AVRUPA BİRLİĞİ’NİN NERESİNDEYİZ

AVRUPA BİRLİĞİNİN NERESİNDEYİZ

TANZİMATTAN GÜMRÜK BİRLİĞİNE

 

avrupa_birliginin_neresindeyiz

 

Değerli Dostum,

Son kitabını, nezaket gösterip bana da göndermişsin. Sağol.

Tam bir kurmay çalışması. Coşku ile kutluyorum.

Daha önceki çalışmalarında da olduğu gibi, bu çalışmanı da, gelecek başarılı çalışmaların bir müjdesi olarak kabul ediyorum.

Bildiğin gibi ben, TEMA Vakfında da çalışıyorum. Vakfın ilgi gösterdiği iki konuda, senin de ilgi duyacağını bilerek, bilgi notu sunuyorum.

Bu konuları da kapsayan ve özellikle, dünyada ve Türkiye’de giderek daha da yoğunlaşan “Gelir Dengesizliği”ni ve “IMF’nin Sahtekârlıkları”nı vurgulayan 100 grafik ve çizelgeden meydana gelen bir konferansı 24 Haziran’da Ankara’da “Milli Güvenlik Akademisi” nde vereceğim.

Görüşmek dileği ile, tekrar tebrikler, teşekkürler, sevgi ve saygılar değerli kardeşim.

Kemal Yavuz Orgeneral (E)–İstanbul

*

Sayın Aydoğan,

İsminiz ve kitaplarınız ile ilk kez, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyelerinden Doç.Dr. Gülgün Tuna’nın “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye–20.Yüzyılın Sorgulanması” kitabınızı önermesiyle tanıştım. Kitabınızı okudum ve HAYRAN KALDIM.

Kitabınızın arkasında bulunan kaynakça bölümüne bakıldığında, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü, Yale Üniversitesi yayınları gibi dünya bilim ve entelijansının merkezlerini kaynak olarak almanız kitabınızın bir akademik araştırma statüsüyle yazıldığını açıkça gösteriyordu. Akıcı bir uslupla aktarılan eleştirel ve analitik bakış, 20.yüzyıl olaylarının özünün kavranmasında okuyucuya geniş bir ufuk açıyor ve olaylar tam bir nesnellik içinde ortaya koyuluyordu. Günümüz koşulları tarihten gelen geçmişin bağlantılarıyla ele alınırken, bu koşulların bize ve sanayi sonrası toplumlara yaptığı etki başarıyla inceleniyor, üstelik bu inceleme terminolojiden arınmış, sade bir biçimde her meslekten insanın rahatlıkla anlayabileceği bir dille yapılıyordu. Bunu başarmanın çok zor olduğunu bilen bir insan olarak, “bilgilendirme” amacını çok iyi bir biçimde yerine getirdiğinizi söyleyebilirim.

Benim ve benim gibi, “Küreselleşen” dünyanın katı gerçekleri ve yeniden şekillenen 1980 sonrası Türkiyesi’nde büyüyen Türk gençlerini, anti–emperyalist bakışınızla aydınlattınız, kitaplarınızla çok önemli bir eksikliği giderdiniz, bu en azından benim için öyle oldu; size teşekkür ederim.

Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler 3.sınıf öğrencisi olarak, üyesi olduğum “Diplomasi Kulübü”nden arkadaşlarımla birlikte, önem verdiğimiz iki çalışma içindeyiz. Bu çalışmalardan biri sizin kitaplarınızla, diğeri “68 kuşağı” ile ilgilidir. Çalışmaları Ekim başı gibi sonlandırmayı düşünüyoruz.

“Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” kitabınızdan hemen sonra, “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?”i okudum. Bu eseriniz de bana çok şey, öğretti. Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkileri, her yönüyle inceleyerek bir bütün halinde ele almışsınız. Her gelişme, sonuçlarıyla birlikte ele alınmış ancak ayrıntılara girilirken, bütünden kopulmamış; Avrupa Birliği olayı, en ince detayı bile gösteren bir fotograf gibi ortaya konmuş.

“Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?”i “Book Review” statüsüyle ele alıp, yabancı bir bilimsel dergide yayınlatmayı planlıyoruz. Kitabınızı seçmemizin nedeni, Avrupa Birliği konusundaki görüşlerinizin Türk aydınları arasında bir azınlığı temsil etmesi ve kitabınızda yaptığınız saptamaların, çok az kişinin görüp ortaya koyduğu, tümüyle nesnel ve aydınlatıcı görüşleri içermesidir. Savlarınız, tarzınız ve uslubunuz tam anlamıyla özgündür. Bu nedenle kitabınızı özetleyip Amerika’daki derginin editörlerine yazarken, sizin Türk aydınları arasında Avrupa Birliği konusunda ulusal bağımsızlığı ve ulus–devleti temsil eden Atatürkçü yaklaşımları sembolize ettiğinizi bildireceğiz.

“Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?”in, benim için ayrı bir önemi daha var. Bu önemin nedeni, kitabınızı İngiltere’de yayınlanmakta olan uluslararası hakemli, süreli bir yayın olan “THE TURKISH STUDIES” adlı dergide yayınlanmak üzere, kitap incelemesi olarak ele almamdır. Kitabınızda ileri sürdüğünüz savlar, üzücüdür ki çok az insanın dikkatini çekebilmiş durumdadır. Özellikle Avrupa kamuoyunun, Türk aydınları içinde konu ile ilgili sizin gibi görüşlere sahip olanların varlığından haberli olduklarına dair şüphe, beni böylesi bir çalışmaya yöneltti.

Dileriz, popüler kültür içinde kaybolup, kimliğini bulamamış insanlar uyanır ve hem kendi geleceklerini hem de ülkelerinin geleceğini sahiplenirler; Uğur Mumcu’nun dediği gibi “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmazlar”. Herkesi ülkemiz adına bilgi sahibi olmaya davet ediyor ve bilgilenme için Metin Aydoğan’ın iyi bir başlangıç olduğunu görüyorum.

Tabii ki daha çok eksikliğimiz ve okumamız gereken çok kitap var. Ancak sizin kitaplarınız, pekçok kitabı okumuş kadar bizi bilgilendirdi. Umarım sizi meşgul etmemişimdir. Size, çalışmalarınızda başarılar ve sağlıklar dilerim. Saygılarımla.

Filiz Akgül, Bilkent Üni.Ulus.İliş.Böl.–Ankara

 

NOT: “Bitmeyen Oyun” kitabınız, kitapçılarda kalmamış. Çok ilginçtir ki birçok arkadaşımız “Yeni Dünya Düzeni, Kemalizm ve Türkiye” yi de bulamıyor. Şanslıyız ki, okul kütüphanemizde var ancak diğer iki kitabınız orada da yok. Küreselleşme karşıtı birçok genç tarafından ilgiyle okunan kitaplarınızın, kitapçılarda bulunmaması çok üzücü. Dilerim yeni baskılar Ankara’ya gelir ve geniş bir okuyucu kitlesine ulaşır.

*

Metin Bey,

Gönderme lutfunda bulunduğunuz kitabı aldım. Teşekkür ederim. Kitabınızdan, önümüzdeki yıl fakültemizde vereceğim “Türkiye ve AB” adlı derste geniş ölçüde yararlanacağıma inanıyorum. Önceki kitaplarınızın kimi bölümlerini de, bu yıl doktora öğrencilerime okuttum.

Sizin gibi düşünen, yazan ve uyaran yurtsever aydınlar oldukça bu büyük ulus bu badireden de sıyrılır.

Sonsuz sevgi ve saygılarımla, şükranlarımla.

Prof.Dr.Cihan Dura, Er.Ü.İİBF-Kayseri

*

Sayın Metin Aydoğan

Lütfettiğiniz “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” kitabınızı okudum. Elinize sağlık.

Bu tür değerli kitapların -küçük de olsa- hatasız olması düşüncesinden hareketle bu kitaptaki bazı hataları ilişikte dikkatinize sunmayı görev bildim.

Burada şu hususu belirteyim ki, “hata” dediklerim, ciddi bir yanlışlık olmayıp, “virgül” mertebesindedir.

Bir de başka bir hususu kaydetmek isterim: Kitabın 37. sayfasının 2. paragrafının ilk cümlesindeki “… bunların devlet kadrolarında üst düzey görevlere getirilmeleri, doğal olarak kamusal işleyişin bozulmasına neden oldu.” ifadesi bana, bir kitabın yazılmasında tema teşkil eden Peter ilkesini anımsattı. Bu ilke şöyle: “Hiyerarşik bir örgütte her görevli, kendi yeteneksizlik düzeyine doğru yükselme eğilimindedir.”

Konuyla ilgili bir başka tespit de Attila İlhan’ın örneği ilişikte bulunan 11/12/1996 tarihli yazısında Arthur Koestler’in ifadesidir. Kitabın 2. baskısında 37. sayfasındaki bu bölüme ait yazım şeklinin biraz değiştirilerek bu ilkeye yer verilebileceği takdirlerinize sunulur.

Kitabınızı okuyalı hayli zaman oldu. Fakat ilişikteki tesbitleri yapmak ve yazı haline getirmek vakit aldığı cihetle mektubun yazımı postalanması gecikmiştir. Özür dilerim.

Güngör Bingöl, İnş. Yük. Müh-İstanbul

*

Sayın Metin Aydoğan,

“Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” kitabınızı elimden bırakmadan büyük bir dikkat, beğeni, biraz da kaygıyla okudum.

Kitap okurken; önemsediğim, ilgimi çeken cümlelerin altını çizer, yanına kısa notlar halinde düşüncelerimi yazarım. Kitabınızı bitirdiğimde çiziktirmediğim cümleniz kalmamış gibiydi. Elinize, beyninize sağlık. İyi ki varsınız.

Birazcık tarih bilinci ve yurt sevgisi olan bir insan, Türkiye’nin Avrupa serüveninin sömürgeleşmeye doğru gittiğini görür. Kitabınızdaki belgeler, yadsınamayacak gerçeklikle bu olguyu gözler önüne seriyor. Tabi görmek isteyen gözlere.

Sayın Aydoğan, Birinci Dünya Savaşı’na emperyalist ülkelerin, sömürge paylaşımlarındaki çıkar çatışmalarının neden olduğu bilinir.

Tarihin bu sürecinde, Osmanlı Devleti 1. derecede paylaşılacak ülke konumundaydı. Savaştan kaçınma ya da tarafsız kalma gibi bir şansı yoktu. Çünkü, bu savaş kendisini paylaşmak ve tarihten silmek üzere çıkarılmıştı.

Kendisini paylaşmak kararında olan emperyalistlerle birlikte olamayacağı için de, Almanlarla işbirliği yapmak zorunda kaldı. (zamanlama, taktik ve uygulama hatalarını ayrı tutuyorum.)

Bugün, Türkiye’yi yönetenler o günün Osmanlı yöneticilerinden bile geride olmalılar ki, Türkiye’yi yok etmek isteyen, bugünün emperyalist ülkelerinin kurumsal birlikteliğinin içine girmeye çalışıyorlar. Bu ne büyük bir aymazlık…

Dün olduğu gibi bugün de Türkiye’ye tehdit Batı’dan, ABD ve AB’den gelmektedir. (Kıbrıs’ta, Ege’de, Ermeni konusunda, Kuzey Irak’ta, ulusal devlete karşıtlıkta..) Bu açık, somut bir gerçektir.

Yaşamsal çıkarlarımız, zaman geçirmeden Atatürk’ün Bölge Merkezli dış politikasına dönüşü zorunlu kılmaktadır.

Son yıllarda oluşmaya başlayan Avrasya seçeneğini Türkiye’nin değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Şu bir gerçek ki, emperyalistlerin istekleri, daha doğrusu dayatmaları; hak, hukuk, adalet, hakkaniyet söylemleriyle engellenemez. Bu kan emicilerin, isteklerinin engellenmesi için, kararlı olmak ve onlara anladıkları tek dil olan silah göstermektir.

Biz bu gerçeği 1920’lerde yaşayarak gördük. Türkiye, Kuzey Irak’ta kurulacak olan Kürt devletini nasıl ki savaş nedeni saydıysa, Kıbrıs ve Ege konularındaki emperyalist istekleri de aynı kararlılıkla savaş nedeni saymalıdır.

Sayın Aydoğan, kitabınıza yazmış olduğunuz dileklerinize aynen katılıyorum.

“Aydınlık ve Güçlü bir Türkiye özlemiyle”

Saygılarımı sunuyorum.

Mehmet Erol Mahmutoğlu, Eczacı–Sivas

*

Metin Bey,

Avrupa Birliği konusunu inceleyen, “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz” adlı kapsamlı ve değerli kitabınız için size teşekkür ederim. Büyük bir çabanın sonucu olduğu açıkça görünen eserinizden büyük bir yarar sağlayacağım.

Ülkeyi aydınlatma yolunda verdiğiniz emeğin, yeni ve yararlı başka ürünler de üreteceğine inanıyorum. Çalışmalarınızda başarılar ve sağlıklar dilerim. Saygılarımla

Prof. Dr. İzzettin Önder, İst.Üni.-İstanbul

*

İzmir Atatürk Liseli okuldaşım, Atatürkçü, çok değerli araştırmacı yazar Metin Aydoğan kardeşim,

Gönderdiğin, “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” kitabını zevkle okuduğumu söyleyemeyeceğim; zira yazdığınız gerçeklerin hiç de zevk verici yanı yok; insana üzüntü vermekten, karamsarlığa kapılmaktan, umutsuzluğa düşmekten başka bir his uyandırmıyor.

Kitabı okurken büyük bir yeise kapıldığımdan, zaman zaman kitabı kapatıp bir kenara bıraktığım oldu, ama yine de merak ve çok acı gerçekleri görmek için tekrar okumaya başlayıp sonunda bitirebildim.

Kitap bittiğinde uzanıp düşünceye daldım. Büyük Atatürk’ün yarattığı bağımsız, özgür ve çağdaşlaşmasını istediği Türk halkının ne suçu vardı ki bu durumlara düştü, daha doğrusu düşürüldü? Başta canı olmak üzere her şeyini, istiklal ve özgürlük mücadelesi için veren bu millete bu reva mı idi?

Bu millete, gerçekler anlatılırsa, baştakiler kişisel çıkar ve hırslarından vazgeçip elele olurlarsa, bu halkın İstiklal Savaşında olduğu gibi  herşeyini seve seve vereceğine inanıyorum.

Kardeşim Metin Aydoğan, çok güzel ve emsalsiz bir eser ortaya çıkarmışsın; seni candan kutlar, başarılarının devamını dilerim. En içten sevgilerimi kabul et. Teşekkürler.

Haluk Erbatur, Kimya Yük.Müh.-İstanbul

*

Karanlığı yaşayan Toplum ve Metin Aydoğan,

Metin Aydoğan’ın her kitabını okuduğumda beynimde fırtınalar kopuyor. “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” de de öyle oldu. Bunu bir övgü olarak yazmıyorum, yazdığım somut olarak yaşadığım gerçek duygularımdır.

Bakın neler düşünüyorum;

Bu toplum aşağılanmayı, kokuşmuşluğu, ihaneti ve karanlığı yaşıyor. Hem de “kana kana”, “doya doya”

Metin Aydoğan, ihanetin kol gezdiği bu ortamda insanları uyarıyor, onları dürtüklüyor, “Hey! kalk bak ihanete uğruyorsun, aşağılanıyorsun, uyan artık kör uykundan, satılıyorsun” diyor.

İhanet etmeye, satılmaya, köleliğe bu kadar yatkın insan güruhu başka bir yerde var mıdır bilemiyorum.

Metin Aydoğan’ın yaptığı; gece uykuları kaçan kendini, ülkesini, özüne göre, çağa göre varetmeye uğraşan namuslu aydının kaçınılmaz karşı koyuşudur. İnanıyorum ki amacına ulaşacak ve Aydoğan tarihteki onurlu yerini alacaktır.

Mustafa Kemal Bilen, Gazeteci–Ankara

*

Sayın Metin Aydoğan

Türkiye tatilinden Dublin’e dönüşte, İzmir havaalındaki kitapçıdan “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” adlı kitabınızı aldım. Doğrusu 4,5 saatlik uçuş yolculuğuna dayanmak kolay değil, hele uzun bacaklarınız varsa.

Kitabınızı okumaya başladım. Kendimi o kadar kaptırmışım ki, hostesin “ne içersiniz?” sözüyle kendime geldim. Avrupa Birliği konusunda benim gibi düşünen, üstelik düşüncelerini derinliği olan bir kitap haline getiren bir yurttaşımın olduğunu görmek beni çok mutlu etti; okurken mest oldum. Her kelimesiyle aynı şeyleri düşünüyor ve aynı sonuçlara varıyorduk.

12 yıl önce buraya geldiğimde, Avrupalıların Türklerden neden bu kadar nefret ettiklerine bir anlam verememiştim. Sonra tanıyı koydum. Türkiye ve Türkler, Batı için yalnızca varlıklarıyla bile bir tehdit unsuruydu, bize bu gözle bakıyorlardı.

Avrupalılar ve Amerikalılar, bugün elde ettikleri yaşam standartını sürdürebilmek için sömürüyü sürekli kılmak zorundadırlar. Uluslararası sömürünün kaymak tabakası olan enerji kaynakları, Ortadoğu ve Orta Asya’da yoğun olarak bulunuyordu. Türkiye bu bölgede güçlü bir ülkeydi. Bu ülkenin güçsüz kılınması, bu nedenle de ona düşman gözüyle bakılması gerekiyordu.

Avrupalılar, sürekli tehdite ihtiyacı olan bir topluluktur. Tehditsiz yaşayamıyorlar. Halkını sürekli olarak yarattığı tehditlerle “terbiye” ediyor ve yapay düşmanlar sunarak onları gizli ama köklü bir ırkçılığa yönlendiriyorlar. Türkler başta olmak üzere Doğu’nun tüm insanlarını, insan gibi görmüyorlar. Dünyada sağlanacak bir barış ortamı onları bozuyor. Sömürüyü sürdürmek için çatışmaya, çatışma için de gerilimli bir ortama ihtiyaçları var. Bu çirkin amaç için müthiş bir “çifte standart” içindeler. Şu “çifte standart” müthiş bir buluş.

Türk medyası, iş adamları, aydınları ve politikacıları; 1919–1923 arasını açıktan inkar ediyor ve “uygarlık dünyasının” bu gibi girişimlere artık asla izin vermeyeceğini, Avrupalıların artık değiştiğini ve “demokrasinin” dünyaya egemen olmasına çalıştığını söyleyebiliyorlar. Bunlar çok üzücü şeyler. Oysa dünyanın her yerinde, kıran kırana bir pazar mücadelesi bütün şiddetiyle sürüyor. Avrupalılar pazar yitiriyor ve ekonomik zorluklarla boğuşuyorlar. Kendilerine yeni pazarlar bulmak zorundalar. Başkalarının kanını emmezlerse varlıklarını sürdüremezler ve bunlar asla değişmezler. İngilizlerin çok meşhur bir atasözleri vardır: “A leopard never loses its spots” Yani özcümle, asla değişmezler yalnızca daha iyi gizlenmenin yollarını bulurlar.

Evet, bende aynı sizin gibi, Türkiye’yi asla Avrupa Birliğine almayacaklarını düşünüyorum, düşünmek değil açıkça görüyorum. Burada öyle şeyler oluyor ki, Türkiye’deki Avrupa Birliği yalakalarını, bir süre de olsa buraya getirip yaşatmak gerek. Türk deyince adamlar hala dehşet içine giriyorlar. Avrupa Birliği içinde Türklerle birlikte olmak,  sizin de yazdığınız gibi, bunlar için gerçek bir kabustur.

Buraya gelirken gelişmiş bir ülkede uygar insanlarla karşılaşacağımı umuyordum. Hiçbir önyargım yoktu. Ancak burada öyle şeylerle karşılaştım ki insanlığımdan utandım. Bırakınız demokratlığı, ırkçılık adamların sanki genlerine işlemiş. Görünüşte çok kibar, uygar ve eğitimliler ancak bu yalnızca görünüşte böyle. Korkunç derecede bencil, çıkarcı ve hainler. Haklı ya da haksız elde ettiklerini yitirmemek için yapmayacakları şey yoktur; yitirecekleri şeyleri olduğu için de çok korkaklar, askerlerinin ölmediği ve yüzde yüz kazanacakları savaşları severler. Bu nedenle işbirlikçi kullanmada ve entrika çevirmede çok ustadırlar. Bir yalancılar, bir ikiyüzlüler anlatamam. 12 yıldır burada yaşıyorum, Avrupa inanın beş para etmez bir yer. Bulduğum (çoğu kez de yarattığım) her fırsatta sevgili Türkiyeme kaçıyorum ve insanlığımı buluyorum. Yoksa buradaki kalış süreme dayanamazdım.

Şimdi bunlar Türkiye’yi köşeye sıkıştırmışlar, kendilerine uygun yöneticiler bularak istedikleri gibi oynuyorlar. Sürekli tehdit altında tutulacağımız ve sürekli ödün vermek zorunda bırakılacağımız bir eşikte, bizi çivileme pozisyonunda bekletiyorlar. Türkiye için bundan daha kötüsü olamazdı.

Kitabı bitirmeme az kaldı. Büyük bir zevkle okuyorum. Türkiye’ye gelince diğer kitaplarınızı da alıp okuyacağım, okumakla kalmayıp arkadaşlarıma da okutacağım. Valla sizi okumak ne zevk.

Aslında kitaplarınızı basındaki Avrupa Birliği yalakalarına ve iş adamlarına okutmak gerekir. Kitaplarınızdan birer tane bunlara yollasanız olmaz mı? Olur, olur hem de çok güzel olur; hatta tadından yenmez. Ama okurlar mı? Belki de etkilenmekten korkarlar.

Neyse harika bir kitap yazmışsınız. Yazmaya devam edin böyle güzel kitapları. Avrupalıların gerçek niyetlerini ve yüzlerini ortaya çıkarmak gerek. Başka Türkiye yok. Ülkemize sahip çıkmalıyız. Ülkemiz Amerikan ve İngiliz işbirlikçilerine bırakılmayacak kadar bize aittir. Onların petrol ve bilmem ne şirketleri daha çok kar edecek diye canım Türkiyem acı çekecek… Yok öyle yağma..

Daha yeni geldim ama Kuşadası şimdiden gözümde tütüyor. Daha Eylül’ün sonuna gelmedik, siz İzmir’de güneşler içindeyken biz Dublin’de donuyoruz. Ah! Şimdi Bolulu Hasan Usta’nın fırında sütlacını yemek vardı. Neyse, canım memleketime ve sizlere kucak dolusu sevgiler, saygılar.

Korkut Özercan, Dublin–İrlanda

*

Sayın Aydoğan,

Sorumluluk sahibi her yurttaşın yapması gereken aydınlanma görevinin bir başka kanıtı olan, “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” adlı yapıtınızı “bir solukta” değil, içeriğinin öneminden dolayı sindire sindire okudum.

Bu değerli yapıtınız, Türk ulusunun onurlu bir yaşam sürmesi ve bu onuru gelecek kuşaklara aktarabilmesi için, Atatürkçü Düşüncenin ülke yönetimine yeniden yansıtılması gerektiğini bir kez daha göstermektedir.

Ülkemizin; coğrafi, stratejik, ekonomik, siyasi ve doğal zenginliklerinin önemini bilen yabancı güçler, bu zenginliği kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak için, her zaman gizli–açık oyunlar peşinde oldular, olmaya da devam ediyorlar. Bu oyunları belirleyip ortaya çıkarmak zor ama onurlu bir iştir. Bilgi ve yurt sevgisi ister, cesaret ister. Siz bunu yapıyorsunuz, hem de mükemmel bir biçimde yapıyorsunuz. Sağolun.

Yabancı güçlerin ülkemize yönelik oyunlarını yurttaşlarımızın görüp anlaması için, gerçekleri belge ve kanıtlarıyla ortaya koymuşsunuz. “Bitmeyen Oyun” ve “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” kitaplarınızda yaptığınız halkı ve ulusu aydınlatma görevimizi, “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” kitabınızla, kendinizi aşarak sürdürmüşsünüz.

Sizi büyük bir borçluluk duygusuyla kutluyor, başarılı çalışmalarınızın devamını diliyorum. Saygılarımla.

Hüsnü Merdanoğlu, -Ankara

*

Sayın Metin Aydoğan,

Arkadaşlarımın mutlaka okumamı önermesi üzerine önce “Bitmeyen Oyun” adlı kitabınızı aldım ve okudum. Beni çok etkiledi. Ancak kitabı okurken yüreğimin sıkıştığını hissettim ve bu güzelim ülkenin neden bu kadar kötü biçimde yönetilmiş olduğunu düşündüm. Hata nerede, ne yapmalıyız.

Daha sonra “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz” adlı kitabınızı okudum. Onu okurken yüreğim daha da fazla sıkıştı. Ancak tabiiki bu gerçekleri bilmemiz gerekiyor. Kitaplarınızın beni bu ülke gerçekleri hakkında oldukça aydınlattığını düşünüyorum. Arkadaş toplantılarında bu konuları konuşuyoruz. Sizin kitaplarınız toplantılarımızın önemli konularını oluşturuyor. Herkese, kitabınızı okumasını öneriyorum. Diğer kitaplarınızı da alıp okuyacağım.

Gerçekleri öğrenmek tabii ki önemli, ancak daha da önemlisi, ne yapmalı. Bu güzel ülkeyi seven milyonlarca, yönetebilecek ise binlerce insanımız var. Neye ve neden mahkumuz? Niçin silkinemiyoruz. Yaşadığımız durum bizim kaderimiz olamaz. Sanıyorum pek çoğumuzun ortak sorunu, bizi yönetmiş ve yönetmekte olanların, ülke sorunlarını çözememiş olmalarıdır; ciddi bir yönetim sorunu yaşıyoruz.

Sayın Aydoğan, size bizleri aydınlatıcı bu eserleri yazdığınız için çok teşekkür ediyorum. Bu ülkenin, sizin gibi bilgili ve bilgisini en güzel biçimde herkesle paylaşan vatan evlatlarına, her zamankinden daha fazla ihtiyacı var; ellerinize sağlık. Saygılarımla

Prof. Dr. Murat Özsan, Ankara Üni.

*

Değerli Yazar Sayın Metin Aydoğan,

Çıkan tüm kitaplarınızı son olarak da “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” kitabınızı zevkle ancak aynı zamanda korkunç bir ürpertiyle okudum. Kitabınızda dile getirdiğiniz tehlikelere karşın politikacıların hala gaflet içinde olmaları ve ulusal haklarımız üzerinde oynanan oyunlar, önsözünüzde yazdığınız gibi beni de gerçek anlamda “dehşete” düşürdü. Acil dileğim, yapıtlarınızın halka en geniş biçimde ulaşması ve tüm yurttaşların gerçekleri görerek bilinçlenmesidir.

İşte o zaman, millet olarak topyekün uyanıp kitaplarınızın ışığı altında İkinci Kurtuluş Savaşı’nın aydınlığını yaşayacağız. Sevgili Atatürkümüz gibi ben de, bilgilenip inandığı taktirde Türk halkının başaramayacağı bir şeyin olmadığına inanıyorum.

Bu anlayışla kitaplarınızı Ayvalık’ta yaymaya çalışıyoruz. Bu uğraşta oldukça başarılı olduğumuzu söyleyebilirim. Size ve yoğun çalışmalarınızda yardımcı olan sayın eşiniz Müzeyyen Aydoğan’a şükran borçluyuz. İnsanlığın ve Türkiye’nin size çok ihtiyacı var. Hep yazmanız dileğimle.

Mükerrem Tekince, Alibey Adası–Ayvalık

*

Sayın Metin Aydoğan,

Çok Değerli Dost;

24 Mayıs günü kitaplarım arasında gezinip okunacak bir kitap ararken “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” adlı ve benim için gerçekten bir hazine olan yapıtınızı postacı ulaştırdı. Böyle bir yapıtın sizin gibi değerli bir kalemden çıkışı ve sunuluşu beni heyecanlandırdı.

Kitaplığımda bulunan “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye”nin 1–2 ciltleri. “Bitmeyen Oyun Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler”in 4. ve 7. baskıları; “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” ile daha da zenginleşti ve öksüz kalmadılar.

Değerli Dost,

Tüm yapıtlarınızı şiir gibi okuyorum. Bunu içtenliğimle açıklıyorum ve hiç abartmamış oluyorum. Bu konuda beni bağışlayınız. Değerli yapıtlarınız hem bana esin kaynağı, hem yazılarımda ve konuşmalarımda tükenmez ve güvenilir bir bilgi kaynağı oluyor. İnanıyorum ki birçok insan da benim gibi düşünüyordur.

Yapıtlarınız arasında “altın” değerinde bulunan iri iri sözlerinizi her zaman diri diri okumak gereğini duyuyorum. Onlarla “Bozkırdaki Çekirdek”i biraz olsun genişletirsem, güneşletirsem, ne mutlu bana.

Değerli Dost,

Yapıtınıza düştüğünüz “Aydınlık ve güçlü bir Türkiye” dileğini tutkum olan Türkiyemi ve sevdam olan Kemalizmle kucaklaşmış olarak görmek isterim.

Emeğinize, kaleminize sağlık çok değerli dost. Bu emekler çoğaldıkça paylaşılacak, bu kalemler işledikçe büyüyecek ve sonsuza ulaşacaktır. Saygılarımla.

Ömer Cahit Yıldız, Emekli Öğretmen–Sivas

*

Sayın Metin Aydoğan

“Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” adlı eserinizi yaşamsal bir belgesel izlemenin akıcı coşkusu ile okudum.

Alışkanlığımdır; okuduğum kitaplardaki önemli sayfalara önem derecelerine göre çeşitli renklerde kağıtlar yapıştırırım. Böylelikle o kitabın değindiği fikirleri içeren bir alıntı yapmam gerekirse çok kısa sürede bilgiye erişebilmekteyim. Ancak kitabınızı bitirdiğimde sabah olmaktaydı ve kapatıp baktığımda hemen hemen tüm sayfaların çeşitli renklerde kağıtlarda kaplanmış olduğunu gördüm.

Siyasetçi görünümlü kuklalar aracılığıyla oynanan oyunların ve Türk Ulusunu köleleştirme çabaları olan “Sevres” in yeniden uygulama projesinin özet anlatımı olan bu esere verdiğiniz emeğin Türk Ulusu tarafından asla gözardı edilemeyeceğine, hem maddi hem de yaşamsal olarak serptiğiniz özveri tohumlarının ülkemizin bereketli topraklarından Kemalist bir gençlik olarak fışkıracağına olan inancım tamdır. Bugün yaşananlar nasıl düne dayanıyorsa, yarınlarda yaşanacak olan gelişmelerin tohumu ve temeli de bugünlerde atılanlar olacaktır. Ve siz bu temelde çok önemli bir yer alıyorsunuz.

Ulusal belleği Kemalist gözlemlerle oluşturmamızın zamanı geldi, geçiyor. Bunu siz başlattınız. Size teşekkür ederiz.

Atatürk İlke ve Devrimleri’nin yeniden uygulandığı, onurlu ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ne yeniden ulaşmak dileklerim ve saygılarımla.

S.Kemal Ermetin, TÖRE Der.Kur.Gen.Yay.Yön.–İstanbul

*

Metin Hocam Merhaba,

Beni Çetin Yetkin hocam aracılığıyla bildiğinizi ümit ederek, kendimi ayrıntılı olarak tanıtmıyorum. Umarım  hatırlamışsınızdır. Ben ve eşim Vicdan Özerdem Bergama Cezaevinde yatmakta olan iki siyasi tutukluyuz.

Ölüm orucu sonrası edindiğimiz kalıcı sağlık sorunları nedeniyle, hastane ve adli tıp raporlarıyla Adalet Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığına yaptığımız başvurular kabul edildi. Yakın zamanda İzmir Yeşilyurt Devlet hastanesine götürüleceğiz. Hastane, durumumuzu ceza ertelemesi gerektirecek konumda bulursa salınacağız. Umarım  o zaman siz değerli aydınlarla dışarıda da görüşüp tanışırız.

Size yazma nedenim esas olarak hastalık sorunlarım değildir. Geçen hafta Çetin hocamız, kendi kitabı “STRUMA” ile sizin kitabınız “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?”i göndermişti. Kitabınızı hemen okuyup bitirdim. Kitap hakkındaki düşüncelerimi yazıp değerlendirmelerimi size iletmek istedim. Sizin gibi değerli ve usta bir kaleme, eleştiri yapmak gibi haddimi aşan bir çaba içinde değilim. Yalnızca düşüncelerimi iletmek istiyorum.

Sevgili hocam öncelikle, Anadolu aydınlanmasına ve azgelişmiş ülke insanlarına böyle kapsamlı bir eser sunduğunuz için size teşekkür etmek istiyorum. Elinize, bilginize ve yüreğinize sağlık. Kuşkunuz olmasın ki; bugün, Avrupa kapılarına doğru sağ’dan ve sol’dan estirilen rüzgarın tozu dumanı arasında, var olan gerçekleri cesaretle araştırıp yazarak haykırmış olmanız, sizi tarihteki onurlu aydınlarımız içinde hak ettiğiniz yere şimdiden oturtmuştur. Emeğinizin ve yarattığınız eserin önünde saygıyla eğiliyorum.

Avrupa Birliği konusunda aynı koğuşu paylaştığım bazı arkadaşların kafası oldukça karışıktı. Kitabınızın bize ulaştığı günden bugüne dek geçen 10 gün içinde yazdıklarınız, temel gündemimiz oldu. Sürekli tartışıyor ve görüşlerinizi irdeliyoruz. Kısa sürede çok şey öğrendiğimizi söyleyebilirim.

Ben, sizin “Yeniden Müdafaa-i Hukuk” dergisinde çıkan yazılarınızı son 1,5 yıldır ilgiyle okuyorum. Cezaevinde kaldığım 10 yıl boyunca, Yeni Dünya Düzeni ve küreselleşme ile ilgili olarak sürekli araştırma ve incelemeler yapıyor ve bazı sosyalist dergilerde yayınlanan yazılar yazıyorum. Önceleri, araştırmalarıma temel oluşturacak kaynaklara ulaşabiliyordum. Buca Cezaevinde 2 bin, Aydın Cezaevinde 4 bin kitap vardı. Bunların bir kısmı roman ama daha çoğu araştırma–inceleme kitaplarıydı. 19 Aralık olaylarından sonra bu kitaplardan yararlanma olanağım ortadan kalktı. Bu nedenle kitaplarınız beni hem zengin bilgi kaynaklarına ulaştırdı hem de geniş bir kültüre dayanan görüşlerinizle bana yeni ufuklar açtı.

Değerli hocam, açlık grevi nedeniyle fiziki rahatsızlıklar yanında hafıza sorunları da yaşıyorum. Sıkça unutuyor ya da konudan konuya atlıyorum. Ayrıca ellerimdeki uyuşma nedeniyle, eskiden güzel olan elyazımı artık okunaklı olarak yazamıyorum. Bu nedenle mektubumu fazla uzatıp sizi meşgul etmek ve yormak istemiyorum. İsterseniz “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?”e ilişkin düşüncelerime geçeyim.

Metin hocam, maddeler halinde yazacağım düşünceler doğal olarak benim dünya görüşüm ve kafamdaki belirsizliklerle bire bir bağlantılıdır. Bunun için eleştiriden çok düşüncelerimi size anlatmak olarak değerlendirirseniz sevinirim. Özetle;

1.Kültürel yozlaşma sürecinin, ABD ve Avrupa eksenli olarak yukardan aşağı sistemli bir politika ile getirildiği daha açık biçimde anlatılabilirdi.

2.Yeni sömürgeleştirme süreci ile birlikte emperyalizm içsel bir olgu haline gelmesi daha çok açılabilir, “içsel olgu” kavramının her alandaki dayanakları kısa da olsa işlenebilirdi.

3.ABD, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini neden destekliyor ya da öyle gözüküyor? Bu soruya ayrı bir başlık altında ayrıntılı olarak yer verilebilirdi. Bu soruya verilen yanıtlar bana göre, Avrupa Birliğinin Türkiye’yi neden içine almak istemediğinin de yanıtı olacaktır. Alınmayışının temel nedenlerinden birisi ABD’nin Türkiye’ye biçmiş olduğu misyon ve ilişkilerin boyutu değil midir?

4.Kemalist iktidar dönemi ve özellikle İnönü dönemine ilişkin anlattıklarınız, daha çok kadro yetersizliği ve kişisel özelliklerle sınırlı kalmış. Örneğin ben, demokrasinin Türkiye’de güdük kalmasını; Kemalizmin halkçılık ilkesinin zamanla etkisizleştirilmesine, kitlelerin Kemalizmden uzaklaştırılmasına ve devrimlerin yarım kalmış olmasına bağlıyorum. Örneğin toprak reformu yapılamamıştır, feodal unsurların direnişi kırılamamıştır. Toprak reformu gerektiği gibi yapılsaydı, günümüzdeki sorunların belki de hiçbiri yaşanmayacaktı. Kemalizmin halkçılık ilkesi daha baştan yara almıştır. Bu eksiklik, daha sonra pekçok zaafiyete yol açmıştır. Toprak reformu karşısındaki direniş o günün koşullarında Kemalist güçlere sınıfsal bir tercih yaptırmış, bu da Mustafa Kemal’in temelini attığı devrimlerde onun ölümünden sonra çözülme yaratmıştır. İsmet İnönü’nün kendine olan güvensizliği bu gelişmeyle bütünleşince iktidar organının, kendine güven duymamasına yol açmıştır. Bu durum Mustafa Kemal Atatürk’ün beyni ve yüreğiyle çizerek gerçekleştirdiği kesintisiz devrim anlayışının yolunu tıkamış, Tanzimatçılığa geri dönüş sürecini başlatmıştır. Ben, geri dönüş süreci ile ilgili sorulara böyle yanıt bulabiliyorum.

5.133 ve 134.sayfalarda; “Avrupa Birliği Türkiye’yi hiçbir zaman tam üyeliğe almayacaktır çünkü….” diyerek sıraladığınız altı maddeye bir yedincisi olarak, ABD-Türkiye ilişkileri eklenebilirdi. Bana göre, “insan hakları”, “Kopenhag Kriterleri” v.b. den daha çok; AB’nin Türkiye’yi ABD’nin Birlik içindeki “ajan ülkesi” olarak görmesi, Türkiye’yi dışarda tutmasına neden olmaktadır. AB kurmaylarının kendi çıkarları açısından yersiz bir kaygıya sahip olduklarını herhalde söyleyemeyiz. Türkiye-ABD ilişkilerindeki niteliğin, Türkiye’nin Avrupa Birliğine alınmamasının nedenlerinden biri olduğuna inanıyorum.

6.Avrupa Birliğine girme konusunda Türkiye niçin bu denli ısrarlı ve neden bu kadar kolay ödün veriyor sorusu biraz daha açıklanabilirdi. Bu sorun, hükümetleri aşmış ve bir devlet politikası haline gelmiştir. Getirisi olmayan ve yıkımdan başka bir şey getirmeyecek olan bir politikada neden bu denli ısrarcı olunuyor? Bu soru bana göre, yanıtıyla birlikte daha geniş olarak ele alınmalıydı.

7.AB–Türkiye ilişkileri, küreselleşme ve G8’lerin almış olduğu “Temel düşman, ulus–devletlerdir” kararıyla birlikte ele alınmalı ve işlenmeliydi.

8.Ülkemizde son yıllarda hızlanan misyonerlik faaliyetleri, “Anadolu Müslümanlığı”, “dinler arası diyalog” v.b. söylemlerinin altında yatan niyetler, bir alt başlık olarak açılabilirdi.

9.Kitabınızın 156.sayfasında Kıbrıs’la ilgili olarak, “Kıbrısta çözülmesi gereken bir sorun yoktur, sorun 1974 müdahalesi ile Türk ordusu tarafından çözülmüştür” diyorsunuz. 1974 Barış Harekatı gerçekten bir çözüm müydü? Yoksa ENOSİS’e karşı alınmış zorunlu bir önlem miydi? O günün koşullarında, zorunlu bir savunma önlemi olan 1974 harekatı bugünün sorunlarına yanıt verebilir mi?

10.Aynı bölümün hemen alt paragrafında kesin ifadelerle, “Türkiye’de azınlık diye bir sorun yoktur” deniliyor. Bu ne kadar gerçekçi bir yaklaşımdır? Bu sorun elbette, AB ya da ABD dayatmalarıyla değil ülkemizin bir gerçeği olarak değerlendirilmelidir. “Yok” demek yerine “zenginliğimizdir” diyerek, itici değil çeken, kazanan söylemler kullanmak, Kemalistlerin Anadolu Kuvva-i Milliye İMECE’sinde kullandığı ve başarılı olduğu yönetim değil midir?

11.213.sayfadaki gizli işgal çözümlemeniz, olayın niteliğini ortaya koyuyor. Gizli işgal, emperyalizmin içsel bir olgu haline gelmesini de açıklıyor zaten. “Neden gizli işgal?” sorusuna yanıt vermişsiniz. Ancak “Nasıl gizli işgal?” sorusuna olayın her yönünü içine alacak biçimde değinmemişsiniz.

12.Kitapta, Avrupa Birliğinin Türkiye açısından yaşanan süreçleri, politikaları ve kararları, büyük emek ürünü olarak somut kanıtlarıyla ortaya koymuşsunuz. Bu yanıyla kitap, son derece kapsamlı ve doyurucu. Koğuş arkadaşlarımın hepsi kitabı okumak için kendi aralarında bir sıralama yaptılar bile.. Avrupa Birliği konusunda herkesin kafası karışık. Kitabınız bu konuda bence değeri çok fazla olan bir katalizör görevi görecek. Benim önerim, aynı kapsamda bir de Avrupa Birliği’nin kendi içyapısı, politikaları, iddia ve idealleri, tarihten günümüze hedeflerini inceleyip bir kitap daha çıkarmanızdır. Gerçi Yeniden Müdafaa-i Hukuk’daki yazılarınızda bunlara birçok kez değindiniz ama ayrı bir kitap haline getirseniz çok iyi olacağı kanısındayım.

Değerli hocam, eşim Vicdan Özerdem ile aynı cezaevinde yatıyoruz. Ölüm orucundayken yapılan yanlış tedavi onun kalıcı rahatsızlıklarının benden daha fazla olmasına neden oldu. Önce ölüm, sonra örgüt engelini aştık ve birbirimize olan sevgimizi evlilikle taçlandırdık. El ele verip yeni bir yaşama adım attık. Aldığımız halk değerlerini ve onurumuzu koruyarak ayakta kalmaya, yaşama tutunmaya çalışıyoruz. Müdafaa-i Hukuk ailesi olarak sizler, bu en zor dönemimizde yanımızda oldunuz. Sevgi ve sıcaklığınızı her an yanımızda hissettik, hissediyoruz. Kitabınızı zevkle, ilgiyle ve kısa sürede okudum. Yazılarınızı da aynı ilgiyle okuyorum. Ayrıca, “Nasıl Bir Parti Nasıl bir Mücadele” kitabınızı da daha önce okumuştum. “Bitmeyen Oyun” ile “Yeni Dünya Düzeni, Kemalizm ve Türkiye–20.Yüzyılın Sorgulanması” kitaplarınızı elde edemediğim için okuyamadım. Onları da temin edip en kısa zamanda okuyacağım.

Metin Hocam bugünlerde, eşimin dedesi Gönen Köy Enstitüsü çıkışlı ve Fakir Baykurt’un yakın arkadaşı olan, ancak şu an hasta olan dedemizin yaşam öyküsünü kısa bir metin olarak kaleme alıyoruz. Fakir Baykurt’un ailesinden Baykurt ve annesi İrazca’nın fotograflarını istedik. Yakında gelecek. Yazıyı tamamlayıp “Yeniden Müdafaa-i Hukuk”a göndermeyi düşünüyoruz. Dedemiz oturduğu Burdur’da, kendi mahallesinin ismini “Tonguç Baba” koydurmak için çok uğraşmış ve bunu başarmıştı. Biraz da bu mücadeleyi anlatmak istedik. Bakalım ortaya nasıl bir yazı çıkacak? Dedemiz, Anadolumuzun bu büyük eğitim değerini çabalarıyla korumaya çalışmış, onu kalıcı kılmak için uğraş vermiş. Torunları olarak bize de, binlerce aydın genç yetiştirerek değerlerimize değer katan bu inançlı öğretmeni ölümsüz kılmak kalıyor. Değil mi Hocam?…

Dedelerimizden miras aldığımız Anadolu’nun bağrından çıkardığı sizin gibi ulusal değerlerini yitirmemiş, entelektüel namusunu koruyan aydınlar, bize umut ve güç veriyor. Ülkemizin sizlere her zamankinden çok ihtiyacı var.

Başta ailenize, Çetin hocaya ve tüm Müdafaa-i Hukukçulara selam ve saygılarımı gönderiyorum. Eşim Vicdan’ın da size sevgi ve selamları var. O emekçi ellerinizden öpüyorum. Hoşçakalın.

Bahadır Özerdem, Özel Tip Cezaevi-Bergama

*

Sayın Metin Aydoğan,

Şu an “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” adlı kitabınızı okuyorum. Yeni başlamama rağmen öyle kaptırdım ki kendimi, yarıya geldim. En küçük ayrıntısına kadar özenle okuyorum. Gerçekten bir şahaser diyebilirim. Ve çok duru bir dille yazmışsınız. Elinize sağlık.

Şimdiden bitecek diye üzülüyorum. Diğer bütün kitaplarınızı okumak istiyorum. Ancak ülke olarak içinde bulunduğumuz ekonomik durumun bana da olumsuz bir yansıması sonucu diğer kitaplarınızı almam biraz güç. Kitabınızın başında yayınlanmış eserlerinizi bizim gibilere gönderebileceğinizi belirtmişsiniz. Ben de  (açıkcası çekinerek) diğer kitaplarınızı (ya da elinizde hangileri varsa) göndermenizi rica edecektim. İnanın bütün yayımlanmış kitaplarınızı okumaktan büyük mutluluk duyarım. Yakınlarıma da okumaları için önereceğimi ve bu ilettiğiniz değerli bilgileri yayacağımı bilmenizi isterim. Bizim gibi gençler, sizin gibi saygıdeğer aydınların izinde olduğu sürece bu güzel Cumhuriyet sonsuza dek yaşayacaktır.

Çalışmalarınızın başarıyla devam etmesini dilerim. Umarım bir gün sizi tanıma, elinizi sıkma onuruna da kavuşurum. Kendinize çok iyi bakın. Son olarak size ve kitaplarınızın bizlere ulaşmasında emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız. Sağlıklı günler.

Emine Durmuş, Hemşire-Atalya

*

Sayın Aydoğan merhaba,

Ben Haluk Gökalp. İngiltere’nin Cambridge kentinde çalışan bir Türk vatandaşıyım. Öncelikle size, yazmış olduğunuz kitaplar için teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. “Bitmeyen Oyun” ve “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz” kitaplarınıza biraz zor da olsa ulaştım ve okudum.

Kitaplarınızı okuduktan sonra inanın içimde değişik bir heyecan duymaya başladım. Artık hergün ve gece, yatağıma yattığımda, ülkem için ne yapabilirim diye düşünüyorum. Bazan çok üzülüyor hatta kahroluyorum, bazen de halen bir umut olabileceğini düşünüyorum.

Sizi ve sizin gibi ülkesever insanları, benim okumam dışında birçok insanın daha okuması gerektiğine inanıyorum. Buraya kitap getirtmek çok pahalı. Bir kitap için istenen kargo ücretiyle, 5-10 kitap alınabilir. Buraya kargoyla kitap getirtmiyorum, buna karşılık Türkiye’ye her gelişimde, taşıyabileceğim kadar kitap alıp, burada dağıtıyorum. Türkiye’de bulunduğum süre içinde, aynı işi orada da yapıyorum.

Son gelişimde, İzmir’de oturan çok sevdiğim bir dostuma kitaplarınızı ulaştırdım. İki tane pırlanta gibi öğrenci oğlu var. Onlar da bu değerli kitapları okudular. Bir sonraki gelişimde diğer kitaplarınızı da onlara ve diğer tanıdıklarıma getireceğim.

Daha sonra bu işi daha da geliştirerek, Türkiye’de küçük bir kitaplık oluşturmayı düşünüyorum. Bu yolla, en azından, ekonomik koşullar nedeniyle kitap alıp okumayan insanların da bu kitaplardaki bilgilere ulaşmasını sağlamış olacağım. Şu andaki ana amacım, bu işi başararak insanlarımızın doğruları görmelerine yardımcı olup, fikir üretmelerini sağlamaktır. Kitaplık için çok fazla olmasa da şu anda 80 kitap biriktirdim.

Yukarıda dostum diye söz ettiğim büyüğüm sizi tanıyormuş ve sizle görüşmüş. Bunu bana söyleyince, inanın çok ama çok heyecanlandım. Belki inanmayacaksınız ama ellerim ayaklarım titredi. Sanırım bunun nedeni, size karşı duyduğum saygı ve inanç olmalıdır. Beni daha da heyecanlandıran, sizinle görüşebilme ihtimalinin ortaya çıkmasıdır. Umarım gerçekleşir.

Size, yeni eserler üreteceğine inandığım çalışmalarınızda başarılar ve sağlıklı günler diliyorum.

En içten saygılarımla.

Haluk Gökalp, Cambridge-İngiltere

*

Sayın Metin Bey,

Kısa bir süre önce “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz” kitabınızı bitirmiştim; derinden etkilenerek sarsıldığımı ifade etmek zorundayım. Kitabın etkisinden henüz kurtulmamışken, Türkiye’nin en sevdiğim yörelerinden biri olan Bursa köylerini dolaşırken, sizin kitabınızda ikiyüz yıl öncesinden verdiğiniz ipekcilik ile ilgili bilgilerle karşılaşmak, beni üzüntülü bir duygusallığa sürükledi; okuduğum bilgilerin ışığında, dantel gibi yeşil doğanın içinde acıyı ve hüznü yaşadım.

Yağmurlu bir günde, kitabınızı mutlaka okumasını istediğim bir dostuma götürüyordum. İznik gölünün kıyılarından yüce dağlara doğru ilerliyorum; ova ile dağlar arasına beyaz bir sis çökmüş, görüntü mükemmel. Orman içinden kıvrılarak giden yol kenarındaki son derece azalmış dut ağaçlarına bakıyorum; zarif dallarından minik yağmur damlaları ve sanki ipek dokumacılarının ikiyüz yıl öncesinden gelip yapraklarını toplamasını bekliyorlar. İçim kan ağlıyor; yok edilen ipek tezgahlarının yeniden işlemesini istiyorum; ulusal bağımsızlığımızı istiyorum ve Mustafa Kemal Atatürk’ün bulutlar arasından üzüntüyle bize baktığını görüyorum; duygulanıyor ve gerçekten çok hüzünleniyorum.

Dutluca köyüne geliyorum. Eski ve çok güzel olan bu köy, adını dut ağaçlarından almış. Bir zamanlar bu köyde yedi ipek işleme atölyesi varmış; ya şimdi? Hiçbir şey kalmamış. Yaraya tuz eker gibi karşılaştığım bu gerçek beni hemen kitabınızın 82.  sayfasına götürüyor: “Bursa’da 1840 yılında 25 bin okka ipek işleyen 1000 kadar tezgah varken, tezgah sayısı 1847’de 75’e, üretim miktarı da 4 bin okkaya düşmüştü…” (4. Baskı sf.82). Hüzünlenmemek mümkün mü?…

Bu duygularla Yeni Sölüz’e geldim ve kitabınızı değer verdiğim yurtsever bir insan olan Kırıkçı Mehmet Bey’e verdim; içindeki bilgilerin çok önemli olduğunu, tüm köy halkının da bu konu hakkında bilgilenmeleri gerektiğini vurguladım ve oradan ayrıldım.

Gerçek bilgiyi üretip insanlarımızı aydınlatmakla kutsal bir görev yapıyorsunuz. Tanrım bu ülkeye yardım etsin. Kıbrıs’ı, Ege’yi, Güney Doğu’yu ve Sevgili Atatürk’ün hediye ettiği sınırları hiç kimse ve hiçbir güç zorlamasın; nefret sevgiye, yoksulluk zenginliğe, kuşku inanca, karanlık ışığa, keder sevince dönüşsün.

Size ve eşinize en içten saygı ve sevgilerimi sunarım.

Rosa Gülen, Bursa