ANTİK ÇAĞDAN KÜRESELLEŞMEYE YÖNETİM GELENEKLERİ VE TÜRKLER

ANTİK ÇAĞDAN KÜRESELLEŞMEYE

YÖNETİM GELENEKLERİ VE TÜRKLER

 

antik_cagdan_kuresellesmeye

 

Sevgili Metin,

Antik Çağdan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler adlı iki ciltlik şahaser eserini okudum. Bu eserin bende bıraktığı izlenimi, tek cümle ile özetleyebilirim: ‘Okuduğum en önemli eser’.

Hem kendimizi hem de çağdaş dünyada olupbitenleri anlayabilmemiz için, antik çağlardan günümüze kadar bilinmesi gereken her şeyi, öylesine usta işi bir seçkiyle bu kitapta bir araya toplamışsınız ki; inanılır gibi değil!..

Bu çapta bir eseri yazmak, bir ‘Türk’e’ nasip olduğu için övünmek sanırım hepimizin hakkıdır.

Atatürk zamanında ve sonrasındaki ilk yıllarda olduğu gibi, ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ sözünü yeniden içtenlikle söyleyebilmek ve gereğini yapacak gücü yeniden kazanmak isteyenler bu kitabı mutlaka okumalıdır.

Sana, böyle bir kitabı bizlere kazandırdığın için teşekkür ediyorum. Sevgi ve saygılarımla.

Vural Savaş

*

Değerli Dost,

“Antik Çağ’dan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler” adını taşıyan yapıtınızı yeni bitirdim. Size, sizin yapıtınızın 162 nci sayfasında yer alan Atatürk’ün “Bir ulusta, güzel şeyler düşünen insanlar, olağanüstü işler yapmaya istekli kahramanlar bulunabilir. Böyle kimseler ulusun ortak duygularını kavrayıp bu duyguları ifade ve temsil etmezse hiçbir şey olamazlar” sözleri ile yanıt vermek isterim.

Atatürk’ün öngördüğü “kahramanlar”dan birisi olduğunuzdan hiç kuşkum yok. Çünkü, ulusun ortak duygularını dile getirerek, çok şey yapma gayreti içindesiniz.

Başarılarınızın devamı ile iletişimimizin sürekli olması dileğiyle.

Hüsnü Merdanoğlu, Ankara

*

Değerli Hocam Metin AYDOĞAN

“Bitmeyen Oyun-Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler”, “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?”, “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” ve “Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma” adlı kitaplarınızdan sonra çıkmasını sabırsızlıkla beklediğim “Antik Çağdan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler” adlı kitabınızı da okudum. Yine hayran oldum. Ellerinize sağlık.

Her biri birbirinden değerli, ayrım yapılması çok güç olan kitaplarınızı, her evde bulunması gerekli ve çocuklarımıza bırakabileceğimiz bir hazine olarak görmekteyim. “Bitmeyen Oyun” adlı kitabı her Türk evladının okuması gerekli olduğunu düşündüğümü size yazmıştım. Ancak, son kitabınız “Yönetim Gelenekleri ve Türkler”i de herkesin okuması, özellikle her kademedeki devlet yöneticilerinin, mutlaka okuması gerekli bir kitap olarak görmekteyim.

Metin Hocam, kitaplarınız sayesinde; Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü, Türk tarihini, Batı ülkelerinin amaçlarını ve iki yüzlülüklerini, savaşta iyi bir okçu olabilmek için bir göğsünü kesen diğer göğsünü çocuğunu emzirmek için bırakan Türk kadınlarının olduğunu… Okul yıllarımda ve hayatım boyunca öğrenemediğim çok değerli konuları öğrendim. “Bitmeyen Oyunu” okudum şok oldum. “Yönetim Gelenekleri ve Türkler” i okudum gurur duydum.

Hocam “VATANI SAVUNMANIN EN UCUZ YOLU EĞİTİMDİR” ilkesi ile Mersin’de kitaplarınızın okutulması ile ilgili çalışmalarımız başarılı bir şekilde devam ediyor. Kitaplarınız çok beğeni görüyor, insanlarımız bilinçleniyor. Sade bir dil ve üslupla yazıldığı ve bilgi yüklü olduğu için herkes tarafından hayranlıkla okunuyor ve anlaşılıyor. “Bitmeyen Oyun” u okuduktan sonra içinde bulunduğumuz durum ve oynanan oyunların boyutu bizleri korkutuyordu. “Peki ne yapmak gerekir”, “ne yapabiliriz ki” soruları soruluyordu. İşte bu soruların cevabı son kitabınız “ANTİK ÇAĞDAN KÜRESELLEŞMEYE YÖNETİM GELENEKLERİ VE TÜRKLER” de yazıyor.

Tarih tekerrürden ibaret olmamalı, tekerrür etmemesi için de tarihimizi okumalı öğrenmeli ve ders alınmalıdır. Aynı hatalara düşmemeliyiz. Fazla uzaklarda aramaya gerek yok. Kaynak arayanlara, buyrun Metin Aydoğan’ın bütün kitaplarını diyoruz.

Metin hocam bu eserlerinizi hazırlamada emeği geçen başta aileniz ve eşiniz Müzeyyen hanım, Aynur Abancı hanım ve ismini bilemediğim tüm dost ve arkadaşlarınıza, tüm ekibinize sonsuz teşekkürler ederim. Allah sizin gibi aydınlarımızı ülkemizden eksik etmesin. 10.12.2004

Sezgin AYDIN, Jandarma Bşv-Mersin

*

Sayın Aydoğan !

Rahmetli Uğur Mumcu’dan sonra araştırmacı dürüst yazar çıkmaz zannediyordum. Kitaplarınızı okuyunca yanıldığımı anladım. Memleketimizin sizin gibi dürüst araştırmacılara çok, hem de çok ihtiyacı var. Bu ülkenin nereden gelip nereye gittiğini görmek, acı da verse gerekiyor ve bunu siz mükemmel yapıyorsunuz.

Bu arada belirtmeliyim ki, kitaplarınızı okuyunca Atatürk’ün ne büyük bir lider olduğunu daha iyi anladım. Türkiye ilk 15 yılda halk için yönetildiğini, Atatürk’ten sonra gelen liderciklerin Atatürk devrimlerine nasıl ihanet ettiklerini tam olarak öğrendim. Bu kitapları aklı olan herkesin okumasını tavsiye ederim.

Satırlarıma son verirken, 67 yaşında olmama rağmen, bu kitapları yazan ellerinden öper, mutlu ve sıhhatli yeni seneler dilerim.

 

NOT: Karabükte oturmaktayım. Karabük’de 1937 senesinde, bütün imkansızlıklara râğmen para yokken, yetişmiş eleman yokken bu büyük tesis kurulmuş. Bugün her türlü elemanın bol olduğu ülkemizde bu fabrikayı çalıştıramıyoruz. Durumumuz ne kadar acı !

Vural Savaşçı, Karabük

*

Sayın Aydoğan

Kemalizm’i özümsemiş birisi olarak, sizi tanımış olmanın ve eserlerinizi okumanın bahtiyarlığı ve mutluluğu içerisindeyim. “Antik Çağdan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler” isimli eserinizin I. Cildini bitirdim. Tek kelimeyle “mükemmel” diyebilirim, çünkü o eserinizi anlatacak daha güzel bir sözcük bulamadım. Belki olağan ötesi demek de daha uygun olabilir.

Son eseriniz dahil olmak üzere diğer bütün eserlerinizi okurken zaman zaman şiir mi okuyorum, yoksa nesir mi diye düşünmüşümdür. Cümlelerinizdeki güçlü etki, akıcı uslup ve konulara hakimiyet beni çok etkiledi, hayran oldum.

Güzel bir Türkçe ile yazılmış anlam bütünlüğü olan böyle eserler şimdiye kadar hiç okumamıştım. Kitap okurken elimde kalem, önemli yerleri altlarını çizerek işaretlerim. Fakat sizin eserlerinizde her cümle birbirinden anlamlı olduğu için ben sadece cümlelere başlıklar yazmaya başladım. Bundan sonraki eserlerinizi büyük bir heyecanla bekleyeceğim. Ellerinize sağlık, yüreğinize sağlık.

Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü için verdiğiniz mücadelede her zaman yanınızdayız. İncelemeniz dileğiyle bir kitap gönderiyorum. Babamın yazmış olduğu bu kitap 40 yıllık Rus işgalinde Kars halkının yaşadıklarını anlatmaktadır. Size sonsuz hürmet ve saygılarımı sunuyorum. İyiki varsınız.

İbrahim Tamer Köse, Öğretmen-Kars

*

Merhaba

Ben Mahmut Atasoy, bir kamu kuruluşunda Hukuk Müşaviri olarak görev yapmaktayım. Son kitabınız “Antik Çağdan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler” ile “Bitmeyen Oyun” ve “Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma” adlı eserlerinizi okudum.

Çok değerli bir yazar olduğunuzu, yaşayan en önemli Atatürkçü ve şu anda Türkiye sathındaki en önemli birkaç aydından biri olduğunuzu kabul ediyorum.

Türkiye’de özellikle Kürt kökenli yurttaşların Cumhuriyete bağlılıklarının geliştirilmesi için en az sizin sözlerinizdeki tarafsızlık, insancıllık, sevecenlik herkeste olmalıdır. Ancak, ne yazık ki, çok kötü örneklerle karşılaşıyoruz. Örneğin, Hakimiyeti Milliye İnternet Gazetesinin web sitesinde okur mektupları bölümünde Serdar Demirci adlı kişinin “Kürtçülerin tezlerine Yanıt” adlı mektubuna lütfen bakınız. O mektupta Kürtlerin Çanakkale’de savaşmadıkları, Kurtuluş Savaşı yıllarında Doğu Anadolu’da 400-500 bin dolayında bulundukları, askerlikten kaçtıkları ve kaçmayanların da ilk düşman mermisi gelip onları bulduğunda “şehit” oldukları alaylı bir dille yazılmıştır.

Bu kişiye benim yanıtım da aynı yerde “Kardeşim Serdar Demirci’ye Yanıt” başlığıyla çıkmıştır. (Okur mektupları kısmında) Aynı yerde “Türklerin ve Kürtlerin Ortak Düşmanı Emperyalizmdir” başlıklı bir mektubum daha var ki, eserlerinizdeki ana fikrin etkisinde yazılmıştır. Umarım sizi doğru anlamışımdır.

Efendim, benim babam Tuncelili ve anadili Zazaca idi. Sonra Devlet alıp Akçadağ Öğretmen okulunda yetiştirdi. Babam öğretmen oldu, sonra Avukatlık da yaptı. Cumhuriyet’e hep bağlı kaldı. Ben de onun yolundayım. Cumhuriyetimize bağlıyız. İstesinler canımızı verelim. Ancak, yukarıda söz ettiğim türden yazılar ve yazanlar şiddetli bir tepkiye yol açmaktadır.

Adeta milleti Kürt kökenli yurttaşlar üzerine saldırtma düşüncesi var. Bu “bölücülere” karşı bir şeyler yapın.

Bunları size söylememin nedeni var. Altemur Kılıç da, Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nin Ocak 2005 sayısında, Kürt asıllı yurttaşların nüfus artış hızlarını ve göç etmelerini konu etmiş.

Mealen diyor ki, silahla yapamadıklarını karılarına sarılarak yapacaklar. “Akın var akın, Türkiye’nin fethi yakın” diyor.

Konunun sizi ilgilendiren yanı şu: Madem ki adı geçen dergide yazılarınız yer almıştır, (hatta yer almasa bile bir Atatürkçü diğerine eleştiride bulunabilir sanırım) siz bu dergiye ve Hakimiyeti Milliye internet gazetesine Türk-Kürt ilişkilerini ele alan bir yazı yazarsanız bu büyük bir hizmet olacaktır. O dergileri okuyanlar kişiliğinizden etkilenecekleri için yukarıdaki sözü edilen yazıların olumsuz etkisi kırılmış olacaktır.

Efendim, Türk Milletinin nasıl bugünkü durumlara düşürüldüğü, en iyi eserlerinizden izlenebilmektedir ve siz gayet iyi bilmektesiniz ki Kürt kökenli yurttaşların 1940’tan 2000’lere gelinen süreçte hiçbir kusurları olmamıştır.

Emperyalistlerin kışkırttığı bir kalkışma var ama o kalkışmada taraf olan devletlerin “müttefiki” olmaya da devam ediyoruz. “Müttefikimiz” kabul edip, aynı anda ayrılıkçılığa destek verdiklerini söylediğimiz devletlerle, ilişkilerin bu denli içli dışlı olmasında Türkiye’yi yönetenlerin kusurları vardır. Kürt kökenli yurttaşların değil.

Bana öyle geliyor ki, bilerek, isteyerek kasden ve taammüden Türkiye’yi çöküşe götüren bir iç ekip var. Öyle olmasa sözü edilen olumsuz yazılar yazılmazdı her halde. Şüphesiz ki yabancılar ve özellikle en güçlüleri her dönemde satın alacak birilerini, içte istikrarı bozacak birilerini bulabilirler. Bu nedenle yurtsever olmak zordur. “Ben Kürdüm ama Türk devletine bağlıyım” diyene vay sen Kürtsün diye güvenme; “ben Kürdüm ama Kürt-Türk Milletinin bir koludur” diyene de güvenme, “solcuyum, Atatürkçüyüm, insancılım, sosyalistim” diyene hiç güvenme… Durum acıdır. Ancak ne yazık ki böyledir.

Efendim Kürtlerin, Türklere, Anadolu insanlarının birbirlerine benzediğini lütfen yazınız. Kürtlere karşı düşmanca yazılar yazılmamalıdır. Ulusal bütünlüğü bozmaya yönelik yazılar yazılmamalıdır.

En derin saygılarımla.

Mahmut Atasoy, Ankara

*

Her türlü iyi ve yüce övgüye değer kıymetli hocam, Metin Aydoğan,

Size hocam diye hitap etmek o kadar hoşuma gidiyor ki; inanın bunu tahmin bile edemezsiniz. Hani filmler vardır ya, son savaşçı, son samuray, son mohikan, vb.. İnanın ve bunu tarihe not edin ki son ATATÜRKÇÜ yazar sizsiniz. Bunu emin olarak söylüyorum. Neden mi hocam? Alçakgönüllülüğü bırakacak olursak ayda 3-4 araştırma kitabını okuyup bitirecek adam sayısı Türkiye’de kaçtır ki? Ben okuyor ve değerlendiriyorum ve de hala (hocam kusura bakmayın çok bağlaç oldu) iddia ediyorum ki TV’ye Gazete ve dergilere ve de forumlara çıkanlar sizden çoook gerilerde. Okudukça size olan saygım daha çok artıyor. Tabii ki sevgim de.

Herkes bir yerlerden çeplenmek (balıkçı bataklık kuşlarının yemek arayışı) zorunda mı? Evet dediğinizi duyuyorum. Yalçın KÜÇÜK Ceviz Kabuğunda–afedersiniz gavurca yazacağım-show yaptı. Kalın ve anlamsız kitaplar yazmak insanı ATATÜRKÇÜ YAZAR yapmıyor.

Hocam herhalde bunları yalakalık olarak algılamazsınız. Bunları haketmeyen babamın oğluna bile, bu sözleri sarfetmeyeceğimi bilmelisiniz.

Hocam bu arada eşim ve ben sizin ve eşiniz Müzeyyen hanımın bayramını cani gönülden kutlarız. Size izin verirseniz başımdan geçen ilginç bir olayı anlatayım. İki hafta önce 07 Ocak 2005 tarihinde, askeri öğrenci güvenlik soruşturması göreviyle ilçenin bir köyüne gittim. Köyün tamamı Alevi vatandaşlardan oluşuyordu. Tabii ben yine duramayarak böyle bir vesile ile köyün erkeklerini kahveye çağırarak topladım.

Allah sizden razı olsun hocam. Niye mi? “Antik Çağdan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler” kitabınız bana bu toplantıda çok yardımcı oldu. Köydeki bazı aklı evvellerin hala kendilerinin Hz. Hüseyin torunları olduğunu sanmaları, beni konuyu derinlemesine açmaya itti. Öz oğlu öz Türk olduğunu öğrenen köylülerdeki gururu bir görmeliydiniz. Ben çok mutlu oldum. Köyün çoğu erkeğiyle artık sık sık görüşüyoruz. Hocam sizin kitabınızdan öğrendiklerim sayesinde ben onlara unuttukları TÜRK kimliğini geri verdim. Daha doğrusu düşürdükleri cüzdanlarını tekrar onlara verdim. Bunları yazıyorum ki görün hocam kitaplarınız boşa gitmiyor emekleriniz boşa harcanmıyor.

Bir de okul meselesi var… Ders verdiğim tüm Lise ikinci sınıflar toplam yedi kitabınızdan (cilt olarak) takdim ve dönem ödevi olarak sorumlular. İnanın konuları çok güzel anlatıyorlar. ÖZAL’ın çocukları (25-35 yaş)’ndan iyiler… Daha iyi olacaklar. Diğer okullardan çağrı ve istek var Milli Güvenlik Derslerine girmem için. Kendimi övmek için anlatmıyorum. Bu zaten benim görevim. Kitaplarınızın bana kazandırdıklarını göstermek için yazıyorum bunları.

Hocam sizi seviyor ve yeni kitabınızı bekliyorum. Sizin yüzünüzden kitap okuma özürlü oldum. O kadar güzel kitaplar yazıyorsunuz ki, artık başka kitap pek zevk vermiyor. Boş kitap okuyamıyorum.

Saygılar sayın Hocam. İyi ve tam bağımsız bayramlar.

Kemal Uğurgil, Yüzbaşı-Muğla