazdığınız kitap için size teşekkür ederim. Bize farklı bakış açıları kazandırdınız; gerçekleri görmemizi sağladınız, milli duygularımızı yeniden canlandırdınız. Bu nedenle size sonsuz teşekkür borçluyuz. Çalışmalarınızın devamını dilerim. Birgün insanlarımızla birlikte, tek bir yumruk olmak umuduyla.

Zeynel Akyürek, Bilkent Üniv.-Ankara

*

Sayın Metin Aydoğan

‘Bitmeyen Oyun’ kitabınızı soluk soluğa okudum. Sizi gönülden kutluyorum. Kitabınızda yer verdiğiniz okuyucu mektuplarına göz atınca, fazla övücü söze gerek kalmadığı hemen görülüyor. Ancak şunları da yazmadan edemeyeceğim.

Uğur Mumcu konuşurken “tamam işte benim düşündüğüm fakat dile getiremediklerimi söyledi, benim sormak istediklerimi sordu” diye düşünürdüm. Sizin satırlarınızı okurken; hem aynı düşünceye kapıldım hem de Mumcu’nun ifade yansımalarını, rengini ve kararlılığını hissettim. Yüreğinize sağlık.

Sayın Aydoğan,

Kitabınız için yazdığım cümleler, duygularımın ancak yüzde birini ifade etmektedir. Kendimi aldatılmış, kırılmış ve kandırılmış hissediyorum. Arkadaşlarıma sürekli sizin kitabınızdan bahsediyorum. Kitabı şimdi ikinci defa, bu kez küçük notlar alarak okuyorum. Emeklerinizin boşa gitmeyeceğine inanmanızı istiyorum. Kitabınızda yazdığınız gibi tek sorunumuz, birlikte hareket edemememiz. İnanıyorum ki bu sorunu da aşacağız.

Edindiğimiz 30 kitabı burada elden ele dolaştırıyoruz. Tamamı birinci okuyuculardan ikinci okuyuculara, bazıları ise üçüncü okuyucuların eline ulaştı. Artık akşam sohbetlerinde kitabınızı anlatmaktan gurur duyuyorum. Konya’da bayanlar ev toplantılarında kitabınızı okuyup tartışıyorlar. İnanın gözümüzün önündeki kalın bir perdeyi kaldırdınız. “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?”, “Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma” da zevkle ve hüzünle okudum. Şu anda “Yeni Dünya Düzeni, Kemalizm ve Türkiye”yi okuyorum.

Sayın Aydoğan,

Kitaplarınızı okuduktan sonra bazı televizyonları izlemiyor, gazeteleri okuyamıyorum. Size, ailem adına tekrar teşekkür ediyorum. Elinize ve birikiminize sağlık. Konya’dan sevgi ve saygılar. Buraya gelme fırsatınız olursa sizi ağırlamaktan mutlu olacağız.

Prof.Dr.Onur Ural Selçuk Üniv. Tıp Fak.-Konya

*

Sayın Metin Aydoğan

Ben Kara Harp Okulu’nda okuyan bir öğrenciyim. İki yıl sonra mezun olacağım. Beni mutlu eden en önemli olaylardan birisi, mezun olduktan sonra asker ocağında Türk gençlerine iyi bir eğitim verecek olmamdır.

3-4 ay önce yakın bir arkadaşım bana ‘Bitmeyen Oyun’u önerdiğinde ufkumun ne olduğunun farkında değildim. Kitabınızı okuyunca yazdığınız herşeyin, daha önce duyup da yeterince sorgulayamadığım olaylar olduğunu gördüm ve önümde sağlam bir ufuk oluştu.

Sanırım Atatürk’ün Bursa’da Türk gençliğine söylediklerini biliyorsunuz. O anlar yaklaşıyor. Politikacılar kim olursa olsun, sorun ne kadar büyük olursa olsun, damarlarımızda Türk kanı ve yolumuzu aydınlatan bir Atatürkümüz var. Kimse korkmasın. Marka da giysek, asi de olsak biz Türk gençliğiyiz.

‘Bitmeyen Oyun’u üç günde okudum. Kitap şu anda evde, ailem okusun diye bıraktım. Ancak kitaplarınız burada yaygın olarak okunuyor.

Bugün, ‘Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?’ kitabınızı aldım. Bir solukta okuyorum ve şu anda 83. sayfadayım. ‘Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye’ kitabınızı da alacağım. Ancak sizden bir ricam var. Kitabınızı imzalayarak gönderirseniz beni mutlu edersiniz. Kitabınız gelirse imzasız olanını, arkadaşlarıma veririm. Sizin bende bir hatıranız olsun istiyorum. Saygılarımla.

Turgut Morgül, Kara Harp Okulu-Ankara

*

Sayın Metin Aydoğan,

Ben İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Bölümü 2.sınıf öğrencisiyim. İlk ve orta öğrenimim sırasında kitap okumayı sevmez, doğru dürüst bir şey okumazdım. Yaşım biraz büyüdükçe özellikle de son zamanlarda güzel ülkemiz üzerine kurulan komplolar, oynanan oyunlar arttıkça, sizin yazdığınız gibi kitapları okumaya başladım. Özellikle Atatürk dönemine yani Cumhuriyet tarihine merak sardım. Bu büyük adam ne yaptı da ülke bu kadar gönenç kazandı. Öyle ya, elinde sihirli bir değnek yoktu.

Sonra sizin ‘Bitmeyen Oyun’ kitabınızı okudum. Kitap okumaya yeni alışkanlık kazanmış biri olarak, kitabınızı 4 gün gibi rekor bir zamanda bitirdim. Öyle ki bazı gece, üçlere dörtlere kadar okudum. Bir gece kendimi kaptırmış bir biçimde, odamın ortasında bir o yana bir bu yana yürüyüp kitabı okurken ‘Aman Yarabbi, Aman Yarabbi!…’ nidalarıma annem uyanmış, ‘Oğlum ne oldu?’ diye yanıma geldi.

Ülke gerçekleriyle beni ve kitabınızı okuyanları aydınlattığınız için size minnettarım. Başarılarınızın ve ülke konularındaki kitaplarınızın devamı dileğimle.

Kerim Sertoğlu, Orman Fak.-İstanbul

*

Sayın Aydoğan,

“Kanla ıslandı bu topraklar, ne ocaklar söndü vatan müdafaası uğruna; yine de analar bağrına taş bastı da evladını feda etti vatana.”

Şimdi bu topraklara akbabaların gölgesi düşüyor ancak kimse gerçekleri görmüyor. Kurtlar sofrasında aziz vatanı parçalamak için hain planlar yapılıyor. Bu ülkenin ekmeğini yemiş, suyunu içmiş işbirlikçiler, yabancıların emellerine alet oluyor. Gözümüzün önünde olup bittiği halde göremediklerimizi, cesaret ve yetenekle bizlere gösterdiğiniz için size sonsuz teşekkürler.

“Bitmeyen Oyun” adlı eserinizi okuyan şanslı yeni nesil gençlerden biriyim. Pırıl pırıl düşüceler ve ideallerle bu kutsal kuruma dahil olmuş, anasının gün gelince vatan uğruna çekinmeden feda edeceği bir subay adayıyım.

Kitabınızın ışık tuttuğu gerçekler tüylerimi ürpertti ama karamsarlığa kapıldığımı sanmayın sakın. Bu ülkeyi kan emicilerin elinden kurtarmak için daha çok çalışmaya and içtim.

Zeynep Erenkol, Deniz Harp Okulu Öğr.

*

Merhaba Metin Bey

Ben, Kayseri Polis Meslek Yüksek Okulu ikinci sınıf öğrencilerinden Murat Kulaç. ‘BİTMEYEN OYUN’ adlı kitabınızı bir arkadaşımın tavsiyesiyle aldım ve okudum. Gerçekten çok beğendim. Bu vatana gönülden hizmet etmek isteyenlerin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Sizden 2/D sınıfı öğrencileri olarak bir isteğimiz olacak. Kitabınızda yazmışsınız, kitap almaya para ayıramayanlara mümkün olursa kitap yollarım diye. Sınıfımızın bir kütüphanesi var ve kitaplarınızla kütüphanemizi zenginleştirmek istiyoruz. Çoğu arkadaşımızın maddi olanakları sınırlı olduğundan genellikle 4-5 arkadaş bir araya gelip kitap alıyoruz ya da korsan kitaplar alarak kendimizi avutuyoruz. Bize bu konuda yardımcı olursanız seviniriz. Çalışmalarınızda başarılar diler saygılar sunarız.

Murat Kulaç, Kayseri Polis Mes.Yük.Oku.

*

Sevgili Metin Aydoğan,

Binbir emek ve özenle hazırlanmış “Bitmeyen Oyun” ile başlayan ve diğer altı kitap ile süren eserlerin Avustralya’daki Türk toplumu için can suyu gibi geldi. Okuyan herkesin içinde yeniden güzel duygular filizlenmeye başladı.

Başta Sadullah Vurgun olmak üzere, yakın arkadaşlarımın birçoğu, kendi kendini görevlendirerek yurdunu seven, sorunlarına duyarlı insanlara kitapları ulaştırmak için yoğun bir çaba sarf ediyorlar.

Kişisel çabalarımızla, başta Melbourne olmak üzere, 3500 km uzaktaki Perth, Adelaide, Gold Coast ve Sydney’deki 18 ayrı kişi ve kuruluşa ilk etapta 75 kitabı ücretsiz dağıttık. Ondan sonrasını da isteyenlere bize maloluş fiyatına veriyoruz. İlk hedefimiz 500 kitabın dağıtımı. Birçok insan sabırsızlıkla gelecek kitapları bekliyor. Sanırım 1-2 ay içerisinde bu gerçekleşmiş olacak. Önümüzdeki dönemde kişisel işlerimizi biraz hafifletebilirsek, bu dağıtımı en az 1000 kitaba çıkartmayı planlıyoruz.

Yılların birikimini, karşılıksız sevgiyi, paranın dışında başka kavramların da ön planda olabileceğini, herkesin anlayabileceği bir dil ile yazıp bizlerle paylaştığınız için önce size ve bu kitabın hazırlanmasından dağıtımına değin emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler, iyi ki varsınız. Toplum sizden çok şey bekliyor. Lütfen yazmaya devam edin. En sıcak sevgilerimizle.

Nebi-Fadime Yılmaz-Avustralya

*

Merhaba Saygıdeğer Hocam,

Ben Hava Harp Okulu’nda okuyan bir harbiyeliyim. Yazdığınız yapıtlardan dolayı size minnettarım. Eserlerinizden ilk önce Bitmeyen Oyun’u okudum. Değindiğiniz olaylar olsun kitabın akıcılığı olsun beni gerçekten büyüledi ve eserlerinizi takip etme gerekliliğini hissettim.

Ülkemizin sizin gibi gerçekleri çekinmeden söyleyebilen cesaretli, milli duyguları körelmemiş aydınlara çok ihtiyacı var.

Avrupa Birliği’nin Neresindeyiz? adlı kitabınızı okumam yalnızca 1 haftamı aldı. Buna ben de inanamadım. Kitaplarınızı okurken geceleri gözüme uyku girmiyordu. Gerçekten bilgiye aç bir insandım. Değindiğiniz konular insanın tüylerini diken diken yapıyordu. Bir yandan bilgilendiğimi hissettiğim için sevinirken bir yandan ülkemde bunlar mı oluyormuş, demekten kendimi alamıyor ve sinirleniyordum.

Kitaplarınızın girişinde okurlardan bölümünü gördüğümde çok mutlu oldum. Çünkü insanlarımızın okuduğunu, bilgilendiğini görüyordum.

Kitaplarınızı tüm okula, tüm çevremize okutmaya çalışıyoruz. Kütüphanemizde kitaplarınız hiç durmuyor, devamlı birileri sizi okuyor okulumuzda. Umarım bir gün okulumuza gelir değerli, bilgilerinizi bizle paylaşırsınız. Verdiğiniz ve ilerde vereceğiniz tüm değerli bilgiler için size teşekkür ediyorum.

Cahit Tokar, Hava Harp Okulu

*

Bir kitap okudum hayatım değişti:

Kitapçının tozlu rafları arasında gezinirken, gözüm bir kitaba çarptı, kitabın üzerinde Metin AydoğanBitmeyen Oyun yazıyordu, hemen kitabı elime alıp sayfalarını karıştırmaya başladım, ama bir kaç dakika içinde, okuduklarım beni dehşete düşürmeye yetmişti. Yalnızca özelleştirmelerle ilgili olan bölümüne bakmam bile beni derin bir karamsarlığa itti. Sayfaları çevirdikçe her satırda şaşkınlığım bir kat daha artıyordu, nasıl bir kısır döngünün içinde yaşıyorduk?

Yapılan onca sahtekarlığa karşın, halâ bilinçli aydınların olması beni biraz da olsa rahatlatmıştı, ama bu ülkenin bir kaç aydından çok, bilinçli bir çoğunluğa ihtiyacı var, ulusal uyanış ne zaman başlayacak? Daha ne kadar sömürülmemiz gerekiyor?

Size gerçekten çok teşekkür ediyorum. Bana içinde yaşadığım, ama farkında olmadığım bir dünyayı bütün ayrıntılarıyla gösterdiniz. Sizden bu çalışmalarınıza ek olarak daha çok öneriler içeren, kurtuluşu kendi iç dinamiklerimizde aramamızı isteyen, ‘Ne yapmalı?’ ya yanıt veren yeni çalışmalar bekliyoruz.

Bana gösterdiğiniz tüm doğrular için size teşekkür ederim.

Cihan Kardeşler, İst.Üniv.-İstanbul

*

Sayın Metin AYDOĞAN,

Meslek hayatıma başladığımda okuma alışkanlığı edinmemiştim, bunda derslerin ağırlığının büyük payı vardı ya da ben isteksizliğime bu gerekçeyi uygun bulmuştum. Okulda öğrendiklerim ile yetinebileceğimi sanıyordum. Kitap okumayı hep gözümde büyüttüm, başlasam da bitiremeyeceğim, sıkılacağım hissine kapıldım. 13 Nisan doğum günüm için eşim hediye arayışına girdiğinde, o günlerde tavsiye edilen, yazarı olduğunuz “Bitmeyen Oyun” adlı kitabı aldı. İyiki almış.

Bitirip bitiremeyeceğim konusunda tereddüt ettiğim 13’ncü baskı “Bitmeyen Oyun” kitabını okumaya başladığımda, okuyucu mektupları ve basında çıkan yazılardan çok değerli bir kitap olduğu kanaati oluştu ancak tereddüdüm tamamen geçmemişti. Çünkü, övgülerin gerçek mi ya da iltifat mı olduğunu henüz anlamamıştım. Okumaya başladığımda olaylar kafamda yavaş yavaş şekillenmeye başladı, henüz kitabı bitirmeden bende de bir teşekkür (takdir haddimiz değil) yazısı yazma isteği uyandı.

Bir taraftan bu muhteşem eserin yazarı olarak size saygım arttıkça arttı, bir taraftan da içimdeki öfke kabardıkça kabardı. Bu muhteşem ülkeyi yönetmesi için yetki verilenlerin yanlış uygulamaları sonucu içine düştüğümüz/düşürüldüğümüz durum beni oldukça etkiledi. Tüm ülkelerin niyet ve maksadı belli iken, yönetim için yetkilendirilen kişilerin verdikleri kararların, yetki verenlerin kararı olmaması nasıl açıklanabilir, ben anlamıyorum. Becerdikleri tek şey ihanetin ZAFER olarak yutturulması.

Bir taraftan okullarda Inkılap tarihi öğretilirken, diğer taraftan ulus yavaş yavaş uçurumun kenarına itilmiştir. Yönetici bunu niçin yapmıştır? Bilmeden yaptı ise beceriksizlik, bilerek yaptı ise İHANET ile suçlanmalıdır. “Bizden önce…” mazereti, hiç kimse için geçerli değildir. Devlet hizmetinde, sonra gelen öncekinin üzerine koymak zorundadır. Cennet ülkemde bir bardak su içmenin dahi, bir başka ülkenin oluruna bağlı olduğunu, her yönetim değişikliğinde durumun daha kötüye gittiğini bilmek ne kadar acı veriyor?

“Bitmeyen Oyun” kitabını bitirdiğimde teşekkürüme lütfedip cevap vermenizden, şeref duydum.

Gönderdiğiniz kitaplar, arkadaşlarım tarafından kitaplığa konmadan okunmaya devam edilmektedir. “Bitmeyen Oyun” dan bir adet Konya-Ereğli İlçe Jandarma Komutanlığına gönderdim, bütün kitaplarınızı Ankara Jandarma Okullar Komutanlığına önerdim, bir takımını Mayıs ayı sonunda kullandığım 10 günlük izinde, eşimin Antalya ilinde üniversite öğrencisi kardeşine götürdüm, okuduktan sonra İstanbul’daki kardeşine götürecek. İlçede görevli diğer memurların Ankara’dan “Bitmeyen Oyun” kitabını getirttiğini öğrendim. Edinilen kitaplar kitaplıkta durdurulmadan, elden ele dolaştırılmaktadır. Sohbetlerin konusu artık Türkiye’nin sorunları, geleceği ve çözüm önerileridir.

Sayın AYDOĞAN; “Bitmeyen Oyun”dan sonra “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz” isimli kitabınızı okudum. Önceki kitabı da destekleyici olan bu müthiş eserde, ihanetin katmerlisini öğrendim. Bize balık tutmasını öğreten, gerekirse oltamızı da veren bir devlet yerine, karnımızı doyurmak için bize başkasının yakaladığı balığı veren bir devletle bu ülke nereye kadar gidebilir? Üretici bir ulus olmak istiyoruz, tüketici değil.

Ülkeyi karanlıklardan aydınlığa çıkaran Mustafa Kemal ve yüreğinde bağımsızlık ateşi eksik olmayan yüce Türk ulusudur. Bu ulusun bağımsızlık mücadelesinin hangi şartlarda verdiğini bilmeyen, konaklarda, varlık içinde büyüyen insanlar, doğal olarak tarihi tekrarlayacaklardır.

Gümrük Birliğine girmek için kendini parçalayanlar ile onları dilleriyle ya da kalemleri ile destekleyenlerin beklentileri, menfaatleri nelerdir? Onlar seçildiklerinde kişisel menfaatlerini bir kenara bırakmış olmaları gerekmez miydi? Bu şanlı ulus bekleme odasında tecavüze uğrarken seçilmişler kıs kıs gülerek bunu seyrediyor. Söylemlerinde Atatürk’ü dilinden düşürmeyen insanların, uygulamada ihanetleri bağışlanabilir mi? Diplomatik dil ile ikiyüzlülük ayrıdır. Niçin içi dışı bir insanlar seçilmez. Bizim insanımızı değil, düşmanlarımızı kandırmalıdırlar. Suç seçende mi, seçilende mi? Sanırım asıl sorun sistemin yanlışlığıdır.

Müthiş eserlerinizi okuduğum için şanslıyım, aynı şansı yakalamaları için görüştüğüm herkese tavsiye ettim, ediyorum. Eserleriniz, şu anda tüm eserler, bir sıra dahilinde elden ele dolaşmakta ve okunmaktadır.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde köylerde, mezralarda yaşayan insanlarımıza hizmetlerde, bugüne kadar ağırlıklı olarak Silahlı Kuvvetler öncülük etmiştir. Bakanların temsilcisi kamu kurum ve kuruluşları güvenlik olmadığı gerekçesiyle köylere hiç hizmet götürmemişler, vatandaşı merkezlere çağırmışlardı. İl Milli Eğitim Müdürlerini ilçelerde, İlçe Milli Eğitim Müdürlerini köylerde, öğretmenlerin yanında görmeyi unuttuk. Tarım ve hayvancılık ile ilgili görevliler, sağlık, elektrik, su, yol görevlileri, aynı şekilde.

Kısa bir süre önce “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” kitabınızı bitirdim. Yoğun bilgi bombardımanı nedeniyle nefesim daha da kesildi. Artık, okuduğum tüm kitaplar ülke gerçekleriyle ilgili kitaplar ve yapıtlarınızın her biri ayrı ayrı müthiş eserler. Dün “Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma” kitabınızı bitirdim ve derinden sarsıldım, öfkelendim. Bundan sonraki eserlerinizi sabırsızlıkla bekleyeceğimi, okuyacağımı, okutacağımı, çevreme hep önereceğimi bilmenizi istiyorum. Okuduğum kitapların kaynakça bölümlerinden ve tavsiyelerden derlediğim kırk kadar yazar ve kitap listesi hazırladım. Okuma alışkanlığımı kaybetmedikçe ve kısa süre içerisinde, bir kitaplık kuracak kadar kitap biriktireceğimi ve çevreme de okutacağımı sanıyorum. Kendimi şanslı görüyorum ki, sizin gibi çok değerli bir AYDIN’ı tanıyarak okumaya başladım; bu ülke, bize yol göstermek için nice aydın yetiştirecek verimliliktedir. Bize düşen görev, siz aydınlarımızın yolunda gitmek, FİKİRLERİNİZE, BİLGİLERİNİZE sahip çıkmaktır. Size en içten saygılarımı sunuyorum.

Kemal Seyisoğlu, Jandarma Binbaşı

*

Sevgili Metin Bey,

Ben 16 yaşında Lise birinci sınıfta okuyan bir öğrenciyim. Yeni yeni kitap okuma alışkanlığı kazanma aşamasındayım. Türk siyasi tarihine duyduğum ilgi nedeniyle, babamın önerdiği değişik kitaplar okudum. Bir biçimde Bitmeyen Oyun kitabınızla tanıştım.

Kitabınızı iki gecede bitirdim. Arkasından biriktirdiğim harçlıklarımla Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma ve Avrupa Birliğinin Neresindeyiz adlı kitaplarınızı aldım. Sizin kitaplarınızı okumadan önce bilinçsizliğim ve yönsüzlüğümden dolayı, Hitler ve Nazizim dahil çok farklı kitaplar okumuştum.

Kitaplarınızla tanıştıktan sonra Atatürk’ün ne olduğunu, onun ne kadar yüce bir önder olduğunu anladım. Kemalizm ile yoğrulmuş Cumhuriyet’in Türkiye için önemini ve değerini kavradım. Beni bilinçlendirdiğiniz için çok teşekkür ederim; size çok şey borçluyum. Çok sevdiğim Türkiyemin üzerinde oynanan oyunları üzüntü ve hayretle sizin sayenizde gördüm. Bu genç yaşımda, üzücü de olsa, gerçekleri bana siz öğrettiniz. Gelecekteki yaşantımda, içine düşebileceğim tehlikelere karşı, kendimi bilinçlenmiş, güçlenmiş hissediyorum, çünkü olayların ne olup ne olmadığını artık anlıyorum.

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye kitabınızı da okumak istiyorum. Şimdiye kadar başladığım birçok kitabı ya zor bitirdim ya da bitiremeden bıraktım. Ancak sizin kitaplarınızı hem çok rahat okuyor hem de daha önce anlamakta güçlük çektiğim zor konuları kolayca öğreniyorum. Bu nasıl oluyor bilmiyorum. Kitaplarınızı okumak bana zevk veriyor. Çıkmış ve çıkacak tüm kitaplarınızı okuyacağım. Ancak, harçlık birikimim tükendiği için şu an alamıyorum. Eğer mümkünse ve “elinizde kalmışsa”, bana Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye’yi gönderir misiniz? Gönderirseniz beni çok mutlu edersiniz.

Önümüzdeki kurban bayramınızı kutlar, sağlık ve başarılı yıllar diler, ellerinizden saygıyla öperim. Yeni kitaplarınızı merakla bekliyoruz.

Orhan İliş, M.Çil And. Lisesi–Eskişehir

*

Sayın Metin Aydoğan

Bitmeyen Oyun adlı kitabınızın 13.Baskısını az önce gözlerim dolarak tamamladım ve kitabınıza bu kadar geç ulaşmanın üzüntüsü yanında, bizlerle paylaşmış olduğunuz Türkiyemizin acı gerçeklerini tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermeniz; hislerimize ve düşüncelerimize tercüman olmanız nedeniyle size tüm kalbimle teşekkür etmek isterim.

Kaptanı bulunduğum SV Sargasso gemimizle şu an Pasifik Okyanusunda Meksika’ya doğru ilerlemekteyiz. Kitabınızı yaklaşık bir ay önce gemiye katılmadan önce almış olmama rağmen, mürettebatın yoğun ilgisi nedeniyle ancak tamamlayabildim. Türk insanının Mustafa Kemal ve onun ilkelerine tüm yıpratmalara rağmen hala sahip çıktığını görmek, Türkiyemizin geleceği açısından daha umutlu olmamı sağlıyor.

Sayın Aydoğan, yurdumuzu en kısa zamanda sürüklenmekte olduğu korkunç karanlıktan kurtarmak için, sizin ve sizler gibi düşünen gerçek aydınlarımızın önderliğinde yapılacak olan örgütlü çalışmalar içinde ben ve benim gibi düşünen birçok vatandaşımızın, gönüllü birer nefer olacaklarına inanıyorum.

İçinde bulunduğumuz koşullar, bende Atatürk ilkelerine bağlı bir yurttaş olarak, bireysel de olsa, gerek kitabınızın daha geniş kitlelere ulaşması adına gerekse insanlarımızın yaşadığımız, kalbimizi gerçekten acıtan akıl almaz olaylar karşısında daha duyarlı olmaları adına elimden gelen gayreti göstereceğim.

Sözlerime son verirken, ülkemizin hak ettiği düzeye biran önce ulaşması için, değerli düşüncelerinizin tüm gerçek Atatürkçü yurttaşlarımıza ulaşması, gönül birliğiyle kaynaşıp harekete dönüşmesi umuduyla, saygılarımı sunarım.

Ünal Karsu, Kaptan-Pasifik Okyanusu

*

Çok Saygıdeğer Hocam Metin Bey,

Sizinle tanışmam Bitmeyen Oyun kitabıyla oldu. İnsanların dost olabilmesi için aynı zaman ve mekan içerisinde bulunmalarının gerekmediği kanısındayım. Kitabınızı okuduktan sonra sizi yürekli bir dost, katıksız bir Atatürkçü ve ödünsüz bir yurtsever olarak kazıdım belleğime.

Tarih öğretmeni olmam nedeniyle, özellikle Türkiye’nin yakın tarihi ve Avrupa Birliği politikalarıyla yakından ilgileniyorum. AB’nin Türkiye üzerinde demoklesin kılıcı türünden yaptırımları sözkonusu olduğunda, kitabınızı açıyor ve ilgili kısımlardan oynanan oyunu betimlemeye çalışıyorum.

Sizi tarihçi ya da tarih öğretimi ile uğraşan birisi sanırken mimar olduğunuzu öğrenmem, prestijinizi ve konumunuzu gözümde daha da büyüttü. Tarihçi olmayan birisi (meslek deyimiyle; meslekten olmayan) olarak siz, tarihçilerin yapamadığı, üzerinde büyük bir boşluk bulunan alanı doldurdunuz.

Sevgi ve saygılarımı sunarken, en içten duygularımla, başarılı çalışmalarınızın sürmesini dilerim. Birgün sizle şahsen tanışmış olmayı da büyük bir heyecan ve sabırsızlıkla bekliyorum. En güzel günlerin sizin olması dileğiyle, sonsuz selamlar.

Gazanfer Işık, Tarih Öğretmeni-Ankara

*

Sayın Aydoğan,

Bizler, 1980 öncesini birebir yaşayan, Cumhuriyet’in “üçüncü kuşağı” olarak ulusumuz üzerinden kurulan pazarlıkların az çok farkındaydık. 68 kuşağı ile toplumda yeniden filizlenmeye başlayan hürriyet ve bağımsızlık akımları, içten ve dıştan destekli oyunlarla ezilmişti. 1975-1980 yılları Türkiye’yi bir kan gölüne çevirmekle kalmadı, aynı zamanda hürriyet akımlarının önünü kesti. Bağımsızlık ve özgürlükten söz edecek birkaç “yazar” dan başka ortada kimse kalmamış, bu tür söylem ve eylemler suç unsuru olmaya başlamıştı.

Verilen mücadeleler, bu uğurda yitirilen büyük değerler ile gelinen 21.yüzyıl eşiğinde yazdığınız kitaplar, özlemini çektiğimiz devrimci havayı bize yeniden soluttu. Halkın anlayacağı bir uslupla, kütüphane dolusu kitap, belge ve dökümana dayanarak kaleme alınan Bitmeyen Oyun, yıllardır içimizde yaşayıp, uygun sözcükleri bir araya getirerek bir türlü ifade edemediğimiz duyguların tercümanı oldu.

Böyle bir eseri kaleme alarak benliğimizde, Kurtuluş Savaşı’nı yeniden başlatmış olduğunuzu hissediyorum. İnanın böyle bir esere çok ihtiyacımız vardı. Size sonsuz teşekkürlerimi Trabzon’dan tüm dostlar adına sunuyoruz. Sağolun.

Aliye-Hüyeyin Bilge, Semra- Aydemir Kayın, Sevgi-Osman Ertürk, Güler-Fuat Uygun, Aliye- Hasan Gözcü, Emine- Barış Girgin, Yağmur Ömürden-Trabzon

*

Sayın Metin Aydoğan,

Bitmeyen Oyun adlı şaheserinizi bir çırpıda okudum. Şaheser diyorum çünkü böyle bir kitapla daha önce hiç karşılaşmamıştım. Böyle bir kitap yazdığınız için size teşekkür eder, bu tür eserlerinizin devamını dilerim.

Sayın Aydoğan, ben devletin güzide bir kurumu olan Deniz Harp Okulu’nda, Atatürk’ün bize gösterdiği yolda yürüyen, kendini milletini ve Atatürk ilke ve inkılâplarına adamış bir harbiyeliyim. Bir an önce mesleğe atılıp, kitabınızda anlattığınız yanlışlıkları düzeltmek için son damlasına kadar savaşmayı dört gözle bekliyorum.

Bitmeyen Oyun adlı eserinizi okurken, ilk defa bir kitabı okurken sinirden ara vererek düşünmek zorunda kaldığımı gördüm. Ayrıca, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türk subayları hakkında söylediği sözleri yazdığınız bölümü okurken, bu sözleri daha önce okumuş olmama karşın, gözyaşlarıma hakim olamadığımı gördüm.

Atatürk’ün onca çabasına karşın, Türk milletini bu hale düşmüş görmek insana gerçekten çok acı veriyor. Bir de, milletin içinde hala Atatürk düşmanı, rejim karşıtı insanların bulunduğu düşündüğünüz zaman çıldırmak içten bile değil. Ama bu devleti o insanların eline bırakmayacağız. Sizin gibi aydınların yol göstericiliğinde bizim gibi bilinçli gençlerin çalışmaları sayesinde, bu devleti sonsuza kadar Kemalist çizgide tutacağız. Saygılarımla.

Mete Sertoluk, Deniz Harp Okulu-İstanbul

*

Sayın Metin Aydoğan,

Şu anda Bitmeyen Oyun adlı kitabınızı okumaktayım. Elimden düşürmeden, soluk soluğa sayfaları adeta yutarcasına okuyorum. Sizi, bu kitaptan ve bundan önceki çalışmalarınızdan dolayı yürekten kutluyorum. Nebi Bey, Avustralya’ya getirttiği kitaplardan birini de radyomuza verdi, çok da iyi etti.

Sizinle kitabınız hakkında bir radyo söyleşisi yapmak istiyorum. Ben Tanju Yenisey, Avustralya’nın 68 dilde yayın yapan devlet radyo-televizyon kurumu SBS’de (Special Broadcasting Service), Türkçe bölümü yayınlarında radyo program yapımcısı ve sunucusu olarak görev yapıyorum; ayrıca gazetecilik mesleğini sürdürüyorum.

Sizin için uygun olan bir zamanda, bana telefonla yaklaşık 30-45 dakikanızı ayırabilirseniz çok sevineceğim. Yalnız, Avustralya Türkiye’den yedi saat ilerde. 27 Ekim’den sonra bu fark dokuz saate çıkacak. Bu nedenle sizin sabah saatleriniz bizim için uygun olabilir. Sevgi ve saygılarımla.

Tanju Yenisey, Melbourne-Avustralya

*

Merhaba Sayın Metin Aydoğan,

Kitabınızı büyük bir açlıkla yorulmak bilmeden okuyorum. Size çok çok teşekkür ediyorum. Sağ olun var olun. Kitaplarınızla beni tanıştıran Nebi Yılmaz’a ve sayın eşi Fadime Yılmaz’a da teşekkür ediyorum. Sağ olsunlar var olsunlar.

Kitaplarınızı okurken kimi zaman üzüldüm, ağladım. Kendimize, kendi insanımıza ve de tüm dünyanın ezilen fakir fukara insanlarına çektirilen çilelere ağladım. Ancak aynı zamanda sevindim. İnsan gibi insanların hala var olduğunu gördüm. Sizleri gördüm. Acaba ne yapabilirim, yetmiş üç yaşındayım. Okul yüzü görmedim. Oysa okumaya sevdalıyım. Okumayı yazmayı kendi kendime öğrendim. Size yazdığım şu çalı çizgisi yazım için kusuruma bakmayın.

Siz benim kusuruma bakmayın ama ben okumayı yazmayı bilip de okuyup yazmayanların kusuruna bakıyorum. Kitaba ilişmeyen, kitap tanımayan, kendisine tokat atanın kim olduğunu bilmeyenlerin kusuruna bakıyorum. Onlara, ‘tembeller okuyun, öğrenin haksızlıklara karşı ayağa kalkın’ diyorum. “Ben bu yaşımla ayaktayım, korkmuyorum, yorulmuyorum. Bakın bu dünyada Metin Aydoğan var, Metin Aydoğan’lar var, onları okuyun” diyorum.

Yürekten dileğim; yayılıp çoğalmanız, namussuzların hakkından gelecek kadar güçlenmenizdir. Büyüyün, gelişin, geçmişinize ve geleceğinize sahip çıkın. Yabancılar içinden kaybolup gitmeyin. Sağ olun, sağlıklı olun. Adım Şenel Yüksel, Türk ulusunun bir üyesiyim.

Şenel Yüksel, Melbourne-Avustralya

*

Sayın Metin Aydoğan

“Bitmeyen Oyun” adlı eserinizi okumuş bulunmaktayım. Tüylerimi diken diken eden bu belgeler yumağı, içimdeki milli mücadele ruhunu yeniden alevlendirdi. Kan dökülerek dedelerimin aldığı bu vatanın evlatları olarak, bu ülkenin nerelere getirildiğini bilmek ve üzerinde oynanan oyunları anlamak bizlerin görevi olmalıdır. Tek bir yüreğin dünyayı dize getirdiğini açıklayan kitabınız, bana neler yapılabileceğini gösteren bir ışık olmuştur. Bu ışığın doğrultusunda vatanım için her türlü fedakarlığın, kazanmak arzusu ile çıkılan yolların nerelere vardığını görerek, bilinçli bir toplum ferdi olmayı, bu ülkenin temel taşı olan biz ordu mensuplarının görevi olduğunu düşünmekteyim.

Kanser gibi hastalıklar bulundukları bölgeyi harab eder. Kanserli düşünceler üretenler, elbette kendi düşüncelerinin cezasını çekecektirler. Politikalarını, diğer devletlerin sömürüsü ve yıkımı için belirleyen zihniyetler, kendi içerisinde beslediği kanser hücrelerine yenik düşeceklerdir. Onların, kendilerinden daha büyük düşmanları yoktur.

Politikasını insanlığın yararı ve çıkarı için kullanarak bunu ayrımsız herkesle paylaşan ülkeler, daima ayakta kalacak ve en onurlu, en şerefli tarihe onlar sahip olacaklardır. Bu ülkelerin gelecekteki nesli; sömürü, kargaşa ve yıkım için değil, huzurlu ve müreffeh bir yaşam için çalışacaklardır. Onlara yakışan da budur.

Ulu önder Atatürk de bizler gibidir. Bizler O’nun gibiyiz. O’nun yokluğunu fırsat bilip hareket edenler bilsinler ki; gözlerimize bakarlarsa O’nu göreceklerdir. O’nun azmini, O’nun dirayeti, O’nun kararlılığını, O’nun cesaretini, O’nun zekasını, O’nun üretkenliğini ve O’nun sevgisini göreceklerdir. Atatürk bu ülkeyi yoktan var ederken, bütün temel sorunları ele almış, geçmişi ve dış politikaları gözden geçirmiş, hatta geleceği de görerek bizleri birçok konuda bilinçlendirmiştir.

Şanlı tarihimizi anlatan, bu göz kamaştırıcı sayfaları okurken hıçkıra hıçkıra ağlamamak mümkün müdür? Tüm dünyanın düşmanca baktığı milletim; aşağılanıp, köleleştirilmeye çalışılınırken vereceğimiz mücadele ve onun onur timsali Mustafa Kemal Atatürk elbette temel gücümüz olacaktır.

Sömürgesi olmayan komşuları ile toprak kavgası yapmayan tarihimizden ne kadar gurur duysak azdır. Kim benim gibi canını vermeye hazırsa gelsin bu ülkeyi almaya. Her birimiz bu vatan için kan veririz, can veririz, her birimiz ölürüz de bu vatan da tutsak kalmayız; önleyerek ya da ölerek, vatanın tutsaklığını görmeyiz.

Benim dedelerim, üzerine gelen mermilere göğsünü siper etti ve vatanı bana emanet etti. Bu emanete sadık kalacağız. Onların vücutlarında, şarapnel parçaları eridi gitti. Bizimkinde de eriyecektir. Ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık benim canımda, kanımda var. Benim canım alınmadan bu duygu yok olmayacaktır.

Size, yazmış olduğunuz gerçekler ve yeniden hatırlattığınız ulusal benliğimiz için teşekkürü görev bilirim. Böyle yazan kalemlerle aynı yolda yürüdüğümü görmek beni çok mutlu etti. Siz kaleminizi, ben aklımı, yüreğimi ve göğsümü bu vatana siper ettim. Var olun, sağ olun, eksik olmayın, elleriniz ve yüreğiniz dert görmesin. Gözlerimden akan yaşlar daima sizler ve sizin gibi düşünen vatanseverler içindir.

Tarık Saygılı, Astsubay Aday Öğrenci

*

Sayın Metin Bey,

Bugüne kadar birçok kitap okudum, Türkiye’nin dünü, bugünü ve geleceği üzerine yazılmış. Hepsi de beni çok duygulandırmış, üzmüş ve hırslandırmıştı. Ama hiçbirisi sizin yazdıklarınız gibi yüreğime bir hançer olup saplanmadı ve canımı yakmadı.

Sn.Osman Pamukoğlu’nun “Ey Vatan” adlı kitabının ilk sayfasında şu sözleri okuduğum zaman etkilenmiştim. Franz Kafka’ya ait olan sözler sanki “Bitmeyen Oyun” için yazılmıştı.

“Üzerinize bir felaket gibi çöken kitaplar gerek. Bir kitap içinizdeki donmuş değerleri parçalayacak bir balta olmalıdır. İnsanı ısıran ve sokan kitaplar okumalıyız. Okuduğumuz kitap bir yumruk indirerek bizi uyandırmıyorsa, ne işe yarar.”

İlk kez bir kitap, bu cümlelerdeki felaket gibi içime çöküp, bir balyoz gibi beynime vurdu ve beni gönül ve kafa olarak bir daha hiç uyumamak üzere uyandırdı. Hiçbir övgünün, hiçbir iltifatın ve hiçbir duygunun sizin emeğinizin eseri olan bu kitabın değerini anlatmaya yetmeyeceğini bilsem de yüreğimden akan, şu birkaç cümleyi yazmaktan kendimi alamadım. Siz benim içimde ki beni ateşlediniz.

Ben bir asker kızıyım. Şükürler olsun ki, babam beni ve kardeşlerimi Atatürk sevgisiyle yetiştirdi. Bu benim için daima bir övünç kaynağı olmuştur. Ama siz gerçek bir uyandırıcısınız ve kitabınız onu eline alan herkesi tam yüreğinden vuruyor; yeni bir Kurtuluş Savaşı için ölümü göze alan hazır askere dönüşüyor.

Okurlarınızdan gelen mektuplar, Türkiye’nin dört bir köşesinde yürekleri yurt sevgisiyle dolu, sayısız hazır askerlerin sadece bir komut beklediğini gösteriyor. Keşke her yurtsever sizin gibi onurlu davranıp, okurlarından gelen mektuplara kitaplarında yer verse. İşte o zaman, ulus devletini koruyup kollamak için, hiçbir mücadeleden kaçmayacak olan insanların yalnızlıkları yok olacaktır. Siz bize tek başımıza olmadığımızı gösteriyor ve isim isim, şehir şehir birbirimizi tanıma fırsatını da veriyorsunuz. Bu şimdiye dek hiçbir aydın yazar (en azından benim görmediğim) tarafından düşünülmemiş ve uygulanmamış büyük bir incelik. Size bu erdemli davranışınız için de ayrıca saygı duyuyorum.

Ve bu vesile ile affınıza sığınarak, tüm okurlarınıza en gür sesimle haykırmak istiyorum. “Gelin birbirimizi bulalım. Ne yapmalıyız? Sorusuna cevap aramaya, birbirimize ulaşmakla başlayalım. Kim olursak olalım, siyasi tercihlerimiz ne olursa olsun, nerede yaşarsak yaşayalım bu bizim buluşmamız ve tanışmamız için engel değil. İçimizdeki heyecanlar, kafamızdaki projeler ve bedenimizdeki yetenekler sözde, kağıtta, köşede kalmasın. Bu enerjiyi, bireysel hazır askerden, dinamik bir orduya dönüştürelim.”

Bu kitabın yazılmasındaki bir amaç da bu olsa gerek. Önce uyarmak. Sonra uyandırmak. Nihayet birleştirmek ve tüm Türkiye genelinde çoğalmak ve yayılmak.

Sayın Metin Bey,

Siz bir yurtsever olarak Kendiliğinden devreye giren elektrik şebekesinin başlangıç noktası oldunuz, şimdi bu şebekeyi Türkiye geneline yaymak biz okurlarınıza düşüyor. Sizin kitaplarınızın ışığı ile güzel Türkiye’mizi aydınlatarak, Türkiye’nin sahipsiz olmadığını ve dünya durdukça Türkiye Cumhuriyeti’nin var olacağını herkese anlatmalıyız. Artık bunun için düşünme zamanı geçmiştir. Zaman artık karar verme ve uygulama zamanıdır. Ve memleketimizin bize her zamankinden çok ihtiyacı vardır.

Büyük Atatürk ve şehitlerimiz bu vatan için üzerlerine düşen görevleri fazlasıyla yerine getirdiler. Görev sırası şimdi bizdedir. Bu görev yaşamaktan bile önemlidir. Atalarımız nasıl bizi hür yaşattı ise biz de geleceğin gençlerini hür yaşatmak zorundayız. Çünkü hür yaşamak Türk milletinin karakteridir.

Güzel vatanımızın selameti uğruna verdiğiniz emek için size sonsuz teşekkürlerimi sunuyor, tanrıdan sizi eşinize, yavrularınıza ve Türk Milletine bağışlamasını diliyorum. Birlikte daha yapacağımız çok işler var. Saygılarımla.

Engin Demirkollu-İzmir

*

Yazarın Notu

Aşağıdaki mektubu, Mehmet Yalçın’ın kızı ve damadı, emekli öğretmenler Fadime ve Nebi Yılmaz, evime dek gelerek bana ilettiler. Babaları Mehmet Yalçın’ı, 10 Nisan 2005’te köyündeki evinde yitirmişler. Ölümünden, kısa bir süre önce yazdığı anlaşılan mektubu, eşyalarını toplarken kitapları içinde bulmuşlar ve bana getirdiler.

Fadime öğretmenin okuduğu mektup, ben ve evdeki herkesi son derece duygulandırdı. Türk insanının, eğitime verdiği önemi, öğrenene ve öğretene duyduğu saygıyı, Atatürk’e olan sevgi ve özlemini yansıtan sevgili Mehmet Yalçın’ı ve mektubunu hiç unutmayacağım. Bu mektup, bana göre, gerek ulaşma biçimi gerekse içerik olarak, ölçülmez değerdedir. Nur içinde yatsın.

Sayın Metin Aydoğan Bey,

Gönderdiğiniz “Bitmeyen Oyun” adlı kitabınızı aldım büyük bir beğeni ve duyarlılıkla okudum. Damarlarım, en şifalı serumu almış oldu. Çok teşekkür ederim. Duyduğum yakınlık nedeniyle size hayatımı yazmak istedim.

Ben Mehmet Yalçın. 1925 yılında Uşak’ın merkez köyü Ulucak’ta dünyaya geldim. Şu anda 80 yaşındayım. 1932’de Atatürk’ün köy çocuklarının okuma yazma öğrenmeleri için bulup uygulattığı, 3 yıllık köy okuluna başladım. Köyümüze yeni yapılan bu okulda, bir öğretmen ve 78 öğrenci vardı.

Üç yıl çabuk geçti, okulu bitirdim. Ancak, olanaksızlıklar nedeniyle, şimdi Manisa’nın bir ilçesi olan Selendi’deki 5 yıllık okula gidemedim. Köyün çobanı olarak iki yıl daha geçti. Selendi’de okuyan bizim köyden 3 arkadaşım vardı. 29 Ekim Cumhuriyet bayramında köye gelmişlerdi. Dönerlerken, evden kaçıp 4. ve 5.sınıfı bitirmek için onlara katıldım. Cebimde 7,5 kuruşum vardı. Çoban arkadaşlarım, kaçtığım gün bizim koyunlara da baktılar, akşam babama teslim ettiler.

Okula vardığımızda yanlarında geldiğim çocuklar durumumu okul yönetimine anlattılar. Azar işiteceğimi sanarken, Başöğretmenim odasında beni kucakladı, sevdi, yanaklarımdan öptü. “Ben okutacağım bu yavrumuzu” dedi. O sıkıntılı günlerimde bana yardımcı olan çoban arkadaşlarım ve baş öğretmenim artık aramızda değil. Hepsi nur içinde yatsınlar.

İki yıl sonra okulu başarıyla bitirdim. Okula, eğitimime devam etmek istediğimi belirten bir dilekçe bırakarak köye döndüm. Yaz sonunda, çeşme başında bulgur kaynatırken köyün korucusuyla birlikte iki jandarma geldi. “Dilekçe vermişsin, kabul edilmiş. İzmir Kızılçullu Köy Enstitüsü’nden çağrı geldi, okuman için oradan isteniyorsun; hazırlan” bildiriminde bulundular.

Ancak, ne yazık ki, bu güzel fırsatı babam değerlendirmedi ve beni okumaya göndermedi. O günlerde çektiğim acı ve üzüntüyü hayatım boyunca unutmadım. Ağlayarak ömürler geçti. O gün kendi kendime söz verdim. “Bir gün çocuk sahibi olursam, onları mutlaka okutacağım” dedim. Bu, sözvermekten çok bir ant, neredeyse hayatımı adadığım tutkulu bir amaçtı.

1943 yılında evlendim. Sekiz yıl çocuğumuz olmadı. Daha sonra 2 kız, 2 oğlan 4 çocuğumuz oldu. Ne mutlu ki sözümü yerine getirdim. Dört çocuğumu da; ulu önder Atatürk’ün ilke ve inkılaplarına bağlı, ona layık, namuslu ve memleketsever pırıl pırıl öğretmenler olarak yetiştirdim. Onlar, yüce önder Atatürk’ün düşünceleriyle donattıkları binlerce öğrenci yetiştirdiler. Bugün, yaşlı halimle, mutluluk ve iç huzuru içindeyim. Büyük kızım ve damadım İzmir Atatürk Lisesi’nde uzun yıllar öğretmenlik yaptılar; öbür damadım ve kızım Uşak Anadolu Lisesi’nden emekli oldu. Oğlumun biri eşiyle birlikte Salihli’de, diğeri Afyon’da yine eşiyle birlikte öğretmenlik yapıyor. Torunlarımdan biri, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi, birisi İstanbul’da Marmara Üniversitesi’nde okuyor. Küçük torunum, bu yıl üniversite sınavlarında Afyon birincisi, Türkiye 33.sü oldu. Onlarla gurur duyuyorum. Cümlemizin yavrularına başarılar diliyorum.

Sayın Metin Aydoğan,

Üç yıllık köy okulunda okurken, değerli öğretmenimiz Murat Pekşen, bizlere yüce önder Atatürk’ü, Kurtuluş Savaşı’nı, devrimleri büyük bir duygululukla anlatır, kendisi dahil hepimizi ağlatırdı. Kitabınızı okurken sanki o günleri yeniden yaşadım, aynı heyecanla duygulandım. Nur içinde yatsın, sevgili öğretmenim Murat Pekşen’in bizlere aşıladığı düşüncelerle, Atatürk’e olan sevgi ve heyecanım hiç eksilmeden bugünlere geldim. Ancak, Türkiye bugün, o büyük insanın bizden istediği yerde değil. Bilinçsiz yöneticiler, bu güzel ülkeyi, borcunu değil borç faizini bile ödeyemez duruma getirdiler. Merhum Aşık Veysel’in söylediği gibi, “aslan yatağı boş kalmaz”. Damarlarındaki asil kanda mevcut güçle, sizin gibi değerli yazarlar ortaya çıkar, gerçekleri korkmadan ve yılmadan ortaya koyar. Siz ve sizin gibi, yüreği vatan aşkı ve Atatürk sevgisiyle dolu, daha nice vatan evlatları ortaya çıkacak, bu güzel ülkeyi sonsuza dek koruyacaklardır. Buna, inancım ve güvenim sonsuzdur.

Sayın Metin Bey,

“Bitmeyen Oyun” adlı emek ürünü uyarıcı eseriniz beni çok duygulandırdı ve bunları yazmama neden oldu. Eserinizi, yarınları görebilen, görmek isteyen herkese okutuyorum. Okutmayı da sürdüreceğim. Duygularımı açarak gereksiz sözcüklerle vaktinizi aldığım için özür dilerim. Mektubumdaki bütün hatalarım için affınızı rica ediyorum. Ülke ve halk için gerçekleri yazan siz vatanseverleri, Allah düşmanların şerrinden korusun; sizi güçlü ve sağlıklı kılsın. Bilginiz çok, kaleminiz işlek olsun, hiç susmasın. Kalbinizdeki güzellikleri, yazıya döktüren gözlerinizden bütün hasretimle öpüyorum.

Mehmet Yalçın Ulucak-Uşak

*

Değerli Hocam Metin Bey,

İlk defa birisine mektup yazıyorum ve inanılmaz derecede heyecanla doluyum… “Bitmeyen Oyun” adlı kitabınızı Milli Güvenlik hocamız olan Erdal Albay’ım tavsiye etti. Bize bir telefon numarası vererek bu numarayı aradığınızda Metin Aydoğan’a ait kitaplara, istersek ücretsiz olarak sahip olabileceğimizi söyledi. Ben bunu duyunca çok şaşırmıştım. Çünkü hangi yazar kitaplarını okuyucuya ücretsiz olarak verirdi ki? Herneyse bu numarayı aradım “Bitmeyen Oyun Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler” adlı kitabınıza bu yolla sahip oldum.

Gerçekten ben şunu söylemeliyim ki bu kitabı altınlara bile değişmem. Bu kitapla birlikte bazı şeylerin farkına vardım. Ben kitap okumayı çok seviyorum ve okuduğum kitapların hiçbiri bu kitap kadar muhteşem değil. Bu sözlerime gerçekten inanın.

Bazen okulda hocalarımızla birlikte tartışıyoruz. Onlar da her şeyin farkındalar ve benle aynı fikirdeler, birlik beraberlik içinde örgütlenerek aynen kurtuluş savaşında olduğu gibi vatanımızı savunmalıyız ve olanlara karşı sessiz kalmamalıyız…

Ülkemizde hiç hoş olmayan olaylarla karşılaşıyoruz. Mesela türban olayı, Türkiye yıllardır bununla uğraşıyor. Eşi türbanlı olan Cumhurbaşkanı olamazmış, eğer olursa laiklik elden gidermiş. Bence laikliği, ulus devleti, bağımsızlığımızı ortadan kaldıracak olan IMF ve ABD’dir. Çünkü her fırsat bulduklarında ülkemizi parçalamaya çalışıyorlar. Önemli olan eşinin türbanlı olup olmaması değil, ulusal bağımsızlıktan yana olup olmamasıdır. Buna göre karar vermeliyiz. Bence türbanlı birisi IMF’ye, AB ve ABD’ye karşı çıkıyorsa türbanının önemi yoktur, o gerçek bir yurtseverdir.

Birde şunu söylemek istiyorum ülkemizde özelleştirme fazla yaygın ve bu hiç de iyi değil. Tamam, özelleştirme yapılsın ama o kadar aşırıya gitmeden yapılsın. İngiltere, Japonya özelleştirmeye kısıtlama getiriyor ve bu çok iyi. Keşke diyorum bizim ülkemizde de özelleştirmeyi kısıtlasalar. Geçen günlerde Oyakbank yabancılara, satıldı, ben bunu duyunca çok üzüldüm keşke böyle olmasa…

Etrafıma baktığımda neredeyse herkes Avrupa Birliği’ne girmek istiyor ama ben istemiyorum. Çünkü, Avrupa Birliği’ne girersek Atatürkçülük ve Atatürk inkılaplarından uzaklaşacakmışız gibime geliyor. Zaten onlar da, bizleri istemiyor. Coğrafya öğretmenimizin bir sözü var bunu sizle paylaşmak istiyorum “Küçüklüğümde Avrupa Birliği’ne girecektik büyüdüm hala Avrupa Birliğine gireceğiz” yani kaç sene geçti aradan, onlar bizi oyalayıp duruyorlar…

Vatanımızı parçalamak, bölmek isteyenler şunu unutmasınlar, böyle bir şey yapamayacaklar, yapmaya kalkışırlarsa karşılarında koskocaman Türk gençlerini göreceklerdir.

“Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” kitabınızı bana yollarsanız çok sevinirim ve şunu söylemek istiyorum “Bitmeyen Oyun ve Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler” kitabınızı bana yolladığınız için size gerçekten ne kadar teşekkür etsem azdır, sağolun…

Ebru Altun, Gaz.Ticaret Meslek Lisesi-İzmir