Okurlardan

BİTMEYEN OYUN

Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler

 

kapak

 

Sn. Metin Aydoğan,

Bir arkadaş önerisiyle “Bitmeyen Oyun” kitabınızı okuma fırsatı buldum. Kitabınızı bana öneren arkadaşıma sonsuza dek minnettar kalacağım.

Size TEŞEKKÜR ETMEK GEREK. Öncelikle ülke sorunlarına duyarlı olduğunuz için ve bu duyarlılığınızı kitaplarınızla bizimle paylaştığınız, gözlerimizi açtığınız için.

Kitabınızı okumadan önce de elbette bildiğim bir şeyler vardı ancak kitabınızı okuyup bitirdikten sonra herşeye bakış açım bambaşka oldu. Ve bazı şeyler çok sahte, insanlar çok bilgisiz, duyarsız gelmeğe başladı; çok fazla insanın hala koyu karanlıklar içinde “uyuduğunu” farkettim.

Ben UYANDIM… Gerçekten uyandım.

Kıbrıs’lıyım ve Kıbrıs’la ilgili görüşlerinizi merak ediyorum. Bir de birkaç gündür yaşanan mali krizi nasıl yorumlayacağınızı.

Size saygılar ve sevgiler sunarım. Teşekkürlerim sonsuzdur.

Ayşe Niyazi, –Kıbrıs

*

Sayın Metin Aydoğan,

Ben, Kocaeli Üniversitesi Kamu Yönetimi 3.Sınıf öğrencisiyim. “Bitmeyen Oyun” ve “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” adlı kitaplarınızı okudum. Çok beğendiğimi belirtmek istiyorum. Ufkumu genişlettiniz, gözlerimi açtınız, bilmediğim gerçekleri öğrettiniz bana. İlk önce, “Bitmeyen Oyun”u okudum sonra arkadaşlarıma önerdim. Hiç ummadığım bir biçimde 3-4 gün içinde okumuşlar. Kitabı okuyan sayısı burada oldukça fazla.

Yeni çalışmalarınızı sabırsızlıkla bekliyoruz. Saygılarımla.

Fatma Yeşilkaya, Kocaeli Üniv. Öğr.

*

Sayın Metin AYDOĞAN

Yazdığınız kitaplarla; bir yandan Türk kültür yaşamına önemli bir katkı sağladığınız bir gerçektir. Ancak; daha önemli olan nokta; konu seçme konusunda duyarlı davranmanızdır.

Türkiye’nin sorunlarının yoğun olduğu bir dönem yaşadığımızı biliyoruz. Böyle bir dönemde; Türkiye’nin sorunlarına dikkat çekmeniz ve ortaya çözüm önerileri getirmeniz; büyük bir yurtseverlik görevi olarak değerlendirilmektedir.

Sizinle tanışmaktan ve kitaplarınızı okumaktan, yararlanmaktan büyük bir mutluluk duyduğumu özellikle belirtmek istiyorum.

Çalışmalarınızın ve başarılarınızın devam etmesi konusunun en büyük arzumuz olduğunu bilmenizi isterim.

Sağlıklı, mutlu ve aydınlık günler diliyorum.

Hoşça kalın.

Reha TAŞKESEN Tümgeneral, Kara Harp Okulu Komutanı

*

Sayın Metin Aydoğan,

“Bitmeyen Oyun ve Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler” adlı kitabınız elime ulaştı. Kitabınızı bir çırpıda okudum. Hiç vakit kaybetmeden idrak etmeye muhtaç olduğumuz gerçekleri, bu kadar yalın ve belgesel olarak ortaya koyarken verdiğiniz emekler ulusumuzun unutamayacağı bir eseri meydana getirmiştir. Her şeyden önce, yükselen ulusal bilincimizin bir ifadesi olan kitabınız, hepimizi yeniden heyecanlandırmış ve Atatürk gençliğine olan güvenimizi bir kat daha pekiştirmiştir.

Kitabınızı çevremizdeki herkese okutabilmek için elimizden geleni yapıyoruz. Başarılarınızın sürmesini diler, saygılar sunarım.

Ahmet Burdurlu, Deniz Teğmeni-İstanbul

*

Sayın Metin Aydoğan,

“Bitmeyen Oyun” ve “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” adlı eserlerinizi büyük bir heyecanla okudum. Zaman zaman büyük bir haz, zaman zaman üzüntü duydum ve bazen de ürperdim.

Haz duydum zira, ATATÜRK devrini yaşamış bir insan olarak (o zamanlar çocuk da olsam) o devirde yaşananlardan gurur duydum. Üzüntü duydum; bu ülke bu kadar emek ve fedakarlıktan sonra bu duruma mı düşecekti? Zaman zaman ürperdim, zira, bütün dünya insanlarının ve bilhassa ülkemizin kurtulması hemen hemen imkansız bir büyük tehlikenin eşiğinde olduğunu anladım. Sanki bir KARADELİK etrafında dolaşıyoruz.

Kitaplarınızı okumayan bir kimsenin, tehlikenin bu kadar büyük olabileceğini idrak etmesine imkan olmadığını düşünüyorum.

Kitabınızın en alttan en üste kadar bütün tabakalar (bilhassa politikacılar ve bizleri yönetenler) tarafından okunması gerektiğine inanıyorum.

Bu büyük başarınızdan dolayı sizi yürekten kutlar, sevgilerimi iletirim. Saygılarımla.

Haluk Erbatur, Kimya Yük.Müh.-İstanbul

*

Değerli ve Vatansever Kardeşim Metin Aydoğan,

“Bitmeyen Oyun ve Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler 1919-1999” isimli son derece değerli ve aydınlatıcı kitabınızı çok büyük bir zevkle okudum. Ama ne yazık ki, aynı zamanda hüzün de duyduğumu itiraf etmeliyim.

Ülkemizin uluslararası ticaret oligarşisi tarafından parçalanma noktasına getirildiğinin elbette farkındaydım, bu olayı biliyordum ama açık ve dürüst konuşmak gerekirse belgelere dayalı olarak bilmediğim birçok konuyu da sizin kitabınızdan öğrendim.

Kitabınızı okudukça mutlu oldum, bilmediğim birçok konuyu öğreniyorum diye, ama aynı zamanda bir Kemalist olarak üzüntü duydum, kahroldum. Örneğin, toz konduramadığım İsmet Paşa’nın Milli Şef’lik döneminde 23 Şubat 1945 tarihinde 4780 sayılı yasa ile ABD’ye imtiyaz verdiğini sizin kitabınız sayesinde öğrendim. Aynı şekilde 27 Şubat 1946 tarihinde yine ABD ile ilk borçlanma anlaşmasını, 12 Temmuz 1947 günü radyoda yaptığı konuşmanın içeriğini de.

Çarpıcı örnekler o kadar çok ki, hangisini sayalım, hangisini yazalım? Özelleştirme ve KİT satışlarında, belgelere dayalı olarak yazmış olduğunuz peşkeş çekmelerin hazin öyküsünü mü?

Yoksa bize ‘devleti küçültün’ dayatmasında bulunanların, iş kendi devletleri söz konusu olunca kendi devletlerini nasıl büyüttüklerini mi?

Konuların içine ve sonuna Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerini tam yerinde ve büyük bir isabetle yerleştirmiş olduğunuzu mu?

Yoksa artık unutturulmaya çalışılan Kemalist Cumhuriyet’in sosyal, halkçı devlet anlayışının birçok örneklerinden biri olan sağlık konusu gibi çok çarpıcı örneklerini tekrar hatırlatmanızı mı?

Ya da, Atatürk Cumhuriyeti’nde koruyucu sağlık hizmetlerine ne denli önem verildiğini göstermesi açısından, zorunlu hizmet yapan bir hekimin başbakandan daha fazla ücret aldığını vurgulamanızı mı?

Kitabınızda belirttiğiniz gibi Türkiye’mizin nasıl adım adım emperyalist güçlere teslim edildiğinin ihanet örneklerini mi sayalım?

Hangi birini sayalım sayın AYDOĞAN, hangi birini?

Sayın Aydoğan, kitabınız o kadar mükemmel ki kitabınızda bir kere laf kalabalığı yok, o çok bilmiş ‘akademisyen terminolojisi’ yok, işin özünü insanımızın anlayacağı bir biçimde ortaya koymuşsunuz. Bu da sizin konuya çok emek verdiğinizi, konuyu çok iyi özümsemiş olduğunuzu ortaya koyar. Kolay bir iş değildir yaptığınız, birikim ister, özveri ister.

Sayın AYDOĞAN Bu kitabınıza ulaşabilmem bir mucize oldu. Kitabınıza 30 Haziran 2001 tarihinde ulaşabildim ve bir çırpıda okudum. Kitabınızın bana göre en önemli cümlelerinden biri, belki de en önemlisi; “Emperyalizm var oldukça Kemalizm de var olacaktır” cümlesidir. (4.Baskı, 291.sayfa) İşte bu cümle, bana göre kitabınızın ‘özü’ dür, ‘ana fikri’ dir.

İşte bu cümle; ‘artık ulus devletler dönemi bitti’ diyen, ‘Kemalizm’in artık modasının geçtiğini’ söyleyen, YDD’cilere, küreselleşmecilere karşı verilecek en güzel yanıttır.

YDD, yani emperyalizm var oldukça onun panzehiri de var olacaktır, o görüşte “Kemalizm” dir… Mazlum milletler bunu bir kere daha görecek ve yaşayacaklardır…

Sayın AYDOĞAN, ayrıca kitabınızın son yıllarda okuduğum en yararlı ve en etkili kitap olduğunu da bilmenizi isterim.

Sizi yürekten kutlarım…

Sağ olun, var olun.

Ülkemiz vatanseverlerinin sizin gibi değerli aydınlara ihtiyacı gerçekten o kadar fazla ki..

Sizin gibi değerli bir vatansever aydınla, aynı zamanda ve aynı ülkede yaşamış olmaktan dolayı mutluluk ve onur duyuyorum.

Geleceğin vatansever araştırmacıları, tarihçileri Türkiye Cumhuriyeti’nin bu günlerde yaşadığı son derece kritik, ‘sırat köprüsünden geçiş’ dönemini yazdıklarında sizi takdirle ve şükranla anacaklardır..

Bundan hiç kuşkunuz olmasın…

Sevgi ve saygılarımı sunarım.

Op.Dr. Hayri Özşen-İskenderun

*

Sayın Metin Aydoğan,

Sizi yıllardır çok değerli kitaplarınızı okuyarak izliyor, çalışmalarınıza yönelik beğenilerimi yakın çevremle, özellikle öğrencilerimle paylaşıyorum.

Yıllardır “Bitmeyen Oyun” adlı kitabınız, bir düşün kılavuzumuz olarak ellerimizden hiç düşmedi.

Yakın tarihimizi, titiz ve güvenilir kaleminiz aracılığıyla soluk soluğa öğrenmeye çalıştık. At gözlüklerini attık gözlerimizden; yalınkat bilgilerimizi sorgulamaya başladık. “Ateşi ve ihaneti gördük!” diyen “Kuva-yı Milliye” şairini doğrularcasına, ihanetin tarihiyle yüzleştirdiniz bizi. Yepyeni bir Kemalist duyarlık çığırı açtınız Türk düşün dünyasında. Ne mutlu size!

Kemalizmin ödünsüz ve yılmaz savunucusu, katıksız yurtsever yazar Metin Aydoğan’ın, Deniz Lisesi öğrencilerine seslenmesini ve bizimle birlikte olmasını arzu ediyorum. Atatürkçü birikiminizden ve duyarlılığınızdan yararlanmak istiyoruz.

Sayın Aydoğan, sizi, mutluluk ve esenlik dileklerimle; menet ve şükran duygularımla selamlıyorum.

Rüstem Kurtoğlu, Öğretmen Albay

*

Sayın Metin Aydoğan,

Size bu mektubu Avustralya’nın Melbourne kentinden yazıyorum. 20.Yüzyılın sorgulanması adlı kitabınızı okumaktayım. Her yaştan Atatürk ve vatan sevdalılarının bir araya geldiği bir oluşuma katkılarınızı esirgemeyeceğinizi biliyorum. Özellikle genç kuşağa Atatürk’ü, Kemalizmi, Cumhuriyet’in kazanımlarını anlatmakta zorlanıyoruz.

Üzülerek takip ediyorum ki Türkiye’de bile gündemi iktidarın gölgesinde takip eden en aydın bilinen dini ve siyasi guruplar maalesef İsmet Paşa’yı unuttular, Atatürk’ü yıpratmak için tertiplenen oyunların farkında değiller.

Size uyan bir tarihte Melbourne de misafirimiz olur bizlere; Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye ya da diğer kitaplarınız ya da araştırmalarınızdan çıkardığınız önemli notlardan oluşan bir konferans vermeniz mümkün olur mu?

Tabii ki Çanakkale Savaşı, Gelibolu çıkarması yahut, 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı’nın ya da 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı gibi Milli bayram ve kutlamalarına denk düşen tarihler daha iyi olur. Ancak, sizin takviminiz uymazsa başka günlerde olabilir.

Melbourne hatta Sydney Avustralya’daki Türkler için siz ve sizin gibi yazar ve aydınların bizlere ziyareti ve burada yapacağı sunumlar çok önemli. Aksi takdirde burada başlayan küçük kıvılcımlar kaybolup gidecek. Ancak sizlerin beyni sizlerin diliyle bu kıvılcım kıtaları kucaklayacak.

Cevabınızı bekliyor saygılar sunuyorum.

Ahmet Ata Çagın, Melbourne

*

Sayın Aydoğan,

Aslında hemşehriyiz ve aklımda kaldığına göre siz de benim gibi Atatürk Lisesi’nden mezunsunuz. Bu mesajı size Raşit Por’un isteği üzerine yolluyoruz. Ve onun size bahsettiği özetleri de ekliyorum. Bu özetleri yaparken bana kızacakmısınız diye çok düşündüm. Ama çok sevdiğim kitabınızı arkadaşlarımla paylaşmak isteğim üstün geldi ve yaptım.

Raşit sizinle tanışmış. Belki bir gün biz de tanışırız.

Selamlar, sevgiler.

Aytekin Ziylan, Tuğgeneral (E)

*

Sayın Metin Aydoğan,

“Bitmeyen Oyun” adlı kitabınız için sizi kutluyor ve teşekkür ediyorum. Kitabınızı okuyunca, Atatürk’ün yaptıklarının değerini daha iyi anladım ve ülkemizin son yıllarda ne kadar kötü yönetildiğini ve yağmalandığını daha iyi kavradım. Zaten benim yurt dışına gitme nedenlerimden biri de bu idi. Türkiye’de, makine mühendisi olarak 3-5 yıl bir KİT kuruluşunda çalışmış, hükümet değişikliklerine şahit olmuş ve her hükümet değişiminde partizanca yapılan proje ve teknik adam katliamlarını görünce, umutsuzluğa kapılmış ve kendimi (geçici olarak) yurt dışına atmıştım. Ancak ne yazık ki 22 yıldır hala buradayım.

Kitabınızın sonundaki “Ne Yapmalı” bölümüne izninizle bir kaç öneri yapmak istiyorum. 1) İnsanları, Atatürk’ün yaptıkları konusunda gerçekten bilgilendirmek. 2) Her yolsuzluğu tek başına ele alıp yermek yerine, iç-dış büyük bir oyunun parçası olarak insanlara gösterebilmek. Böyle bir internet sitesine öncülük yapar ya da kitabınızda bu konularda halen aktif olan sitelerin listesini yayınlarsanız yararlı olur kanısındayım. Saygılarımla.

Fuat Çelik, Makine Müh.-Norveç

*

Sayın Metin Bey Merhaba,

Ben, Antalya Oteli’nde konakladığınız sırada kitabınızı hediye ettiğiniz Güvenlik Görevlisi Kadir Önder. Şu anda orada çalışmıyorum, ama sanırım hatırlamışsınızdır.

Kitabınız mükemmel bir biçimde günümüz Türkiyesini anlatmaktadır. Tüm saptamalarınız doğrudur. Kitabı okurken bazen ümitsizliklere kapıldım; bazen hayretler içinde kaldım ve bazen de öfkelendim. Tabii öfkelenmem size değil, açıkça ortaya koyduğunuz olumsuzluklara neden olanlara karşıydı.

Şu an mevcut siyasi otoritenin ne denli kör, çıkarcı ve Türkiye’nin geleceği bakımından korkutucu olduğunu daha iyi anladım. Kitabınızı bir solukta okuyamadım. Çünkü yavaş yavaş okudum ve arada sırada sinirlerim yatışsın diye ara verdim. Birçok kez düşündüğüm, geleceğe dönük bazı planlarım, sizin kitabınız sayesinde daha belirgin hale geldi ve daha somut bir tavır almam gerektiğini ortaya koydu.

Metin Bey,

Atatürkçü Düşünce Derneklerine ulaşabileceğinizi düşünerek sizden onlara bir görüşümü iletmenizi rica edeceğim.

Bunu yaparsanız çok sevinirim. Bu dernek yöneticileri bazı özel geceler düzenliyor ve yemekler veriyorlar. Ben bunları görüyorum. Gelen davetliler hep yüksek tabakaya ait kişilerden oluşuyor. Bu tür gecelerde gelir düzeyi düşük halk kesimlerinden hiç kimse olmuyor. Oysa Atatürkçülüğün bir halk hareketi olduğunu biliyorum. Bu gerçeği siz kitabınızda çok güzel anlatmışsınız. Bu derneğin Atatürkçülüğü yaşatmak için kurulduğunu biliyorum. Ancak Atatürkçülük lüks yemekler düzenleyerek yaşatılabilir mi? Halka gitmek, onlarla beraber olmak gerekmez mi? Unutulmamalıdır ki bu ülkeyi lükscüler değil, dürüstçüler kurtarmıştır. Saygılarımla

Kadir Önder, Güvenlik Görevlisi-Antalya

*

Sayın Metin Aydoğan,

“Bitmeyen Oyun ve Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler” adlı kitabınızı okudum. Bu önemli eseriniz nedeniyle sizi kutluyorum.

Ben, otuz yılı aşkın bir süredir Almanya’da “El Kapıları”na düşmüş bir vatandaşım.

“Benim burada ne işim var?” sorusuna yanıt ararken, sorularımın yanıtını sizin kitabınızda yazdığınız gerçeklerde buldum. Tabii, siz bir metot içinde, delillere dayandırarak ve genel olarak gerçekleri ortaya koyuyorsunuz.

Ben, kendi hayatım ve bilgimi kullanarak, sizin vurguladığınız şekilde, Atatürk’ten sonraki çapsız yöneticiler yüzünden “El kapıları”na düştüğümü bulmuştum.

Sn. Metin Aydoğan,

Ben, hiçbir parti, cemiyet, tarikat, holding ve mezheple ilgisi olmayan sıradan bir Türk vatandaşıyım. Beni Atatürk’ün gençliğe hitabesinde bulabilirsiniz. Gerçi yaşım ilerledi ama kalbim, ruhum, sevgi gücüm ve ihtirasım birçok gençten daha ileri, daha kuvvetli, daha yücedir. Saygılar sunarım.

Aydın Tanyol-Almanya

*

Sayın Metin Aydoğan

Öncelikle, “Bitmeyen Oyun” adlı, hazine değerinde bir kitap yazıp bizi aydınlattığınız için size teşekkürü bir borç bilirim. Ben Deniz Harp Okulu’nda okuyorum. Kitaplarınız okulumuzda elden ele dolaşıyor ve herkesin dilinde.

Kitaplarınızı okuyan herkes okuduklarına, ben de dahil, inanmak istemiyor, ancak ne yazık ki kanıtlarıyla ortaya koyduğunuz gelişmelerin acı gerçekler olduğunu üzüntüyle görüyoruz. Önce moralimiz bozuluyor, ancak hemen toparlanıp daha çok çalışmak ve öğrenmek zorunda olduğumuzun bilincine varıyoruz; karamsarlık, yerini kararlı bir inanca bırakıyor. Bize verdiğiniz düşünce berraklığını ve gücü, anlatmakta zorluk çekiyorum.

Kitabınız çok daha fazla tanıtılmalı, ulusumuzun bütün bireyleri bu kitabı bilmeli ve okumalı. Biz bunun için elimizden geleni yapıyoruz. Sizden izin almadım ama internet siteme bir yazı ekledim ve bu yazıyı tümüyle “Bitmeyen Oyun”a ayırdım. Umarım bu sizin açınızdan bir sorun yaratmaz.

Kitabınız hakkında yapmak istediğim bir başka girişimden söz etmek istiyorum. Eğer izin verirseniz, sitemde kitabınızdan belli bölümleri belirli aralıklarla yayınlamak, böylece daha geniş bir kitleye ulaştırmak istiyorum ve bunu yapmanın bir görev olduğuna inanıyorum. Üniversitelilerin e-mail gruplarına da mesaj attım.

Yazdığınız kitaplar ve bize kazandırdığınız bilgiler için size çok teşekkür ederim. Saygılarımla.

Kemal Efeoğlu, Deniz Harp Okulu-İstanbul

*

Sn. Metin Aydoğan,

Ben, ekonomik bunalımın ağır yükü altında ayakta durmaya çalışın bir esnafım. İzmir’de bakkallık yapıyorum ve kurbanlık koyun gibi, işyerimi daha ne kadar ayakta tutabileceğimin hesabıyla kendimi kaçınılmaz gibi görünen işsizlik günlerine hazırlıyorum. Moralsiz bir ortamda elime geçen kitabınız birçok şeyi görmeme ve öğrenmeme neden oldu. “Bitmeyen Oyun ve Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler” kitabınız üzerine Orhan Veli‘nin dediği gibi ne söylense yetersiz kalır.

Kitabınızda bana göre, iki temel gerçek üzerinde değerlendirme yapmışsınız. Dünya’nın yaşanan gerçeği ve Türkiye’nin gerçeği… Dünya’nın gerçeği üzerinde söyleyecek sözüm yok. (Var da şu anda yok sayıyorum). Aslında şu anda iki dünya var; zengin (sömüren) ve yoksul (sömürülen). Sömürücü işini, kendi açısından çok güzel yapıyor. Buna şimdi globalizm diyorlar.

Bizi yönetenler, konulara bizim açımızdan bakıp işi sahiplenmiyorlar. Başbakandan en alttaki memura kadar, herkesin mutlaka yabancı patentli bir kolejden mezun olması gerekiyor. O kolejden mezun insanlar çok bilgili, çok görgülü pozlarla ortalıkta dolaşıyorlar ama, bunların bilgi ve görgüsünün ne işe yaradığını, Türkiye’nin bugünkü hali açıkça ortaya koyuyor. Cumhuriyeti kuran Atatürk‘ün, birinci ve ikinci meclisinde bu tür adamlardan kaç kişi vardı? Ne söylemek istediğimi herhalde anlamışsınızdır.

Aslında kitabınız hakkında değerlendirme, böyle bir sayfa yazıyla anlatılabilir gibi değildir. Siz kitapta çok güzel işlemişsiniz. Türkiye’nin acı gerçekleri, bence milli eğitimimizin bozulmuş olmasında yatmaktadır. Yaşadığımız sorunlar, örf, adet, an’ane ve milli benliğin dışlanarak yabancı patentli ve papağan gibi başka ülke ve düzenlerin fikir ve düşüncelerini konuşan, uygulayan insan yapımızdan kaynaklanıyor. “Sağol” yerine “mersi”,hoşça kal” yerine “bay bay” diyenler o kadar çoğaldı ki… Verdiğim örnekler birer simge elbette, önemli olan, bu örneklerle anlatmaya çalıştığım anlayışın toplumda yayılması ve yönetime kadar uzanmış olması.

Dünyayı elbette tanıyacaksın, bileceksin. Ama öz olan benliğini unutmayacaksın. Kısacası kendimize gelmeliyiz. Bize bir takım fikirler ve yardım veriyor görünenlerin, bunu kendi çıkarları için yaptıklarını unutmayalım.

“Bitmeyen Oyun”, gerçekleri inceleyip halkımızın bilgisine sunmaktadır. Türkiye’de yaşayan herkesin gerçekleri bilmesi ve anlaması gerekir. Gerçekleri Türk halkına anlatmakta gayret gösteren ve bunu mükemmel bir biçimde başaran Metin Aydoğan’a herkes saygı duymalıdır. Ben duyuyorum ve ona teşekkür ediyorum. Burada yazdıklarım duygularımın onda biri, yüzde biri bile değildir.

Mahmut Terzioğlu, Esnaf-İzmir

*

Sayın Metin Aydoğan,

Kitabınızla 2001 yılının son aylarında tanıştım. Dilinizin akıcılığı ve işlediğiniz konuların yaşamsallığı nedeniyle, bir gecede bitirdiğim ender kitaplardan biri oldu.

Kitabın her sayfasında içim Atatürkçü coşkuyla doldu, yüreğimde bir şeyler kıpırdadı. Çünkü kitapta, 15 yılda tek bir insan tarafından yapılanların, 60 yılda binlerce insan tarafından yıkılmadığını, yıkılamayacağını gördüm; Kemalizmin yurt gerçeklerine, karşıtlarının ise gerçek dışı düzmecelere dayandığını anladım. Türkiye üzerinde oynanan oyun, gerçeklerin gizlenmesi üzerine kurulmuştu ve kitabınız bunu açıkça ortaya koyuyordu.

Kitabınızı okumadan önce, oynanan oyunun nedenlerinin, Türk topraklarının zenginliğinin, madenlerimizin, su kaynaklarımızın, stratejik boğazlarımızın elimizden alınmak istenmesi olduğunu düşünürdüm. Ancak şimdi elimizden alınmak istenen şeyin, esas olarak, Kemalizm ve ulusal bağımsızlık düşüncesi olduğunu anladım. Çünkü emperyalizmin oyununu ilk biz bozduk. Afrika ve Asya’daki sömürgeler ellerinden gitti. Bir kez daha bozarsak bütün pazarları ellerinden gidecek ve yoksul uluslar, Batı’nın dilediği zaman hükümetlerini devirdiği, ticari istatistiklerin değişkeni haline getirdiği durumdan kurtulacaklar.

Kitabınızın sunumunda Türk Devrimi’ni Prometheus‘a benzetmeniz aslında herşeyi özetliyor. Topraklarımızın ve insanlarımızın gerçek zenginliği herhalde bundandır. Mitolojik çağların Prometheus‘u, 1915’lerin Mustafa Kemal’i olmuş, 1920’lerde çoğalmış Kuvayı Milliye olmuş, şimdi de Atatürkçü Türk gençliği olmuştur.

Bizlere düşen, oynanan oyunun gerçekle bağını koparmaktır. İçinde bulunulan durum, Atatürk‘ün Gençliğe Hitabe’sinin hangi satırına gelindiğinin belirtisidir. Atatürkçü gençliği bugün ilgilendiren şey, muhtaç olduğu kudretin nerede olduğunu bilince çıkarmasıdır. Yazdığınız kitap, Atatürk‘ün yaptıklarını hatırlatarak bu kanın debisini arttırmaktadır.

Sizin kitaplarınızın kitaplıklarda Atatürk‘ün Nutku’nun en fazla iki-üç kitap sağında ya da solunda muhafaza edilmesi gerektiğine inanıyorum. Kitabınız, komutanlığımızın subay ve astsubaylarınca okunmaktadır. Kurmay Albay (Komodor) kendi emrindeki gemilerde kitabınızı tüm subaylara aldırmış. Kitabınız bence bir yıl içinde tüm deniz kuvvetleri personeli tarafından okunacaktır.

Saygılarımı sunuyor ve yeni çalışmalarınızın ürünlerini sabırsızlıkla bekliyoruz.

Orhan Kartay, Deniz Yüzbaşı

*

Sayın Metin Aydoğan,

“Bitmeyen Oyun” adlı kitabınızı okudum. Böyle bir kitap yazdığınız için size çok teşekkür ediyorum. Kitabınızla bu yaz başında Kuleli Askeri Lisesi’nde okuyan bir arkadaşım sayesinde tanıştım. Ben bu yıl Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü kazandım. Ve kitabınız sayesinde, bölümümde ileride işime yarayacak, belki de hiçbir yerden kolay kolay öğrenemeyeceğim bilgilere ulaştım.

Meğer bizi şimdiye kadar ne güzel uyutmuşlar. Bize iyi güzel diye öğretilenlerin, bizi nasıl bir batağa sürüklediğini, sizin sayenizde öğrendim. Ayrıca kitabınız hakkında yazılanlardan da yalnız olmadığımı anladım. Bu benim için değeri ölçülemeyecek bir umut ışığı oldu. Okula başlayıp arkadaşlar edindiğimde, inanın onlara ilk olarak, sizin kitaplarınızı önereceğim.

Size, aynı liseden kitabınızı okuyan dört arkadaşım ve kendi adıma, gözümüzü açtığınız, bize doğruları gösterdiğimiz için çok teşekkür ederim. Umarım okulumu başarıyla bitirir ve Atatürk’e layık bir diplomat olurum, en büyük hayalim budur. Saygılarımla.

Çağrı Dinçay, Simav-Kütahya

*

Metin Bey,

Özellikle Atatürk’ün Türk gençliğine emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti’ni, bu “kutsal emaneti”, koruma yönünde yaptığınız çalışmalar nedeniyle sizi kutluyor ve takdirle karşılıyorum. Genç bir Harbiyeli olarak çalışmalarınızdan, ayrı bir haz duyuyorum. Ben Deniz Harp Okulu 3.sınıf öğrencisiyim.

“Bitmeyen Oyun” isimli kitabınızın Onbirinci baskısını, birbuçuk günde bugün bitirdim ve içimde oluşan duyguları sizinle paylaşmak istedim.

Öncelikle, bir harbiyeli olarak farkında olduğum olayları belgelere dayalı olarak ortaya koyduğunuz için, daha iyi anlama olanağım oldu ve bundan büyük bir mutluluk duydum. Ancak olayların tehlikeli boyutu da beni bir o kadar ürküttü. Bizler, yani Türk gençliği, olumsuzlukları daha fazla hissetmekte ve “kutsal emanete” yapılan saldırılar karşısında hareketsiz kalmanın üzüntüsünü yaşamaktayız. Bu “emanet” için yalnızca Çanakkale’de 250 bin Türk gencinin şehit olduğunu düşünürsek, bugün yapılanlardan üzüntü duymamak mümkün müdür? Şehitlerimizin ve ulu önderin kemiklerini sızlatan acı gerçeklerle karşı karşıyayız.

Sizin kitabınız sayesinde, damarlarımızda dolaşan “asil kanın” her zamankinden daha hızlı aktığını hissettim. Ayrıca mali imkanlarım elverdiğinde, diğer kitaplarınızı da okuyacağım. Malum, sizin de yazdığınız gibi Türkiye fakirleşti. Kitaba bile para ayırmak artık sorun oluyor.

Size çalışmalarınızda başarı ve sağlıklar dilerim. Saygılarımla.

Koray Dilek, Deniz Harp Okulu-İstanbul

*

Sayın Metin Aydoğan,

Ben Bilkent Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümünde doktora öğrencisiyim. “Bitmeyen Oyun” adlı kitabınızı okudum. Sorumlusu Türkiye’deki eğitim sistemi olsa da, yazdığınız gerçeklerden senelerce uzak yaşadığım için kendime kızdım ve bunları şimdiye dek neden öğrenmedim diye hayıflandım. Okuldaki ödevlere ve derslere o derecede gömülüyorduk ki, bırakınız etrafımızdaki dünyayı, Türkiye’den bile habersiz yaşıyorduk. Her türlü ihtiyacımız karşılanıyor ve bireysel yaşıyorduk. Belirlenen sınırlar içinde yönlendirildiğimizin farkında bile değildim. Oysa, yalan ve yanlışa dayanan sahte bir cennette yaşıyormuşum. Ulusal değerlerin önüne çıkarılan ve bize çağın zorunlu gereği olarak sunulan küreselleşme, meğer halkımı yoksulluğa iten bir sömürü ağıymış.

Atatürk’ün Nutkunu lise çağlarında okumuştum. Gerçek boyutunu, o zaman demek ki kavrayamamışım. Ulu önder ve gerçekleştirdiği devrimler, benim için her zaman değerliydi. Ancak verdiği mücadeleyi, kurduğu devlet ve çektiği zorlukları şimdi daha iyi anlıyorum. Artık, ondan sonra gelen yöneticilere büyük bir öfke duyuyorum. Çünkü biz yakın geçmişimizi, tarih derslerimizden öğrenemedik. Oysa, yaşananlar henüz tarih bile olmamıştı. Bize iki kuşak öncemizi bile öğretmediler.

Babam biraz anlatırdı, ama o da yeterli birikime sahip değildi, kalıplaşmış şeyler söylüyordu. Yapılanların üniversitelerde, bilimsel eserlerde anlatılmasını ve anlatıların halkın yaşamında yer almasını isterdim. Ama bunların yapılmadığını, hem de hiç yapılmadığını kitabınızı okuduktan sonra açık olarak görüyorum ve gerçekten çok öfkeleniyorum. Kendilerini yönetici zannedenler nasıl bu kadar hain, korkak ve onursuz olabilirler, hayret ediyorum. Türk olmamdan övündüğüm kadar, bu insanların Türk olmalarını kabullenemiyorum. Böylesine yüce bir mücadeleden böylesine başarılı sonuçlardan sonra nasıl ders almıyorlar, nasıl örnek almıyorlar da gidip ülkeyi satabiliyorlar.

Kitabınızı okudukça, tüylerim diken diken oldu. Manzara çok ürkütücü. Keşke milletime yararlı olabilsem diyorum. Keşke bu mücadelede ben de yer alabilsem. Ama ben de, birçok yetenekli Türk genci gibi yakında eğitim amaçlı olarak yurt dışına çıkacağım. Oralarda rahata alışmaktan, ulusal değerlerini sürdürmede zorluklarla karşılaşmaktan korkuyorum. Ama çok içtenlikle ve yüreklilikle istiyorum ki, ben de ülkeme döneyim, orada edindiğim bilgi ve birikimi ülkemin yararı için kullanayım; ülkemin içine düştüğü bu durumdan çıkması için mücadele vereyim. Bunu oradaki rahat yaşantıya bin kez tercih ederim.

İstiyorum ki, insanlarımız arasında kopukluklar kalksın; benzer düşünceye sahip olanlar bir araya gelsin; birlikte hareket edilsin ve halk bilinçlendirilsin, halkın kandırılması önlensin. Atatürkçü düşünceye sahip olanların bir araya geldiği bir siyasal yapılanma olmalı. Bu insanlar halkın içinden çıkıp ülke yönetiminde söz sahibi olmalıdırlar.

Bunlar çok zor bunu biliyorum. Ancak Atatürk de zor olanı başarmadı mı? Ama, Atatürk gibi önderler ne yazık ki sık gelmiyor, işi bizim başarmamız gerekiyor.

Bugünün karamsarlıklarını aşmalıyız, aşmamız gerek. Başka bir seçeneğimiz yok. İnanın içim sızlıyor. Olanları kabullenemiyorum; gururuma yediremiyorum. Çözümün eğitimden ve biraraya gelmekten geçtiğinin bilincindeyim. Keşke herkes yürekli olsa, cesur olsa, fedakar olsa ve en önemlisi onurlu olsa.

Yazdığınız kitap için size teşekkür ederim. Bize farklı bakış açıları kazandırdınız; gerçekleri görmemizi sağladınız, milli duygularımızı yeniden canlandırdınız. Bu nedenle size sonsuz teşekkür borçluyuz. Çalışmalarınızın devamını dilerim. Birgün insanlarımızla birlikte, tek bir yumruk olmak umuduyla.

Zeynel Akyürek, Bilkent Üniv.-Ankara

*

Sayın Metin Aydoğan

‘Bitmeyen Oyun’ kitabınızı soluk soluğa okudum. Sizi gönülden kutluyorum. Kitabınızda yer verdiğiniz okuyucu mektuplarına göz atınca, fazla övücü söze gerek kalmadığı hemen görülüyor. Ancak şunları da yazmadan edemeyeceğim.

Uğur Mumcu konuşurken “tamam işte benim düşündüğüm fakat dile getiremediklerimi söyledi, benim sormak istediklerimi sordu” diye düşünürdüm. Sizin satırlarınızı okurken; hem aynı düşünceye kapıldım hem de Mumcu’nun ifade yansımalarını, rengini ve kararlılığını hissettim. Yüreğinize sağlık.

Sayın Aydoğan,

Kitabınız için yazdığım cümleler, duygularımın ancak yüzde birini ifade etmektedir. Kendimi aldatılmış, kırılmış ve kandırılmış hissediyorum. Arkadaşlarıma sürekli sizin kitabınızdan bahsediyorum. Kitabı şimdi ikinci defa, bu kez küçük notlar alarak okuyorum. Emeklerinizin boşa gitmeyeceğine inanmanızı istiyorum. Kitabınızda yazdığınız gibi tek sorunumuz, birlikte hareket edemememiz. İnanıyorum ki bu sorunu da aşacağız.

Edindiğimiz 30 kitabı burada elden ele dolaştırıyoruz. Tamamı birinci okuyuculardan ikinci okuyuculara, bazıları ise üçüncü okuyucuların eline ulaştı. Artık akşam sohbetlerinde kitabınızı anlatmaktan gurur duyuyorum. Konya’da bayanlar ev toplantılarında kitabınızı okuyup tartışıyorlar. İnanın gözümüzün önündeki kalın bir perdeyi kaldırdınız. “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?”, “Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma” da zevkle ve hüzünle okudum. Şu anda “Yeni Dünya Düzeni, Kemalizm ve Türkiye”yi okuyorum.

Sayın Aydoğan,

Kitaplarınızı okuduktan sonra bazı televizyonları izlemiyor, gazeteleri okuyamıyorum. Size, ailem adına tekrar teşekkür ediyorum. Elinize ve birikiminize sağlık. Konya’dan sevgi ve saygılar. Buraya gelme fırsatınız olursa sizi ağırlamaktan mutlu olacağız.

Prof.Dr.Onur Ural Selçuk Üniv. Tıp Fak.-Konya

*

Sayın Metin Aydoğan

Ben Kara Harp Okulu’nda okuyan bir öğrenciyim. İki yıl sonra mezun olacağım. Beni mutlu eden en önemli olaylardan birisi, mezun olduktan sonra asker ocağında Türk gençlerine iyi bir eğitim verecek olmamdır.

3-4 ay önce yakın bir arkadaşım bana ‘Bitmeyen Oyun’u önerdiğinde ufkumun ne olduğunun farkında değildim. Kitabınızı okuyunca yazdığınız herşeyin, daha önce duyup da yeterince sorgulayamadığım olaylar olduğunu gördüm ve önümde sağlam bir ufuk oluştu.

Sanırım Atatürk’ün Bursa’da Türk gençliğine söylediklerini biliyorsunuz. O anlar yaklaşıyor. Politikacılar kim olursa olsun, sorun ne kadar büyük olursa olsun, damarlarımızda Türk kanı ve yolumuzu aydınlatan bir Atatürkümüz var. Kimse korkmasın. Marka da giysek, asi de olsak biz Türk gençliğiyiz.

‘Bitmeyen Oyun’u üç günde okudum. Kitap şu anda evde, ailem okusun diye bıraktım. Ancak kitaplarınız burada yaygın olarak okunuyor.

Bugün, ‘Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?’ kitabınızı aldım. Bir solukta okuyorum ve şu anda 83. sayfadayım. ‘Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye’ kitabınızı da alacağım. Ancak sizden bir ricam var. Kitabınızı imzalayarak gönderirseniz beni mutlu edersiniz. Kitabınız gelirse imzasız olanını, arkadaşlarıma veririm. Sizin bende bir hatıranız olsun istiyorum. Saygılarımla.

Turgut Morgül, Kara Harp Okulu-Ankara

*

Sayın Metin Aydoğan,

Ben İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Bölümü 2.sınıf öğrencisiyim. İlk ve orta öğrenimim sırasında kitap okumayı sevmez, doğru dürüst bir şey okumazdım. Yaşım biraz büyüdükçe özellikle de son zamanlarda güzel ülkemiz üzerine kurulan komplolar, oynanan oyunlar arttıkça, sizin yazdığınız gibi kitapları okumaya başladım. Özellikle Atatürk dönemine yani Cumhuriyet tarihine merak sardım. Bu büyük adam ne yaptı da ülke bu kadar gönenç kazandı. Öyle ya, elinde sihirli bir değnek yoktu.

Sonra sizin ‘Bitmeyen Oyun’ kitabınızı okudum. Kitap okumaya yeni alışkanlık kazanmış biri olarak, kitabınızı 4 gün gibi rekor bir zamanda bitirdim. Öyle ki bazı gece, üçlere dörtlere kadar okudum. Bir gece kendimi kaptırmış bir biçimde, odamın ortasında bir o yana bir bu yana yürüyüp kitabı okurken ‘Aman Yarabbi, Aman Yarabbi!…’ nidalarıma annem uyanmış, ‘Oğlum ne oldu?’ diye yanıma geldi.

Ülke gerçekleriyle beni ve kitabınızı okuyanları aydınlattığınız için size minnettarım. Başarılarınızın ve ülke konularındaki kitaplarınızın devamı dileğimle.

Kerim Sertoğlu, Orman Fak.-İstanbul

*

Sayın Aydoğan,

“Kanla ıslandı bu topraklar, ne ocaklar söndü vatan müdafaası uğruna; yine de analar bağrına taş bastı da evladını feda etti vatana.”

Şimdi bu topraklara akbabaların gölgesi düşüyor ancak kimse gerçekleri görmüyor. Kurtlar sofrasında aziz vatanı parçalamak için hain planlar yapılıyor. Bu ülkenin ekmeğini yemiş, suyunu içmiş işbirlikçiler, yabancıların emellerine alet oluyor. Gözümüzün önünde olup bittiği halde göremediklerimizi, cesaret ve yetenekle bizlere gösterdiğiniz için size sonsuz teşekkürler.

“Bitmeyen Oyun” adlı eserinizi okuyan şanslı yeni nesil gençlerden biriyim. Pırıl pırıl düşüceler ve ideallerle bu kutsal kuruma dahil olmuş, anasının gün gelince vatan uğruna çekinmeden feda edeceği bir subay adayıyım.

Kitabınızın ışık tuttuğu gerçekler tüylerimi ürpertti ama karamsarlığa kapıldığımı sanmayın sakın. Bu ülkeyi kan emicilerin elinden kurtarmak için daha çok çalışmaya and içtim.

Zeynep Erenkol, Deniz Harp Okulu Öğr.

*

Merhaba Metin Bey

Ben, Kayseri Polis Meslek Yüksek Okulu ikinci sınıf öğrencilerinden Murat Kulaç. ‘BİTMEYEN OYUN’ adlı kitabınızı bir arkadaşımın tavsiyesiyle aldım ve okudum. Gerçekten çok beğendim. Bu vatana gönülden hizmet etmek isteyenlerin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Sizden 2/D sınıfı öğrencileri olarak bir isteğimiz olacak. Kitabınızda yazmışsınız, kitap almaya para ayıramayanlara mümkün olursa kitap yollarım diye. Sınıfımızın bir kütüphanesi var ve kitaplarınızla kütüphanemizi zenginleştirmek istiyoruz. Çoğu arkadaşımızın maddi olanakları sınırlı olduğundan genellikle 4-5 arkadaş bir araya gelip kitap alıyoruz ya da korsan kitaplar alarak kendimizi avutuyoruz. Bize bu konuda yardımcı olursanız seviniriz. Çalışmalarınızda başarılar diler saygılar sunarız.

Murat Kulaç, Kayseri Polis Mes.Yük.Oku.

*

Sevgili Metin Aydoğan,

Binbir emek ve özenle hazırlanmış “Bitmeyen Oyun” ile başlayan ve diğer altı kitap ile süren eserlerin Avustralya’daki Türk toplumu için can suyu gibi geldi. Okuyan herkesin içinde yeniden güzel duygular filizlenmeye başladı.

Başta Sadullah Vurgun olmak üzere, yakın arkadaşlarımın birçoğu, kendi kendini görevlendirerek yurdunu seven, sorunlarına duyarlı insanlara kitapları ulaştırmak için yoğun bir çaba sarf ediyorlar.

Kişisel çabalarımızla, başta Melbourne olmak üzere, 3500 km uzaktaki Perth, Adelaide, Gold Coast ve Sydney’deki 18 ayrı kişi ve kuruluşa ilk etapta 75 kitabı ücretsiz dağıttık. Ondan sonrasını da isteyenlere bize maloluş fiyatına veriyoruz. İlk hedefimiz 500 kitabın dağıtımı. Birçok insan sabırsızlıkla gelecek kitapları bekliyor. Sanırım 1-2 ay içerisinde bu gerçekleşmiş olacak. Önümüzdeki dönemde kişisel işlerimizi biraz hafifletebilirsek, bu dağıtımı en az 1000 kitaba çıkartmayı planlıyoruz.

Yılların birikimini, karşılıksız sevgiyi, paranın dışında başka kavramların da ön planda olabileceğini, herkesin anlayabileceği bir dil ile yazıp bizlerle paylaştığınız için önce size ve bu kitabın hazırlanmasından dağıtımına değin emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler, iyi ki varsınız. Toplum sizden çok şey bekliyor. Lütfen yazmaya devam edin. En sıcak sevgilerimizle.

Nebi-Fadime Yılmaz-Avustralya

*

Merhaba Saygıdeğer Hocam,

Ben Hava Harp Okulu’nda okuyan bir harbiyeliyim. Yazdığınız yapıtlardan dolayı size minnettarım. Eserlerinizden ilk önce Bitmeyen Oyun’u okudum. Değindiğiniz olaylar olsun kitabın akıcılığı olsun beni gerçekten büyüledi ve eserlerinizi takip etme gerekliliğini hissettim.

Ülkemizin sizin gibi gerçekleri çekinmeden söyleyebilen cesaretli, milli duyguları körelmemiş aydınlara çok ihtiyacı var.

Avrupa Birliği’nin Neresindeyiz? adlı kitabınızı okumam yalnızca 1 haftamı aldı. Buna ben de inanamadım. Kitaplarınızı okurken geceleri gözüme uyku girmiyordu. Gerçekten bilgiye aç bir insandım. Değindiğiniz konular insanın tüylerini diken diken yapıyordu. Bir yandan bilgilendiğimi hissettiğim için sevinirken bir yandan ülkemde bunlar mı oluyormuş, demekten kendimi alamıyor ve sinirleniyordum.

Kitaplarınızın girişinde okurlardan bölümünü gördüğümde çok mutlu oldum. Çünkü insanlarımızın okuduğunu, bilgilendiğini görüyordum.

Kitaplarınızı tüm okula, tüm çevremize okutmaya çalışıyoruz. Kütüphanemizde kitaplarınız hiç durmuyor, devamlı birileri sizi okuyor okulumuzda. Umarım bir gün okulumuza gelir değerli, bilgilerinizi bizle paylaşırsınız. Verdiğiniz ve ilerde vereceğiniz tüm değerli bilgiler için size teşekkür ediyorum.

Cahit Tokar, Hava Harp Okulu

*

Bir kitap okudum hayatım değişti:

Kitapçının tozlu rafları arasında gezinirken, gözüm bir kitaba çarptı, kitabın üzerinde Metin AydoğanBitmeyen Oyun yazıyordu, hemen kitabı elime alıp sayfalarını karıştırmaya başladım, ama bir kaç dakika içinde, okuduklarım beni dehşete düşürmeye yetmişti. Yalnızca özelleştirmelerle ilgili olan bölümüne bakmam bile beni derin bir karamsarlığa itti. Sayfaları çevirdikçe her satırda şaşkınlığım bir kat daha artıyordu, nasıl bir kısır döngünün içinde yaşıyorduk?

Yapılan onca sahtekarlığa karşın, halâ bilinçli aydınların olması beni biraz da olsa rahatlatmıştı, ama bu ülkenin bir kaç aydından çok, bilinçli bir çoğunluğa ihtiyacı var, ulusal uyanış ne zaman başlayacak? Daha ne kadar sömürülmemiz gerekiyor?

Size gerçekten çok teşekkür ediyorum. Bana içinde yaşadığım, ama farkında olmadığım bir dünyayı bütün ayrıntılarıyla gösterdiniz. Sizden bu çalışmalarınıza ek olarak daha çok öneriler içeren, kurtuluşu kendi iç dinamiklerimizde aramamızı isteyen, ‘Ne yapmalı?’ ya yanıt veren yeni çalışmalar bekliyoruz.

Bana gösterdiğiniz tüm doğrular için size teşekkür ederim.

Cihan Kardeşler, İst.Üniv.-İstanbul

*

Sayın Metin AYDOĞAN,

Meslek hayatıma başladığımda okuma alışkanlığı edinmemiştim, bunda derslerin ağırlığının büyük payı vardı ya da ben isteksizliğime bu gerekçeyi uygun bulmuştum. Okulda öğrendiklerim ile yetinebileceğimi sanıyordum. Kitap okumayı hep gözümde büyüttüm, başlasam da bitiremeyeceğim, sıkılacağım hissine kapıldım. 13 Nisan doğum günüm için eşim hediye arayışına girdiğinde, o günlerde tavsiye edilen, yazarı olduğunuz “Bitmeyen Oyun” adlı kitabı aldı. İyiki almış.

Bitirip bitiremeyeceğim konusunda tereddüt ettiğim 13’ncü baskı “Bitmeyen Oyun” kitabını okumaya başladığımda, okuyucu mektupları ve basında çıkan yazılardan çok değerli bir kitap olduğu kanaati oluştu ancak tereddüdüm tamamen geçmemişti. Çünkü, övgülerin gerçek mi ya da iltifat mı olduğunu henüz anlamamıştım. Okumaya başladığımda olaylar kafamda yavaş yavaş şekillenmeye başladı, henüz kitabı bitirmeden bende de bir teşekkür (takdir haddimiz değil) yazısı yazma isteği uyandı.

Bir taraftan bu muhteşem eserin yazarı olarak size saygım arttıkça arttı, bir taraftan da içimdeki öfke kabardıkça kabardı. Bu muhteşem ülkeyi yönetmesi için yetki verilenlerin yanlış uygulamaları sonucu içine düştüğümüz/düşürüldüğümüz durum beni oldukça etkiledi. Tüm ülkelerin niyet ve maksadı belli iken, yönetim için yetkilendirilen kişilerin verdikleri kararların, yetki verenlerin kararı olmaması nasıl açıklanabilir, ben anlamıyorum. Becerdikleri tek şey ihanetin ZAFER olarak yutturulması.

Bir taraftan okullarda Inkılap tarihi öğretilirken, diğer taraftan ulus yavaş yavaş uçurumun kenarına itilmiştir. Yönetici bunu niçin yapmıştır? Bilmeden yaptı ise beceriksizlik, bilerek yaptı ise İHANET ile suçlanmalıdır. “Bizden önce…” mazereti, hiç kimse için geçerli değildir. Devlet hizmetinde, sonra gelen öncekinin üzerine koymak zorundadır. Cennet ülkemde bir bardak su içmenin dahi, bir başka ülkenin oluruna bağlı olduğunu, her yönetim değişikliğinde durumun daha kötüye gittiğini bilmek ne kadar acı veriyor?

“Bitmeyen Oyun” kitabını bitirdiğimde teşekkürüme lütfedip cevap vermenizden, şeref duydum.

Gönderdiğiniz kitaplar, arkadaşlarım tarafından kitaplığa konmadan okunmaya devam edilmektedir. “Bitmeyen Oyun” dan bir adet Konya-Ereğli İlçe Jandarma Komutanlığına gönderdim, bütün kitaplarınızı Ankara Jandarma Okullar Komutanlığına önerdim, bir takımını Mayıs ayı sonunda kullandığım 10 günlük izinde, eşimin Antalya ilinde üniversite öğrencisi kardeşine götürdüm, okuduktan sonra İstanbul’daki kardeşine götürecek. İlçede görevli diğer memurların Ankara’dan “Bitmeyen Oyun” kitabını getirttiğini öğrendim. Edinilen kitaplar kitaplıkta durdurulmadan, elden ele dolaştırılmaktadır. Sohbetlerin konusu artık Türkiye’nin sorunları, geleceği ve çözüm önerileridir.

Sayın AYDOĞAN; “Bitmeyen Oyun”dan sonra “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz” isimli kitabınızı okudum. Önceki kitabı da destekleyici olan bu müthiş eserde, ihanetin katmerlisini öğrendim. Bize balık tutmasını öğreten, gerekirse oltamızı da veren bir devlet yerine, karnımızı doyurmak için bize başkasının yakaladığı balığı veren bir devletle bu ülke nereye kadar gidebilir? Üretici bir ulus olmak istiyoruz, tüketici değil.

Ülkeyi karanlıklardan aydınlığa çıkaran Mustafa Kemal ve yüreğinde bağımsızlık ateşi eksik olmayan yüce Türk ulusudur. Bu ulusun bağımsızlık mücadelesinin hangi şartlarda verdiğini bilmeyen, konaklarda, varlık içinde büyüyen insanlar, doğal olarak tarihi tekrarlayacaklardır.

Gümrük Birliğine girmek için kendini parçalayanlar ile onları dilleriyle ya da kalemleri ile destekleyenlerin beklentileri, menfaatleri nelerdir? Onlar seçildiklerinde kişisel menfaatlerini bir kenara bırakmış olmaları gerekmez miydi? Bu şanlı ulus bekleme odasında tecavüze uğrarken seçilmişler kıs kıs gülerek bunu seyrediyor. Söylemlerinde Atatürk’ü dilinden düşürmeyen insanların, uygulamada ihanetleri bağışlanabilir mi? Diplomatik dil ile ikiyüzlülük ayrıdır. Niçin içi dışı bir insanlar seçilmez. Bizim insanımızı değil, düşmanlarımızı kandırmalıdırlar. Suç seçende mi, seçilende mi? Sanırım asıl sorun sistemin yanlışlığıdır.

Müthiş eserlerinizi okuduğum için şanslıyım, aynı şansı yakalamaları için görüştüğüm herkese tavsiye ettim, ediyorum. Eserleriniz, şu anda tüm eserler, bir sıra dahilinde elden ele dolaşmakta ve okunmaktadır.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde köylerde, mezralarda yaşayan insanlarımıza hizmetlerde, bugüne kadar ağırlıklı olarak Silahlı Kuvvetler öncülük etmiştir. Bakanların temsilcisi kamu kurum ve kuruluşları güvenlik olmadığı gerekçesiyle köylere hiç hizmet götürmemişler, vatandaşı merkezlere çağırmışlardı. İl Milli Eğitim Müdürlerini ilçelerde, İlçe Milli Eğitim Müdürlerini köylerde, öğretmenlerin yanında görmeyi unuttuk. Tarım ve hayvancılık ile ilgili görevliler, sağlık, elektrik, su, yol görevlileri, aynı şekilde.

Kısa bir süre önce “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” kitabınızı bitirdim. Yoğun bilgi bombardımanı nedeniyle nefesim daha da kesildi. Artık, okuduğum tüm kitaplar ülke gerçekleriyle ilgili kitaplar ve yapıtlarınızın her biri ayrı ayrı müthiş eserler. Dün “Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma” kitabınızı bitirdim ve derinden sarsıldım, öfkelendim. Bundan sonraki eserlerinizi sabırsızlıkla bekleyeceğimi, okuyacağımı, okutacağımı, çevreme hep önereceğimi bilmenizi istiyorum. Okuduğum kitapların kaynakça bölümlerinden ve tavsiyelerden derlediğim kırk kadar yazar ve kitap listesi hazırladım. Okuma alışkanlığımı kaybetmedikçe ve kısa süre içerisinde, bir kitaplık kuracak kadar kitap biriktireceğimi ve çevreme de okutacağımı sanıyorum. Kendimi şanslı görüyorum ki, sizin gibi çok değerli bir AYDIN’ı tanıyarak okumaya başladım; bu ülke, bize yol göstermek için nice aydın yetiştirecek verimliliktedir. Bize düşen görev, siz aydınlarımızın yolunda gitmek, FİKİRLERİNİZE, BİLGİLERİNİZE sahip çıkmaktır. Size en içten saygılarımı sunuyorum.

Kemal Seyisoğlu, Jandarma Binbaşı

*

Sevgili Metin Bey,

Ben 16 yaşında Lise birinci sınıfta okuyan bir öğrenciyim. Yeni yeni kitap okuma alışkanlığı kazanma aşamasındayım. Türk siyasi tarihine duyduğum ilgi nedeniyle, babamın önerdiği değişik kitaplar okudum. Bir biçimde Bitmeyen Oyun kitabınızla tanıştım.

Kitabınızı iki gecede bitirdim. Arkasından biriktirdiğim harçlıklarımla Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma ve Avrupa Birliğinin Neresindeyiz adlı kitaplarınızı aldım. Sizin kitaplarınızı okumadan önce bilinçsizliğim ve yönsüzlüğümden dolayı, Hitler ve Nazizim dahil çok farklı kitaplar okumuştum.

Kitaplarınızla tanıştıktan sonra Atatürk’ün ne olduğunu, onun ne kadar yüce bir önder olduğunu anladım. Kemalizm ile yoğrulmuş Cumhuriyet’in Türkiye için önemini ve değerini kavradım. Beni bilinçlendirdiğiniz için çok teşekkür ederim; size çok şey borçluyum. Çok sevdiğim Türkiyemin üzerinde oynanan oyunları üzüntü ve hayretle sizin sayenizde gördüm. Bu genç yaşımda, üzücü de olsa, gerçekleri bana siz öğrettiniz. Gelecekteki yaşantımda, içine düşebileceğim tehlikelere karşı, kendimi bilinçlenmiş, güçlenmiş hissediyorum, çünkü olayların ne olup ne olmadığını artık anlıyorum.

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye kitabınızı da okumak istiyorum. Şimdiye kadar başladığım birçok kitabı ya zor bitirdim ya da bitiremeden bıraktım. Ancak sizin kitaplarınızı hem çok rahat okuyor hem de daha önce anlamakta güçlük çektiğim zor konuları kolayca öğreniyorum. Bu nasıl oluyor bilmiyorum. Kitaplarınızı okumak bana zevk veriyor. Çıkmış ve çıkacak tüm kitaplarınızı okuyacağım. Ancak, harçlık birikimim tükendiği için şu an alamıyorum. Eğer mümkünse ve “elinizde kalmışsa”, bana Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye’yi gönderir misiniz? Gönderirseniz beni çok mutlu edersiniz.

Önümüzdeki kurban bayramınızı kutlar, sağlık ve başarılı yıllar diler, ellerinizden saygıyla öperim. Yeni kitaplarınızı merakla bekliyoruz.

Orhan İliş, M.Çil And. Lisesi–Eskişehir

*

Sayın Metin Aydoğan

Bitmeyen Oyun adlı kitabınızın 13.Baskısını az önce gözlerim dolarak tamamladım ve kitabınıza bu kadar geç ulaşmanın üzüntüsü yanında, bizlerle paylaşmış olduğunuz Türkiyemizin acı gerçeklerini tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermeniz; hislerimize ve düşüncelerimize tercüman olmanız nedeniyle size tüm kalbimle teşekkür etmek isterim.

Kaptanı bulunduğum SV Sargasso gemimizle şu an Pasifik Okyanusunda Meksika’ya doğru ilerlemekteyiz. Kitabınızı yaklaşık bir ay önce gemiye katılmadan önce almış olmama rağmen, mürettebatın yoğun ilgisi nedeniyle ancak tamamlayabildim. Türk insanının Mustafa Kemal ve onun ilkelerine tüm yıpratmalara rağmen hala sahip çıktığını görmek, Türkiyemizin geleceği açısından daha umutlu olmamı sağlıyor.

Sayın Aydoğan, yurdumuzu en kısa zamanda sürüklenmekte olduğu korkunç karanlıktan kurtarmak için, sizin ve sizler gibi düşünen gerçek aydınlarımızın önderliğinde yapılacak olan örgütlü çalışmalar içinde ben ve benim gibi düşünen birçok vatandaşımızın, gönüllü birer nefer olacaklarına inanıyorum.

İçinde bulunduğumuz koşullar, bende Atatürk ilkelerine bağlı bir yurttaş olarak, bireysel de olsa, gerek kitabınızın daha geniş kitlelere ulaşması adına gerekse insanlarımızın yaşadığımız, kalbimizi gerçekten acıtan akıl almaz olaylar karşısında daha duyarlı olmaları adına elimden gelen gayreti göstereceğim.

Sözlerime son verirken, ülkemizin hak ettiği düzeye biran önce ulaşması için, değerli düşüncelerinizin tüm gerçek Atatürkçü yurttaşlarımıza ulaşması, gönül birliğiyle kaynaşıp harekete dönüşmesi umuduyla, saygılarımı sunarım.

Ünal Karsu, Kaptan-Pasifik Okyanusu

*

Çok Saygıdeğer Hocam Metin Bey,

Sizinle tanışmam Bitmeyen Oyun kitabıyla oldu. İnsanların dost olabilmesi için aynı zaman ve mekan içerisinde bulunmalarının gerekmediği kanısındayım. Kitabınızı okuduktan sonra sizi yürekli bir dost, katıksız bir Atatürkçü ve ödünsüz bir yurtsever olarak kazıdım belleğime.

Tarih öğretmeni olmam nedeniyle, özellikle Türkiye’nin yakın tarihi ve Avrupa Birliği politikalarıyla yakından ilgileniyorum. AB’nin Türkiye üzerinde demoklesin kılıcı türünden yaptırımları sözkonusu olduğunda, kitabınızı açıyor ve ilgili kısımlardan oynanan oyunu betimlemeye çalışıyorum.

Sizi tarihçi ya da tarih öğretimi ile uğraşan birisi sanırken mimar olduğunuzu öğrenmem, prestijinizi ve konumunuzu gözümde daha da büyüttü. Tarihçi olmayan birisi (meslek deyimiyle; meslekten olmayan) olarak siz, tarihçilerin yapamadığı, üzerinde büyük bir boşluk bulunan alanı doldurdunuz.

Sevgi ve saygılarımı sunarken, en içten duygularımla, başarılı çalışmalarınızın sürmesini dilerim. Birgün sizle şahsen tanışmış olmayı da büyük bir heyecan ve sabırsızlıkla bekliyorum. En güzel günlerin sizin olması dileğiyle, sonsuz selamlar.

Gazenfer Işık, Tarih Öğretmeni-Ankara

*

Sayın Aydoğan,

Bizler, 1980 öncesini birebir yaşayan, Cumhuriyet’in “üçüncü kuşağı” olarak ulusumuz üzerinden kurulan pazarlıkların az çok farkındaydık. 68 kuşağı ile toplumda yeniden filizlenmeye başlayan hürriyet ve bağımsızlık akımları, içten ve dıştan destekli oyunlarla ezilmişti. 1975-1980 yılları Türkiye’yi bir kan gölüne çevirmekle kalmadı, aynı zamanda hürriyet akımlarının önünü kesti. Bağımsızlık ve özgürlükten söz edecek birkaç “yazar” dan başka ortada kimse kalmamış, bu tür söylem ve eylemler suç unsuru olmaya başlamıştı.

Verilen mücadeleler, bu uğurda yitirilen büyük değerler ile gelinen 21.yüzyıl eşiğinde yazdığınız kitaplar, özlemini çektiğimiz devrimci havayı bize yeniden soluttu. Halkın anlayacağı bir uslupla, kütüphane dolusu kitap, belge ve dökümana dayanarak kaleme alınan Bitmeyen Oyun, yıllardır içimizde yaşayıp, uygun sözcükleri bir araya getirerek bir türlü ifade edemediğimiz duyguların tercümanı oldu.

Böyle bir eseri kaleme alarak benliğimizde, Kurtuluş Savaşı’nı yeniden başlatmış olduğunuzu hissediyorum. İnanın böyle bir esere çok ihtiyacımız vardı. Size sonsuz teşekkürlerimi Trabzon’dan tüm dostlar adına sunuyoruz. Sağolun.

Aliye-Hüyeyin Bilge, Semra- Aydemir Kayın, Sevgi-Osman Ertürk, Güler-Fuat Uygun, Aliye- Hasan Gözcü, Emine- Barış Girgin, Yağmur Ömürden-Trabzon

*

Sayın Metin Aydoğan,

Bitmeyen Oyun adlı şaheserinizi bir çırpıda okudum. Şaheser diyorum çünkü böyle bir kitapla daha önce hiç karşılaşmamıştım. Böyle bir kitap yazdığınız için size teşekkür eder, bu tür eserlerinizin devamını dilerim.

Sayın Aydoğan, ben devletin güzide bir kurumu olan Deniz Harp Okulu’nda, Atatürk’ün bize gösterdiği yolda yürüyen, kendini milletini ve Atatürk ilke ve inkılâplarına adamış bir harbiyeliyim. Bir an önce mesleğe atılıp, kitabınızda anlattığınız yanlışlıkları düzeltmek için son damlasına kadar savaşmayı dört gözle bekliyorum.

Bitmeyen Oyun adlı eserinizi okurken, ilk defa bir kitabı okurken sinirden ara vererek düşünmek zorunda kaldığımı gördüm. Ayrıca, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türk subayları hakkında söylediği sözleri yazdığınız bölümü okurken, bu sözleri daha önce okumuş olmama karşın, gözyaşlarıma hakim olamadığımı gördüm.

Atatürk’ün onca çabasına karşın, Türk milletini bu hale düşmüş görmek insana gerçekten çok acı veriyor. Bir de, milletin içinde hala Atatürk düşmanı, rejim karşıtı insanların bulunduğu düşündüğünüz zaman çıldırmak içten bile değil. Ama bu devleti o insanların eline bırakmayacağız. Sizin gibi aydınların yol göstericiliğinde bizim gibi bilinçli gençlerin çalışmaları sayesinde, bu devleti sonsuza kadar Kemalist çizgide tutacağız. Saygılarımla.

Mete Sertoluk, Deniz Harp Okulu-İstanbul

*

Sayın Metin Aydoğan,

Şu anda Bitmeyen Oyun adlı kitabınızı okumaktayım. Elimden düşürmeden, soluk soluğa sayfaları adeta yutarcasına okuyorum. Sizi, bu kitaptan ve bundan önceki çalışmalarınızdan dolayı yürekten kutluyorum. Nebi Bey, Avustralya’ya getirttiği kitaplardan birini de radyomuza verdi, çok da iyi etti.

Sizinle kitabınız hakkında bir radyo söyleşisi yapmak istiyorum. Ben Tanju Yenisey, Avustralya’nın 68 dilde yayın yapan devlet radyo-televizyon kurumu SBS’de (Special Broadcasting Service), Türkçe bölümü yayınlarında radyo program yapımcısı ve sunucusu olarak görev yapıyorum; ayrıca gazetecilik mesleğini sürdürüyorum.

Sizin için uygun olan bir zamanda, bana telefonla yaklaşık 30-45 dakikanızı ayırabilirseniz çok sevineceğim. Yalnız, Avustralya Türkiye’den yedi saat ilerde. 27 Ekim’den sonra bu fark dokuz saate çıkacak. Bu nedenle sizin sabah saatleriniz bizim için uygun olabilir. Sevgi ve saygılarımla.

Tanju Yenisey, Melbourne-Avustralya

*

Merhaba Sayın Metin Aydoğan,

Kitabınızı büyük bir açlıkla yorulmak bilmeden okuyorum. Size çok çok teşekkür ediyorum. Sağ olun var olun. Kitaplarınızla beni tanıştıran Nebi Yılmaz’a ve sayın eşi Fadime Yılmaz’a da teşekkür ediyorum. Sağ olsunlar var olsunlar.

Kitaplarınızı okurken kimi zaman üzüldüm, ağladım. Kendimize, kendi insanımıza ve de tüm dünyanın ezilen fakir fukara insanlarına çektirilen çilelere ağladım. Ancak aynı zamanda sevindim. İnsan gibi insanların hala var olduğunu gördüm. Sizleri gördüm. Acaba ne yapabilirim, yetmiş üç yaşındayım. Okul yüzü görmedim. Oysa okumaya sevdalıyım. Okumayı yazmayı kendi kendime öğrendim. Size yazdığım şu çalı çizgisi yazım için kusuruma bakmayın.

Siz benim kusuruma bakmayın ama ben okumayı yazmayı bilip de okuyup yazmayanların kusuruna bakıyorum. Kitaba ilişmeyen, kitap tanımayan, kendisine tokat atanın kim olduğunu bilmeyenlerin kusuruna bakıyorum. Onlara, ‘tembeller okuyun, öğrenin haksızlıklara karşı ayağa kalkın’ diyorum. “Ben bu yaşımla ayaktayım, korkmuyorum, yorulmuyorum. Bakın bu dünyada Metin Aydoğan var, Metin Aydoğan’lar var, onları okuyun” diyorum.

Yürekten dileğim; yayılıp çoğalmanız, namussuzların hakkından gelecek kadar güçlenmenizdir. Büyüyün, gelişin, geçmişinize ve geleceğinize sahip çıkın. Yabancılar içinden kaybolup gitmeyin. Sağ olun, sağlıklı olun. Adım Şenel Yüksel, Türk ulusunun bir üyesiyim.

Şenel Yüksel, Melbourne-Avustralya

*

Sayın Metin Aydoğan

“Bitmeyen Oyun” adlı eserinizi okumuş bulunmaktayım. Tüylerimi diken diken eden bu belgeler yumağı, içimdeki milli mücadele ruhunu yeniden alevlendirdi. Kan dökülerek dedelerimin aldığı bu vatanın evlatları olarak, bu ülkenin nerelere getirildiğini bilmek ve üzerinde oynanan oyunları anlamak bizlerin görevi olmalıdır. Tek bir yüreğin dünyayı dize getirdiğini açıklayan kitabınız, bana neler yapılabileceğini gösteren bir ışık olmuştur. Bu ışığın doğrultusunda vatanım için her türlü fedakarlığın, kazanmak arzusu ile çıkılan yolların nerelere vardığını görerek, bilinçli bir toplum ferdi olmayı, bu ülkenin temel taşı olan biz ordu mensuplarının görevi olduğunu düşünmekteyim.

Kanser gibi hastalıklar bulundukları bölgeyi harab eder. Kanserli düşünceler üretenler, elbette kendi düşüncelerinin cezasını çekecektirler. Politikalarını, diğer devletlerin sömürüsü ve yıkımı için belirleyen zihniyetler, kendi içerisinde beslediği kanser hücrelerine yenik düşeceklerdir. Onların, kendilerinden daha büyük düşmanları yoktur.

Politikasını insanlığın yararı ve çıkarı için kullanarak bunu ayrımsız herkesle paylaşan ülkeler, daima ayakta kalacak ve en onurlu, en şerefli tarihe onlar sahip olacaklardır. Bu ülkelerin gelecekteki nesli; sömürü, kargaşa ve yıkım için değil, huzurlu ve müreffeh bir yaşam için çalışacaklardır. Onlara yakışan da budur.

Ulu önder Atatürk de bizler gibidir. Bizler O’nun gibiyiz. O’nun yokluğunu fırsat bilip hareket edenler bilsinler ki; gözlerimize bakarlarsa O’nu göreceklerdir. O’nun azmini, O’nun dirayeti, O’nun kararlılığını, O’nun cesaretini, O’nun zekasını, O’nun üretkenliğini ve O’nun sevgisini göreceklerdir. Atatürk bu ülkeyi yoktan var ederken, bütün temel sorunları ele almış, geçmişi ve dış politikaları gözden geçirmiş, hatta geleceği de görerek bizleri birçok konuda bilinçlendirmiştir.

Şanlı tarihimizi anlatan, bu göz kamaştırıcı sayfaları okurken hıçkıra hıçkıra ağlamamak mümkün müdür? Tüm dünyanın düşmanca baktığı milletim; aşağılanıp, köleleştirilmeye çalışılınırken vereceğimiz mücadele ve onun onur timsali Mustafa Kemal Atatürk elbette temel gücümüz olacaktır.

Sömürgesi olmayan komşuları ile toprak kavgası yapmayan tarihimizden ne kadar gurur duysak azdır. Kim benim gibi canını vermeye hazırsa gelsin bu ülkeyi almaya. Her birimiz bu vatan için kan veririz, can veririz, her birimiz ölürüz de bu vatan da tutsak kalmayız; önleyerek ya da ölerek, vatanın tutsaklığını görmeyiz.

Benim dedelerim, üzerine gelen mermilere göğsünü siper etti ve vatanı bana emanet etti. Bu emanete sadık kalacağız. Onların vücutlarında, şarapnel parçaları eridi gitti. Bizimkinde de eriyecektir. Ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık benim canımda, kanımda var. Benim canım alınmadan bu duygu yok olmayacaktır.

Size, yazmış olduğunuz gerçekler ve yeniden hatırlattığınız ulusal benliğimiz için teşekkürü görev bilirim. Böyle yazan kalemlerle aynı yolda yürüdüğümü görmek beni çok mutlu etti. Siz kaleminizi, ben aklımı, yüreğimi ve göğsümü bu vatana siper ettim. Var olun, sağ olun, eksik olmayın, elleriniz ve yüreğiniz dert görmesin. Gözlerimden akan yaşlar daima sizler ve sizin gibi düşünen vatanseverler içindir.

Tarık Saygılı, Astsubay Aday Öğrenci

*

Sayın Metin Bey,

Bugüne kadar birçok kitap okudum, Türkiye’nin dünü, bugünü ve geleceği üzerine yazılmış. Hepsi de beni çok duygulandırmış, üzmüş ve hırslandırmıştı. Ama hiçbirisi sizin yazdıklarınız gibi yüreğime bir hançer olup saplanmadı ve canımı yakmadı.

Sn.Osman Pamukoğlu’nun “Ey Vatan” adlı kitabının ilk sayfasında şu sözleri okuduğum zaman etkilenmiştim. Franz Kafka’ya ait olan sözler sanki “Bitmeyen Oyun” için yazılmıştı.

“Üzerinize bir felaket gibi çöken kitaplar gerek. Bir kitap içinizdeki donmuş değerleri parçalayacak bir balta olmalıdır. İnsanı ısıran ve sokan kitaplar okumalıyız. Okuduğumuz kitap bir yumruk indirerek bizi uyandırmıyorsa, ne işe yarar.”

İlk kez bir kitap, bu cümlelerdeki felaket gibi içime çöküp, bir balyoz gibi beynime vurdu ve beni gönül ve kafa olarak bir daha hiç uyumamak üzere uyandırdı. Hiçbir övgünün, hiçbir iltifatın ve hiçbir duygunun sizin emeğinizin eseri olan bu kitabın değerini anlatmaya yetmeyeceğini bilsem de yüreğimden akan, şu birkaç cümleyi yazmaktan kendimi alamadım. Siz benim içimde ki beni ateşlediniz.

Ben bir asker kızıyım. Şükürler olsun ki, babam beni ve kardeşlerimi Atatürk sevgisiyle yetiştirdi. Bu benim için daima bir övünç kaynağı olmuştur. Ama siz gerçek bir uyandırıcısınız ve kitabınız onu eline alan herkesi tam yüreğinden vuruyor; yeni bir Kurtuluş Savaşı için ölümü göze alan hazır askere dönüşüyor.

Okurlarınızdan gelen mektuplar, Türkiye’nin dört bir köşesinde yürekleri yurt sevgisiyle dolu, sayısız hazır askerlerin sadece bir komut beklediğini gösteriyor. Keşke her yurtsever sizin gibi onurlu davranıp, okurlarından gelen mektuplara kitaplarında yer verse. İşte o zaman, ulus devletini koruyup kollamak için, hiçbir mücadeleden kaçmayacak olan insanların yalnızlıkları yok olacaktır. Siz bize tek başımıza olmadığımızı gösteriyor ve isim isim, şehir şehir birbirimizi tanıma fırsatını da veriyorsunuz. Bu şimdiye dek hiçbir aydın yazar (en azından benim görmediğim) tarafından düşünülmemiş ve uygulanmamış büyük bir incelik. Size bu erdemli davranışınız için de ayrıca saygı duyuyorum.

Ve bu vesile ile affınıza sığınarak, tüm okurlarınıza en gür sesimle haykırmak istiyorum. “Gelin birbirimizi bulalım. Ne yapmalıyız? Sorusuna cevap aramaya, birbirimize ulaşmakla başlayalım. Kim olursak olalım, siyasi tercihlerimiz ne olursa olsun, nerede yaşarsak yaşayalım bu bizim buluşmamız ve tanışmamız için engel değil. İçimizdeki heyecanlar, kafamızdaki projeler ve bedenimizdeki yetenekler sözde, kağıtta, köşede kalmasın. Bu enerjiyi, bireysel hazır askerden, dinamik bir orduya dönüştürelim.”

Bu kitabın yazılmasındaki bir amaç da bu olsa gerek. Önce uyarmak. Sonra uyandırmak. Nihayet birleştirmek ve tüm Türkiye genelinde çoğalmak ve yayılmak.

Sayın Metin Bey,

Siz bir yurtsever olarak Kendiliğinden devreye giren elektrik şebekesinin başlangıç noktası oldunuz, şimdi bu şebekeyi Türkiye geneline yaymak biz okurlarınıza düşüyor. Sizin kitaplarınızın ışığı ile güzel Türkiye’mizi aydınlatarak, Türkiye’nin sahipsiz olmadığını ve dünya durdukça Türkiye Cumhuriyeti’nin var olacağını herkese anlatmalıyız. Artık bunun için düşünme zamanı geçmiştir. Zaman artık karar verme ve uygulama zamanıdır. Ve memleketimizin bize her zamankinden çok ihtiyacı vardır.

Büyük Atatürk ve şehitlerimiz bu vatan için üzerlerine düşen görevleri fazlasıyla yerine getirdiler. Görev sırası şimdi bizdedir. Bu görev yaşamaktan bile önemlidir. Atalarımız nasıl bizi hür yaşattı ise biz de geleceğin gençlerini hür yaşatmak zorundayız. Çünkü hür yaşamak Türk milletinin karakteridir.

Güzel vatanımızın selameti uğruna verdiğiniz emek için size sonsuz teşekkürlerimi sunuyor, tanrıdan sizi eşinize, yavrularınıza ve Türk Milletine bağışlamasını diliyorum. Birlikte daha yapacağımız çok işler var. Saygılarımla.

Engin Demirkollu-İzmir

*

Yazarın Notu

Aşağıdaki mektubu, Mehmet Yalçın’ın kızı ve damadı, emekli öğretmenler Fadime ve Nebi Yılmaz, evime dek gelerek bana ilettiler. Babaları Mehmet Yalçın’ı, 10 Nisan 2005’te köyündeki evinde yitirmişler. Ölümünden, kısa bir süre önce yazdığı anlaşılan mektubu, eşyalarını toplarken kitapları içinde bulmuşlar ve bana getirdiler.

Fadime öğretmenin okuduğu mektup, ben ve evdeki herkesi son derece duygulandırdı. Türk insanının, eğitime verdiği önemi, öğrenene ve öğretene duyduğu saygıyı, Atatürk’e olan sevgi ve özlemini yansıtan sevgili Mehmet Yalçın’ı ve mektubunu hiç unutmayacağım. Bu mektup, bana göre, gerek ulaşma biçimi gerekse içerik olarak, ölçülmez değerdedir. Nur içinde yatsın.

Sayın Metin Aydoğan Bey,

Gönderdiğiniz “Bitmeyen Oyun” adlı kitabınızı aldım büyük bir beğeni ve duyarlılıkla okudum. Damarlarım, en şifalı serumu almış oldu. Çok teşekkür ederim. Duyduğum yakınlık nedeniyle size hayatımı yazmak istedim.

Ben Mehmet Yalçın. 1925 yılında Uşak’ın merkez köyü Ulucak’ta dünyaya geldim. Şu anda 80 yaşındayım. 1932’de Atatürk’ün köy çocuklarının okuma yazma öğrenmeleri için bulup uygulattığı, 3 yıllık köy okuluna başladım. Köyümüze yeni yapılan bu okulda, bir öğretmen ve 78 öğrenci vardı.

Üç yıl çabuk geçti, okulu bitirdim. Ancak, olanaksızlıklar nedeniyle, şimdi Manisa’nın bir ilçesi olan Selendi’deki 5 yıllık okula gidemedim. Köyün çobanı olarak iki yıl daha geçti. Selendi’de okuyan bizim köyden 3 arkadaşım vardı. 29 Ekim Cumhuriyet bayramında köye gelmişlerdi. Dönerlerken, evden kaçıp 4. ve 5.sınıfı bitirmek için onlara katıldım. Cebimde 7,5 kuruşum vardı. Çoban arkadaşlarım, kaçtığım gün bizim koyunlara da baktılar, akşam babama teslim ettiler.

Okula vardığımızda yanlarında geldiğim çocuklar durumumu okul yönetimine anlattılar. Azar işiteceğimi sanarken, Başöğretmenim odasında beni kucakladı, sevdi, yanaklarımdan öptü. “Ben okutacağım bu yavrumuzu” dedi. O sıkıntılı günlerimde bana yardımcı olan çoban arkadaşlarım ve baş öğretmenim artık aramızda değil. Hepsi nur içinde yatsınlar.

İki yıl sonra okulu başarıyla bitirdim. Okula, eğitimime devam etmek istediğimi belirten bir dilekçe bırakarak köye döndüm. Yaz sonunda, çeşme başında bulgur kaynatırken köyün korucusuyla birlikte iki jandarma geldi. “Dilekçe vermişsin, kabul edilmiş. İzmir Kızılçullu Köy Enstitüsü’nden çağrı geldi, okuman için oradan isteniyorsun; hazırlan” bildiriminde bulundular.

Ancak, ne yazık ki, bu güzel fırsatı babam değerlendirmedi ve beni okumaya göndermedi. O günlerde çektiğim acı ve üzüntüyü hayatım boyunca unutmadım. Ağlayarak ömürler geçti. O gün kendi kendime söz verdim. “Bir gün çocuk sahibi olursam, onları mutlaka okutacağım” dedim. Bu, sözvermekten çok bir ant, neredeyse hayatımı adadığım tutkulu bir amaçtı.

1943 yılında evlendim. Sekiz yıl çocuğumuz olmadı. Daha sonra 2 kız, 2 oğlan 4 çocuğumuz oldu. Ne mutlu ki sözümü yerine getirdim. Dört çocuğumu da; ulu önder Atatürk’ün ilke ve inkılaplarına bağlı, ona layık, namuslu ve memleketsever pırıl pırıl öğretmenler olarak yetiştirdim. Onlar, yüce önder Atatürk’ün düşünceleriyle donattıkları binlerce öğrenci yetiştirdiler. Bugün, yaşlı halimle, mutluluk ve iç huzuru içindeyim. Büyük kızım ve damadım İzmir Atatürk Lisesi’nde uzun yıllar öğretmenlik yaptılar; öbür damadım ve kızım Uşak Anadolu Lisesi’nden emekli oldu. Oğlumun biri eşiyle birlikte Salihli’de, diğeri Afyon’da yine eşiyle birlikte öğretmenlik yapıyor. Torunlarımdan biri, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi, birisi İstanbul’da Marmara Üniversitesi’nde okuyor. Küçük torunum, bu yıl üniversite sınavlarında Afyon birincisi, Türkiye 33.sü oldu. Onlarla gurur duyuyorum. Cümlemizin yavrularına başarılar diliyorum.

Sayın Metin Aydoğan,

Üç yıllık köy okulunda okurken, değerli öğretmenimiz Murat Pekşen, bizlere yüce önder Atatürk’ü, Kurtuluş Savaşı’nı, devrimleri büyük bir duygululukla anlatır, kendisi dahil hepimizi ağlatırdı. Kitabınızı okurken sanki o günleri yeniden yaşadım, aynı heyecanla duygulandım. Nur içinde yatsın, sevgili öğretmenim Murat Pekşen’in bizlere aşıladığı düşüncelerle, Atatürk’e olan sevgi ve heyecanım hiç eksilmeden bugünlere geldim. Ancak, Türkiye bugün, o büyük insanın bizden istediği yerde değil. Bilinçsiz yöneticiler, bu güzel ülkeyi, borcunu değil borç faizini bile ödeyemez duruma getirdiler. Merhum Aşık Veysel’in söylediği gibi, “aslan yatağı boş kalmaz”. Damarlarındaki asil kanda mevcut güçle, sizin gibi değerli yazarlar ortaya çıkar, gerçekleri korkmadan ve yılmadan ortaya koyar. Siz ve sizin gibi, yüreği vatan aşkı ve Atatürk sevgisiyle dolu, daha nice vatan evlatları ortaya çıkacak, bu güzel ülkeyi sonsuza dek koruyacaklardır. Buna, inancım ve güvenim sonsuzdur.

Sayın Metin Bey,

“Bitmeyen Oyun” adlı emek ürünü uyarıcı eseriniz beni çok duygulandırdı ve bunları yazmama neden oldu. Eserinizi, yarınları görebilen, görmek isteyen herkese okutuyorum. Okutmayı da sürdüreceğim. Duygularımı açarak gereksiz sözcüklerle vaktinizi aldığım için özür dilerim. Mektubumdaki bütün hatalarım için affınızı rica ediyorum. Ülke ve halk için gerçekleri yazan siz vatanseverleri, Allah düşmanların şerrinden korusun; sizi güçlü ve sağlıklı kılsın. Bilginiz çok, kaleminiz işlek olsun, hiç susmasın. Kalbinizdeki güzellikleri, yazıya döktüren gözlerinizden bütün hasretimle öpüyorum.

Mehmet Yalçın Ulucak-Uşak

*

Değerli Hocam Metin Bey,

İlk defa birisine mektup yazıyorum ve inanılmaz derecede heyecanla doluyum… “Bitmeyen Oyun” adlı kitabınızı Milli Güvenlik hocamız olan Erdal Albay’ım tavsiye etti. Bize bir telefon numarası vererek bu numarayı aradığınızda Metin Aydoğan’a ait kitaplara, istersek ücretsiz olarak sahip olabileceğimizi söyledi. Ben bunu duyunca çok şaşırmıştım. Çünkü hangi yazar kitaplarını okuyucuya ücretsiz olarak verirdi ki? Herneyse bu numarayı aradım “Bitmeyen Oyun Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler” adlı kitabınıza bu yolla sahip oldum.

Gerçekten ben şunu söylemeliyim ki bu kitabı altınlara bile değişmem. Bu kitapla birlikte bazı şeylerin farkına vardım. Ben kitap okumayı çok seviyorum ve okuduğum kitapların hiçbiri bu kitap kadar muhteşem değil. Bu sözlerime gerçekten inanın.

Bazen okulda hocalarımızla birlikte tartışıyoruz. Onlar da her şeyin farkındalar ve benle aynı fikirdeler, birlik beraberlik içinde örgütlenerek aynen kurtuluş savaşında olduğu gibi vatanımızı savunmalıyız ve olanlara karşı sessiz kalmamalıyız…

Ülkemizde hiç hoş olmayan olaylarla karşılaşıyoruz. Mesela türban olayı, Türkiye yıllardır bununla uğraşıyor. Eşi türbanlı olan Cumhurbaşkanı olamazmış, eğer olursa laiklik elden gidermiş. Bence laikliği, ulus devleti, bağımsızlığımızı ortadan kaldıracak olan IMF ve ABD’dir. Çünkü her fırsat bulduklarında ülkemizi parçalamaya çalışıyorlar. Önemli olan eşinin türbanlı olup olmaması değil, ulusal bağımsızlıktan yana olup olmamasıdır. Buna göre karar vermeliyiz. Bence türbanlı birisi IMF’ye, AB ve ABD’ye karşı çıkıyorsa türbanının önemi yoktur, o gerçek bir yurtseverdir.

Birde şunu söylemek istiyorum ülkemizde özelleştirme fazla yaygın ve bu hiç de iyi değil. Tamam, özelleştirme yapılsın ama o kadar aşırıya gitmeden yapılsın. İngiltere, Japonya özelleştirmeye kısıtlama getiriyor ve bu çok iyi. Keşke diyorum bizim ülkemizde de özelleştirmeyi kısıtlasalar. Geçen günlerde Oyakbank yabancılara, satıldı, ben bunu duyunca çok üzüldüm keşke böyle olmasa…

Etrafıma baktığımda neredeyse herkes Avrupa Birliği’ne girmek istiyor ama ben istemiyorum. Çünkü, Avrupa Birliği’ne girersek Atatürkçülük ve Atatürk inkılaplarından uzaklaşacakmışız gibime geliyor. Zaten onlar da, bizleri istemiyor. Coğrafya öğretmenimizin bir sözü var bunu sizle paylaşmak istiyorum “Küçüklüğümde Avrupa Birliği’ne girecektik büyüdüm hala Avrupa Birliğine gireceğiz” yani kaç sene geçti aradan, onlar bizi oyalayıp duruyorlar…

Vatanımızı parçalamak, bölmek isteyenler şunu unutmasınlar, böyle bir şey yapamayacaklar, yapmaya kalkışırlarsa karşılarında koskocaman Türk gençlerini göreceklerdir.

“Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” kitabınızı bana yollarsanız çok sevinirim ve şunu söylemek istiyorum “Bitmeyen Oyun ve Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler” kitabınızı bana yolladığınız için size gerçekten ne kadar teşekkür etsem azdır, sağolun…

Ebru Altun, Gaz.Ticaret Meslek Lisesi-İzmir

 

 

 

 

 

 

 

 

 


YENİ DÜNYA DÜZENİ

Kemalizm ve Türkiye

 

yeni-dC3BCnya-dC3BCzeni-1

 

Sayın Metin Aydoğan,

Size birkaç teşekkür borçlu olduğumu hissediyorum. Önce, bu ülkede 33 yıldır yaşayıp, yanlış yönlendirildiğimi(zi) fark edemediğimi bana gösterdiğiniz ve bende, bilinçli bir kendimden utanma ve kızma duygusu yaşattığınız için. Sonra, sürekli bombardıman edildiğimiz gereksiz bilgiler yüzünden perdelenmiş gözlerimin ve aklımın açılmasına yardımcı olduğunuz ve uluslararası arenada ilişkilerin nasıl ve ne üzerine kurgulandığını tarihsel kökenleriyle birlikte anlamamı sağladığınız için.

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye kitabınızı, Çin Pamirlerinde bir ekspedisyon sırasında okudum. Ülkemden uzakta, çok sevdiğim dağlarda tırmanıştan arta kalan zamanlarda çadırımın içinde elimden bırakamamacasına kendimi kitaba kaptırdım ve her satırda, her sayfada, Türkiye ve dünya ile ilgili yakın tarihimizin gerçeklerini kavradım; kavrayış arttıkça, karmaşık duygular yaşadım. Bunları nasıl olur da bu kadar zaman bilmeden, duymadan, anlamadan yaşamış olduğuma şaşırdım, üzüldüm, kızdım. Ancak aynı zamanda, kitabınızla benim için böylesine özel bir ortamda buluştuğuma sevindim. Türkiye’ye her zaman duyduğum koşulsuz sevgi, bağlılık ve sorumluluk duygusu, beni derin düşüncelere itti.

Bilginin asıl kıymetinin, eyleme dönüşmesinde ve sonuca ulaşmasında olduğuna inananlardanım. Biz gençlerin de üzerimize düşeni yapmamız halinde, kitabınızda açıkça ortaya koyduğunuz gerçeklerin, Türkiye’nin geleceğinin çok daha bilinçli, planlı ve doğru şekillenmesine büyük katkıları olacağına inanıyorum.

Elinize, yüreğinize sağlık…

Nasuh Mahruki, AKUT Baş.-İstanbul

Sayın Metin Aydoğan;

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye isimli eserinizi acı ve üzüntülü duygular taşıyarak tam iki kez okudum. Daha sonra, eşim dahil olmak üzere çeşitli arkadaşlarımın okumalarını salık vererek, onlarla tartıştım. Ardından SÖYLEV’i bir kez daha okudum.

Bütün bunlardan sonra şu karara vardım. Mustafa Kemal’den sonra Türkiye’yi yönetenler birinci, biz vatandaşlar ise ikinci derecede olmak üzere o büyük ulusalcı ve anti-emperyalist insana karşı suçluyuz.

Bizler, O’nu tanımadan ve eserlerini okumadan Sosyalist olduk, Lenin’i, Stalin’i ve Mao’yu okuyup sosyalist devrim, demokratik devrim diyerek birbirimize düşüp parçalandık. Ulusal ve ekonomik çıkarlarımız aynı olduğu halde, kapı komşumuzla düşman olup öldürdük ya da öldürüldük. Önce bizi bir güzel parçaladılar, sonra da 71 ve 80 deki darbeler vasıtası ile pasifize ettiler. Ne güzel oyun.

Yeni Dünya Düzeni denen musibetin, emperyalizm olduğunu göremeyip globalleşiyoruz diyen yöneticilerimizle birlikte güle oynaya G 7 lerin yağlı kementlerine boynumuzu uzattık.

Mali bağımsızlık, denk bütçe, ulusal ekonomi, ulusal bağımsızlık diyen Kemalizm’e karşı 1925’e geri dönmek isteyen Kemalistler var diyerek suçlayıcı yazılar yazan “marksist” yazarlarımız çıktı.

Mali bağımsızlığı olmayan bir ülkenin gerçek anlamda bağımsız olamayacağını söyleyen Mustafa Kemal’in, anti-emperyalist olmadığını, eğer öyle olsa idi içerdeki kapitalizme de karşı çıkardı diyen, solcu Boğaziçi’li öğrencilerimiz çıktı.

Bağımsızlık benim karakterimdir diyen, bir büyük insanın kurduğu Cumhuriyet ülkesinde, onbeş günde onbeş yasa, yoksa para yok diyen IMF destekli bir bakanın dediklerini yapan parlamento ve bir hükümet çıktı.

Sayın Metin Aydoğan;

Olumsuzlukları uzatmak o kadar kolay ki. Ama bunları uzatmak İstiklal Madalyalı bir babanın evladı olarak bana acı ve üzüntü veriyor.

Sayın Metin Aydoğan;

Bu yazıyı kaleme alırken, amacım, kitabınızla ilgili birkaç övücü şeyler karalamak idi. Ama buna gerek yok, okuyan görür. Çünkü, güneş balçıkla sıvanamaz. Yaşayan görür.

Ama her şeye rağmen bir noktayı belirtmeden geçemeyeceğim. Ülkemin geldiği noktada yeni bir çıkış yolu aramaya gerek yoktur. Mustafa Kemal’in 1923-1938 arasında uygulamış olduğu, denk bütçe, mali bağımsızlık, ulusal ekonomi ve ulusal bağımsızlık ve de kendi gücüne güven, anti-emperyalizm. Bunu uygulayalım yeter, diyorsunuz. Size içtenlikle katılıyorum. Sağ olun. Saygılarımla.

Abdurrahman Evren, İş Adamı-Adana

Sayın Metin Aydoğan,

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye adlı eserinizi alırken hiç düşünmediğim bir şevkle soluksuz okuyorum. Şu anda henüz 2.cilte yeni başladım. Belki böyle bir teşekkür yazısını, 2 kitabı birden okuyunca yazmalıydım, ama heyecanıma dayanamadım.

32 yaşındayım, kendimi bildim bileli okurum. Sayısız kitaba sahibim ve okumaya, okuyana, okutana büyük değer veririm. Sizin kitabınızda yakaladığım değer, ihtiyaç duyduğum gerçekçi bilgilerle ilintili çok sayıdaki kitabın özünü içeriyor olmasıdır. Kaleme aldığınız eser bence kesinlikle okullarda ders kitabı, en azından yardımcı ders kitabı olarak okutulmalıdır.

Hızla etik değerler ve karakter erezyonuna uğrayan Türk Gençliğinin kendisinin ve ülkesinin dünya düzenine karşı yerini alması, dostunu düşmanını tanıması, kötülüğün çok yakınlardan gelebileceğini bilmesi açısından (insanın aklına yüce Atamızın Türk Gençliğine Hitabesi geliyor) tereddütsüz sizin yarattığınız ve para değerleriyle ölçülemeyecek eseri okumaları gerekiyor. Eseriniz bence zorla müfredata konulmalıdır. En kısa zamanda sizinle tanışmak ve eserlerinizi imzalatma fırsatını, şansını vermeniz umuduyla Kemalist bir Türk genci olarak çalışmalarınız için teşekkür eder, saygılarımı sunarım.

Başar Silare, İşletmeci-İzmir

Sayın Metin Aydoğan,

Yeni Dünya Düzeni, Kemalizm ve Türkiye başlıklı müthiş kitabınız için sizi tebrik ediyor, teşekkürlerimi sunuyorum.

Kitabınızı bu hafta keşfedebildim, birinci cildi büyük bir heyecanla okudum. Bildiğimi sandığım şeyleri aslında derinliğine hiç de bilmediğimi sizi okuduğumda anladım. Özellikle Kurtuluş Savaşı ile ilgili bölümleri gözlerim dolarak okudum.

Ben 34 yaşındayım. Kurtuluş Savaşı için duygulanmak unuttuğum, okul yıllarımda kalmış bir duyguydu. Bu ülkenin nasıl kurulduğunu bana hatırlattınız. Üstelik hiçbir gereksiz övgüye girmeden, kanıtlarıyla, soğuk kanlılıkla…

Kitabınızı kamuoyuna biraz daha tanıtmanız faydalı olacaktır. Ne mutlu size, çevresini aydınlatan gerçek bir aydınsınız. Darısı benim de başıma. Bunun için tavsiyeleriniz olursa çok sevinirim. Size, ailenizle birlikte sağlıklı ve mutlu bir yaşam diliyorum efendim. Saygılarımla

Hakan Tuncel, İletişim Danş.-İstanbul

Sayın Aydoğan,

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye adlı kitabınızın birinci cildini biraz önce bitirdim.

Biraz sonrada ikinci cildi okumaya başlayacağım. İkinci cildin de konu başlıkları çok ilgi çekici.

Aslında bu yazıyı onu da bitirince yazmam belki daha doğru olurdu. Ancak ilk bölümdeki konular ve işleyiş tarzınız çok hoşuma gitti. Konu başlıklarının içerikleri başlı başına bilgi hazinesi. Akıcı bir dille yazılmış olması da okuyucu için ayrı bir şans.

Kemalizmi bu kadar net aktarmanızın onu anlamakta güçlük çekenlere yardımcı olacağına (anlamak isteyenlere) inanıyorum.

“Bitmeyen Oyun” da çok faydalı bir eser.

Sayın Vural Savaş’ın kitabınız için kullandığı “Her Türk aydınının mutlaka okuması gerektiğine inanıyorum” ifadesini bu fırsatla ona da teşekkür ederek saygıyla yadediyorum.

Duygularımı sizinle paylaşmak istedim, yazdım.

Bir okurunuz olarak sizleri seviyor ve çalışmalarınız için teşekkür ediyorum. Sevgi ve saygıyla.

Kamil Ali Savaş, Afyon Gıda San.Ve Tic. A.Ş.,Gen.Md.-Afyon

Sayın Metin Aydoğan,

Bitmeyen Oyun ve Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye (1.Kitap) kitaplarınızı okudum. 2.Kitabı okumayı beklemeden, düşüncelerimi yazmak sabırsızlığını gösterdim.

Büyük bir emek ve bilinç ürünü olarak ortaya çıkan bu eserlerdeki, düşünce, duygu ve yorumların; sizin yaşam biçiminizi de yansıttığını düşünüyorum. Başka türlüsü, bu tip eserlerin ortaya çıkmasına olanak tanımazdı.

Yakın tarihimize ve onun yaratıcısı Mustafa Kemal Atatürk’e olan ilgim nedeniyle, elimden geldiğince okuyup, öğrenmeye çalışıyorum.

Şunu anladım ki: geçmişi, özellikle feodalite dönemini, Osmanlıyı, Avrupa’daki aydınlanma dönemini, kapitalizmin emperyalizm aşamasını ve Rus Devrimi’ni bilmeden, Atatürk’ü ve O’nun Anadolu’daki devrimini anlama olanağı yoktur.

Atatürk’ü anlamak isteyenlere ya da ayakları havada Atatürkçülük yapanlara bunu hep söylemeye çalışıyorum.

Kendime de hep şu soruyu soruyorum: Ülkeyi 1950’den bu yana yönetenler, kendilerinden önceki dönemde ve daha zor koşullarda, başarısı yaşanarak kanıtlanmış bir kalkınma modeli varken, büyük önderin yolunu neden terk ettiler. Bu ihaneti nasıl yaptılar. Nedenleri ve nasılları elbette ki biliyorum. Ancak, yine de içimdeki isyan, bu soruları bana sorduruyor.

Bu ihanetleri yapanlar için söylüyorum: İnsan yaşamı o kadar kısa ki, ulusun ve ülkenin geleceğini bu ihanetlerle karartmaya değer miydi?…

Mehmet Erol Mahmutoğlu, Eczacı-Sivas

Sayın Metin Aydoğan

Marquez’in “Yüzyıllık Yanlızlık”ı anlatışı insanlığa nasıl bir armağan ise “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” ile yüz yılın sorgusunun ortaya konması da o derece önemli bir armağan bana göre… Zira, iki ciltlik bu kitaptaki düşünce çerçevesi, uygarlık düzeyini gerçekçi bir yaklaşımla ortaya koyuyor.

Bugüne dek sosyolojik, ekonomik, siyasi, ayrı ayrı yapılan değerlendirmelerin, sorun tespitlerinin, tarihin neden sonuç ilişkisi içinde tek bir çerçevede ortaya konması, inanılmaz bir netlik kazandırıyor, yaşananlara… Ve hız çağında sis bulanıklığında yaşayan, anlamlandırma güçlüğü çekenlere, berrak bir çözüm sunarak; “ideolojilerin öldüğü”, “ütopyaların son bulduğu” karamsarlık taarruzunda, görmezden gelinmeyecek bir umut ışığı yakıyor…

Sizin ortaya koyduğunuz yüzyılın sorgusundan yola çıkarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının da kendilerini sorgulayacağından eminim… Zira, algılara yüklenen gecikmişlik duygusu içinde yaşanan sıkıntılar, küçük sistem sorgularını getirirken, gündeliğin içinde havada kalan sorguların temel nedenlerle buluşmasına büyük katkı yaptınız. Yeni bir yüzyıla girmişken yaşanacakları anlayabilmek için anlamlı bir başvuru kaynağı ortaya çıkardınız, Teşekkürler… Saygılarımla…

Semra Topçu, Gazeteci-Ankara

Sevgili Metin Aydoğan

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye ve Bitmeyen Oyun adlı kitaplarınız, geçen yıl Yeniden Müdafaa-i Hukuk dergisine uğradığım günlerden birinde geçmişti elime. Kitap satan dükkanları dolaşmadan elime geçen ilk kitap bunlar oldu.

Çok büyük bir coşku duydum kitapları okurken. Yeni dünya düzenine ilişkin kafamda oluşan sorular vardı, daha önceleri. Kitapları okuyup bitirdikten sonra, tek bir soru yanıtsız kalmadı. Bilgilenip, aydınlandım. Bilgi ile donandım. Yeni dünya düzeni adı verilen emperyalizme karşı ulusal çıkarlarımızı savunabileceğim, elimde güçlü bir silah var artık. Kitleleri aydınlatanların başta yapması gereken en önemli görevlerden biri de budur bence. Bilgi denen o güçlü silahı insanların eline vermek. Bunu yapabilene ne mutlu.

Dünyada icat edilmiş silahların en güçlüsü bilgidir. İnsanlar bu silahı doğru kullanmasını bilirse, hiçbir güç ve silaha yenilmezler. Bilgi üreticisi, öğreticisi, uygulayıcısı olan Mustafa Kemal, ülkesinin koşullarına uygun olarak bilgiyi en doğru biçimde kullanan bir önderdir. O’nu yenilmez kılan da bu olmuştur.

Bilgiden yararlanabilmek, yararlandığından yeni bilgi üretmek, ürettiğini iyi öğrenmek, doğru kullanmak bir zeka işidir hiç kuşkusuz. Zeka ise rededilmez bir gerçek. Bir aydınlatıcı olan Metin Aydoğan’ın, bilgi denen o güçlü silahı iyi öğretmesi ve doğru kullanması bizleri umutlandırıyor. Umudumuz sizin bizlere özümsettiğiniz Kemalizm’dedir. Kurtuluşumuz, tek çıkar yol olan, Kemalizm’le olacaktır. Buna yürekten inanıyoruz. Bu umut yaşatıyor bizleri. O umudu yüreğimizde taşımasak, emperyalizmin ülkemizde yarattığı vahşete nasıl dayanabilirdik ki!…

Aydınlanmaya gereksinim duyulan bir dönemde, yeni dünya düzeni aldatmacası bir afyon gibi beyinleri uyuştururken, tam zamanında, yaşanan rezalete karşı koyacak kitaplar ürettiniz. Aydınlarımızdan bunu umuyor, bekliyorduk. Bunu siz yaptınız; umudumuzu boşa çıkarmadınız. Beyinleri uyuşturan yeni dünya düzeni afyonundan kurtaracak ilacı, vakit çok geç olmadan elimize ulaştırdınız. Bu yapıtlar zehirin panzehiri oldu. Diliniz, eliniz, beyniniz dert görmesin. Bizi gerçekten aydınlattınız sevgili Metin Aydoğan.

Sabahtan akşama, akşamdan sabaha dek TV de kanal kanal dolaşan yeni dünya düzeni kalemşörleri, biri diğeri ile yarışarak anlattıkları düzmecelere, aldatmacalara bundan böyle inanan insan bulamayacaklardır pek. Öyle anlaşılıyor ki, işleri epey zor. Düzenlerine ve düzdükleri övgülere, kendilerinden başka kimseyi inandıramayacaklar artık. Halkımıza bu afyonu kolay kolay yutturamayacaklar. Yeter ki, Metin Aydoğan’ın ortaya koyduğu eser okunsun, incelensin. Tüm içtenliğimle inanıyorum buna.

Anadolu halkının yanık bağrı, verimli topraklar gibidir. Mustafa Kemal’i yetiştiren o yanık bağır, hala, bıkıp usanmadan nice aydınlatıcılar yetiştirdi. Yetiştiriyor da. İşte bak, o bağır bir aydınlatıcı daha yetiştirdi. Metin Aydoğan’ı çıkardı. Verimli toprağın bol olsun ey Anadolu halkı, ey yüce halk!… Kurak ve çorak kalma. Hep öyle ol!…

Ülkemizin içine düştüğü durum Mustafa Kemal Devrimi’nin bir sonucudur diyor kimileri. Amaçları belli; Mustafa Kemal’den ve devrimlerinden insanları soğutmak. Osmanlının son döneminde yaşanan tüm olumsuzlukları ortadan kaldıran, bağımsız yeni bir devlet kuran, ellili yıllarda da hepten önü kesilen devrim; nasıl olur da, kaldırdığı olumsuzluklara benzer bugünkü olumsuzlukları yaratabilir. Devrim, önderini yitirdikten sonra, başlangıçta olduğu gibi yolunda yürümedi ki, bugünkü durum onun bir sonucu olsun. Kırklı yıllarda ilkeleri budanmaya başlayan devrim, yoluna konan engellerden, aksak topal yürüyerek güçlükle ellili yıllara varabildi ancak.

Mustafa Kemal’e karşı olan, devrimini bir türlü içlerine sindiremeyen ve dışarıyla bütünleşen işbirlikçiler, ele geçirdikleri iktidar olanaklarıyla, devrimin yolunu tümden tıkadılar, yürümesine engel oldular. Onunla da kalmadılar. Günümüze dek dönüşümlü olarak geldikleri iktidarlarda, devrimin onbeş yıla sığan o büyük kazanımlarını, hoyratça, har vurup, harman savurdular.

Ülkeyi bu duruma getirenler, şimdi kendilerini temize çıkarmak için, ülkeye verdikleri zararı, yaptıkları kötülükleri el altından devrime yıkmak istiyorlar. İşledikleri tüm günahlar devrime yıkılsın ki, kendileri temize çıkıp ak pak olsunlar. Ak pak olsun demekle ak pak olunmuyor. Balkanlardan, Çanakkale’den Kurtuluş Savaşına, ikibuçuk milyon Anadolu insanının döktükleri kanı hiçe sayanlar, tokuçlana tokuçlana sodalı, deterjanlı sularda yunsalar, kazanlarda fokur fokur kaynatılsalar, bu ülkeye verdikleri zarardan, yaptıkları kötülüklerden asla arınmazlar. Arınamıyorlar da.

Yeniden Müdafaa-i Hukuk’un düzenlediği kitap şenliği için Kaş’a giderken, dağların denize değen etek uçlarında kıvrılarak gelen yol, beri yüze dönünce, dağların arasından dolana, büküle giden köy yollarına ve dağlara baktım. Uysal ve görkemli bir duruşları, kahırlı ama soylu bir görünüşleri vardı. Tarihi ansıttı bana. Beni alıp 1919’a götürdü. O günleri anlatmak istiyordu sanki!… Ta ötelerde, uzaklarda bağımsızlık savaşında düşmana sıkılan kurşun seslerini duyar gibi oldum bir an. O soylu dağlarda takılı kaldı gözlerim; oralarda bir yerlerde ayak izleri aradı durdu. Bağımsızlık savaşçılarının Kuvva-i Milliyecilerin ve Mustafa Kemal’in ayak izlerini aradım. Ve bu izleri; yoksul ama onurlu, olanaksız ama direngen, sabırlı ama asla yenilmeyen Anadolu insanının soluğunu duyarak Torosların doruklarında gördüm. Duygulandım ve umutlandım.

Beni coşturan ve umutlandıran duygularla geldim Kaş’a. Çobanoğlu Pastanesinde çalışan Antep’li genç arkadaşın ikram ettiği çayı içip dinlenirken, kitap şenliği için koşuşturan genç insanları gördüm. Köy kahvelerinde yapılan toplantılarda, köylülerin bilinçli tepkilerini gördüm.

Köylü ve kentli, genç ihtiyar herkes, kendi anlayış ve üsluplarıyla sizin yazdıklarınız gibi konuşuyorlardı. Tütünden, pancardan, ithal tohumdan, sosyal güvensizlikten ve eğitimin yetersizliklerinden bahsediyordu insanlar. Sizin yazıp söyledikleriniz, her alanda yaşanıyordu. Emeğini tarlaya gömen köylüler kızgın ve öfkeliydi. Bir dokununca, bin ah işitiyorduk. Ah vah etmenin, sövüp saymanın da bir şey değiştirmediğini biliyorlardı. Tüm bu olumsuzlukları temelden değiştirecek gücün, örgütlü bir mücadele vermekte olduğunu yavaş yavaş anlamaya başlamışlardı. Beni sevindiren, pancarda verimi düşüren nedenin ne olduğunun ayırdına varmalarıdır. Kaş’tan gerçekten umutlanarak döndüm.

Kuvva-i Milliye ruhunu taşımayan particilerin de, parti sevdasına düşenlerin de söylemlerini kös dinler oldum. Boş sözleri sevmiyorum. Öylelerini çok gördük, çok dinledik, dinlemeye de devam ediyoruz, ne yazık ki. Yeri geldiğinde sözümü hiç sakınmadan söylüyorum. Bağımsızlık ruhunu taşımayan insanlar, 1919’u duydukları zaman yüzlerinin anlamı da takındıkları tavır da dakikasında değişiveriyor, ihanete giden bir aymazlık içine giriyorlar.

Sıradan bir insanın sıradan düşüncelerine önem verirseniz beni çok sevindirirsiniz. Sizi ve kitabınıza katkı koyan sevgili ailenizi tanımak benim için büyük bir onurdur. Bu onuru her zaman taşıyacağım. Yarattığınız eserler, Türkiye’nin zor döneminde değeri ölçülemeyecek bir etki yaratmıştır. Türk ulusu hizmetinizi hiçbir zaman unutmayacaktır. Saygılarımla.

Melahat Yılmaz, Emekli Öğr., Bor-Niğde

Sayın Aydoğan;

Ben askeri lisede okuyan bir öğrenciyim. Kitaplarınız olan “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” ile “Bitmeyen Oyun ve Türkiyeyi Bekleyen Tehlikeler”i büyük bir beğeni ve istekle okudum. Kısa olan 19 yıllık yaşamın boyunca nelerden bihaber olduğumu sizin sayenizde öğrendim. Daha önce bana çok yabancı olan tanım ve kavramları, bilimsel güvenilirlik ve gerçek boyutlarıyla sizden öğrendim.

Bir askeri öğrenci olmama karşın, Atatürk’ün gerçekte ne yaptığını, ne söylemek istediğini, bize nasıl bir devlet yapısı emanet ettiğini ve nasıl bir dâhi olduğunu sizin sayenizde pekiştirdim ve bilincime yerleştirdim. Kitaplarınız, bence her Türk gencinin sahip olması gereken “Atatürkçü” düşünceyi, her boyutuyla kavramamı sağladı ve birçok konuda bakış açımın değişmesine neden oldu.

Kız arkadaşım başta olmak üzere tüm arkadaşlarıma kitaplarınızı önerdim ve birçok konuda düşünce birliğine vardığım, Atatürkçü düşünceyi kavramış yeni dostlar edindim. Size belki yabancı gelebilir ama eskiden geceleri yaptığımız yatakhane sohbetlerinde konuştuğumuz konular günlük sıradan olaylarken; şimdi Kemalizmi, Atatürk’ün devletçiliğini, ülkemizin sorunlarını ve Ata’mızın büyüklüğünü konuşuyoruz. Kitaplarınız bizlere gerçekten bir rehber oldu.

Okulumuz kitap satış merkezine kitaplarınızı getirmeye başladık ve pek çok arkadaşımızın kitaplarınıza gösterdiği ilgiyi gördük. Değişen görüşlerimiz, değer yargılarımız, sohbetlerimiz ve en önemlisi bilincimizin gelişen düzeyini sağladığı için kitaplarınıza ve onu yaratan size çok şey borçluyuz. Herşey için teşekkürler.

Ayhan İncesu, Askeri Lise Öğr.

Selamlar Sayın Metin Aydoğan

Önce kendimi tanıtayım. Adım Eray Eralp, 22 yaşındayım ve Bilkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümünde yüksek lisans öğrencisiyim. “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” başta olmak üzere, kitaplarınızın hepsini büyük bir heyecan ve dikkatle okudum ve çok beğendim. “Yeniden Müdafaa-i Hukuk” dergisindeki yazılarınızı da ilgiyle izliyorum. Ülkeme ve dünyaya karşı bakışımı, sağlam bir temele oturtmamı sağladınız. Şimdi kendimi, ülkeme yararlı olmada daha donanımlı hissediyorum; özgüvenimi pekiştirdiniz; size çok şey borçluyum.

Sayın Aydoğan, içinde bulunduğumuz koşulların sıkıcılığına karşın biz Bilkent’li gençler boş durmuyoruz. Okuldaki çalışmalarımızın yanında, dışa dönük olarak neler yapabileceğim konusunda sürekli kafa yoruyorum. Siz ve sizin gibi yurtsever aydınlar, ülke gerçeklerini ve Atatürkçülüğün başarılarını, herkesin anlayabileceği biçimde bilimsel kanıtlarıyla ortaya koyuyorken, seçimlerin şu sonucuna bakınız. Dün geceden beri kahroluyorum. Daha fazla çalışmamız, daha fazla çaba sarfetmemiz gerek; bunu açık olarak görüyorum.

Düşünceleri yönünde davranan bir insan olmak için, bir ilk adım olmak üzere, sizin düzenli olarak yazı yazdığınız “Yeniden Müdafaa-i Hukuk” dergisinin Ankara temsilcisi olmak için Sayın Çetin Yetkin’e başvurdum; sağolsun bu yetkiyi bana verdi. Dergiyi okulda ve Ankara’da tanıtmak ve dağıtmak için çaba harcıyorum. Ülke yararına olan çalışmalarımı şimdi ve gelecekte sürdüreceğim. En büyük güç kaynağım, Türk halkına karşı duyduğum ölçüsüz sevgim ve Mustafa Kemal’e olan saygımdır. Yöneldiğim yolu aydınlatıyorsunuz. Bunu bilmenizi isterim.

Sn. Aydoğan, Atatürk’ün başlattığı devrim, bütün ihanetlere ve bütün karşı koymalara rağmen sürecektir. Çünkü sizin gibi gerçekleri ortaya koyan yurtsever aydınlar ve bizim gibi, geleceğine sahip çıkmak isteyen gençler tükenmeyecektir.

Kendinize lütfen iyi bakınız. Unutmayınız ki ülkemizin geleceğini belirleyecek olan biz gençlerin size çok ihtiyacı var. Saygı ve sevgilerimle..

Eray Eralp, Bilkent Üni.-Eğit.Bil.Böl.

Sayın Metin Aydoğan

Kitaplarınızın tümünü okumayı sabırsızlıkla bekleyen bir askeri lise öğrencisiyim. Zamanın çok sınırlı olduğu ve ders çalışmayla yüklü bir öğrenim yılı geçirdim. Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye’yi, geceleri bile okuduğumdan olacak, bir dersten geçer not alamamışım. Dün sınavı geçtim ve yaz tatiline girdim. Şimdi kitaplarınızı doyasıya okuyacak bol zamanım olacak.

Artık bir Harbiyeliyim. Daha sağlıklı düşünen, sorumluluk bilincini daha çok geliştirmiş bir genç olarak, Atatürkçü bir subay olmak üzere, Mustafa Kemal’in de okuduğu Harp Okulu’na gidiyorum. Ben ve arkadaşlarım, kitaplarınızla tanıştığı için, Atatürkçülüğü özünden kavramış olarak o büyük ocağa gidiyoruz. İnanıyorum ki eserleriniz sayesinde daha nice Atatürkçüler yetişecek ve bu ülkenin kaderine yön verecekler.

Eserlerinizle ulusal bilinç üzerinde yarattığınız etkinin, size ne kadar büyük bir mutluluk verdiğini anlıyor ve size imreniyorum. Ne mutlu size. Dilerim, ileride ülkem için yararlı işler yapar ve farklı biçimlerde de olsa, bu mutluluğu ben de yaşarım. Bitmeyen Oyun’un kurmay olacak subayların okuyacağı kitaplar listesine alınması, yazarı için ne gurur verici bir olaydır. Kitabınızı kim listeye almışsa, o gerçekten sağduyulu ve üzerine düşen görevi yapan, vazife bilincini yakalamış birisiymiş; onu da kutlamak gerek.

Yarın eve gidiyorum. Kitaplarınızın tümünü daha önce eve yolladığım için onları kardeşim, annem ve babam benden önce okudular. Onları biraz da kıskanıyorum. Mektubuma cevap vermeniz, beni çok mutlu etti. Ülkemizi ve geleceğini etkileyen konularda bir sorum olduğu zaman, size tekrar yazabilir miyim? Eğer yazarsam sizi rahatsız eder miyim? Sizi, ülke ve dünya sorunlarına serinkanlı, bilinçli ve tamamen objektif yaklaşan bir “dostum” olarak hissediyorum. Ve bu beni yeterince mutlu ediyor. Yaptıklarınızın karşılığını bizler de ancak ülkemiz için birşeyler yaparak ödeyebileceğimizi düşünüyorum.

Aydınlık, bilinçli, Kemalist, uygar ve bağımsız bir Türkiye için sizin gibi insanlara, bu ülkenin ve bizlerin çok ihtiyacı var. Lütfen kendinize iyi bakınız ve yolumuzu aydınlatan eserler üretmeye devam ediniz. Saygılarımla.

Erdal Akçicek, Askeri Lise Öğr.

Sayın Metin Aydoğan,

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye başta olmak üzere tüm kitaplarınızı okudum. Yazdığınız kitaplar sayesinde, perde arkasındaki gerçekleri gün ışığına çıkartarak milletimize ne kadar yararlı olduğunuzu belirtmeme gerek yok sanırım. Günümüzde, ülkemiz üzerinde tezgahlanan küresel oyunları, hiç korkmadan, kimseden çekinmeden dile getirebilen insanlar bulmak neredeyse imkansız hale gelmişti; bize cesaret verdiniz.

Kitaplarınızı bir solukta okudum ve tüm tanıdıklarıma verdim. Sonunda hepsinin yüzünde, bir kitabı bitirmenin mutluluğu yerine sadece korku ve endişe vardı. Çünkü kitaplarınızı okumadan önce, gerçeklerin bu kadar acı, tehlikenin bu kadar yakınımızda olduğunu bilmiyor ve bilgisizliğin geçici “mutluluğunu” yaşıyorduk. Huzurumuz kaçtı, ama bilgilenmiş olmanın özgüvenine kavuştuk. Bunu sağladığınız için size teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

Gül Dereli, İst.Üni.Uluslararası İliş.Böl.

Sayın Metin Aydoğan

Ben 18 yaşında bir gencim. İsminizle ilk kez Sn.Vural Savaş’ın Militan Demokrasi kitabında karşılaştım. Daha sonra arkadaşlarımdan sizin ve kitaplarınız hakkında çok şey duyunca bir arkadaşımdan Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye’yi aldım ve okumaya başladım. Kitabı elimden bırakamıyorum. Bu kadar kapsamlı ve bilgi yüklü bir kitabı bu kadar kolay okuyacağımı hiç düşünmemiştim.

Kitabınızda dünyanın ve ülkemizin sorunlarını çok doğru ve çok güzel bir biçimde ele almışsınız. Ben ve arkadaşlarım, Kemalizmi tam olarak anlayan ve anlatan kitaplarınıza ulaşabilen şanslı kişileriz. Oysa Kemalizm, gençlere eksik ve yanlış olarak öğretiliyor; bunu kitabınızı okuyunca çok açık olarak gördüm. Şu anda gençler Atatürkçülüğü öğrenmeyi ve anlamayı zulüm olarak görüyorlar. Bize ne kadar çok şey kazandırdınız bir bilseniz.

Halkımızın okuma alışkanlığı yok denecek kadar az. Basın-yayının niteliği ortada. Sanki Türkiye’de yayımlanmıyorlar, dışarda basılıp Türkiye’ye getiriliyorlar. Yarattığınız eserlerle, bu eserlere ulaşabilen bizleri aydınlattınız. Ancak, daha çok şey yapılmalı ve gerçekleri Türk halkına ulaştırarak, onları da aydınlatmalısınız. Ben de elimden geldiği kadar çevreme ulaşıyor, kitaplarınızdan öğrendiklerimi onlara anlatıyor ve daha fazla ne yapabilirim diye sürekli düşünüyorum; ülkem ve insanlarım, emperyalizmin sömürüsünden, gerilik ve gericilikten nasıl kurtulur; Türk ulusu Atatürk’le yeniden kucaklaşıp büyük işleri yeniden nasıl gerçekleştirebilir diye kafa yoruyorum. Ben ve arkadaşlarım, bizden gizlenen gerçekleri okuyup öğrenerek, Türkiyemiz için neler yapabiliriz sorusuna cevap arıyoruz.

Sizi Atatürkçülüğümün tüm coşkusuyla selamlıyor ve kutluyorum. Bize yükselecek olan ulusal mücadelede gerekli olan en değerli gücü, bilgiyi veriyorsunuz. Saygılarımla.

Ömer Karakoç, Bandırma-Balıkesir

Sayın Metin Aydoğan

Büyük basın-yayın organlarınca yürütülmekte olan psikolojik savaşın etkisinde kalmak oldukça kolay. Her yaştan, her konumdan insanlar rahatlıkla yanlış yönlendirilebiliyor, çıkarlarını ve geleceklerini göremez hale getirilebiliyorlar. Aldatıcı propagandaların ve psikolojik savaşın yıkıntıları altından sayenizde çıktım.

Bazı konularda doğruyla yanlışı yer değiştirerek biliyormuşum. Bu acı gerçeği eserlerinizi okuduktan sonra gördüm ve büyük bir öfke duydum. Bize neler öğretmişler, gerçek dışı uydurmalarla bizi nasıl etkilemişler, hayret doğrusu. Şimdi büyük bir hırsla ve daha çok okuyarak, kendimi ve çevremi aydınlatmaya çalışıyorum. Karşımızda ülke çıkarlarıyla adeta alay eden, az ama etkili bir grup ve bir mütareke basını var. Bunlara karşı halkımızı aydınlatmak için çok çalışmalıyız, ben çalışacağım.

20.Yüzyılı, Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye ile sorguladım. Bitmeyen Oyun ile diziyi tamamlıyorum. Kitaplarınız bir bütün olarak, gerçek bir bilgi hazinesi ve bir “şaheser”dir. Biz gençlerin doğru bilgiye meğer ne kadar çok ihtiyacı varmış. Bana kazandırdıklarınız için kendimi size karşı borçlu hissediyorum. Sizi hiçbir zaman unutmayacağım.

Kitaplarınızda bir genel tutum dikkatimi çekti. Araştırma ve incelemeyi yapıp kuramsal bir çerçeve oluşturmuş ancak sonuç çıkarmayı okura bırakmışsınız. Geleceğe dönük eylemler, yeraltı kaynaklarımız için yapılması gereken işler ve ülke dinamiklerinin birleştirilmesi konularında somut önermelerde bulunsanız acaba daha iyi mi olurdu diye düşünüyorum. Böyle bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz? Yeni eserlerinizi dört gözle bekliyorum. Saygılarımla.

Behiç Kula, ODTÜ Bilg.Müh.Böl., Hazırlık Sın.

Sayın Metin Aydoğan,

Adım Aykut Karakule, Harp Okulu öğrencisiyim. Size çok önceden ulaşmak istiyor ve kitaplarınız için sizi kutlamak istiyordum. Ancak övgüden başka bir şey yazamayacağım ve herkesin görüp teslim ettiği bir başarıyı kutlamaktan öteye gidemeyeceğim için yazmadım. Bugün, iki arkadaşımın daha elinde gördüm şu “yeşil kaplı iki ciltlik şaheserinizi”.

Ne diyeceğimi bilemiyorum. Kitabınızı bana öneren bölüm öğretmenimin sözleri aklıma geldi. Aslında bu sözleri size belki iletmemem gerekirdi ama olumsuz gidişe duyduğu öfke ve size olan hayranlığı açıkça belli olan öğretmenim bana, “BAK OKU, İŞTE METİN AYDOĞAN. SEN OKUMAZSAN, SAHİP ÇIKMAZSAN YARIN O DA YALNIZ KALACAK ONU DA ÖLDÜRECEKLER!”

Bu sözler aklımdan hiç çıkmayacak. Ben, ülkem için ölümü, bilerek göze alan bir mesleğin insanıyım. Bizler gerçek boyutunu bize yeniden hatırlattığınız Mustafa Kemal’in yetiştiği ocakta nefes alıyoruz. Bu ülke için canımızı vermeye hazırız. Eserleriniz, ulusal bilincimizin güçlenmesinde değeri ölçülmeyecek katkılar sağlamıştır. Size teşekkür ederiz.

Sayın Aydoğan, kitaplarınızdan aldığım hızla, inanın artık çok okuyor ve çok düşünüyorum. Bugünkü sıkıntılı dönemi, bilgiye dayalı bilinçle aşacağımıza inancım tamdır. Sizin değerli vaktinizi fazla çalmak istemiyorum, buna borç da diyebilirsiniz. Şu anda, ülkeme olan hizmet borcumdan, size olan zaman ve Akçay kitabevine olan kitap taksitlerimden başka kimseye borcum yok. Saygılarımla.

Aykut Karakule, Harp Okulu Öğr.

Değerli Yazar Metin Aydoğan

Çukurova Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğrencisi olarak, yapmakta olduğum dönem ödevim için bana, Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye adlı kitabınızı okumam önerilmişti. Kitabınızı bir solukta okudum. Bu büyük eseriniz ödevim için çok yararlı olduğu gibi, bunun çok ötesinde, dünyaya bakışımı değiştirdi, sanki bambaşka bir insan oldum. Kendimi şimdi çok bilgili ve bilinçli hissediyorum. Kitabınızı bana öneren insana, yaşamım boyunca teşekkür borçlu olacağım.

Eserinizi okumanın verdiği heyecanla yazdığım ve çalışmam için yardım isteyen mektubumu, çok ümitsizce ve sadece şansımı denemek amacıyla yazmıştım. Benimle ilgilenmeniz, aklımın ucundan bile geçmiyordu. Düşünsenize, koskoca bir yazar Özlem Özcan’ı arayacak. Ancak, siz gecikmeden yanıt verdiniz ve yardımcı olabileceğinizi yazdınız. Bana verdiğiniz heyecan ve güven sonsuzdur, sağolun. Mektubunuzu değerli bir anı olarak saklayacağım.

Toplumumuzda, gençleri bilgisiz gören ve onların birşey yapamayacağına inanan insan sayısı çok fazla. Gençlere kapalılar ve onları gerçekleri görmeyen, bu nedenle sürekli nasihat verilmesi gereken cahil insanlar olarak görüyorlar. Sizin gibi düşünen ve davranan çok az insan var. Şu an size olan hayranlığım daha çok artmış durumdadır. Herşey için size çok teşekkür ediyorum.

Ödevim bittiği zaman, bir örneğini size göndermek istiyorum. Tabii sizi sıkmazsam? Ayrıca sizden son bir şey daha isteyeceğim. Eğer kısmet olur da Adana’ya gelirseniz, sizinle mutlaka tanışmak ve sohbet etmek isterim. Umarım bu onuru kazanmamı bana çok görmezsiniz.

Size, bana kazandırdıklarınızı anlatmak için aşağıdaki kısa öyküyü gönderiyorum. Dilerim ülkemizde, daha çok kişi, sizin yaptıklarınızı bu öyküdeki anlayışla yapar ve ülkemiz aydınlık bir geleceğe doğru ilerler.

“Birgün sormuşlar ermişlerden birine: Sevginin yalnızca sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır? Bakın göstereyim demiş, ermiş. Önce, sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken kaseler içinde sıcak çorbalar ve arkasından da ‘derviş kaşıkları’ denilen bir metre boyunda kaşıklar vermiş sofradakilere. ‘Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz’ diye bir de şart koşmuş.

‘Peki’ deyip içmeye girişmişler. Fakat, o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden, bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. Sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.

Bunun üzerine ‘şimdi’ demiş ermiş: Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu kez. ‘Buyurun’ denilince, her biri uzun kaşıklarını çorbaya daldırdıktan sonra karşısında oturan kardeşine uzatarak içirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.

‘İşte’ demiş ermiş ve eklemiş: Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Ve kim kardeşlerini düşünür de doyurursa, o da kardeşi tarafından doyurulacaktır.”

Sahip olduğunuz bilgi hazinesini bizlerle paylaşıp beynimizi doyurduğunuz için size çok teşekkür ediyorum. Sağlıklı ve mutlu kalın. Bizlere bilgi ulaştıran kitaplar yazmaya devam edin. Saygılarımla.

Özlem Özcan, Çukurova Üni.-Adana

Sayın Aydoğan,

Kitabınızı okuduktan sonra, kitaplığımda saklayamazdım. Ekteki notu yazarak arkadaşlarıma gönderdim. Bu değerli çalışma için size ne kadar teşekkür etsek azdır. Sağolun, varolun…

Bugün diğer dört kitabınızın da siparişini verdim. Yeni eserlerinizi bekliyoruz. Sağlıcakla kalın, selam ve sevgiler…

Arkadaşlarıma gönderdiğim not şöyledir: “Metin Aydoğan’ın iki cilt halinde 964 sayfada hazırladığı ve hiç bir telif ücreti almadığı Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye adlı eserini okudum. 24 milyon liraya sahip olduğum bu eşsiz eseri, kitaplığımda saklayamazdım. Saklasaydım verilen emeğe ve Metin Aydoğan’a haksızlık olurdu. Okuduğum birçok kitabın adını hatırlayamazken, kitaplığımda yer almayacak olan bu eseri unutmayacağım.”

Kitabı üç haftada okudum ve bugün bitirdim. Bildiğim birçok şeyi yinelerken, bilmediğim çok şey öğrendim. Bu kitabın elden ele dolaşarak herkes tarafından okunması gerektiğine inanıyorum. Bunun için, okumayı seven ve en kısa sürede okuyacağına inandığım arkadaşlarıma, onun da kendi arkadaşına göndermesi istemiyle yolluyorum.

Kitabı her okuyan, adını soyadını, kitabı bitirdiği tarihi yazarak imzalasın. Elli kişi tarafından okunduktan sonra kitabın, değerli dostum ve arkadaşım sevgili Ö.Özhan İskenderoğlu anısına yaptırdığımız kitaplıkta yer almasını istiyorum. Bu nedenle ellinci okuyucunun kitabı, Halk Eğitim İlçe Müdürlüğü Kemah/Erzincan adresine göndermesini özellikle rica ediyorum.

A.Uğur Gökalp, Kemah/Erzincan

Değerli Hocam Sayın Metin Aydoğan,

Ben Antalya’dan yazıyorum. 22 yaşında bir üniversite öğrencisiyim. Bugüne dek yalnızca roman, öykü ve şiir okumuştum. Ancak, altı ay önce kız arkadaşım sizin Bitmeyen Oyun adlı kitabınızı armağan etti. Ve o günden beri de roman okuyamaz oldum, ne yazık ki.

Son olarak Yeni Dünyü Düzeni Kemalizm ve Türkiye’yi okudum. Yeniden Müdafaa-i Hukuk’ta yazdığınızı duydum ve bürosuna gittim. Haydar Çakmak beyle tanıştım ve eski sayılar dahil tüm yazılarınızın fotokopilerini çektirdim. Şimdi onları okuyacağım.

Yazdıklarınızdan inanın çok şey öğrendim. İnsan okudukça öğrendikçe, kendini daha bir başka (güçlü ve mutlu) hissediyor. Ve bunun yanında insanın içinde, kendisine bilgi ulaştıran insana karşı bir sevgi, saygı ve tanımlaması güç değişik bir bağ oluşuyor. “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” özdeyişinin anlam ve değerini şimdi daha iyi anlıyorum.

Kitaplarınızı okuduktan sonra, kendime kızarken ülkem için üzüldüm. Türkiye’nin sömürüldüğünü biliyor, ancak sömürünün bu denli yoğun olduğunu bilmiyordum. Bunu öğrenmek insana elbette üzüntü veriyor. Bana gerçekleri öğretip gözümü açan yapıtlarınıza geç ulaştığıma inanıyorum; kendime kızmamın nedeni de buradan geliyor.

Kitaplarınızı olağanüstü güzel bulup iki kez okudum. Şimdi olay ve gelişmelere farklı ve sağlam bir dünya görüşüyle bakıyorum. Kitaplarınızda, anlatımı zor konular o denli açık ve anlaşılabilir bir biçimde ortaya konmuş, dildeki akıcılık ve duruluk o denli ileri düzeyde sağlanmış ki, hayranlık duymamak olanaksız. Türk diline gösterdiğiniz özen nedeniyle size ayrıca teşekkür ederim.

Bilmenizi isterim ki, kitaplarınızı çevremdeki hemen herkese tanıtıyor ve öneriyorum. Ne yazık ki ulus olarak kitap okuma, araştırma, sorgulama gibi konularda olanaklarımız son derece sınırlanmış durumda; halkımız kitap okuyamıyor, bunu aşmak zorundayız. Sizin gibi değerli aydınların bize uzattığı ışığı yayacağım. Zamanınızı aldığımın farkındayım, ancak izninizle birkaç şey daha yazmak istiyorum. Mektubunuzda adresimi istemiş ve Avrupa Birliğinin Neresindeyiz adlı kitabınızı armağan olarak göndermek istediğinizi yazmışsınız. İnanın bunu okuduğuma çok şaşırdım, fakat aynı zamanda oldukça sevindim.

Yazacaklarımı bir duygu sömürüsü olarak algılamayacağınızı umuyorum. Ekonomik durumum oldukça kötü. Annem bir trafik kazasında sakat kaldı, babamın da okuma-yazması yok ve yaşlı. Yani ikisi de çalışmıyor. Abim ve okuldan artan zamanlarımda ben çalışarak güç de olsa geçinebiliyoruz. Bu yüzden malesef, her istediğim kitabı almak konusunda oldukça zorlanıyorum. Bu bağlamda kitabınızı gönderme öneriniz beni çok mutlu etti. Çünkü insanların aydınlanmasına böylesine emek veren bir düşün insanının, bir araştırmacı aydının emeğinin karşılığı ödenmeli. Keşke bu olanağım olsaydı. Bu arada siz göndermeseniz de kesinlikle alırdım, ancak yalnızca biraz geç olurdu. Kitabevine girdiğimde, bütün kitaplarınızı alıp çıkmak istemiştim, ancak mali gücüm buna yetmemişti. Neyse, kişisel sorunlarımla zamanınızı aldığım için bağışlayın. Ancak kitap gönderme önerinizi neden kabul ettiğimi açıklamak zorundaydım. Ne kadar teşekkür etsem azdır.

Oldukça vaktinizi aldım. Son olarak sizi tanımamı sağlayan kız arkadaşım Emine’ye mektubunuzu gösterdiğimde şaşırdı; inanamadı. O da sizi ilgiyle takip eden okurlarınızdan biridir. Size saygı ve selamlarını iletiyor. Benim için sizinle yazışmak büyük bir onurdur. Bir paragraf dahi olsa yazmanızı heyecanla bekleyeceğim. Herşey için tekrar teşekkür ederim.

Elinize, yüreğinize sağlık! Mutlu ve umut dolu yarınlar…

Özgür Dönmez, Akdeniz Üni.-Antalya

Sayın Aydoğan,

Ben Hüseyin Tuğcu, size Mersin’den yazıyorum. İsminizi ilk önce, Sn. Oktay Sinanoğlu’nun Hedef Türkiye adlı kitabında gördüm. Hava Kuvvetlerinde üsteğmen olarak görev yapan abimle beraber, Şubat ayında Bitmeyen Oyun kitabınızı aldık ve gerçekten çok etkilendik; daha doğrusu ne kadar körleştirilmiş olduğumuzu gördük. Şimdi tüm kitaplarınızı edinmiş ve seriyi tamamlamış durumdayız. Kitaplarınızı bu kadar geç okuduğumuz için kendimize çok kızıyoruz. Şu anda kız arkadaşım okumaya başladı ve diğer okuyucular sırada bekliyorlar.

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye’yi yeni bitirdim. Ülke ve dünya gerçekleri konusunda gözlerim daha çok açıldı, bu nedenle size minnettarım. 15 gün önce, henüz Ocak ayında mezun olduğum Mersin Üniversitesi’nde konferans vereceğinizi duyduğumda gerçekten çok mutlu oldum. Gelmenizi dört gözle bekliyoruz. Umarım sizinle tanışma fırsatı bulurum. Sizin ve sizin gibi aydınların, ne kadar değerli olduğunu başımızdakiler bilmeseler de, daha doğrusu bilmek istemeseler de; biz toplum olarak gayet iyi biliyoruz, hiç kuşkunuz olmasın.

Sayın Aydoğan, tüm kitaplarınızı, iyice özümseyerek notlar çıkarıp bir kez daha okuyacağım. Ve çevremdeki insanların okumasını sağlayacağım. Çünkü gün geçtikçe ve insanlarımızdaki bilinçsizlik körüklendikçe, ülkemizin durumu daha kötüye gidiyor. Görünen o ki, kitaplarınızda da belirttiğiniz gibi, ulusal bir bilinç oluşmadıkça ve kitleler örgütlenip ses çıkarmadıkça, ülkeyi yönetenler her gün daha da azıtarak ülkemizi bataklığa sürükleyecekler.

Sizin kitaplarınızla tanışmamla birlikte, ülkemde ve dünyada yaşananlara bakışım tümüyle değişti; daha doğrusu bakış açım oluştu. Çünkü bugüne dek, bu tür yayınları pek okumadığım ve güncel olaylarla pek ilgilenmediğim için herhangi bir bakış açım da yoktu. Televizyonlardan, gazetelerden izlediklerimin ne kadar tek yanlı olduğunu sizin sayenizde görebildim; boşa harcamış olduğum zaman için de kendime çok kızdım.

Bilinçlenmem yalnızca bir başlangıçtır. Edindiğim bilinci tabana yaymam gerektiğini görüyorum ve bunu yapacağım. Kız arkadaşımla birlikte, bu amaç doğrultusunda çalışmaya başlamış bulunuyoruz; düşüncelerimizi en kısa süre içinde çevremize yayacağız ve bunu sürdüreceğiz. Çünkü her kitabınız bir bilgi hazinesi, bu hazineden herkesin yararlanması gerekiyor; yaşadıkları sorunlara ancak böyle çözüm bulabilirler.

Avrupa Birliğinin Neresindeyiz kitabınızı okuyunca sizin de belirttiğiniz gibi gerçekten “dehşet”e düştük. Böylesi politikalar nasıl yürütebiliyor, bunları yürütenler nasıl insanlar! Hiç zaman yitirmeden gerçekleri halkımıza anlatmalıyız, yoksa çok geç kalacağız. Gerçek ve doğru bilgi konusunda birinci kaynağımız her zaman siz olacaksınız.

Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Yeni çalışmalarınızı dört gözle bekliyoruz. Saygılarımla.

Hüseyin Tuğcu, Mersin

Sevgili Metin Aydoğan,

28 Nisan-13 Mayıs 2004 günleri arasında; zamanında düzeniyle rüyalarımızı süsleyen Rusya’nın başkenti Moskova ve daha sonra da Leningrat’da (St.Petersburg’da) bulundum.

Uğruna ölümlere gidip geldiğimiz düzenin nasıl ve neden yıkıldığını gözledim. Birçok dostla tanıştık. Sonunda vardığımız yargı: Kurtuluş savaşımızın bu dost ülkesi de, Türkiye’mizin bugün karşı karşıya olduğu saldırılarla karşı karşıyaydı ve aynı yöntemler burada da uygulanıyor, aynı yol izleniyordu. Ancak, biz onlardan şanslıydık. Çünkü; bizim yaşananları tesbit edip yazan ve ulusunu aydınlatan bir Metin AYDO-ĞAN’ımız vardı.

Umar ve dilerim ki; Kurtuluş Savaşı’mızı destekleyen Rus halkı da bir Metin AYDOĞAN’a sahip olsun! İşin ayrıca en hoş olan tarafı ise; Metin AYDOĞAN’ın kitaplarından haberdar olan ve alıp okuyabilen Rusya’daki dostlarla bu tesbitler üzerinde de konuşabilmiş olmaktı.

Ertuğrul Barka, Kimya Müh./İzmir

Sn. Metin Aydoğan,

Sözlerime sonsuz saygılarımı belirterek başlamak istiyorum. Kitaplarınızın tümünü, en son olarak da Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye’yi okudum. Bilmediğim daha ne çok şey varmış meğer. Kitaplarınızda öyle alıntılara rastladım ki, bunların doğruluğuna önce inanamadım. Böyle şey nasıl olur dedim; daha doğrusu olabilirliğine aklım ermedi. Ulusal onurumuzdan pek çok ödün verildiği şu günlerde, sizin gibi bir aydının çıkıp bizleri şöyle bir silkelemesi, sanırım bizi kendimize getirecektir. Ben henüz 19 yaşındayım, ancak genç yaşımın tek sorunu inanın, ülkemizin içinde bulunduğu kötü durumdur. Seçimini böyle yapan bir insan için, kitaplarınızın ne kadar yüksek bir değere sahip olduğunu söylememe sanırım gerek yoktur.

Kitaplarınız bana üzüntü, ancak aynı zamanda mücadele azmi verdi. Üzüldüm, çünkü kötü yönetiliyoruz ve zenginliğimiz talan ediliyor. Mücadele azmim yükseldi, çünkü bu gidişe dur demenin görevim olduğunu anladım. Ben insanım, insan olan herkes, şartlar ne olursa olsun ülkesini korumayı görev bilmez mi? Atatürk bunu yapmadı mı? Bizim de yapmamızı söylemedi mi?

Yazdıklarınızdan, sizin de belirttiğiniz gibi birçok konuda “dehşet”e düştüm. Bana göre işin çok daha “dehşet” verici yönü, yazdığınız acı gerçeklerin halka yeterince ulaşmaması ve halkın durumdan haberdar olmamasıdır. Bunun aşılması gerekiyor. Paramız, gazete ve televizyonumuz yok ama elbette duracak değiliz. Öğrendiklerimizi, biz halka götüreceğiz. Bu girişim, başlangıçta kimileri için önemsiz ve cılız çabalar olarak görülebilir, ancak biliyorum ki, gerçeklere dayanan bilgi ve bilinç yenilmez ve dilden dile dolaşarak yayılır, örgütlü bir güç haline gelir.

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye kitabınızı tanıtmak için, Atatürkçü Düşünce Derneği Denizli Gençlik Kolu’nun çıkardığı “Cumhuriyet Çınarı” dergisine bir yazı hazırladım. Dergi’nin içeriği tamamlanmış olmasına karşın parasızlık nedeniyle basamadık. Bunu yakınmak için yazmıyorum. Doğru düşüncelerin yayılmasına örnek olsun diye yazıyorum. Dergiyi çıkaramamıştık, ancak o günlerde, gönderdiğiniz kitaplarınız geldi. Bu kadar çok kitabı görünce çok sevindim. Bir takımını Uludağ Üniversitesi’nde okuyan ablama, Bursa’ya yolladım. Diğer takımı, ADD kitaplığına sizin adınıza hediye ettim. Kitapları derneğe verdikten sonra inanılmaz bir biçimde ilgi görmüş ve daha kütüphane raflarına girmeden kapışılmış. Bunu sonradan derneğe gittiğimde öğrendim. Ablamdan aldığım bilgilere göre, kitaplarınız Bursa’da da olanca hızıyla elden ele dolaşıyormuş. Parasızlık nedeniyle dergiyi çıkaramamış ve kitabınızı tanıtamamıştık ama kitap bizim tanıtımımıza hiç ihtiyaç duymadan hızla yayılmıştı. Bu durum doğru düşüncelerin hiçbir zaman önlenemeyeceğinin bir göstergesi değil midir?

Türkiye’de gerçek Kemalistlerin soykırıma uğradığı kesin. Bir de çevremizde Atatürk’ün Bursa Söylevine ve Gençliğe Hitabe’sine bir gözatmak gerekiyor. Ülke satılırken, çağdaşlığı kıyafetlerde arayan gençler; ekonomik soyguna, kültürel yozlaşmaya, emperyalizme ses çıkarmıyorlar, çünkü bunları bilmiyorlar. Şunu açık ve net söylüyorum; bir daha, bir kez daha Atatürk gelmeyecek. Ancak merak etmeyiniz, kitaplarınız elden ele dolaşıyor artık. Bilinçlenen Türk halkı saatli bir bomba gibi, emperyalizmin üzerimize örttüğü demokrasi denilen ihanet örtüsünü parçalayacaktır. Halk şu anda düşmanını tam olarak göremiyor. Düşmanı somut olarak görse, savaşı kaybetmemiz zaten mümkün değildir. Ancak dediğim gibi, demokrasi kılıfı, insan hakları kılıfı, yardım kılıfı parçalanmak üzere. Düşman artık kendini gizlemede zorlanıyor, kendini belli ediyor. Sonu başarıyla bitecek mücadelenin ilk belirtileri yavaş yavaş ortaya çıkıyor, gözlerdeki sis perdesi artık aralanıyor. Bu gelişmede kitaplarınızla sizin, çok önemli bir yeriniz var.

Son olarak size sevgilerimi sunarken, yeni kitaplarınızı beklediğimizi belirtmeliyim. Size çok şey borçluyuz. Saygılarımla.

Volkan Gür, Denizli

Saygıdeğer Vatansever Metin Aydoğan’a

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye kitabınızın birinci cildini bitirmek üzereyim. Daha önce Bitmeyen Oyun’u okumuştum.

Belki biraz tuhaf ama inanın kitaplarınızı okuduktan sonra, okuma ve araştırma yapma isteği bende iki haftadır yeşillenen bir ağaç oldu. Okuduğum ilk kitap Can Dündar’ın Yaveri, Atatürk’ü Anlatıyor’du. Daha sonra Söylev’i, şimdi de sizin kitaplarınızı okuyorum. Belki biraz yolun başındayım, ama inanın ülkem adına çok şeyler yapmak istiyorum. Bu nedenle kitaplarınızla tanışmak, benim için bir hazine bulmak gibi birşey oldu.

Ben 23 yaşında ve kendi imkanlarıyla ayakta kalmaya çalışan bir gencim. Beş senedir turizm sektöründe aşçı olarak çalışıyorum (Çeşme). Son üç aydır Ankara’dayım. Bunları size neden yazıyorum bilmiyorum; herhalde kim olduğumu bilmenizi istemiş olacağım.

Şu anda gecenin oldukça geç bir saati. Bu satırları karmaşık duygular içinde, masamın başında derin düşüncelere dalarak yazıyorum. Belki geçmiş tarihimizden gelen ve ortak olan ulusal bağımsızlık duygularını dile getirdiğiniz için, belki de gelişen dünya içindeki Türkiye’nin yerini gösterdiğiniz için, kendimi size karşı borçlu hissediyorum. Şükran borcumu, çok çalışarak ve ülkemin yararı için mücadele ederek ödeyebilirim; bir Türk genci olarak size çok teşekkür ederim.

Benim de içinde bulunduğum gençliğin, ülke sorunlarına uzaktan yakından hiçbir ilgilerinin olmaması, kitabınızı okuduktan sonra üzüntümü bir kat daha arttırdı. Biz ki yüce Türk devletinin ileride başına geçecek gençleriz, bu toplumu yöneteceğiz. Ancak ne yazık ki, malum çevreler tarafından sürekli yaşam derdine sürüklenerek, sanki gençleri ileride pırıltılı bir hayat bekliyormuşçasına, yalanlarla dolanlarla uyutulduk, bu yönde eğitildik.

Artık, bu çemberden kurtulmak ve bizi bekleyen acı gerçekleri görerek, hangi allı boyalı oyuncaklarla oyalandığımızı ve oyalanmakta oluğumuzu görmek zorundayız. Bizlerden gizlenen, ancak benim kitaplarınızdan öğrendiğim gerçekleri, Türk gençlerine hiç durmadan anlatmak, onları uyarmak istiyorum. Bu yoldaki amacıma inşallah, daha çok okuyarak ve daha iyi bir eğitim alarak ulaşacağım.

Şimdi üniversite sınavlarına hazırlanan bir genç olarak, daha sıkı ve daha istekli biçimde amacıma dört elle sarılmaya karar verdim. Gerek kazanırsam öğrenciliğimde ve gerekse çalıştığım çevrede, kitaplarınızda dile getirdiğiniz oyunları, gözlerini açmak için gençlere anlatacağım; yüce önderimiz Atatürk’ün çizdiği yoldan, sapmadan yürüyeceğim. Sizin bu uğurda elde ettiğiniz başarı bana örnek olacak.

Bugünden sonra (15.03.2003) tek amacım, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize (gençliğe) bıraktığı mirası korumak için her türlü iç ve dış düşmana karşı savaşmaktır. O’nun da dediği gibi, “muhtaç olduğumuz kudret” damarlarımızda yeterince vardır.

Metin Bey, yazdığınız kitaplarla bize yol gösterdiğiniz için size tekrar teşekkür ederim. Saygılarımla.

Selçuk Atasayar, Aşçı-Ankara

Sayın Metin Aydoğan

Değerli büyüğüm. Bitmeyen Oyun’dan sonra Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye başlıklı eserinizi okudum. Kitaplarınızı okuduktan sonra, Türk insanı olarak kafalarımızı duvarlara vurmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu kadar “gaflet, delalet ve hıyanet” nasıl olur. Ancak inanıyorum ki bu kadar ihanete karşın hala ayakta kalan bir millet, sömürücüleri ve onların işbirlikçilerini bu ülkeden söküp atmayı da bilecektir. Genç bir Türk kadını olarak, yazdıklarınızın sadece ülkemiz için değil, tüm dünyanın mazlum halkları için de önemli olduğunu görüyorum, görüyoruz…

Türk gençliği, eserlerinizin taşıdığı önemi anladığında, yeni bir kurtuluş mücadelesinin başlayacağı inancındayım. Bu kıvılcımı eserlerinizle siz çaktınız. Bu kıvılcımla bilinçlenen Türk gençliği, Atatürk’ün Bursa nutkunun gereğini yaptığı gün; bu millet, Mustafa Kemal Atatürk’ün Amasya Tamimi’nde tüm dünyaya ilan ettiği, Milletin istiklalini yine ”Milletin azim ve kararlılığı kurtaracaktır” düsturuna sadık kalarak harekete geçecektir. Gerekirse kıyamete kadar sürecek olan ikinci kurtuluş mücadelemiz, o zaman başlayacaktır.

Sayın Aydoğan; yazdığınız kitaplarla, yükselen milli şuurumuza, hiçbir zaman unutulmayacak olan katkılar yaptınız. Düşünceleriniz insanlarımıza ulaşıp onları uyandırdığında, yenilmez bir güç ortaya çıkacaktır. Çünkü Türk milletinin hasletleri çok yüksektir. Onu benliğinden koparmak için uğraşanlar, onu cahil bırakanlar; kitaplarınız sayesinde çabalarında başarısız olacaklardır. Yeter ki gerçeği görebilsinler, sizin ortaya koyduğunuz gerçekleri kavrasınlar. Bizler size minnettarız, minnettar olmaya da devam edeceğiz. Sizi korumaya gücümüz şu anda yetmese de, Türkün Tanrısı’ndan sizi millet adına korumasını diliyoruz, bunun için dua ediyoruz.

Türk milleti, siz değerli büyüğümüzün tarihe belge olarak sunduğu paha biçilmez eserleri sayesinde, Atatürk’ü adeta yeniden öğrenmektedir. Yüce Atatürk’ün düşünceleri ve ilkeleri üzerine serilen toprağı kaldırdınız ve gerçek hazinesini, Türk milletinin önüne koydunuz. Bu millet bunu yapanı asla unutmaz ve onu gönlünün en güzel yerine oturtur. Eserleriniz; birlik olmak, birlikte hareket etmek ve örgütlenmek için herşeyden önce gerekli olan fikir birliğini sağlamaktadır. Tanrının Türk milletine bir lütfu olan Atatürk bir daha gelemeyeceğine göre, millet olarak topyekün onun vasiyetinin gereğini yapacak ve kanımızdaki cevherin gücünü harekete geçireceğiz. Buna kimsenin kuşkusu olmamalıdır.

Sayın Aydoğan, yarattığınız eserlerin milli duygularımızı yükselterek çelikleştirdiğini size haber vermek mutlulukların en güzeli. Yüce Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yaşadığı sürece size minnettar kalacaktır. Atatürk’ün, “Bir millet unsurî aslisinin içinden çıkanlarca yönetilmiyorsa, yok olmak mutlak ve mukadderdir” sözlerinin gereğini yapmalıyız. Bu konuda rehberliğinizi ve yardımlarınızı Türk milletinden esirgemeyeceğinizi düşünüyor ve Türk milletinin kendi kaderini kendisinin tayin edeceği bir duruşa getirilmesi için girişilecek örgütlenmede, emirlerinize hazır olduğumuzu bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Ve sizi, Türk milletini uyandırmaya devam etmeniz için Tanrı’ya emanet ediyoruz. Tanrı aklınıza ve bedeninize sağlık versin, kaleminiz keskin olsun. Sizin gibi bir Türk evladı yetiştirdikleri için anne ve babanıza Tanrı’nın asla sual sormayacağını biliyoruz, onlara minnettarız.

Sayın Aydoğan, Bitmeyen Oyun ve Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye başlıklı eseriniz Türk milletini uyandırmaya devam edecektir. Kaleminizin hiç durmaması dileklerimle. Saygılarımla.

Neriman Aydın, Ziraat Ban.-Ankara

Metin Bey Merhaba

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye adlı kitabınızı okudum. Daha önce de Bitmeyen Oyun adlı kitabınızı okumuştum. Ayrıca Avrupa Birliğinin Neresindeyiz kitabınızı da aldım, bitirmek üzereyim. Emperyalistlerin yer yer kendi sözlerini kullanarak yaptığınız alıntılarla, olayları ve insanlığın geçirdiği aşamaları bir bütün halinde anlatmışsınız. Bunun, kitaplarınızın en önemli özelliği olduğu kanısındayım. Bunu siz yapmamış olsaydınız, olayları birbirine bağlamada çok zorlanacak ve ilişkileri bütünlük içinde görmede yetersiz kalacaktık.

Üç yıl önce geçirdiğim bir trafik kazasında, belden aşağı felç oldum. Bu nedenle tekerlekli sandalyede yaşıyorum. Kitaplarınız bana umut ve savaşma gücü verdi. Böyle bir dünyada pasif kalmak gibi bir lüksümün olmadığına inandım. Bu yıl üniversiteyi kazandım. Şu anda derslerimde çok başarılıyım. Sakatlığım ve ulaşım koşulları nedeniyle, eve yakın olan İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi’ni tercih ettim. Burslu kazandığım bu okulun, İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler bölümünde okuyorum. Okulda, öğretim üyeleri dahil önüme gelen herkese kitaplarınızı anlatıyorum. Üyesi olduğum internet sitesinde kitaplarınızı tanıttım. Site yönetimi de şu an kitaplarınızı yayıyor.

Ülkemizde tam 8,5 milyon engelli var. Bu insanlar da içinde bulunduğumuz dünyanın gerçeklerini öğrenmek durumundadır. Toplumun mistik acıma duygularına terk edilmekten kurtulmuş, birey olma savaşı veren, engelli ama onurlu, kendine ve ülkesine güvenen vatansever insanların oluşturduğu bir engelliler topluluğunun oluşmasında kitaplarınızın büyük katkısı olacaktır.

Kitaplarınızı okuttuğum arkadaşlarımın tümünün, yapıtlarınızı çok beğendiklerini söylemeliyim. Yürütmekte olduğunuz yaratıcı çalışmalarınızda ve onurlu mücadelenizde yanınızda olduğumuzu bilmenizi isterim. Sizin ve ailenizin, sevgi ve saygı duygularımızı kabul etmenizi rica ediyorum.

Bülent Yılmaz, Bahçeşehir Üni.- İstanbul

Sayın Aydoğan

Adım Hüseyin Tilkioğlu. Karadeniz Teknik Üniversitesi Maliye Bölümü 1.sınıf öğrencisiyim. Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye ve Bitmeyen Oyun adlı kitaplarınızı derslerden arta kalan zamanlarımda okudum. Açıkçası bütün dünyamı altüst ettiniz. Bu kitapları nasıl okumamışım, nasıl 21 sene kör gibi yaşamışım diye kendimi acımasızca eleştiriyorum.

Gerçekleri görebilmem için kitaplarınızla karşılaşmam gerekiyormuş. Yazdıklarınız sizinle uyanışa geçen ve kitaplarınızla alevlenen inancımı bir kat daha arttırdı. Emin olunuz ki, yazdıklarınız hayat felsefemin temelleri olacak. Bilinçli inancımın başlangıç noktası siz oldunuz. Sizin sayenizde artık korkmuyorum. Çünkü ülkem için geç kalınmadığını sizden öğrendim.

Bitmeyen Oyun’u kız arkadaşıma verdim. Kitabınızı o gece sabaha kadar yurtta okumuş. Dünyası, benim ilk okuduğumda olduğu gibi başına yıkılmış. Bana “Hüseyin, biz bitmişiz” dedi. “Hayır, bitmiş gibi görüneni uyandırmamız gerekiyor” dedim. Bu hafta ailesinin yanına giderken, kitabı yanında götürüp Bülent Ecevit fanatiği babasına okutacağını söyledi. Kararlı bir tutum içinde, inanın onun da pes etmeye hiç niyeti yok. Çünkü o da sayenizde uyandı artık. Size teşekkürlerimi yolluyorum.

Sayın Aydoğan, ben Trakyalıyım. Atatürk’ün Trakya’daki en büyük miraslarından olan Alpullu Şeker Fabrikasının (Türkiye’nin ilk şeker fabrikası) bulunduğu Alpullu beldesinde oturuyorum. Şeker Fabrikaları özelleştirme kapsamına alındığında ve bir şeker işçisinin oğlu olmamdan dolayı kitaplarınızdaki özelleştirme ve KİT satışlarıyla ilgili bölümleri dikkatlice ve altını çize çize okudum. Yüce önderimizin büyük zahmetlerle kurmuş olduğu ve bir zamanlar şeker üretiminde dünya rekoru kırmış olan bu fabrikanın, şeker kotaları ve uygulanan yanlış tarım politikalarıyla neden en fazla 2 ay çalışabildiğini şimdi daha iyi anlamış bulunuyorum.

Alpullu Şeker Fabrikasının birçok bölümü şu anda atıl durumda. Özel sektörün ürettiği nişasta bazlı şekerin önünün açılması için devlete bağlı birçok şeker fabrikasının kesme şeker bölümleri çoktan kapatılmış durumda. Alpullu Şeker Fabrikasına bağlı Sarımsaklı Tarım işletmesinin hali içler acısı. Sarımsaklı Tarım işletmesine bağlı birçok tarla senelerdir ekilmiyor. Çiftliklerdeki birçok tarım aleti çürümeye terkedilmiş.

Ve bu şartlar altında Atatürk’ümüzün bu önemli mirasının kimlere özelleştirme adı altında peşkeş çekileceğini bilmiyorum ama merak ediyorum. Merak ediyorum çünkü gözlerimiz önünden geçmişimin de, geleceğimin de çalındığını görecek olmam beni çok üzüyor. Uygulanana yanlış ekonomik politikalara, eğitim sistemimizdeki berbatlığa ve sayamayacağım birçok bozukluğa benim gibi sayenizde gözlerini açmış ve açacak olan Atatürkçü gençliğin yakın bir zamanda dur diyeceğine inanmanızı istiyorum. Sizin gibi aydınlar öncülüğünde geçmişi ve geleceği çalınan bu gençlikle; emeği çalınan, satılan, asgari ücrete mahkum olan işçi kesimi herşeyin hesabını gerekirse yeni bir kurtuluş savaşı çıkararak soracaktır. Dediğiniz gibi “Emperyalizm varoldukça Kemalizm’de varolacaktır” ama şunu da unutmayın ki sizin gibi aydınlar varoldukça inançlı gençlik herşeyin hesabını er ya da geç soracaktır.

Sayın Aydoğan: Kitaplarınıza bu kadar geç ulaştığım için kendimi çok eleştiriyorum. Geç de olsa gözlerimi açtınız size minnettarım. Diğer kitaplarınızada en kısa sürede ulaşmaya çalışacağım. Herşey için çok teşekkür ederim.

“Yeryüzü tanrılarına”! karşı yapılacak ilk savaşta omuz omuza olmak dileğiyle…

Hüseyin Tilkioğlu, KTÜ Maliye Böl.,Trabzon

Metin Bey Merhaba

İstanbul’da yaşayan 24 yaşında bir bilgisayar mühendisiyim. Kendi geçmişinden ve dünyadan habersiz duyarsız gençler yetiştirmenin moda olduğu günümüzde, kitaplarınızı çok değerli ulusal değerler olarak görüyorum. Devlet ve medya el ele verip kültürsüzlük yayarken, tek başınıza büyük bir iş başarıyorsunuz. Gençleri, en azından benim çevremdeki gençleri düşünmeye yönlendirerek etkiliyor, halkımızı bilgilendirici eserler meydana getiriyorsunuz.

Bir noktada size bir öneride bulunmak istiyorum. Kendi halkımızı bilinçlendirmek ilk aşama olmalı, ama bence Avrupa halkları da kendi geçmişlerini bilmemektedirler. Kendilerini demokratik ve insan haklarına saygı gösteren Avrupa devletlerinin geçmişinden habersiz halkına, bugünkü gelişmişliklerinin ve refahlarının neye dayandığını göstermek gerek. Avrupa kültürünün, askeri temelli sömürgelere (katliamlara) ve şu an gerçekleştirilen ekonomik sömürgelere (fakirleştirilen ülkelere) dayandığını göstermek için, Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye kitabınızın, yabancı dillere çevrilmesi ve Türkiye dışında yayınlanması bence çok güzel bir adım olur. Batı ülkeleri bize istedikleri zaman, istedikleri ideolojiyi benimsetebiliyorlar. Gerçeği yansıtan düşüncelerimizi bilimsel bir doğruluk içinde onların dilinde anlatabilirsek, batılılara kendi silahlarıyla yanıt verebiliriz kanısındayım.

Şimdiye kadar, eserlerinizi yabancı dilde yayınlatmadıysanız, bunu gerçekleştirmek için aklımdan geçenleri size iletmek istedim. İyi çalışmalar ve saygılar.

Tolga Karadurak, İstanbul

Metin Bey,

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye adlı eserinizi, özlemini çektiğim bir tarih kitabı gibi okudum. Çocukluğum Tarih derslerinden hiçbir şey anlamadan geçti. Oradan oraya atlayan bilgileri bir türlü denkleştirememiştim. Ömür boyu bu eksikliği kendimce gidermeğe çalıştım. Tarihi seven ama anlayamayan bir çocukluk ve gençlikten sonra, altmışıma merdiven dayadığımda sizin bu eserinizle taşlar yerli yerine oturdu.! Size ilkten bunun için teşekkür etmek istedim.

Bilgi Çağı dendiği halde, en önemli bilgiler özen ile gizleniyor. Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye adlı yapıtınızdan, bilhassa Atatürk hakkında, bizlerden ne kadar çok bilginin saklandığını öğrendim. Üstelik, Atatürk’ün silah arkadaşı olan rahmetli dedemden Atatürk hakkında çoğu kişinin bilmediklerini duymuş olmama rağmen, bilgimin ne kadar kısıtlı kalmış olduğunu keşfettim. Milleti Atatürk’ün arzuladığı tarzda bir uyanışa götürecek bilginin önüne çekilen setleri aşabildiğiniz ve topluma kazandırdığınız için de size teşekkür ederim.

Geçen ay Bitmeyen Oyun adlı kitabınızı okudum ve resmen hastalandım. Bir de kendimi uyanık ve bilgiye bir biçimde ulaşabilen bir kişi sanırdım. Türkiye’yi etkileyen konuların dışında, dünya çapında döndürülen dolapların farkındaydım ama Türkiye ile ilgili bilgilere ulaşamamıştım. Bir de bu kitapta Atatürk’ün dehasını ve öngörüsünü çok güzel sergilemişsiniz. Size teşekkürü borç bilirim.

Bitmeyen Oyun’da bir nokta dikkatimi çekti ve bilgimi sizinle paylaşmayı istedim. 12. Baskı’da sayfa 126’da Dünya Bankası Avrupa Başkan Yardımcısı Jean François Richard, 4 Kasım 1999’da yapılan 8.Ulusal Kalite Kongresi’nde şunları söylüyor: “Gelecek 20 yılda yeni dünya ekonomisinde, zenginler daha zengin fakirler daha fakir olacaktır” dediğini naklediyorsunuz.

Tarihin garip tecellisi mi diyeceksiniz? 1973’de bir Fransız Dünya Bankası’nın gidişatının dünyayı nereye götüreceğini açıkladığı için işinden atılıyor. 26 sene sonra yine bir Fransız kehanette bulunuyormuş gibi aynı açıklamayı yapıyor. Her ikisi de aynı kurumun çalışanı.

Bir ilave bilgi de Earnest (Dünya Bankası içinde Ernie diye bilinir) Stern, Mc Namara Dünya Bankasından Başkan olarak ayrılmadan evvel Senior Vice President (Direktör değil) olarak atanmıştı. Yanılmıyorsam sene 1971 veya 1972 idi. Kitabınızdan anladığım kadarıyla 1994’te Earnest Stern hala Senior Vice President imiş. Ayrıldı mı, hala orada mı, öldümü bilmiyorum. Bir kişinin bunca sene aynı konumda, Başkanın gölgesi olarak kalması ne uluslararası kuruluşlarda, ne de “Kız Kardeşler” olarak anılan WBIMI teşkilatlarında görülmüştür. Senior Vice President olarak atanmasından sonra Dünya Bankasında kararları alan, onaylayan ve gidişatı belirleyen daima Earnest Stern olmuştur. Başkanlar bir nevi zevahiri kurtaranlar konumunda olmuştur. Earnest Stern “naturalized German Jew” yani Amerikan vatandaşı olmuş Alman yahudisidir. Başkanlar ise Hıristiyan Amerikalılardır.

Bu bilgilerin kitabınızda yansıttığınız verilere farklı tonlar da katacağını düşündüm. Derin uykuya dalmış bu milleti silkinip uyanmaya teşvik eden yapıtlarınız için teşekkür eder, daha çok uzun seneler nice bu tür kitaplar yayınlamanızı umar, size sağlık, enerji ve huzur dolu günler dilerim.

Faruk Kazancı, İstanbul

Sevgili Metin Aydoğan,

Öncelikle iyi günler dilerim. Uzun zamandır size mail yollamak istiyordum bu güne kısmet oldu. 1976 İstanbul doğumluyum. 1995 yılında Galatasaray Lisesi’nden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdim. Şu an İstanbul’da serbest avukatlık yapmaktayım. Ben sizin Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye adlı kitabınızı okuyana kadar Mustafa Kemal’i, Türk Devrimi’ni ve İnkılap tarihini iyi biliyorum zannediyordum, ancak yanılmışım. Bütün kalbimle söylüyorum gerçekten müthiş bir kitap biz gençlere özellikle Kemalizmin yok edilmek istendiği bir dönemde paha biçilmez bir armağan. Teşekkür ederim.

Evet yukarıda da belirttiğim gibi üzülerek söylüyorum ki, biz Türk halkı olarak mirasyedilerden başka birisi değiliz. Mustafa Kemal’in ardından hiçbir yenilik ve devrim yapılmadan hala Mustafa Kemal’in mirasını yiyoruz, yiyoruz ancak henüz bitiremedik. Kitabınızı okuduktan sonra kendimi oldukça değersiz hissetmeye başladım. Keşke dedim hep anlattığınız 1923–1938 yılları arasında yaşasaydım. Keşke Mustafa Kemal’in cephelerdeki askerlerinden, devrimleri gerçekleştirirken çalışma arkadaşlarından birisi olsaydım. Şu an çoğu insan ben dahil, yalnızca işe gidip geliyoruz o kadar. Kemalizm’in uğruna bu ülke için hiçbir şey yapmıyoruz. Hiçbir şeye sesimizi çıkarmıyoruz. Sadece şımarıkça miras yiyoruz. Bu ülkenin sömürülmesine ve ulusal bilincin yok edilmesine karşı kılımızı bile kıpırdatmıyoruz.

Siz daha iyi bilirsiniz; Atatürk der ki, “özgürlük benim karakterimdir. Ancak benim özgür olarak yaşayabilmeme için her şeyden önce bulunduğum toplumun özgür olması gerekmektedir”.İşte bu anda özgür olmadığımız için kendimi değersiz ve kişiliksiz hissediyorum. Yeni çıkan İcra İflas Yasasındaki bütün Kanun maddelerini IMF hazırlamıştır. IMF’ye sormadan noktasına virgülüne dahi dokunamayız. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti, Devlet olmanın en temel unsurlarından olan YASAMA görevini bile yerine getirememektedir.

Kusura bakmayın Sayın Aydoğan, bana bırakırsanız size daha sayfalar dolusu yazı yazarım. Diğer kitaplarınızı da buldum en kısa zamanda okuyacağım. Bir kitabınızın özsözünde Müdafaa-i Hukuk Kurultayı’ndan bahsetmişsiniz. Böyle bir oluşum var mı, varsa katılma imkanı olabilir mi? Mesleğim ve kişiliğimle Kemalizm adına her şeyi yapmaya gönüllüyüm. Bu ülkenin size ve sizin gibi Kemalistlere çok ihtiyacı var. Sizinle tanışmak, konuşmak isterim. Sizin sayenizde Mustafa Kemal’e olan sevgim ve saygım milyonlarca kat daha arttı. Teşekkürler sevgili Aydoğan. Saygılarımla.

Av.Alp Tunga Çelebi, İstanbul

Sayın Metin Aydoğan,

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye kitabınız, Türkiye’de bugün gelinen noktanın nedenlerini çok net bir biçimde açıklıyor.

Kitabınızın değerini ifade etmeye sözcükler yeterli değil. Bu ülkeyi o kadar çok seviyorum ki; kitabınızı okurken gözyaşı döktüm, sinirlendim. Bizim bu kadar cahilce şeyler yapmamız beni kahretti… Herşeyi belgeleriyle, bu kadar açık-seçik belirlediğiniz halde, hala yanlışlara imza atmaya devam ediyorsak, siz ve biz okuyucularınız, görevlerimizi yeteri kadar yapmıyoruz demektir.

Yetkim olsaydı; hiçbir üniversite öğrencisini kitabınızı okuyup irdelemeden mezun etmezdim; kitabınızı okumadan hiçbir parlamenteri meclise sokmazdım; yurtdışına öğrenci yollamazdım, subay yapmazdım, öğretmen yapmazdım, iş adamı yapmazdım… Bugün gelinen noktada fazla konuşmaya gerek olmadığı kanısındayım. Kitabınız herkesçe mutlaka okunmalıdır. Bütün dostlarıma adeta yalvarıyorum; okuyun, lütfen okuyun diye…

Sizden cesurca yazdıklarınızı, cesurca dile getirmenizi de diliyorum. Sizinle sonuna kadar beraberiz. Bir başka dileğim de, Irak’ta çıkacak istemediğimiz savaşın milletimize, Kurtuluş Savaşı ruhunu yeniden kazandırmasıdır. Buna çok ama çok ihtiyacımız var.

Meral Coşkun, E.Öğr., Seyhan-Adana

Sayın Metin Aydoğan

Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye kitabınız ve düşüncelerinizle ne yazık ki geç tanıştım. Kitabınızı okuyanlara gönderdiği yanıtlardan, her yurtsever gibi benim de aynı görüşleri taşıdığımı anlamış bulunuyorum. Her türlü beklentiden uzak, karşılık beklemeksizin türlü fedakarlıkları yapmaya hazır olan kişilerin gönüllerinden kopan çığlıklarını dile getiren samimi tepkilerdir bu yanıtlar.

Sayın Aydoğan size geldiği gibi, sayın Oktay Sinanoğlu’na, sayın Attila İlhan’a, sayın Erol Manisalı’ya ve pek çok aydına insanlar ne yapmaları gerektiğini soran yazılar göndermektedirler. Bu samimi, özveriye hazır yazışmaların sahipleriyle bir araya gelinemez mi, çoğunluk oluşturulamaz mı? Sesimiz daha gür çıkmaz mı? Anadolu’nun her yerinde öbek öbek çoban ateşleri yakılmak istenmekte. Tek eksiğimiz güven ve samimiyet.

Sayın Aydoğan ne yazık ki her partiye dağılmış olan yurtseverler, parti kimliklerini terk ederek bir araya gelememektedirler. Birlik ancak ulusumuzun bağımsızlığı ve onurunu yüceltme düşüncesinde olan samimi kişilerden oluşmalı. Zaman geçirmeksizin bu doğrultuda düşünen önder aydınlarımızın biraraya gelerek toplumun diğer kesimlerine çağrı yapmasını bekliyorum. Bu günlerde yükselen değer olarak Kuvayi milliye hareketleri oluşmakta. Şüphesiz çok sayıda özverili insanın çalıştığı derneklerde az da olsa samimiyetsiz insan ileride bir köşe kapabilirim düşüncesi ile üye olabilmektedir. Bu samimiyetsizlikleri gözardı etmeden oluşacak her türlü yapılanmaya hazırız. Yazının benzerlerini sizin gibi ülkemizin bağımsızlığı için çaba harcayan değerli kişilere göndermeyi borç biliyorum. Saygılarımla.

İbrahim Kumluk, Balıkesir

Sayın Metin Aydoğan,

Bilinen bir öykü vardır, büyük bir fırtınanın ardından, sahile milyonlarca deniz yıldızı vurur. Ve bir adam, çıkan güneşin altında her an ölüme biraz daha yaklaşan deniz yıldızlarını toplayıp denize atarken, bir başkası yaklaşır yanına. Umutsuz ve umarsız bir sesle; “Daha milyonlarca var. Hepsine yetişemezsin. Birkaç tanesini denize atmışsın, ne farkedecek?”

Ve o aydınlık insan, çabalarına ara vermeden bir deniz yıldızını daha denize atarak ölümden kurtarırken, yanıtlar; “işte bunun için farketti…”

Evet, benim için farketti. İnanıyorum ki, Sayın Aydoğan’ın “Yeni Dünya Düzeni, Kemalizm ve Türkiye” ile “Bitmeyen Oyun” adlı eserlerini okuyan herkes, o engin maviliklere tekrar kavuşan bir deniz yıldızı gibi duyumsayacak kendisini.

Yalnızca sorunları ortaya koymakla kalmayıp, “Ne yapmalıyız?” sorusunun yanıtını da veren, örneğine az rastlanan bu eserleri kaleme alan Metin Aydoğan’ı kutlamak için söz bulamıyorum. “Sözün bittiği yer”  bursı olsa gerek…

Oğuz Uyan, Sanayici – İzmir

 

 

 

 

 


AVRUPA BİRLİĞİNİN NERESİNDEYİZ

TANZİMATTAN GÜMRÜK BİRLİĞİNE

 

avrupa_birliginin_neresindeyiz

 

Değerli Dostum,

Son kitabını, nezaket gösterip bana da göndermişsin. Sağol.

Tam bir kurmay çalışması. Coşku ile kutluyorum.

Daha önceki çalışmalarında da olduğu gibi, bu çalışmanı da, gelecek başarılı çalışmaların bir müjdesi olarak kabul ediyorum.

Bildiğin gibi ben, TEMA Vakfında da çalışıyorum. Vakfın ilgi gösterdiği iki konuda, senin de ilgi duyacağını bilerek, bilgi notu sunuyorum.

Bu konuları da kapsayan ve özellikle, dünyada ve Türkiye’de giderek daha da yoğunlaşan “Gelir Dengesizliği”ni ve “IMF’nin Sahtekârlıkları”nı vurgulayan 100 grafik ve çizelgeden meydana gelen bir konferansı 24 Haziran’da Ankara’da “Milli Güvenlik Akademisi” nde vereceğim.

Görüşmek dileği ile, tekrar tebrikler, teşekkürler, sevgi ve saygılar değerli kardeşim.

Kemal Yavuz Orgeneral (E)–İstanbul

*

Sayın Aydoğan,

İsminiz ve kitaplarınız ile ilk kez, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyelerinden Doç.Dr. Gülgün Tuna’nın “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye–20.Yüzyılın Sorgulanması” kitabınızı önermesiyle tanıştım. Kitabınızı okudum ve HAYRAN KALDIM.

Kitabınızın arkasında bulunan kaynakça bölümüne bakıldığında, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü, Yale Üniversitesi yayınları gibi dünya bilim ve entelijansının merkezlerini kaynak olarak almanız kitabınızın bir akademik araştırma statüsüyle yazıldığını açıkça gösteriyordu. Akıcı bir uslupla aktarılan eleştirel ve analitik bakış, 20.yüzyıl olaylarının özünün kavranmasında okuyucuya geniş bir ufuk açıyor ve olaylar tam bir nesnellik içinde ortaya koyuluyordu. Günümüz koşulları tarihten gelen geçmişin bağlantılarıyla ele alınırken, bu koşulların bize ve sanayi sonrası toplumlara yaptığı etki başarıyla inceleniyor, üstelik bu inceleme terminolojiden arınmış, sade bir biçimde her meslekten insanın rahatlıkla anlayabileceği bir dille yapılıyordu. Bunu başarmanın çok zor olduğunu bilen bir insan olarak, “bilgilendirme” amacını çok iyi bir biçimde yerine getirdiğinizi söyleyebilirim.

Benim ve benim gibi, “Küreselleşen” dünyanın katı gerçekleri ve yeniden şekillenen 1980 sonrası Türkiyesi’nde büyüyen Türk gençlerini, anti–emperyalist bakışınızla aydınlattınız, kitaplarınızla çok önemli bir eksikliği giderdiniz, bu en azından benim için öyle oldu; size teşekkür ederim.

Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler 3.sınıf öğrencisi olarak, üyesi olduğum “Diplomasi Kulübü”nden arkadaşlarımla birlikte, önem verdiğimiz iki çalışma içindeyiz. Bu çalışmalardan biri sizin kitaplarınızla, diğeri “68 kuşağı” ile ilgilidir. Çalışmaları Ekim başı gibi sonlandırmayı düşünüyoruz.

“Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” kitabınızdan hemen sonra, “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?”i okudum. Bu eseriniz de bana çok şey, öğretti. Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkileri, her yönüyle inceleyerek bir bütün halinde ele almışsınız. Her gelişme, sonuçlarıyla birlikte ele alınmış ancak ayrıntılara girilirken, bütünden kopulmamış; Avrupa Birliği olayı, en ince detayı bile gösteren bir fotograf gibi ortaya konmuş.

“Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?”i “Book Review” statüsüyle ele alıp, yabancı bir bilimsel dergide yayınlatmayı planlıyoruz. Kitabınızı seçmemizin nedeni, Avrupa Birliği konusundaki görüşlerinizin Türk aydınları arasında bir azınlığı temsil etmesi ve kitabınızda yaptığınız saptamaların, çok az kişinin görüp ortaya koyduğu, tümüyle nesnel ve aydınlatıcı görüşleri içermesidir. Savlarınız, tarzınız ve uslubunuz tam anlamıyla özgündür. Bu nedenle kitabınızı özetleyip Amerika’daki derginin editörlerine yazarken, sizin Türk aydınları arasında Avrupa Birliği konusunda ulusal bağımsızlığı ve ulus–devleti temsil eden Atatürkçü yaklaşımları sembolize ettiğinizi bildireceğiz.

“Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?”in, benim için ayrı bir önemi daha var. Bu önemin nedeni, kitabınızı İngiltere’de yayınlanmakta olan uluslararası hakemli, süreli bir yayın olan “THE TURKISH STUDIES” adlı dergide yayınlanmak üzere, kitap incelemesi olarak ele almamdır. Kitabınızda ileri sürdüğünüz savlar, üzücüdür ki çok az insanın dikkatini çekebilmiş durumdadır. Özellikle Avrupa kamuoyunun, Türk aydınları içinde konu ile ilgili sizin gibi görüşlere sahip olanların varlığından haberli olduklarına dair şüphe, beni böylesi bir çalışmaya yöneltti.

Dileriz, popüler kültür içinde kaybolup, kimliğini bulamamış insanlar uyanır ve hem kendi geleceklerini hem de ülkelerinin geleceğini sahiplenirler; Uğur Mumcu’nun dediği gibi “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmazlar”. Herkesi ülkemiz adına bilgi sahibi olmaya davet ediyor ve bilgilenme için Metin Aydoğan’ın iyi bir başlangıç olduğunu görüyorum.

Tabii ki daha çok eksikliğimiz ve okumamız gereken çok kitap var. Ancak sizin kitaplarınız, pekçok kitabı okumuş kadar bizi bilgilendirdi. Umarım sizi meşgul etmemişimdir. Size, çalışmalarınızda başarılar ve sağlıklar dilerim. Saygılarımla.

Filiz Akgül, Bilkent Üni.Ulus.İliş.Böl.–Ankara

 

NOT: “Bitmeyen Oyun” kitabınız, kitapçılarda kalmamış. Çok ilginçtir ki birçok arkadaşımız “Yeni Dünya Düzeni, Kemalizm ve Türkiye” yi de bulamıyor. Şanslıyız ki, okul kütüphanemizde var ancak diğer iki kitabınız orada da yok. Küreselleşme karşıtı birçok genç tarafından ilgiyle okunan kitaplarınızın, kitapçılarda bulunmaması çok üzücü. Dilerim yeni baskılar Ankara’ya gelir ve geniş bir okuyucu kitlesine ulaşır.

*

Metin Bey,

Gönderme lutfunda bulunduğunuz kitabı aldım. Teşekkür ederim. Kitabınızdan, önümüzdeki yıl fakültemizde vereceğim “Türkiye ve AB” adlı derste geniş ölçüde yararlanacağıma inanıyorum. Önceki kitaplarınızın kimi bölümlerini de, bu yıl doktora öğrencilerime okuttum.

Sizin gibi düşünen, yazan ve uyaran yurtsever aydınlar oldukça bu büyük ulus bu badireden de sıyrılır.

Sonsuz sevgi ve saygılarımla, şükranlarımla.

Prof.Dr.Cihan Dura, Er.Ü.İİBF-Kayseri

*

Sayın Metin Aydoğan

Lütfettiğiniz “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” kitabınızı okudum. Elinize sağlık.

Bu tür değerli kitapların -küçük de olsa- hatasız olması düşüncesinden hareketle bu kitaptaki bazı hataları ilişikte dikkatinize sunmayı görev bildim.

Burada şu hususu belirteyim ki, “hata” dediklerim, ciddi bir yanlışlık olmayıp, “virgül” mertebesindedir.

Bir de başka bir hususu kaydetmek isterim: Kitabın 37. sayfasının 2. paragrafının ilk cümlesindeki “… bunların devlet kadrolarında üst düzey görevlere getirilmeleri, doğal olarak kamusal işleyişin bozulmasına neden oldu.” ifadesi bana, bir kitabın yazılmasında tema teşkil eden Peter ilkesini anımsattı. Bu ilke şöyle: “Hiyerarşik bir örgütte her görevli, kendi yeteneksizlik düzeyine doğru yükselme eğilimindedir.”

Konuyla ilgili bir başka tespit de Attila İlhan’ın örneği ilişikte bulunan 11/12/1996 tarihli yazısında Arthur Koestler’in ifadesidir. Kitabın 2. baskısında 37. sayfasındaki bu bölüme ait yazım şeklinin biraz değiştirilerek bu ilkeye yer verilebileceği takdirlerinize sunulur.

Kitabınızı okuyalı hayli zaman oldu. Fakat ilişikteki tesbitleri yapmak ve yazı haline getirmek vakit aldığı cihetle mektubun yazımı postalanması gecikmiştir. Özür dilerim.

Güngör Bingöl, İnş. Yük. Müh-İstanbul

*

Sayın Metin Aydoğan,

“Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” kitabınızı elimden bırakmadan büyük bir dikkat, beğeni, biraz da kaygıyla okudum.

Kitap okurken; önemsediğim, ilgimi çeken cümlelerin altını çizer, yanına kısa notlar halinde düşüncelerimi yazarım. Kitabınızı bitirdiğimde çiziktirmediğim cümleniz kalmamış gibiydi. Elinize, beyninize sağlık. İyi ki varsınız.

Birazcık tarih bilinci ve yurt sevgisi olan bir insan, Türkiye’nin Avrupa serüveninin sömürgeleşmeye doğru gittiğini görür. Kitabınızdaki belgeler, yadsınamayacak gerçeklikle bu olguyu gözler önüne seriyor. Tabi görmek isteyen gözlere.

Sayın Aydoğan, Birinci Dünya Savaşı’na emperyalist ülkelerin, sömürge paylaşımlarındaki çıkar çatışmalarının neden olduğu bilinir.

Tarihin bu sürecinde, Osmanlı Devleti 1. derecede paylaşılacak ülke konumundaydı. Savaştan kaçınma ya da tarafsız kalma gibi bir şansı yoktu. Çünkü, bu savaş kendisini paylaşmak ve tarihten silmek üzere çıkarılmıştı.

Kendisini paylaşmak kararında olan emperyalistlerle birlikte olamayacağı için de, Almanlarla işbirliği yapmak zorunda kaldı. (zamanlama, taktik ve uygulama hatalarını ayrı tutuyorum.)

Bugün, Türkiye’yi yönetenler o günün Osmanlı yöneticilerinden bile geride olmalılar ki, Türkiye’yi yok etmek isteyen, bugünün emperyalist ülkelerinin kurumsal birlikteliğinin içine girmeye çalışıyorlar. Bu ne büyük bir aymazlık…

Dün olduğu gibi bugün de Türkiye’ye tehdit Batı’dan, ABD ve AB’den gelmektedir. (Kıbrıs’ta, Ege’de, Ermeni konusunda, Kuzey Irak’ta, ulusal devlete karşıtlıkta..) Bu açık, somut bir gerçektir.

Yaşamsal çıkarlarımız, zaman geçirmeden Atatürk’ün Bölge Merkezli dış politikasına dönüşü zorunlu kılmaktadır.

Son yıllarda oluşmaya başlayan Avrasya seçeneğini Türkiye’nin değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Şu bir gerçek ki, emperyalistlerin istekleri, daha doğrusu dayatmaları; hak, hukuk, adalet, hakkaniyet söylemleriyle engellenemez. Bu kan emicilerin, isteklerinin engellenmesi için, kararlı olmak ve onlara anladıkları tek dil olan silah göstermektir.

Biz bu gerçeği 1920’lerde yaşayarak gördük. Türkiye, Kuzey Irak’ta kurulacak olan Kürt devletini nasıl ki savaş nedeni saydıysa, Kıbrıs ve Ege konularındaki emperyalist istekleri de aynı kararlılıkla savaş nedeni saymalıdır.

Sayın Aydoğan, kitabınıza yazmış olduğunuz dileklerinize aynen katılıyorum.

“Aydınlık ve Güçlü bir Türkiye özlemiyle”

Saygılarımı sunuyorum.

Mehmet Erol Mahmutoğlu, Eczacı–Sivas

*

Metin Bey,

Avrupa Birliği konusunu inceleyen, “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz” adlı kapsamlı ve değerli kitabınız için size teşekkür ederim. Büyük bir çabanın sonucu olduğu açıkça görünen eserinizden büyük bir yarar sağlayacağım.

Ülkeyi aydınlatma yolunda verdiğiniz emeğin, yeni ve yararlı başka ürünler de üreteceğine inanıyorum. Çalışmalarınızda başarılar ve sağlıklar dilerim. Saygılarımla

Prof. Dr. İzzettin Önder, İst.Üni.-İstanbul

*

İzmir Atatürk Liseli okuldaşım, Atatürkçü, çok değerli araştırmacı yazar Metin Aydoğan kardeşim,

Gönderdiğin, “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” kitabını zevkle okuduğumu söyleyemeyeceğim; zira yazdığınız gerçeklerin hiç de zevk verici yanı yok; insana üzüntü vermekten, karamsarlığa kapılmaktan, umutsuzluğa düşmekten başka bir his uyandırmıyor.

Kitabı okurken büyük bir yeise kapıldığımdan, zaman zaman kitabı kapatıp bir kenara bıraktığım oldu, ama yine de merak ve çok acı gerçekleri görmek için tekrar okumaya başlayıp sonunda bitirebildim.

Kitap bittiğinde uzanıp düşünceye daldım. Büyük Atatürk’ün yarattığı bağımsız, özgür ve çağdaşlaşmasını istediği Türk halkının ne suçu vardı ki bu durumlara düştü, daha doğrusu düşürüldü? Başta canı olmak üzere her şeyini, istiklal ve özgürlük mücadelesi için veren bu millete bu reva mı idi?

Bu millete, gerçekler anlatılırsa, baştakiler kişisel çıkar ve hırslarından vazgeçip elele olurlarsa, bu halkın İstiklal Savaşında olduğu gibi  herşeyini seve seve vereceğine inanıyorum.

Kardeşim Metin Aydoğan, çok güzel ve emsalsiz bir eser ortaya çıkarmışsın; seni candan kutlar, başarılarının devamını dilerim. En içten sevgilerimi kabul et. Teşekkürler.

Haluk Erbatur, Kimya Yük.Müh.-İstanbul

*

Karanlığı yaşayan Toplum ve Metin Aydoğan,

Metin Aydoğan’ın her kitabını okuduğumda beynimde fırtınalar kopuyor. “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” de de öyle oldu. Bunu bir övgü olarak yazmıyorum, yazdığım somut olarak yaşadığım gerçek duygularımdır.

Bakın neler düşünüyorum;

Bu toplum aşağılanmayı, kokuşmuşluğu, ihaneti ve karanlığı yaşıyor. Hem de “kana kana”, “doya doya”

Metin Aydoğan, ihanetin kol gezdiği bu ortamda insanları uyarıyor, onları dürtüklüyor, “Hey! kalk bak ihanete uğruyorsun, aşağılanıyorsun, uyan artık kör uykundan, satılıyorsun” diyor.

İhanet etmeye, satılmaya, köleliğe bu kadar yatkın insan güruhu başka bir yerde var mıdır bilemiyorum.

Metin Aydoğan’ın yaptığı; gece uykuları kaçan kendini, ülkesini, özüne göre, çağa göre varetmeye uğraşan namuslu aydının kaçınılmaz karşı koyuşudur. İnanıyorum ki amacına ulaşacak ve Aydoğan tarihteki onurlu yerini alacaktır.

Mustafa Kemal Bilen, Gazeteci–Ankara

*

Sayın Metin Aydoğan

Türkiye tatilinden Dublin’e dönüşte, İzmir havaalındaki kitapçıdan “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” adlı kitabınızı aldım. Doğrusu 4,5 saatlik uçuş yolculuğuna dayanmak kolay değil, hele uzun bacaklarınız varsa.

Kitabınızı okumaya başladım. Kendimi o kadar kaptırmışım ki, hostesin “ne içersiniz?” sözüyle kendime geldim. Avrupa Birliği konusunda benim gibi düşünen, üstelik düşüncelerini derinliği olan bir kitap haline getiren bir yurttaşımın olduğunu görmek beni çok mutlu etti; okurken mest oldum. Her kelimesiyle aynı şeyleri düşünüyor ve aynı sonuçlara varıyorduk.

12 yıl önce buraya geldiğimde, Avrupalıların Türklerden neden bu kadar nefret ettiklerine bir anlam verememiştim. Sonra tanıyı koydum. Türkiye ve Türkler, Batı için yalnızca varlıklarıyla bile bir tehdit unsuruydu, bize bu gözle bakıyorlardı.

Avrupalılar ve Amerikalılar, bugün elde ettikleri yaşam standartını sürdürebilmek için sömürüyü sürekli kılmak zorundadırlar. Uluslararası sömürünün kaymak tabakası olan enerji kaynakları, Ortadoğu ve Orta Asya’da yoğun olarak bulunuyordu. Türkiye bu bölgede güçlü bir ülkeydi. Bu ülkenin güçsüz kılınması, bu nedenle de ona düşman gözüyle bakılması gerekiyordu.

Avrupalılar, sürekli tehdite ihtiyacı olan bir topluluktur. Tehditsiz yaşayamıyorlar. Halkını sürekli olarak yarattığı tehditlerle “terbiye” ediyor ve yapay düşmanlar sunarak onları gizli ama köklü bir ırkçılığa yönlendiriyorlar. Türkler başta olmak üzere Doğu’nun tüm insanlarını, insan gibi görmüyorlar. Dünyada sağlanacak bir barış ortamı onları bozuyor. Sömürüyü sürdürmek için çatışmaya, çatışma için de gerilimli bir ortama ihtiyaçları var. Bu çirkin amaç için müthiş bir “çifte standart” içindeler. Şu “çifte standart” müthiş bir buluş.

Türk medyası, iş adamları, aydınları ve politikacıları; 1919–1923 arasını açıktan inkar ediyor ve “uygarlık dünyasının” bu gibi girişimlere artık asla izin vermeyeceğini, Avrupalıların artık değiştiğini ve “demokrasinin” dünyaya egemen olmasına çalıştığını söyleyebiliyorlar. Bunlar çok üzücü şeyler. Oysa dünyanın her yerinde, kıran kırana bir pazar mücadelesi bütün şiddetiyle sürüyor. Avrupalılar pazar yitiriyor ve ekonomik zorluklarla boğuşuyorlar. Kendilerine yeni pazarlar bulmak zorundalar. Başkalarının kanını emmezlerse varlıklarını sürdüremezler ve bunlar asla değişmezler. İngilizlerin çok meşhur bir atasözleri vardır: “A leopard never loses its spots” Yani özcümle, asla değişmezler yalnızca daha iyi gizlenmenin yollarını bulurlar.

Evet, bende aynı sizin gibi, Türkiye’yi asla Avrupa Birliğine almayacaklarını düşünüyorum, düşünmek değil açıkça görüyorum. Burada öyle şeyler oluyor ki, Türkiye’deki Avrupa Birliği yalakalarını, bir süre de olsa buraya getirip yaşatmak gerek. Türk deyince adamlar hala dehşet içine giriyorlar. Avrupa Birliği içinde Türklerle birlikte olmak,  sizin de yazdığınız gibi, bunlar için gerçek bir kabustur.

Buraya gelirken gelişmiş bir ülkede uygar insanlarla karşılaşacağımı umuyordum. Hiçbir önyargım yoktu. Ancak burada öyle şeylerle karşılaştım ki insanlığımdan utandım. Bırakınız demokratlığı, ırkçılık adamların sanki genlerine işlemiş. Görünüşte çok kibar, uygar ve eğitimliler ancak bu yalnızca görünüşte böyle. Korkunç derecede bencil, çıkarcı ve hainler. Haklı ya da haksız elde ettiklerini yitirmemek için yapmayacakları şey yoktur; yitirecekleri şeyleri olduğu için de çok korkaklar, askerlerinin ölmediği ve yüzde yüz kazanacakları savaşları severler. Bu nedenle işbirlikçi kullanmada ve entrika çevirmede çok ustadırlar. Bir yalancılar, bir ikiyüzlüler anlatamam. 12 yıldır burada yaşıyorum, Avrupa inanın beş para etmez bir yer. Bulduğum (çoğu kez de yarattığım) her fırsatta sevgili Türkiyeme kaçıyorum ve insanlığımı buluyorum. Yoksa buradaki kalış süreme dayanamazdım.

Şimdi bunlar Türkiye’yi köşeye sıkıştırmışlar, kendilerine uygun yöneticiler bularak istedikleri gibi oynuyorlar. Sürekli tehdit altında tutulacağımız ve sürekli ödün vermek zorunda bırakılacağımız bir eşikte, bizi çivileme pozisyonunda bekletiyorlar. Türkiye için bundan daha kötüsü olamazdı.

Kitabı bitirmeme az kaldı. Büyük bir zevkle okuyorum. Türkiye’ye gelince diğer kitaplarınızı da alıp okuyacağım, okumakla kalmayıp arkadaşlarıma da okutacağım. Valla sizi okumak ne zevk.

Aslında kitaplarınızı basındaki Avrupa Birliği yalakalarına ve iş adamlarına okutmak gerekir. Kitaplarınızdan birer tane bunlara yollasanız olmaz mı? Olur, olur hem de çok güzel olur; hatta tadından yenmez. Ama okurlar mı? Belki de etkilenmekten korkarlar.

Neyse harika bir kitap yazmışsınız. Yazmaya devam edin böyle güzel kitapları. Avrupalıların gerçek niyetlerini ve yüzlerini ortaya çıkarmak gerek. Başka Türkiye yok. Ülkemize sahip çıkmalıyız. Ülkemiz Amerikan ve İngiliz işbirlikçilerine bırakılmayacak kadar bize aittir. Onların petrol ve bilmem ne şirketleri daha çok kar edecek diye canım Türkiyem acı çekecek… Yok öyle yağma..

Daha yeni geldim ama Kuşadası şimdiden gözümde tütüyor. Daha Eylül’ün sonuna gelmedik, siz İzmir’de güneşler içindeyken biz Dublin’de donuyoruz. Ah! Şimdi Bolulu Hasan Usta’nın fırında sütlacını yemek vardı. Neyse, canım memleketime ve sizlere kucak dolusu sevgiler, saygılar.

Korkut Özercan, Dublin–İrlanda

*

Sayın Aydoğan,

Sorumluluk sahibi her yurttaşın yapması gereken aydınlanma görevinin bir başka kanıtı olan, “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” adlı yapıtınızı “bir solukta” değil, içeriğinin öneminden dolayı sindire sindire okudum.

Bu değerli yapıtınız, Türk ulusunun onurlu bir yaşam sürmesi ve bu onuru gelecek kuşaklara aktarabilmesi için, Atatürkçü Düşüncenin ülke yönetimine yeniden yansıtılması gerektiğini bir kez daha göstermektedir.

Ülkemizin; coğrafi, stratejik, ekonomik, siyasi ve doğal zenginliklerinin önemini bilen yabancı güçler, bu zenginliği kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak için, her zaman gizli–açık oyunlar peşinde oldular, olmaya da devam ediyorlar. Bu oyunları belirleyip ortaya çıkarmak zor ama onurlu bir iştir. Bilgi ve yurt sevgisi ister, cesaret ister. Siz bunu yapıyorsunuz, hem de mükemmel bir biçimde yapıyorsunuz. Sağolun.

Yabancı güçlerin ülkemize yönelik oyunlarını yurttaşlarımızın görüp anlaması için, gerçekleri belge ve kanıtlarıyla ortaya koymuşsunuz. “Bitmeyen Oyun” ve “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” kitaplarınızda yaptığınız halkı ve ulusu aydınlatma görevimizi, “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” kitabınızla, kendinizi aşarak sürdürmüşsünüz.

Sizi büyük bir borçluluk duygusuyla kutluyor, başarılı çalışmalarınızın devamını diliyorum. Saygılarımla.

Hüsnü Merdanoğlu, -Ankara

*

Sayın Metin Aydoğan,

Arkadaşlarımın mutlaka okumamı önermesi üzerine önce “Bitmeyen Oyun” adlı kitabınızı aldım ve okudum. Beni çok etkiledi. Ancak kitabı okurken yüreğimin sıkıştığını hissettim ve bu güzelim ülkenin neden bu kadar kötü biçimde yönetilmiş olduğunu düşündüm. Hata nerede, ne yapmalıyız.

Daha sonra “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz” adlı kitabınızı okudum. Onu okurken yüreğim daha da fazla sıkıştı. Ancak tabiiki bu gerçekleri bilmemiz gerekiyor. Kitaplarınızın beni bu ülke gerçekleri hakkında oldukça aydınlattığını düşünüyorum. Arkadaş toplantılarında bu konuları konuşuyoruz. Sizin kitaplarınız toplantılarımızın önemli konularını oluşturuyor. Herkese, kitabınızı okumasını öneriyorum. Diğer kitaplarınızı da alıp okuyacağım.

Gerçekleri öğrenmek tabii ki önemli, ancak daha da önemlisi, ne yapmalı. Bu güzel ülkeyi seven milyonlarca, yönetebilecek ise binlerce insanımız var. Neye ve neden mahkumuz? Niçin silkinemiyoruz. Yaşadığımız durum bizim kaderimiz olamaz. Sanıyorum pek çoğumuzun ortak sorunu, bizi yönetmiş ve yönetmekte olanların, ülke sorunlarını çözememiş olmalarıdır; ciddi bir yönetim sorunu yaşıyoruz.

Sayın Aydoğan, size bizleri aydınlatıcı bu eserleri yazdığınız için çok teşekkür ediyorum. Bu ülkenin, sizin gibi bilgili ve bilgisini en güzel biçimde herkesle paylaşan vatan evlatlarına, her zamankinden daha fazla ihtiyacı var; ellerinize sağlık. Saygılarımla

Prof. Dr. Murat Özsan, Ankara Üni.

*

Değerli Yazar Sayın Metin Aydoğan,

Çıkan tüm kitaplarınızı son olarak da “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” kitabınızı zevkle ancak aynı zamanda korkunç bir ürpertiyle okudum. Kitabınızda dile getirdiğiniz tehlikelere karşın politikacıların hala gaflet içinde olmaları ve ulusal haklarımız üzerinde oynanan oyunlar, önsözünüzde yazdığınız gibi beni de gerçek anlamda “dehşete” düşürdü. Acil dileğim, yapıtlarınızın halka en geniş biçimde ulaşması ve tüm yurttaşların gerçekleri görerek bilinçlenmesidir.

İşte o zaman, millet olarak topyekün uyanıp kitaplarınızın ışığı altında İkinci Kurtuluş Savaşı’nın aydınlığını yaşayacağız. Sevgili Atatürkümüz gibi ben de, bilgilenip inandığı taktirde Türk halkının başaramayacağı bir şeyin olmadığına inanıyorum.

Bu anlayışla kitaplarınızı Ayvalık’ta yaymaya çalışıyoruz. Bu uğraşta oldukça başarılı olduğumuzu söyleyebilirim. Size ve yoğun çalışmalarınızda yardımcı olan sayın eşiniz Müzeyyen Aydoğan’a şükran borçluyuz. İnsanlığın ve Türkiye’nin size çok ihtiyacı var. Hep yazmanız dileğimle.

Mükerrem Tekince, Alibey Adası–Ayvalık

*

Sayın Metin Aydoğan,

Çok Değerli Dost;

24 Mayıs günü kitaplarım arasında gezinip okunacak bir kitap ararken “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” adlı ve benim için gerçekten bir hazine olan yapıtınızı postacı ulaştırdı. Böyle bir yapıtın sizin gibi değerli bir kalemden çıkışı ve sunuluşu beni heyecanlandırdı.

Kitaplığımda bulunan “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye”nin 1–2 ciltleri. “Bitmeyen Oyun Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler”in 4. ve 7. baskıları; “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” ile daha da zenginleşti ve öksüz kalmadılar.

Değerli Dost,

Tüm yapıtlarınızı şiir gibi okuyorum. Bunu içtenliğimle açıklıyorum ve hiç abartmamış oluyorum. Bu konuda beni bağışlayınız. Değerli yapıtlarınız hem bana esin kaynağı, hem yazılarımda ve konuşmalarımda tükenmez ve güvenilir bir bilgi kaynağı oluyor. İnanıyorum ki birçok insan da benim gibi düşünüyordur.

Yapıtlarınız arasında “altın” değerinde bulunan iri iri sözlerinizi her zaman diri diri okumak gereğini duyuyorum. Onlarla “Bozkırdaki Çekirdek”i biraz olsun genişletirsem, güneşletirsem, ne mutlu bana.

Değerli Dost,

Yapıtınıza düştüğünüz “Aydınlık ve güçlü bir Türkiye” dileğini tutkum olan Türkiyemi ve sevdam olan Kemalizmle kucaklaşmış olarak görmek isterim.

Emeğinize, kaleminize sağlık çok değerli dost. Bu emekler çoğaldıkça paylaşılacak, bu kalemler işledikçe büyüyecek ve sonsuza ulaşacaktır. Saygılarımla.

Ömer Cahit Yıldız, Emekli Öğretmen–Sivas

*

Sayın Metin Aydoğan

“Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” adlı eserinizi yaşamsal bir belgesel izlemenin akıcı coşkusu ile okudum.

Alışkanlığımdır; okuduğum kitaplardaki önemli sayfalara önem derecelerine göre çeşitli renklerde kağıtlar yapıştırırım. Böylelikle o kitabın değindiği fikirleri içeren bir alıntı yapmam gerekirse çok kısa sürede bilgiye erişebilmekteyim. Ancak kitabınızı bitirdiğimde sabah olmaktaydı ve kapatıp baktığımda hemen hemen tüm sayfaların çeşitli renklerde kağıtlarda kaplanmış olduğunu gördüm.

Siyasetçi görünümlü kuklalar aracılığıyla oynanan oyunların ve Türk Ulusunu köleleştirme çabaları olan “Sevres” in yeniden uygulama projesinin özet anlatımı olan bu esere verdiğiniz emeğin Türk Ulusu tarafından asla gözardı edilemeyeceğine, hem maddi hem de yaşamsal olarak serptiğiniz özveri tohumlarının ülkemizin bereketli topraklarından Kemalist bir gençlik olarak fışkıracağına olan inancım tamdır. Bugün yaşananlar nasıl düne dayanıyorsa, yarınlarda yaşanacak olan gelişmelerin tohumu ve temeli de bugünlerde atılanlar olacaktır. Ve siz bu temelde çok önemli bir yer alıyorsunuz.

Ulusal belleği Kemalist gözlemlerle oluşturmamızın zamanı geldi, geçiyor. Bunu siz başlattınız. Size teşekkür ederiz.

Atatürk İlke ve Devrimleri’nin yeniden uygulandığı, onurlu ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ne yeniden ulaşmak dileklerim ve saygılarımla.

S.Kemal Ermetin, TÖRE Der.Kur.Gen.Yay.Yön.–İstanbul

*

Metin Hocam Merhaba,

Beni Çetin Yetkin hocam aracılığıyla bildiğinizi ümit ederek, kendimi ayrıntılı olarak tanıtmıyorum. Umarım  hatırlamışsınızdır. Ben ve eşim Vicdan Özerdem Bergama Cezaevinde yatmakta olan iki siyasi tutukluyuz.

Ölüm orucu sonrası edindiğimiz kalıcı sağlık sorunları nedeniyle, hastane ve adli tıp raporlarıyla Adalet Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığına yaptığımız başvurular kabul edildi. Yakın zamanda İzmir Yeşilyurt Devlet hastanesine götürüleceğiz. Hastane, durumumuzu ceza ertelemesi gerektirecek konumda bulursa salınacağız. Umarım  o zaman siz değerli aydınlarla dışarıda da görüşüp tanışırız.

Size yazma nedenim esas olarak hastalık sorunlarım değildir. Geçen hafta Çetin hocamız, kendi kitabı “STRUMA” ile sizin kitabınız “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?”i göndermişti. Kitabınızı hemen okuyup bitirdim. Kitap hakkındaki düşüncelerimi yazıp değerlendirmelerimi size iletmek istedim. Sizin gibi değerli ve usta bir kaleme, eleştiri yapmak gibi haddimi aşan bir çaba içinde değilim. Yalnızca düşüncelerimi iletmek istiyorum.

Sevgili hocam öncelikle, Anadolu aydınlanmasına ve azgelişmiş ülke insanlarına böyle kapsamlı bir eser sunduğunuz için size teşekkür etmek istiyorum. Elinize, bilginize ve yüreğinize sağlık. Kuşkunuz olmasın ki; bugün, Avrupa kapılarına doğru sağ’dan ve sol’dan estirilen rüzgarın tozu dumanı arasında, var olan gerçekleri cesaretle araştırıp yazarak haykırmış olmanız, sizi tarihteki onurlu aydınlarımız içinde hak ettiğiniz yere şimdiden oturtmuştur. Emeğinizin ve yarattığınız eserin önünde saygıyla eğiliyorum.

Avrupa Birliği konusunda aynı koğuşu paylaştığım bazı arkadaşların kafası oldukça karışıktı. Kitabınızın bize ulaştığı günden bugüne dek geçen 10 gün içinde yazdıklarınız, temel gündemimiz oldu. Sürekli tartışıyor ve görüşlerinizi irdeliyoruz. Kısa sürede çok şey öğrendiğimizi söyleyebilirim.

Ben, sizin “Yeniden Müdafaa-i Hukuk” dergisinde çıkan yazılarınızı son 1,5 yıldır ilgiyle okuyorum. Cezaevinde kaldığım 10 yıl boyunca, Yeni Dünya Düzeni ve küreselleşme ile ilgili olarak sürekli araştırma ve incelemeler yapıyor ve bazı sosyalist dergilerde yayınlanan yazılar yazıyorum. Önceleri, araştırmalarıma temel oluşturacak kaynaklara ulaşabiliyordum. Buca Cezaevinde 2 bin, Aydın Cezaevinde 4 bin kitap vardı. Bunların bir kısmı roman ama daha çoğu araştırma–inceleme kitaplarıydı. 19 Aralık olaylarından sonra bu kitaplardan yararlanma olanağım ortadan kalktı. Bu nedenle kitaplarınız beni hem zengin bilgi kaynaklarına ulaştırdı hem de geniş bir kültüre dayanan görüşlerinizle bana yeni ufuklar açtı.

Değerli hocam, açlık grevi nedeniyle fiziki rahatsızlıklar yanında hafıza sorunları da yaşıyorum. Sıkça unutuyor ya da konudan konuya atlıyorum. Ayrıca ellerimdeki uyuşma nedeniyle, eskiden güzel olan elyazımı artık okunaklı olarak yazamıyorum. Bu nedenle mektubumu fazla uzatıp sizi meşgul etmek ve yormak istemiyorum. İsterseniz “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?”e ilişkin düşüncelerime geçeyim.

Metin hocam, maddeler halinde yazacağım düşünceler doğal olarak benim dünya görüşüm ve kafamdaki belirsizliklerle bire bir bağlantılıdır. Bunun için eleştiriden çok düşüncelerimi size anlatmak olarak değerlendirirseniz sevinirim. Özetle;

1.Kültürel yozlaşma sürecinin, ABD ve Avrupa eksenli olarak yukardan aşağı sistemli bir politika ile getirildiği daha açık biçimde anlatılabilirdi.

2.Yeni sömürgeleştirme süreci ile birlikte emperyalizm içsel bir olgu haline gelmesi daha çok açılabilir, “içsel olgu” kavramının her alandaki dayanakları kısa da olsa işlenebilirdi.

3.ABD, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini neden destekliyor ya da öyle gözüküyor? Bu soruya ayrı bir başlık altında ayrıntılı olarak yer verilebilirdi. Bu soruya verilen yanıtlar bana göre, Avrupa Birliğinin Türkiye’yi neden içine almak istemediğinin de yanıtı olacaktır. Alınmayışının temel nedenlerinden birisi ABD’nin Türkiye’ye biçmiş olduğu misyon ve ilişkilerin boyutu değil midir?

4.Kemalist iktidar dönemi ve özellikle İnönü dönemine ilişkin anlattıklarınız, daha çok kadro yetersizliği ve kişisel özelliklerle sınırlı kalmış. Örneğin ben, demokrasinin Türkiye’de güdük kalmasını; Kemalizmin halkçılık ilkesinin zamanla etkisizleştirilmesine, kitlelerin Kemalizmden uzaklaştırılmasına ve devrimlerin yarım kalmış olmasına bağlıyorum. Örneğin toprak reformu yapılamamıştır, feodal unsurların direnişi kırılamamıştır. Toprak reformu gerektiği gibi yapılsaydı, günümüzdeki sorunların belki de hiçbiri yaşanmayacaktı. Kemalizmin halkçılık ilkesi daha baştan yara almıştır. Bu eksiklik, daha sonra pekçok zaafiyete yol açmıştır. Toprak reformu karşısındaki direniş o günün koşullarında Kemalist güçlere sınıfsal bir tercih yaptırmış, bu da Mustafa Kemal’in temelini attığı devrimlerde onun ölümünden sonra çözülme yaratmıştır. İsmet İnönü’nün kendine olan güvensizliği bu gelişmeyle bütünleşince iktidar organının, kendine güven duymamasına yol açmıştır. Bu durum Mustafa Kemal Atatürk’ün beyni ve yüreğiyle çizerek gerçekleştirdiği kesintisiz devrim anlayışının yolunu tıkamış, Tanzimatçılığa geri dönüş sürecini başlatmıştır. Ben, geri dönüş süreci ile ilgili sorulara böyle yanıt bulabiliyorum.

5.133 ve 134.sayfalarda; “Avrupa Birliği Türkiye’yi hiçbir zaman tam üyeliğe almayacaktır çünkü….” diyerek sıraladığınız altı maddeye bir yedincisi olarak, ABD-Türkiye ilişkileri eklenebilirdi. Bana göre, “insan hakları”, “Kopenhag Kriterleri” v.b. den daha çok; AB’nin Türkiye’yi ABD’nin Birlik içindeki “ajan ülkesi” olarak görmesi, Türkiye’yi dışarda tutmasına neden olmaktadır. AB kurmaylarının kendi çıkarları açısından yersiz bir kaygıya sahip olduklarını herhalde söyleyemeyiz. Türkiye-ABD ilişkilerindeki niteliğin, Türkiye’nin Avrupa Birliğine alınmamasının nedenlerinden biri olduğuna inanıyorum.

6.Avrupa Birliğine girme konusunda Türkiye niçin bu denli ısrarlı ve neden bu kadar kolay ödün veriyor sorusu biraz daha açıklanabilirdi. Bu sorun, hükümetleri aşmış ve bir devlet politikası haline gelmiştir. Getirisi olmayan ve yıkımdan başka bir şey getirmeyecek olan bir politikada neden bu denli ısrarcı olunuyor? Bu soru bana göre, yanıtıyla birlikte daha geniş olarak ele alınmalıydı.

7.AB–Türkiye ilişkileri, küreselleşme ve G8’lerin almış olduğu “Temel düşman, ulus–devletlerdir” kararıyla birlikte ele alınmalı ve işlenmeliydi.

8.Ülkemizde son yıllarda hızlanan misyonerlik faaliyetleri, “Anadolu Müslümanlığı”, “dinler arası diyalog” v.b. söylemlerinin altında yatan niyetler, bir alt başlık olarak açılabilirdi.

9.Kitabınızın 156.sayfasında Kıbrıs’la ilgili olarak, “Kıbrısta çözülmesi gereken bir sorun yoktur, sorun 1974 müdahalesi ile Türk ordusu tarafından çözülmüştür” diyorsunuz. 1974 Barış Harekatı gerçekten bir çözüm müydü? Yoksa ENOSİS’e karşı alınmış zorunlu bir önlem miydi? O günün koşullarında, zorunlu bir savunma önlemi olan 1974 harekatı bugünün sorunlarına yanıt verebilir mi?

10.Aynı bölümün hemen alt paragrafında kesin ifadelerle, “Türkiye’de azınlık diye bir sorun yoktur” deniliyor. Bu ne kadar gerçekçi bir yaklaşımdır? Bu sorun elbette, AB ya da ABD dayatmalarıyla değil ülkemizin bir gerçeği olarak değerlendirilmelidir. “Yok” demek yerine “zenginliğimizdir” diyerek, itici değil çeken, kazanan söylemler kullanmak, Kemalistlerin Anadolu Kuvva-i Milliye İMECE’sinde kullandığı ve başarılı olduğu yönetim değil midir?

11.213.sayfadaki gizli işgal çözümlemeniz, olayın niteliğini ortaya koyuyor. Gizli işgal, emperyalizmin içsel bir olgu haline gelmesini de açıklıyor zaten. “Neden gizli işgal?” sorusuna yanıt vermişsiniz. Ancak “Nasıl gizli işgal?” sorusuna olayın her yönünü içine alacak biçimde değinmemişsiniz.

12.Kitapta, Avrupa Birliğinin Türkiye açısından yaşanan süreçleri, politikaları ve kararları, büyük emek ürünü olarak somut kanıtlarıyla ortaya koymuşsunuz. Bu yanıyla kitap, son derece kapsamlı ve doyurucu. Koğuş arkadaşlarımın hepsi kitabı okumak için kendi aralarında bir sıralama yaptılar bile.. Avrupa Birliği konusunda herkesin kafası karışık. Kitabınız bu konuda bence değeri çok fazla olan bir katalizör görevi görecek. Benim önerim, aynı kapsamda bir de Avrupa Birliği’nin kendi içyapısı, politikaları, iddia ve idealleri, tarihten günümüze hedeflerini inceleyip bir kitap daha çıkarmanızdır. Gerçi Yeniden Müdafaa-i Hukuk’daki yazılarınızda bunlara birçok kez değindiniz ama ayrı bir kitap haline getirseniz çok iyi olacağı kanısındayım.

Değerli hocam, eşim Vicdan Özerdem ile aynı cezaevinde yatıyoruz. Ölüm orucundayken yapılan yanlış tedavi onun kalıcı rahatsızlıklarının benden daha fazla olmasına neden oldu. Önce ölüm, sonra örgüt engelini aştık ve birbirimize olan sevgimizi evlilikle taçlandırdık. El ele verip yeni bir yaşama adım attık. Aldığımız halk değerlerini ve onurumuzu koruyarak ayakta kalmaya, yaşama tutunmaya çalışıyoruz. Müdafaa-i Hukuk ailesi olarak sizler, bu en zor dönemimizde yanımızda oldunuz. Sevgi ve sıcaklığınızı her an yanımızda hissettik, hissediyoruz. Kitabınızı zevkle, ilgiyle ve kısa sürede okudum. Yazılarınızı da aynı ilgiyle okuyorum. Ayrıca, “Nasıl Bir Parti Nasıl bir Mücadele” kitabınızı da daha önce okumuştum. “Bitmeyen Oyun” ile “Yeni Dünya Düzeni, Kemalizm ve Türkiye–20.Yüzyılın Sorgulanması” kitaplarınızı elde edemediğim için okuyamadım. Onları da temin edip en kısa zamanda okuyacağım.

Metin Hocam bugünlerde, eşimin dedesi Gönen Köy Enstitüsü çıkışlı ve Fakir Baykurt’un yakın arkadaşı olan, ancak şu an hasta olan dedemizin yaşam öyküsünü kısa bir metin olarak kaleme alıyoruz. Fakir Baykurt’un ailesinden Baykurt ve annesi İrazca’nın fotograflarını istedik. Yakında gelecek. Yazıyı tamamlayıp “Yeniden Müdafaa-i Hukuk”a göndermeyi düşünüyoruz. Dedemiz oturduğu Burdur’da, kendi mahallesinin ismini “Tonguç Baba” koydurmak için çok uğraşmış ve bunu başarmıştı. Biraz da bu mücadeleyi anlatmak istedik. Bakalım ortaya nasıl bir yazı çıkacak? Dedemiz, Anadolumuzun bu büyük eğitim değerini çabalarıyla korumaya çalışmış, onu kalıcı kılmak için uğraş vermiş. Torunları olarak bize de, binlerce aydın genç yetiştirerek değerlerimize değer katan bu inançlı öğretmeni ölümsüz kılmak kalıyor. Değil mi Hocam?…

Dedelerimizden miras aldığımız Anadolu’nun bağrından çıkardığı sizin gibi ulusal değerlerini yitirmemiş, entelektüel namusunu koruyan aydınlar, bize umut ve güç veriyor. Ülkemizin sizlere her zamankinden çok ihtiyacı var.

Başta ailenize, Çetin hocaya ve tüm Müdafaa-i Hukukçulara selam ve saygılarımı gönderiyorum. Eşim Vicdan’ın da size sevgi ve selamları var. O emekçi ellerinizden öpüyorum. Hoşçakalın.

Bahadır Özerdem, Özel Tip Cezaevi-Bergama

*

Sayın Metin Aydoğan,

Şu an “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” adlı kitabınızı okuyorum. Yeni başlamama rağmen öyle kaptırdım ki kendimi, yarıya geldim. En küçük ayrıntısına kadar özenle okuyorum. Gerçekten bir şahaser diyebilirim. Ve çok duru bir dille yazmışsınız. Elinize sağlık.

Şimdiden bitecek diye üzülüyorum. Diğer bütün kitaplarınızı okumak istiyorum. Ancak ülke olarak içinde bulunduğumuz ekonomik durumun bana da olumsuz bir yansıması sonucu diğer kitaplarınızı almam biraz güç. Kitabınızın başında yayınlanmış eserlerinizi bizim gibilere gönderebileceğinizi belirtmişsiniz. Ben de  (açıkcası çekinerek) diğer kitaplarınızı (ya da elinizde hangileri varsa) göndermenizi rica edecektim. İnanın bütün yayımlanmış kitaplarınızı okumaktan büyük mutluluk duyarım. Yakınlarıma da okumaları için önereceğimi ve bu ilettiğiniz değerli bilgileri yayacağımı bilmenizi isterim. Bizim gibi gençler, sizin gibi saygıdeğer aydınların izinde olduğu sürece bu güzel Cumhuriyet sonsuza dek yaşayacaktır.

Çalışmalarınızın başarıyla devam etmesini dilerim. Umarım bir gün sizi tanıma, elinizi sıkma onuruna da kavuşurum. Kendinize çok iyi bakın. Son olarak size ve kitaplarınızın bizlere ulaşmasında emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız. Sağlıklı günler.

Emine Durmuş, Hemşire-Atalya

*

Sayın Aydoğan merhaba,

Ben Haluk Gökalp. İngiltere’nin Cambridge kentinde çalışan bir Türk vatandaşıyım. Öncelikle size, yazmış olduğunuz kitaplar için teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. “Bitmeyen Oyun” ve “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz” kitaplarınıza biraz zor da olsa ulaştım ve okudum.

Kitaplarınızı okuduktan sonra inanın içimde değişik bir heyecan duymaya başladım. Artık hergün ve gece, yatağıma yattığımda, ülkem için ne yapabilirim diye düşünüyorum. Bazan çok üzülüyor hatta kahroluyorum, bazen de halen bir umut olabileceğini düşünüyorum.

Sizi ve sizin gibi ülkesever insanları, benim okumam dışında birçok insanın daha okuması gerektiğine inanıyorum. Buraya kitap getirtmek çok pahalı. Bir kitap için istenen kargo ücretiyle, 5-10 kitap alınabilir. Buraya kargoyla kitap getirtmiyorum, buna karşılık Türkiye’ye her gelişimde, taşıyabileceğim kadar kitap alıp, burada dağıtıyorum. Türkiye’de bulunduğum süre içinde, aynı işi orada da yapıyorum.

Son gelişimde, İzmir’de oturan çok sevdiğim bir dostuma kitaplarınızı ulaştırdım. İki tane pırlanta gibi öğrenci oğlu var. Onlar da bu değerli kitapları okudular. Bir sonraki gelişimde diğer kitaplarınızı da onlara ve diğer tanıdıklarıma getireceğim.

Daha sonra bu işi daha da geliştirerek, Türkiye’de küçük bir kitaplık oluşturmayı düşünüyorum. Bu yolla, en azından, ekonomik koşullar nedeniyle kitap alıp okumayan insanların da bu kitaplardaki bilgilere ulaşmasını sağlamış olacağım. Şu andaki ana amacım, bu işi başararak insanlarımızın doğruları görmelerine yardımcı olup, fikir üretmelerini sağlamaktır. Kitaplık için çok fazla olmasa da şu anda 80 kitap biriktirdim.

Yukarıda dostum diye söz ettiğim büyüğüm sizi tanıyormuş ve sizle görüşmüş. Bunu bana söyleyince, inanın çok ama çok heyecanlandım. Belki inanmayacaksınız ama ellerim ayaklarım titredi. Sanırım bunun nedeni, size karşı duyduğum saygı ve inanç olmalıdır. Beni daha da heyecanlandıran, sizinle görüşebilme ihtimalinin ortaya çıkmasıdır. Umarım gerçekleşir.

Size, yeni eserler üreteceğine inandığım çalışmalarınızda başarılar ve sağlıklı günler diliyorum.

En içten saygılarımla.

Haluk Gökalp, Cambridge-İngiltere

*

Sayın Metin Bey,

Kısa bir süre önce “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz” kitabınızı bitirmiştim; derinden etkilenerek sarsıldığımı ifade etmek zorundayım. Kitabın etkisinden henüz kurtulmamışken, Türkiye’nin en sevdiğim yörelerinden biri olan Bursa köylerini dolaşırken, sizin kitabınızda ikiyüz yıl öncesinden verdiğiniz ipekcilik ile ilgili bilgilerle karşılaşmak, beni üzüntülü bir duygusallığa sürükledi; okuduğum bilgilerin ışığında, dantel gibi yeşil doğanın içinde acıyı ve hüznü yaşadım.

Yağmurlu bir günde, kitabınızı mutlaka okumasını istediğim bir dostuma götürüyordum. İznik gölünün kıyılarından yüce dağlara doğru ilerliyorum; ova ile dağlar arasına beyaz bir sis çökmüş, görüntü mükemmel. Orman içinden kıvrılarak giden yol kenarındaki son derece azalmış dut ağaçlarına bakıyorum; zarif dallarından minik yağmur damlaları ve sanki ipek dokumacılarının ikiyüz yıl öncesinden gelip yapraklarını toplamasını bekliyorlar. İçim kan ağlıyor; yok edilen ipek tezgahlarının yeniden işlemesini istiyorum; ulusal bağımsızlığımızı istiyorum ve Mustafa Kemal Atatürk’ün bulutlar arasından üzüntüyle bize baktığını görüyorum; duygulanıyor ve gerçekten çok hüzünleniyorum.

Dutluca köyüne geliyorum. Eski ve çok güzel olan bu köy, adını dut ağaçlarından almış. Bir zamanlar bu köyde yedi ipek işleme atölyesi varmış; ya şimdi? Hiçbir şey kalmamış. Yaraya tuz eker gibi karşılaştığım bu gerçek beni hemen kitabınızın 82.  sayfasına götürüyor: “Bursa’da 1840 yılında 25 bin okka ipek işleyen 1000 kadar tezgah varken, tezgah sayısı 1847’de 75’e, üretim miktarı da 4 bin okkaya düşmüştü…” (4. Baskı sf.82). Hüzünlenmemek mümkün mü?…

Bu duygularla Yeni Sölüz’e geldim ve kitabınızı değer verdiğim yurtsever bir insan olan Kırıkçı Mehmet Bey’e verdim; içindeki bilgilerin çok önemli olduğunu, tüm köy halkının da bu konu hakkında bilgilenmeleri gerektiğini vurguladım ve oradan ayrıldım.

Gerçek bilgiyi üretip insanlarımızı aydınlatmakla kutsal bir görev yapıyorsunuz. Tanrım bu ülkeye yardım etsin. Kıbrıs’ı, Ege’yi, Güney Doğu’yu ve Sevgili Atatürk’ün hediye ettiği sınırları hiç kimse ve hiçbir güç zorlamasın; nefret sevgiye, yoksulluk zenginliğe, kuşku inanca, karanlık ışığa, keder sevince dönüşsün.

Size ve eşinize en içten saygı ve sevgilerimi sunarım.

Rosa Gülen, Bursa

 

 

 

 


EKONOMİK BUNALIMDAN ULUSAL BUNALIMA

 

ekonomBunalm

 

Sayın Metin Aydoğan,

Lütfedip gönderme zahmetinde bulunduğunuz; “Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma” isimli kitabınız için teşekkür ederim.

Hassas ve titiz çalışmalarınızın ürünü olan kitabınızın; günümüz Türkiye ekonomisi ve bununla bağlantılı gerçekleri öğrenme konusunda bizlere ışık tutacağını belirtir, en iyi dileklerimi sunarım. Saygılarımla.

Hurşit Tolon, Ege Ordu Komutanı

Sayın Metin Aydoğan,

Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma adlı yapıtınızın önsözünde şöyle yazıyorsunuz; “Ulusal bir sorun haline gelen, bu nedenle toplumun tümünü içine alan bunalım, ortak bir ulusal irade ve bu irade ile sağlanan güçlü bir toplumsal disiplinle ele alınmalı ve ulusun görünürgörünmez bütün güçleri harekete geçirilerek aşılmalıydı. Koşullar ekonomiye dayanan bir ulusal seferberliği gerektirecek kadar ağır ve derindi.”

Evet bu saptamanızın doğruluğunu ve haklılığını kitabın daha ilk sayfalarından itibaren anlamağa başlıyoruz ve ülkede yürütülen düzensiz siyasanın boyutlarını görüyoruz. Kitapta, batılıların Türk siyasasına herhangi bir sınır tanımadan nasıl yön verdiklerini, kendi emperyalist (sömürgeci) amaçlarına göre hazırladıklarını, ulusal ekonomiden, devletçilikten nasıl sapıldığını ve basının bu kirli oyuna ortaklık edip, oyunun baş oyuncusunu Türk halkına “Türkiyeyi Kurtaracak Adam” başlıklarıyla nasıl tanıttıklarını üzülerek, şaşarak öğreniyoruz. Ve içine düştüğümüz bu aldanışın kahredici ezikliğini yaşıyoruz.

24 Ocak (1980) kararlarının, Gümrük Birliğinin, “Enflasyonu Düşürme Operasyonu” adı verilen 9 Aralık (1999) kararlarının ve de 1985’te başlayan bugün de dörtnala devam eden özelleştirme uygulamalarının ulusal sanayii, KOBİ’leri tarım üreticilerini, tekstilcileri, tüm dışsatımcılarımızı nasıl ezdiğini en anlaşılır dille bir bir kaleme almışsınız. Özelleştirme adı altında yağmalanan fabrikalarımızı, bankalarımızı… Binlerce kez elinize sağlık, değerli aydın! Umuyorum ki bu duru gerçekler, ulaşması amaçlanan kitlelere ulaşacak ve kutlu kaleminiz uyanmaya hazır ulusal gücü uyandıracaktır!

Ben tüm çevremdekilere yapıtlarınızı okumalarını önerdim. Yazdıklarınızın, okuyanları hemen etkileyeceğinden, bu etkinin onları düşünmeye zorlayacağından en ufak bir kuşkum yok. Ailemde yaşadığım bir örneği izninizle aktarmak isterim. Annem (55) sakat, yürüyemiyor ve ağır sağlık sorunları yaşıyor. Bir gün yanında “Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma” kitabınızı sesli okurken, beni dikkatle dinlediğini gördüm. Bir süre okuduktan sonra okumayı bıraktım. Bana dönerek “Oğlum, okumaya devam eder misin lütfen” dedi. Ve o günden sonra her sabah kendisine kitabınızdan bölümler okumamı rica etti. Çok duygulanmış ve üzülmüştü. Özellikle özelleştirme uygulamalarına tepki duyuyordu. Kitabınızı dinledikçe, içinde bulunduğumuz durumun geldiği boyutlara inanamadı. Ve şimdi benimle, hatta komşularıyla dahi bu konuları tartışır durumda. Bu arada özelleştirmeyi kastederek söylediği, beni de çok etkileyen bir tümcesini sizinle paylaşmadan geçemeyeceğim. “Eğer elinizde bir ineğiniz vasa, kesip bir defada lop lop etini yiyeceğinize, her sabah sağıp top top yağını yiyin!” Bu arada kendisi ilkokul mezunu bile değildir. Ancak yazdıklarınızı çok iyi algılıyor. Ve bugün bizden bir okuma gözlüğü istemekte. Diğer kitaplarınızı (kendi) okumak konusunda ısrarlı… Size içten teşekkürlerini iletiyor.

İşte ışığınız böyle yayılıyor değerli aydın.

“Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma”, sadece batılı çıkarcıları (düşmanları) değil, aynı zamanda siyasetçisinden medyacısına dek içerdeki hainleri de göstermekte.

Mektubumun bu kısmında M.K.Atatürk’ün şu deyişini eklemek gereği duyuyorum; “Paramızı, hayatımızı dış düşmanların sataşmasından kurtarmak, bu memleketin dış düşmanlara esir olmasına müsaade etmemek ne kadar lazımsa, aynı zamanda ve onlardan daha fazla uyanıklıkla iç düşmanlara, içerdeki zararlı adamlara da dikkatle bekçilik yapmak ve onların her hareketlerini gözden kaçırmamak mecburiyetindeyiz.”

Siz değerli aydına, onların her hareketini bizlere gösterdiğiniz, bizi de bakmaya yönlendirdiğiniz için size çok şey borçluyuz. Artık herzamankinden daha çok çalışmanın, daha çok düşünmenin, araştırmanın, okumanın-yazmanın, sorgulamanın ve herzamankinden daha çok üretmenin zamanı gelmiştir. Artık topluca uyanma ve direnme zamanıdır. Sizin gibi değerli yurtsever aydınların izinde, bu millet uyanacaktır. Ben buna kesin inanıyorum. Saygılarımla.

Özgür Dönmez, Akdeniz Üni.-Antalya

Sayın Metin Aydoğan,

Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma adlı yapıtınızın önsözünde şöyle yazıyorsunuz; “Ulusal bir sorun haline gelen, bu nedenle toplumun tümünü içine alan bunalım, ortak bir ulusal irade ve bu irade ile sağlanan güçlü bir toplumsal disiplinle ele alınmalı ve ulusun görünürgörünmez bütün güçleri harekete geçirilerek aşılmalıydı. Koşullar ekonomiye dayanan bir ulusal seferberliği gerektirecek kadar ağır ve derindi.”

Evet bu saptamanızın doğruluğunu ve haklılığını kitabın daha ilk sayfalarından itibaren anlamağa başlıyoruz ve ülkede yürütülen düzensiz siyasanın boyutlarını görüyoruz. Kitapta, batılıların Türk siyasasına herhangi bir sınır tanımadan nasıl yön verdiklerini, kendi emperyalist (sömürgeci) amaçlarına göre hazırladıklarını, ulusal ekonomiden, devletçilikten nasıl sapıldığını ve basının bu kirli oyuna ortaklık edip, oyunun baş oyuncusunu Türk halkına “Türkiyeyi Kurtaracak Adam” başlıklarıyla nasıl tanıttıklarını üzülerek, şaşarak öğreniyoruz. Ve içine düştüğümüz bu aldanışın kahredici ezikliğini yaşıyoruz.

24 Ocak (1980) kararlarının, Gümrük Birliğinin, “Enflasyonu Düşürme Operasyonu” adı verilen 9 Aralık (1999) kararlarının ve de 1985’te başlayan bugün de dörtnala devam eden özelleştirme uygulamalarının ulusal sanayii, KOBİ’leri tarım üreticilerini, tekstilcileri, tüm dışsatımcılarımızı nasıl ezdiğini en anlaşılır dille bir bir kaleme almışsınız. Özelleştirme adı altında yağmalanan fabrikalarımızı, bankalarımızı… Binlerce kez elinize sağlık, değerli aydın! Umuyorum ki bu duru gerçekler, ulaşması amaçlanan kitlelere ulaşacak ve kutlu kaleminiz uyanmaya hazır ulusal gücü uyandıracaktır!

Ben tüm çevremdekilere yapıtlarınızı okumalarını önerdim. Yazdıklarınızın, okuyanları hemen etkileyeceğinden, bu etkinin onları düşünmeye zorlayacağından en ufak bir kuşkum yok. Ailemde yaşadığım bir örneği izninizle aktarmak isterim. Annem (55) sakat, yürüyemiyor ve ağır sağlık sorunları yaşıyor. Bir gün yanında “Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma” kitabınızı sesli okurken, beni dikkatle dinlediğini gördüm. Bir süre okuduktan sonra okumayı bıraktım. Bana dönerek “Oğlum, okumaya devam eder misin lütfen” dedi. Ve o günden sonra her sabah kendisine kitabınızdan bölümler okumamı rica etti. Çok duygulanmış ve üzülmüştü. Özellikle özelleştirme uygulamalarına tepki duyuyordu. Kitabınızı dinledikçe, içinde bulunduğumuz durumun geldiği boyutlara inanamadı. Ve şimdi benimle, hatta komşularıyla dahi bu konuları tartışır durumda. Bu arada özelleştirmeyi kastederek söylediği, beni de çok etkileyen bir tümcesini sizinle paylaşmadan geçemeyeceğim. “Eğer elinizde bir ineğiniz vasa, kesip bir defada lop lop etini yiyeceğinize, her sabah sağıp top top yağını yiyin!” Bu arada kendisi ilkokul mezunu bile değildir. Ancak yazdıklarınızı çok iyi algılıyor. Ve bugün bizden bir okuma gözlüğü istemekte. Diğer kitaplarınızı (kendi) okumak konusunda ısrarlı… Size içten teşekkürlerini iletiyor.

İşte ışığınız böyle yayılıyor değerli aydın.

“Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma”, sadece batılı çıkarcıları (düşmanları) değil, aynı zamanda siyasetçisinden medyacısına dek içerdeki hainleri de göstermekte.

Mektubumun bu kısmında M.K.Atatürk’ün şu deyişini eklemek gereği duyuyorum; “Paramızı, hayatımızı dış düşmanların sataşmasından kurtarmak, bu memleketin dış düşmanlara esir olmasına müsaade etmemek ne kadar lazımsa, aynı zamanda ve onlardan daha fazla uyanıklıkla iç düşmanlara, içerdeki zararlı adamlara da dikkatle bekçilik yapmak ve onların her hareketlerini gözden kaçırmamak mecburiyetindeyiz.”

Siz değerli aydına, onların her hareketini bizlere gösterdiğiniz, bizi de bakmaya yönlendirdiğiniz için size çok şey borçluyuz. Artık herzamankinden daha çok çalışmanın, daha çok düşünmenin, araştırmanın, okumanın-yazmanın, sorgulamanın ve herzamankinden daha çok üretmenin zamanı gelmiştir. Artık topluca uyanma ve direnme zamanıdır. Sizin gibi değerli yurtsever aydınların izinde, bu millet uyanacaktır. Ben buna kesin inanıyorum. Saygılarımla.

Özgür Dönmez, Akdeniz Üni.-Antalya

Sayın Aydoğan,

Dört gözle (bizim yörede söylenen bir söz) beklediğim yeni kitabınızı, büyük bir ilgiyle okudum.

“Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma” kitabınızda TEKEL’in özelleştirilmesi (yabancılaştırılması demek daha doğru) bölümünü okurken, gözlerimin dolduğunu hissettim.

1938’den günümüze kadar geçen süreçte, ülkeyi yönetenlerin önemli bir bölümünün açık ihanetlerinin hesabı, bugüne kadar sorulmadı. Aksine ödüllendirildiler. Bu durum, dışa bağımlı siyaset yapanları daha da cüretkar yapmıştır.

Çoğunluk oylarıyla (adil olmayan seçim sistemleriyle) iktidar olma, her türlü ihaneti yapmanın gerekçesi olabilir mi? Türkiye’de olmuştur. Olmaya da devam etmektedir.

  1. Hükümetin, Kemal Derviş’e devrettiği yetkileri okuyunca kanımın donduğunu hissettim.

Bu ülkeyi, düşman işgalinden kurtarmak için, yaşamını hiçe sayarak, ulusuna önderlik eden Mustafa Kemal Atatürk’e bile kurucusu olduğu TBMM, bu kadar geniş yetkileri vermemişti. (Büyük önder, savaş yıllarında sürekli olarak aldığı yetkilerin dışında, bu tip yetkileri TBMM’ne saygısından dolayı zaten istemezdi.)

IMF’nin görevlendirdiği bir şahsa, böylesi yetkilerin verilmesinin adını koymak gerek: ÜLKEYİ SATMA YETKİSİ, bu ağır bir suçlama değil, yapılanlar ortada; başka ne söylenebilir ki…

Ülkemiz bugünkü duruma birden gelmedi. 1940’lardan itibaren ekonomik ve kültürel yönden verilen ödünlerin toplamının sonucuydu. Bundan böyle, bağımlılık anlamında verilecek pek fazla bir ödün de kalmadı.

Mustafa Kemal Atatürk’ün, bu ülkeye 15 yılda kazandırdıkları son 60 yılda tüketildi.

Cumhuriyetin kazanımları; her iktidar döneminde tanzimat kafalı batıcı politikacılarımız tarafından, halka pek fazla hissettirilmeden azar azar yok edildi.

Bu durumun farkında olan gerçek aydınların ise, solcudur, komünisttir, şimdi de Kemalisttir diye hayatları söndürüldü.

Türkiye’nin, 24 Ocak kararlarıyla batıya bağımlılığının hız kazanması, Kemal Derviş vakasıyla son noktaya getirilmiş ve bağımlılık tamamlanmıştır.

Bundan böyle, dış güçlerin desteğiyle ülkeyi yönetecek olanlar, bundan öncekiler kadar şanslı olmayacaklardır. Cumhuriyetin mirası tükenmiştir. İktidara gelebilmek ve orada bir müddet olsun kalabilmek için, verilecek ödünlerin listesi bellidir ve önlerine konmuştur.

Ulusal ödünleri, emperyalist güçlerin istekleri doğrultusunda yerine getirecek olanlar, iktidar yapılacaktır.

Liste hazır: Başta Kıbrıs, Ege, kıta sahanlığı, Güneydoğu Anadolu’muzun ülkenin bütünlüğünden koparılması, sözde Ermeni soykırımı iddiasının kabul edilmesi, Rum-Pontus devletinin yeniden yeşertilmesi, Fener-Rum Patrikhanesi’ne ekümenlik verilmesi, Türk Ordusu’un Türkiye Cumhuriyeti’ni koruma ve kollama görevinin ortadan kaldırılması v.b. kısacası SEVR hükümlerinin (yüzyılın başında kabul ettiremedikleri) kabul ettirilmesi.

Ancak, bu istenenler ekonomik ve kültürel konularda verilen ödünler gibi, toplumdan gizlenemeyecektir. En sade insanın bile, İHANET olduğunu anlayacağı aşamaya gelindi. Bu nedenle, şimdi ülke yöneticilerinin işleri oldukça zor…

Sayın Aydoğan, inancım o ki, kitabınızın başlığına taşımış olduğunuz “Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma” gelinmiş olması, kör gözleri bile açacak ve sonun başlangıcı olacaktır.

Bu başlangıca katkılarınızdan dolayı, sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Mehmet Erol Mahmutoğlu, Eczacı-Ankara

Atatürk Liseli Kardeşim Metin Aydoğan,

Nasıl ve nerden başlıyacağımı bilmiyorum.

Yine de, değerli kitabın “Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma”yı okuduktan sonra, yazmakta geç kaldığım için senden özür dilemekle başlıyorum.

Şu güzelim ülkenin düştüğü durumu gördükçe kahrolmamak mümkün mü?

Yüce Atatürk’ün ve bu vatan evlatlarının herşey pahasına verdikleri mücadele sonunda kurdukları onurlu, bağımsız ülke bu durumlara mı düşecekti? Nasıl bu kadar alçalabildik? O büyük gururumuza ne oldu? İstiklal savaşımızla yeniden doğan bu millet neden bu kadar aciz duruma düştü, düşürüldü? Onlar, baştakiler ve hepimiz. O yüce insanın “Nutuk”unu okumadılar mı? Okumadık mı? Bunların hepsi orada yazılı değil miydi? Neden geçmişten ders almadık, yoksa almak mı istemedik?

Kahroluyorum, içim yanıyor. Gazete okumak, televizyon izlemek istemiyorum. Hepsini bir felaket habercisi olarak görüyorum. Sen çok önceden bunları kitaplarında açık açık belirttin. Kaçımız okudu, kaçımız önem verdi. Kaçımız olanlara karşı çıktı? Daha fazla yazamıyacağım. Dayanamıyorum, gözlerinden öper, başarılar dilerim, kalemin güçlü olsun.

Haluk Erbatur, Kimya Yük. Müh-İstanbul

Hocam Metin Aydoğan,

Hocam hitabımı umarım hoş görürsünüz. Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma’adlı kitabınızı, alır almaz okuyup bitirdim. Kitabınızın pek çok yerinde üzüldüm, sinirlendim, derin düşüncelere daldım.

Benim, kendi kendime bölük pörçük düşündüklerimi, siz çok da hoş bir dille özetlemişsiniz. Ben 19 yaşındayım, ülkemiz üzerinde oynanan ekonomik oyunların sonuçlarını yaşadığım için, olayları sezinliyordum. Ancak, kitabınızı okuyunca sezgim bilince dönüştü.

Size şöyle bir sorum var. Türkiye üzerine oynanan oyunlar bu kadar aşikârken, Atatürk’ün “kurduğu” parti, Atatürk’ün cumhuriyetini yıkma faaliyetine çanak tutarken, üs-tüne üstlük bunun da farkına varmış bir gurup insan varken, neden bu örgütsüzlük var? Niçin basında veya günlük hayatta protesto eylemi düzenleyen Kemalist topluluklar duyamıyoruz? Ya da niçin kapsamlı basın bildirileri yayımlanmıyor?

İlk defa oy attığım için, pusulada gerçek anlamda Kemalist bir parti görmemek, beni çok üzdü. Ünivesite öğrencisi olmam sebebiyle ADKF’nin çalışmalarını takip edebiliyorum, ancak öğrencilerin kısıtlandığı üniversite ortamında, onlar da fazla etkili olamıyorlar.

Ülkemiz öyle bir hale gelmiş ki; artık, ben Kemalistim dediğimde, insanlar sanki bölücü örgüt militanı görmüşçesine yüzüme bakıyorlar. İçimi çok acıtan, ama maalesef doğru olduğuna inandığım bu tesbitimi sizinle paylaşmam gerekirse, artık gençlik Atatürk’ü tanımıyor; birkaç kanun dışında onun yaptıklarını, söylediklerini, düşündüklerini bilmiyor. Kendi şahsıma, Atatürk’e bu denli ihanet eden bir kuşağın içinde bulunduğum için kendimi sefil ve aşağılık hissediyorum.

Mektubumu okuduğunuz için çok teşekkürler.

Not. Hocam, İstanbulda söyleşileriniz oluyorsa nasıl haber alabilirim?

Orkun Taşçı, İstanbul Ünv.-İstanbul

Sevgili Babacığım,

Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma adlı son kitabını yeni bitirdim. Okuduklarımın dehşet ve heyecanı içinde sana bu teşekkür mektubunu yazıyorum. Diğer kitaplarının değerini ve yaptığı etkiyi bildiğimi, biliyorsun. Hiçbirine bir mektup yazmayı düşünmemiştim; belki doğrusu da buydu. Ancak Türkiye’den uzakta okuduğum son kitabın için, nedense sana yazma gereği duydum.

Bu kitabını da diğer kitapların gibi, büyük bir acı ve karamsarlık, ama aynı zamanda da, büyük bir coşkuyla okudum. Ülkemin içinde bulunduğu olumsuz koşulların uyandırdığı karamsarlık acıyı, olumsuzluğun nedenlerini anlamak ise mücadele gücünü geliştiriyor. İnsan olmanın niteliklerini körelten bilgisizliğin yarattığı karanlık, senin kitapların okununca aralanıyor ve okuyucu kazandığı özgüvenle kendini, anlamlı bir mücadeleye davet edilmiş gibi hissediyor; bu da insana coşku veriyor.

Öğrenimim ve bilgi alanımın dışında kalan ekonomi konusunun, yalnızca bu konuyla ilgili eğitim almış “uzmanların” tekelinde olmadığını gösterdiğin için teşekkürler…

Ekonomiyi son derece karmaşık bir olay gibi göstermeye çalışarak, benim gibi milyonlarca kişinin hiçbir zaman anlayamayacağı, bu nedenle ilgilenmemesi gereken bir konuymuş gibi sunanlara karşı, tersini kanıtladığın için teşekkürler… Ekonomi konusunu, soyuttan somuta indirgeyip, günlük sonuçlarını ve geleceğimize yapacağı etkiyi gösterip, yaşadığımız koşullara yön verme bilincini bize verdiğin için teşekkürler…

Ben, tarihinden ders alarak, aynı yanlışları yinelememiş ve böylelikle milli kaderine kendisi yön verebilmiş bir ulusun şanslı bir genci olarak doğmadım. Çocukluğum; dışa bağımlılığın, tüketimciliğin, yabancılaşma ve yozlaşmanın yoğun olarak yaşandığı bir dönemde geçti. Aile ortamı dışındaki insan ilişkileri, nedenini o zaman anlamasam da, beni sürekli rahatsız etti. Evdeki değer yargılarıyla sokaktakiler arasında birbiriyle çelişen açık bir karşıtlık vardı. Bu karşıtlık, yaşıtlarıma göre herhalde benim şansımdı. Annem ve senin bana aşıladığınız dürüstlük, erdem, özgürlük duygusu, sorgulama yeteneği ve ülke sevgisi sayesinde; içinde bulunduğum koşulları ve sorunları, kişisel çıkarları aşarak ele alabilen bir genç olarak yetiştim. Bana ve Zeynep’e karşı davranışlarınızın değerini şimdi çok daha iyi anlıyorum. Bize, Mustafa Kemal’den aldığınız Türkiye’yi veremediniz ama ülke sevgisiyle bütünleşen özgür düşünme yeteneği ve direnme gücü verdiniz. Size bir kez daha teşekkür ederim.

Ayşe Aydoğan, Paris-Fransa

Sn. Aydoğan,

Ben Uludağ Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Kamu Yönetimi Bölümü mezunu, askerliğini yapmış, tüm okul yaşamı boyunca, aynı zamanda çalışmış bir gencim. Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma adlı kitabınızı biraz önce bitirdim ve nedense size yazıp dertleşme ihtiyacı hissettim.

Üniversitede okurken, mezuniyeti, bana daha iyi yaşam koşulları sağlayacak bir hedef olarak, iple çekerdim. Ancak, mezun olur olmaz gerçeklerle karşılaştım ve diplomanın, gazete ilanlarında aranan, aptalca bir ön şart olmaktan başka bir işe yaramadığını gördüm. Bir yıl işsiz gezdikten ve isteyerek seçtiğim mesleğimle ilgili bir alanda iş aradıktan sonra, direnme gücünü yitirdim ve şu anda asgari ücretle, kamu yöneticiliğiyle hiç ilgisi olmayan, kabullenilmesi zor bir işte çalışıyorum.

Şu anda yirmiyedi yaşındayım. Bu genç yaşta bile, geçmişle bugün arasında giderek derinleşen olumsuz değişimi görebiliyorum ve sıkça “bizim zamanımızda…” diye başlıyan konuşmalar yapıyorum. İlkokulda bizi her yönden eğiten ve bende derin izler bırakmış olan, Fatma Elibol adında, yaşlı bir öğretmenimiz vardı. Ulusal sanayinin önemini anlatmak için, “Yerli Malı Haftası”nı sınıfta mutlaka kutlar ve her öğrenci, o gün okula bir yerli ürün getirirdi. Fatma öğretmende birlikte okuduğum, sonra kendi de öğretmen olan bir arkadaşım geçen gün okulunda “Yerli Malı Haftası” düzenlemiş. Çocuğun biri sınıfa “aile boyu Coca Cola” getirmiş. Kitabınızda, yabancılara satılan şirketlerimizi okuyunca bu olay aklıma geldi ve yitirmekte olduğumuz ulusal değerlerimiz için derinden üzüntü duydum.

Ben ve birkaç arkadaşım üniversite yıllarından beri bir araya gelir, ülke sorunlarını tartışırdık. Bu beraberliğimiz bugün de sürüyor; tüketimi pompalayan medyanın yıkıcı etkisine ve “cazibesine” dayanılması güç olan küreselleşme ürünlerine rağmen, kendimizi yozlaşmadan korumaya çalışıyor, düşüncelerimizi birbirimize aktarıyoruz. Ancak konuşmalarımızın hep boşlukta kaldığını ve bir sürü yaşamsal zorunluluğun baskısıyla yok olup gittiğini düşündük. Koskoca bir ülke, göz göre göre elimizden çıkıyor ve kimse birşey yapmıyordu; oysa bize göre “birşeyler” değil, “çok şey” yapılması gerekiyor.

Bir konuda sizin düşüncenizi almak istiyoruz. Atatürk genci olarak biz, hangi platformda, kimlerle ve nasıl bir araya geleceğiz? Bağımsızlık için, ulusal birlik için, vatanımızı sattırmamak için; Atatürkçü düşünce karşıtları gibi yasaları mı çiğneyelim, şiddete mi başvuralım (işe yarıyacaksa onu da yaparız elbet). Sonradan bozulmuş olmasına rağmen o yasaları biz koymadık mı? Meşruiyet sınırımızı, Mustafa Kemal’in kurduğu Cumhuriyet’in korunması mı, yoksa bugünkü meclisin çıkardığı ulus karşıtı yasalar mı belirleyecek? Birçok siyasetçiye, Türk ya da insan demeğe dilim varmıyor. Bunlara karşı kim birşeyler yapacak? Gittikçe yoksullaşan insanlarımızın sabır ve sağduyusunu daha ne kadar sömüreceğiz?

Metin Bey, bu satırları yaşça sizden küçük bir dostunuzun dertleşmesi olarak kabul ediniz. Kendimi, sizinle aynı hamurdan yoğrulmuş olarak görüyorum. Değerli zamanınızı aldıysam kusuruma bakmayınız. Sizinle diyaloğumuzun sürmesini diliyor, en kısa sürede tanışabilmeyi arzuluyorum. İçten saygılarımla.

Cihangir Aksoy, Kamu Yön.- Antalya

Saygıdeğer Büyüğüm Metin Aydoğan,

Ben Harbiye öğrencisi Mahmut Çetintaş. Hatırlarsanız geçen hafta sizden kitaplarınızı istemiştim. Bir gün sonra kitaplarınız geldi. İlk defa siz bana bu şekilde kitap gönderiyorsunuz. Bu benim için hayatımın en güzel ilklerinden biri. Olayı anlattığımda herkes şaşırıyor. Bu kadar özverili bir yazar olamaz diyorlar, demek ki oluyormuş.

Kitaplarınız arkadaşlarım arasında elden ele dolaşmaya başladı. Okulumuzda, yatakhanede Nutuk’u, ders aralarında ise yapıtlarınızı okuyorum. Ayrıca “Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma” kitabınızı çoktan okumuştum.

Ben müsaade ederseniz size, son zamanlarda kafamda oluşan bazı düşüncelerimi aktarmak istiyorum. Biz gençlerin, Türk tarihini iyi öğrenmediği kanısındayım. Bu eksikliğin bende de olduğunu düşünüyorum. Okulumuzun kütüphanesindeki CD arşivinden Atatürk ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili CD’ler alıp izlemeye, notlar almaya ve ilerde emrimdeki askerlere edindiğim bilgileri aktarmaya karar verdim. Bu konuda kesin kararlıyım.

Kitaplarınızın okul kütüphanesine alınması için gereken işlemleri başlatmıştık. Sonunda geldiler. Kitaplarınızı okumayan arkadaşlarımıza tavsiye ediyoruz. “Bitmeyen Oyun”un 14. Baskıya ulaşması bizi çok sevindirdi; nice yeni baskılara…

Size gönderilen iletiler fazla olacağı için, yazımı uzun tutup değerli zamanınızı harcamak, bence size ileti yollayacak diğer ülkesini sevenlere haksızlık olur kanısındayım. Gerçi, daha çok yazmak istediğim şeyler var, ama dediğim gibi sizi fazla meşgul etmemeliyim.

Kitaplarınızın bana ulaştığı tarihi bir kenara not ettim. Bu tarih benim için çok farklı bir gündür. Sağolunuz. Eğer ilerde yolumuz İzmir’e düşerse mutlaka size uğrayıp ellerinizden öpeceğim. Saygılarımı sunarım.

Mahmut Çetintaş, Harp Okulu Öğr.

Selam Metin Bey,

Hacettepe Bilgisayar Müh. 1. sınıf öğrencisiyim. Sizinle ilk defa Avrupa Birliğinin Neresindeyiz kitabınızla tanıştım. kitabı okuyup bitirdiğim zaman, sizin de dediğiniz gibi dehşete kapıldım. Liseyi yeni bitirmiş biri olarak, bu kadar dünyadan bi haber yetiştirilmemize, bazı şeylerin bize dayatılmasına, kimsenin ses çıkar(ta)mamasına kızmamak elde değil.

Bitmeyen Oyun ve Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma kitaplarınızı da okuduktan sonra, herkesin üzerine düşen görevi yapması gerektiğine inanarak, ne yapabilirim diye düşündüğümde, en basitinden kitaplarınızı arkadaşlarıma tavsiye etmem ve okumalarını sağlamam oldu. Şimdi de, kitaplarınızı tanıdığım insanlara, çocuklarını ve kendilerini yetiştirebilmeleri için, mezun olduğum lisedeki öğrencilere, en azından içinde bulunduğumuz tehlike hakkında fikir sahibi olabilmeleri için temin etmek istiyorum. Kitaplarınızı uygun fiyata nereden bulabilirim ve daha başka neler yapabilirim?

Değerli düşünce ve fikirlerinizi benimle paylaşmanız dileğiyle…

Yazılarınız sayesinde bizleri aydınlattığınız için çok teşekkürler. Sırada Yeni Dünya Düzeni, Kemalizm ve Türkiye kitabınız var okunacak.

Mustafa Daşgın, Hacettepe Ünv. Bil. Müh.-Ankara

Sayın Metin Aydoğan,

Bursa’da deri imalatı ile uğraşıyorum. Şu anda Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma adlı kitabınızı okuyorum. Sizin de sıkça değindiğiniz gibi, ulusal sanayimizi ve orta ölçekli işletme sahiplerini perişan ettiler; esnaf kan ağlıyor. Deniz Gezmiş’i vatan haini ilan edip asanlar, şimdi utanmadan karşımıza geçip ahkâm kesiyorlar.

Kitabınızın ortalarını geçtim, yani henüz bitirmedim. Yazdıklarınız için söyleyecek söz bulamıyorum. Okudukça sinirlerim bozuluyor, dişlerimi sıkmaktan çenem ağrıdı. Bu ülkede o kadar çok profesör, ekonomist yada araştırmacı var; bunlar ne yapıyor, halka gerçekleri neden anlatmıyorlar?

Kitabınızla karşılaşmış olmaktan, iki nedenle mutluluk duyuyorum: Birincisi, yaşadığım ve gördüğüm olayların, belgeye dayalı kanıtlarını buldum; ikincisi bu ülkede, hiçbir zaman umudu yitirmemek gerektiğini anladım. Kimse bir şey yapmazken bir mimar çıkıyor (özgeçmişinizde mimar olduğunuz yazılı), ekonomik konuları başarıyla inceliyor ve gerçekleri herkesin anlayabileceği biçimde ortaya seriyor; olacakları önceden görüyor ve uyarıyor. Demek ki bu ülke zora düştüğünde, ihtiyaç duyduğu insanları içinden hala çıkarabiliyor. Bu bana umut verdi. Size teşekkür ederim.

Çalışmalarınızın devamını dilerken, yeni çalışmalarınızı dört gözle bekliyorum. Saygılarımla.

Kerim Karabucak, Deri İmalatçısı-Bursa

Sayın Aydoğan,

Ben Süleyman Kıroğlu. Harp Okulu öğrencisiyim. Geçen yılın Haziran ayında okuduğum “Bitmeyen Oyun” kitabınızla sizi tanıdım ve daha sonra diğer tüm kitaplarınızı okudum. Herkes gibi ben de çok etkilendim.

Etkilenmemin nedeni: yalnızca kitaplarınızın çarpıcı açıklamaları ve geniş araştırmaları değil; aynı zamanda, Türkiye sorunlarına bu kadar yakından ve bu kadar doğru olarak yaklaşan sizin gibi insanların varlığını fark etmemdir. Bu beni son zamanlarda düşmüş olduğum kötümser havadan oldukça uzaklaştırdı. Canlanmama neden oldu.

En son okuduğum Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma kitabınız bana, hem yakından bilmediğim ekonomik konuları, hem de ekonominin ulusal gücün korunması açısından önemini öğretti; asker yada sivil her meslekten insanın, ekonomi ile ilgilenmesi gerektiğini kavradım. Bir mimar olarak siz bunları yazabildiğinize göre, bizler yazmasak bile ekonomiyi izlemeli ve anlamalıyız. Bu bakış açısını kazandırdığınız için çok teşekkür ederim.

Sizden bir ricam olacak “Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma” kitabınızda, istendiği takdirde kitap gönderebileceğinizi belirtiyorsunuz Eğer bana, kitaplarınızın tümünü imzanızla gönderirseniz ölçüsüz sevineceğim. İmzalı kitaplarınızı değerli bir anı olarak kendime saklarken bendeki kitapları başka arkadaşlarıma vereceğim.

Yeni eserlerinizi beklerken size sağlıklı günler dilerim. Saygılarımla.

Süleyman Kıroğlu, Harp Okulu Öğr.

Sayın Metin Aydoğan,

Bitmeyen Oyun adlı kitabınızı arkadaş tavsiyesi ile doğum günü anısı olarak aldım ve tesadüf eseri Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’a yaptığı harekat sırasında okudum. Öncelikle size içten teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

Kitabınız hakkında diğer okuyucu ve yazarların görüş ve önerilerine katılıyorum, az bile yazmışlar. Birçok kitabın önemli yerlerinin altı çizilirken, sizin kitabınızın çizilecekse her paragrafının altı çizilmelidir, dolayısıyla ben çizmeden okudum. Tanıdığım herkese tavsiye ettim ve edeceğim. Yakınlarıma armağan vereceğim bu kitap, sanki bir kitaplığın konsantresi.

Ülkemizin içinde bulunduğu sistem bozukluğu hakkında doğal olarak bilgi sahibi iken, kitabınızı okuduktan sonra BÜYÜK ÖNDER Atatürk’ün “Gençliğe Hitabesi”ni ve Söylev’ini bir kez daha okuma isteği duydum. Eğitim sisteminin yanlışlıkları sonucu Atatürk’ten neredeyse bıkkınlık getirildi, Atatürk ve Türklük’ün kurtuluşu hakkında verilen bilgiler hep neler yapıldığı ile sınırlı kaldı, ezbere dayandı. Yapılanların NASIL yapıldığı ve gerçek boyutu hakkında hiç bilgi verilmedi, çünkü eğitmenlerin bilgisi de kısıtlı idi, halen öyle.

Görevim gereği altı yıl Güney Doğu’da komando birliklerinde çalıştım, halen yine bir komando birliğinde görevliyim. Araziyi ve köyleri gezdim, değişik insanlar tanıdım. Kışın kapanan köy yollarının açılmasını ve kapanan karayolu yerine acil durumlarda kullanmak üzere asma köprüleri, güvenlik güçlerinin yaptığına tanık oldum. Her askeri birlik; vatandaşa gıda yardımı yapar, zeki ancak olanakları kısıtlı öğrencilere burs verir, bir o kadar da tasarrufa önem verir. Ancak diğer taraftan “nasıl olsa devlet bize bakar” düşüncesi ile hâlâ çok çocuklu ve üretimsiz, tüketici bir toplum görmekten üzüldüğümü ifade etmek istiyorum. Kırşehir’de görev yaparken, yöre ekonomisinin düzelmesi için oraya gelen her devlet adamından, üniversite ya da askeri birlik talep edildiğini, üretim tesisi isteğinin ise ikinci plana itildiğini görmüştüm. 1994 yılında bir köyde 30-35 yaşlarında ve 17 kardeşli bir kişi ile yaptığım görüşme sonunda, çok çocuğun ekonomi, eğitim, kişilik vs. sorunlarına yol açtığını söylediğimde, “ÇOCUĞA ENGEL OLMAK GÜNAHTIR” karşılığını aldım, bunu yıllar önce köy imamının söylediğini, bunu söyleyen şahsın da 12 çocuğu olduğunu öğrendim.

Yaptığım araştırmada, sağlık görevlilerinin yılda bir iki defa olacak şekilde köylere gittiğini, ancak kimsenin kendilerini dinlemediğini, ebe hemşireler tarafından verilen aile planlaması malzemelerini çocukların oyuncak olarak kullandıklarını öğrendim. Devletin yıllarca yapamadığını din destekli ancak içeriği bilinmeyen bir imam sözü ne yazık ki yapabiliyor. Biraz derine indiğinizde asıl sebebin aşiretçilik olduğu beyan edilmektedir, ama aşiretçiliğin çözüldüğü yörelerde de çok çocukluluk artarak sürmektedir. Biz emrimiz altındaki Mehmetçiklere sürekli karnını doyurabilecekleri, sırtını giydirebilecekleri ve terbiye edebilecekleri kadar çocuk yapmalarını tavsiye ediyoruz. Ayrıca okuma-yazma bilmeyen Mehmetçiklere bunlar mutlaka öğretilir ve hepsine sertifika verilir. Okuma yazma dahi bilmeyen bir insana harp sanatını, değil öğretmek, öğretmeye çalışmanın zorluğunu takdir edersiniz. Ülkemizin her köşesinden gelen gençlerimiz kışlalarda toplandığından, insanımızın genel durumu daha iyi görülebilmektedir. Sabıkalı oranı, tahsil oranı, yemek görgü kurallarını bilenlerin oranı, evlilerin oranı, evlilerden eşi çalışanların oranı, her türlü duayı bildiğini iddia eden ancak Türkçe anlamını bilmeyenlerin oranı, milliyetçi olduğunu söylediği halde görevden kaçmaya çalışanların oranı, çağdaş helâ kullananların oranı…

Görev yaptığım yer öyle bir ilçe ki, 40 kilometrelik yolu, her sene asfalt kaplama yapıldığı halde denetleyeni olmadığından son derece bozulmuş, il merkezine 120 km olan bu mesafe, araçla dört saatte alınıyor. İlçede zaten sağlıksız olan içme suyu, Nisan-Haziran döneminde üç ay boyunca çamurlu akmakta. TEDAŞ görevlisinin beyanıyla halkın yüzde 70’i kaçak elektrik kullanıyor. Burada bir belediye ve çalışanları olduğu halde belediyecilik hizmetleri Kaymakam tarafından yürütülüyor. Sağlık ocağında görevli bir doktorun, uzman hekim olmadığı halde muayenehane işletmesi, muayenehaneye gelmeden sağlık ocağına gelenlerle ilgilenmemesi, hâttâ muayenehanesine röntgen ve ultrason cihazı koyarak bütün hastalardan röntgen veya ultrason istemesi, bir vatandaş olarak beni düşündürmektedir.

Bütün bunların devlet yönetimindeki bencilliğin, acemiliğin ve ilgisizliğin ilçedeki yansıması olduğunu, dolayısıyla insanlarımızın küreselleşen dünyada (sömürge durumundaki) ülkemiz üzerinde oynanan oyunlara engel olma yerine, kişisel çıkarlarını düşünmeleri sonucu, yeni bir kurtuluş mücadelesinin çok zor olacağını düşünüyorum.

Tüm bu değerlendirmeler ışığında Türk ulusuna ve Türk ulusuna hizmet ettiğini sanan insanlara sorulması gereken en önemli soru bence şudur: “Tarih niçin en çok Türkler için tekerrür eder?” 20. yüzyıl başındaki bağımsızlık mücadelesi sırasında, ilk mecliste bulunan temsilciler üçe bölünmüş durumdaydı. Tam bağımsızlığa inananlar. Doğu (İslam) özlemcileri ve Batı özlemi içinde olanlar (mandacılar). Bu tür insanlar bugün yine varlar, üstelik özlemciler bu kez daha da çoklar. Bunlar, Türk’ün Türk’ten başka dostu olmadığını, sömürgecilerin tümünü dize getirdiğimizi ve bizim onlara değil, onların bize ihtiyacı olduğunu niçin bilmezler? Ne kadar yönlendirilmiş olursa olsun, bir Türk’ün ülkesine ihanet etmesini kabul edemiyorum.

Bugün itibariyle “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz” isimli kitabınızı da bitirdim. Çok etkilendim ve bir o kadar da sinirlendim. Milletten saklı hiçbir şeyin yapılamayacağını ortaya koymuşsunuz. Sırada “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” var. Kitaplarınızı okumadan önce bilgisizliğin (yetersiz bilginin) verdiği rahatlık vardı. Okuduğum için rahatım kaçtı, ancak mücadele şansını kaçırmakta olduğumuzu da anladım. Çevremde gördüğüm herkese okumalarını tavsiye ediyorum. Bana gönderme lütfunda bulunduğunuz kitapları dağıtarak, okunmalarını sağlıyorum. İnanıp inanmamak onlara kalmış. Ancak ben inanıyorum ki, kitaplarınızı okuyup gerçekleri görmemek mümkün değil. Akıcı bir üslup, sade bir Türkçe, her paragrafta kaynakça… Müthiş eserler.

Dikkatimi çeken bir başka konu ise yazar olarak kitaplarınızı ücretsiz olarak, ulaşım masraflarını da karşılayarak okuyucuya ulaştırmanızdır. Bugüne kadar az da olsa, okuduğum kitapların yazarları tarafından böyle bir uygulama yapıldığına rastlamadım. Gazetelerin köşe yazarları en çok kazancı veren ya da siyasi görüşü uygun gazetede yazar; kitap yazarları, en çok kazancı veren yayınevi ile çalışır, ya da kendilerine akademik üstünlük sağlayacak kitaplar yazarlar. Herhangi bir şahsa hizmet etmeden, toplumu ülke çıkarları doğrultusunda bilinçlendirmeye yönelik kitap yazan şahsınıza hayranlığımı, özellikle ifade etmeme izin verin; bu mektubu size duyduğum saygı nedeniyle yazıyorum. Ancak siz, benim yazdıklarımdan çok daha fazlasını hak etmiş bir yazarsınız.

Milliyetçi olduğunu söyleyen birçok insanın Atatürk milliyetçiliği ile ilgisi olmadığını biliyorum. Tüm bunlara rağmen umudumu hiç kaybetmeden, ulusumun da umudunu kaybetmemesini bekliyorum, sizin gibi değerli aydınlarımız bizi doğru yönlendirdiği sürece TAM BAĞIMSIZLIĞIMIZI kazanacağımıza inanıyorum.

Tüm içtenliğimle saygılarımı sunuyorum.

Cemal Karakum, Jandarma Binbaşı

Sayın Metin Aydoğan,

Ben ve arkadaşım askeri lise son sınıftayız. Şu anda koğuşta size atacağımız e-mail’in taslağını çıkarıyoruz. Öncelikle size yalnız olmadığınızı belirtmek istiyoruz.

Ülkemiz üzerinde oynanan oyunların farkındayız. Bizler artık, sınırda tutulan nöbetle vatanın bütünlüğü ve bağımsızlığının korunamayacağını biliyoruz. Artık savaşlar topla-tüfekle olmuyor. Savaş hiç bitmiyor, yalnızca biçimi değişiyor.

Savaşın, yeni yüzü ‘SOYUT HARP’, uygulama alanları ise ekonomi, kültür, dil, eğitim ve dindir. Düşmanlar savaşarak alamadıkları bu cennet vatanı; kültürünü, dilini yok ederek; dış borçlanmayla ekonomisini bozarak; eğitimini millilikten uzaklaşarak ve çıkar amaçlı kullanmaya çok uygun olan din kavramını yozlaştırarak elde etmeğe çalışıyor.

Bizler, bu anlayışla bir proje hazırladık. İlimizdeki liselerde öğrenim gören yaşıtlarımıza ‘soyut harp’ konusunda bir konferans vermeyi düşündük. Gereken ilişkiler gerçekleştirildi ve konferans yakında yapılacak. Günlerdir onlarca kitap inceledik, fakat arkadaşlarımızın ilgisini çekecek güncel örneklere pek rastlayamadık. Bize bu konuda yardım edebileceğinizi düşündük. Yardımlarınızla geleceğin komutanları, öğretmenleri, mühendisleri ve belki de bakan ve başbakanlarının kafasında küçük soru işaretleri oluşturabilirsek, biraz da olsa bilinçlenebilirsek mutlu olacağız. E-mail yoluyla yardımcı olursanız seviniriz.

Çalışmalarınızı yakından takip ediyor ve başarılarınızın sürmesini diliyoruz. Saygılarımızla.

Adnan Karahan-Ali Rıza Dural, Askeri lise Öğren.

 


Ülkeye Adanmış Bir Yaşam-1

MUSTAFA KEMAL VE KURTULUŞ SAVAŞI 

 

ulkeye_adanmis_bir_omur_1

 

Sevgili Metin,

Ülkemiz, Cumhuriyet tarihinin belki de en sıkıntılı dönemini deneyimlerken, içinde bulunduğumuz şu olağan üstü zamanlarda, yayınlarınızla halkımıza yön göstermekte, aydınlığı işaret ederek adeta mihrakını şaşırmış kitlelere rehberlik etmektesiniz.

Yurdumuzun içinde ve dışında giderek artan bir şiddetle karşılaştığı tehlikeleri işaret ederek, halkımızı bilgilendiriyor ve fevkalade önemli bir görevi yerine getiriyorsunuz. Bu bağlamda, bilgiyi yayma adına şahsıma da tanıdığınız imkanlardan ötürü çok müteşekkir olduğumu belirtmek isterim.

Ülkemizi aydınlığa kavuşturma mücadelesinde ne yaman bir çaba harcadığınızı yakından hayranlıkla izleyen biri olarak teşekkürlerimi sunarken, bu mektubumun bir belge olarak saklanmasını temenni eder, saygılar sunarım.

Hayrettin Karaca, TEMA Vakfı Onursal Başkanı

 Sayın Aydoğan,

Göndermiş olduğunuz “Ülkeye Adanmış Bir Yaşam Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı” adlı kitabınızı aldım.

Hangi toplumsal koşulların Mustafa Kemal’i ortaya çıkardığını, vatanı için yapmış olduğu mücadelesini ve kaynak göstererek Türk Halkının çektiği acıları anlattığınız kitabınız için teşekkür ederim.

Kurtuluş Savaşı’nın sadece kanla kazanılmış bir zaferi ifade etmediğini, aynı zamanda ekonomik, sosyal ve kültürel bir zaferi ifade ettiğini ve bu yolun takip edilmesi gerektiği hususunda sizinle aynı görüşleri paylaşıyorum.

Bu vesile ile çalışmalarınızda başarılar diler sağlık ve esenlikler dilerim. Saygılarımla

Hurşit Tolon, Orgeneral 1 nci Ordu Kom., Selimiye-İstanbul

Sayın Aydoğan

Sizinle yemekte birlikte olmak büyük mutluluktu. Gönderdiğiniz imzalı “Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı” kitabınızın değerini ölçmeme imkan yok. İtiraf etmeliyim ki, kitabınız elime geçmeden gidip almıştım.

Okuduktan sonra hemen bir arkadaşıma verdim. Şimdiye kadar Osmanlıya aşık, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Atatürk’e bilmeden düşman olan bir kişiydi. Daha önce Kutsal İsyan ciltlerini vermiştim. İkinci ciltten sonra okumaktan vaz geçmişti. Kitabınızı okuduğunu söyledikten sonra Falih Rıfkı Atay’ın Çankayası var mı? Diyerek istedi. Vereceğimi bildirdim.

Sayın Aydoğan, kitabınızın başında bahsettiğiniz İkinci Viyana Kuşatması bozgununun etkisini hiç bu kadar derin düşünmemiştim. Kitabınızda daha ilk sayfadan itibaren düşüncelerime derinlik kazandırdığınız için teşekkür ediyorum. Bu derinlik, okuduğum kitaplarda Fatih Sultan Mehmet abluka altına aldığı, dünya ile ilişkisini kestiği Bizans şehrini neden savaşla aldığını açıklıyor. Bin yıldan fazla direnen şehir, Türklere ve onun Hakanı Fatih Sultan Mehmet’e boyun eğmişti. İşte bu yenilmezlik ve güç, Avrupa kıta ülkelerine yaşatılan psikolojik korkunun temeliydi.

Sayın Aydoğan! Öyle çarpıcı ve her okuyanın kendinden bir parça bulabileceği bir kitap yazmışsınız ki, hayran olmamak mümkün değil. Nutuk’un taşıdığı devrimci ruh, halkın duyguları, birlik ve dayanışma becerisi, mücadele azmi ve bunların sonucu gelen muhteşem zafer. Bunları o kadar çarpıcı yazmışsınız ki, bir nefret yüreğimi ele geçirdi, coşku ve sevinç acı ve hüzünle harmanlandı. İşte ete kemiğe dönüşen Kurtuluş Savaşımız, ve onu okunabilir hale getiren kitabınız. Dünyaya meydan okuma isteğim, ve okunabileceğini öğrendim kitabınızla. Atamızın olağan üstü koşullarda oluşan kişiliği ve bu kişiliği bulan ulusumuzun görkemli kültürünün harmanlaması.

Sayın Aydoğan özverili uğraşınızı, ulusumuza sahip çıkan eserlerinizden dolayı size borçlu olduğumu söylememe izin verin. Yaptığınız hizmeti bu ulus asla unutmayacaktır. Atatürk’ü adeta kuyudan çıkardınız, ete ve kemiğe büründürdünüz. Sağ olun var olun. Saygılarımla

İsmail Kumcu, Balıkesir

Sayın Metin Aydoğan,

Ülkeye Adanmış Bir Yaşam Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı kitabınızı okudum. Böyle bir kitap yazdığınız için size teşekkür ederim. Mustafa Kemal’in ve arkadaşlarının Osmanlı yıkılırken ve çaresiz duygular içindeyken güç aldıkları Ziya Gökalpleri, Namık Kemalleri vardı. Ne mutlu bizlere ki bugün bizlerin de Metin Aydoğanları, Attila İlhanları, Oktay Sinanoğulları, Erol Manisalıları var. Zor şartlar altında yaşamaya alışmış olan milletimiz, yine bıçağın kemiğe saplanmasını beklerken, bu kez daha önce hareket etmeyi ya da bıçağın zaten kemikte olduğunu fakat uyuşturucu etkisiyle bunu hissetmediğimizi söyleyenler var.

Sizler halkımıza doğru yolu ve yapılması gerekenleri, büyük Atatürk’ün sözleri ve yaptıklarıyla gösterdiniz. Sizin kitaplarınızı okurken özellikle gençlerin, “neden bir parti kurup insanları etrafında toplamıyorsunuz” dediklerini duyuyor gibiyim. Sizin kitaplarınızı okuduktan sonra, düşüncelerimi başka insanlarla paylaşırken en sık karşılaştığım soru; “peki o zaman şimdi ne yapmalıyız bundan nasıl kurtulabiliriz?” sorusudur. Konuştuğum insanların çoğunda, ne yazık ki, benliklerine televizyon kültürünün (kültürsüzlüğünün) sindiğini görüyorum. İnsanlara, istediği şeyleri, kolaycılığa kaçarak hap kültürüyle elde etme inancı sinmiş. Bana, yapılacak şey konusunda hap soranlara söylediğim şu “Kanserin hapı yok! Ya kendi inancınla, kendi gücünle ayakta kalacak ve bunun için yaşama sarılarak hastalığı yenecek ya da doktorların verdiği haplarla belki biraz daha hayatta kalacak ama sonunda öleceksin! Seçim senin” diyor ve onlara büyük önderimizin şu sözünü hatırlıyorum. “Çalışmadan, üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar önce onurlarını, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da bağımsızlık ve geleceklerini kaybederler.” Bu safhanın neresinde olduğumuzu da herkesin kendi vicdanına bırakıyorum.

Şuna inanıyorum ki, savaşa önce benliklerimizde başlamalıyız. Önce, kendimizle ve bugüne kadar bazen bilerek bazen bilmeyerek yapmış olduğumuz yanlışlarımızla savaşacağız. Hemen bir yerlere üye olmak, ne söylenirse onu yapmak çözüm değildir. Önce kendi düşüncelerimizi sonra davranışlarımızı değiştirmeli, birlikte harekete geçmeli ve bunu çok geç kalmadan yapmalıyız. Birilerinin vereceği haplardan önce kendi hastalıklarımızı bulmalı, bunun için kendi iç güçlerimizi kullanmalıyız. Bunları yapmadan çözüm istemek ancak yeni çözümsüzlükler getirecektir.

Oktay Sinanoğlu’nun kitaplarını okumuş birisi hala e-posta’ya e-mail(imeyil), kısa mesaja sms (esemes) diyor çocuğunu yabancı dille eğitim veren bir okula hem de küçük yaşlardan itibaren yolluyor ve çocuklarına şov (Show) haber seyrettiriyorsa. Sizin kitaplarınızı okuyan bir kişi hala AB’nin ülkemizin tek kurtuluş yolu olduğunu söylüyor, tarıma verilen desteğin ekonomimizi olumsuz etkilediğine inanıyor, demokrasinin beşiğinin Amerika olduğunu zannederek oraya gitmeye çalışıyorsa üzülerek söylüyorum ki boşa kürek çekiyoruz. Artık şunu öğrenmeliyiz, toplumsal değişim, ilerleme ya da kurtuluş, kişinin kendisiyle başlar, sonra toplumla bütünleşir. Çevresinin kirliliğinden yakınan kişi etrafındakileri suçlamak yerine izmaritini yere atmamayı öğrenmelidir önce.

Ben bu nedenlerle, eğitim birliğinde çalışan bir subay olarak, “ne yapabilirim”i düşündüm ve uygulamaya geçtim. Benim askerlerim, artık yürüyüş komutunu sadece “Ne mutlu Türküm diyene!” şeklinde değil. “Türk demek Türkçe demektir, ne mutlu Türküm diyene!” şeklinde sayıyorlar. Gelen acemilerin, bir iki saatlik konferans şeklindeki konuşmalarımdan sonra; Metin Aydoğan, Oktay Sinanoğlu’ndan, ülkemizin karşı karşıya olduğu sorunlardan haberi oluyor ve gözlerinin bağının açıldığını söylüyorlar. Evden getirdiğim kitaplarımla kütüphanemizi her geçen gün zenginleştiriyor ve hedefimi onlarla paylaşıyorum. Onlara, eğitim verdiğim bir aylık süre içerisinde en az bir Metin Aydoğan, bir Oktay Sinanoğlu kitabı okutmak hedefimdir. Her geçen gün de hedeflerimi arttırıyorum.

Yalın anlatımınızla, bundan 85 yıl önce Meclisimiz’i kurarak bize Cumhuriyet’i armağan eden Mustafa Kemal ve arkadaşlarının yaptıklarını bize ve halkımıza gösterdiğiniz ve geçmişimizle gurur duymamızı sağladığınız için size teşekkürü bir borç biliyorum. Her kitabınızda acı gerçekleri gözlerimizin önüne sermenizin yanında, geleceğe dair umut dolu ifadelere de yer vererek bize mutlu yarınların var olacağı inancını aşıladınız. Ben de bu yüzden diyorum ki: “Geçmişiyle gururlu, bugünüyle mutlu, geleceğiyle umutlu nesiller yetiştirmek bizim görevimizdir”. Bunu sağlayabilmek için de “önce okumalı sonra okutmalı anladığımızı anlatmalı ve anlattığımızı uygulamalıyız.” Bu basit zincirin herhangi bir halkasını atlamak başaramamaktır. Saygılar sunar ellerinizden öperim.

 

Not: Sizden, bölüm kitaplığımız için, özellikle Bitmeyen Oyun ve Ülkeye Adanmış Bir Yaşam-Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı isimli kitaplarınızdan gönderebileceğiniz kadarını rica ediyorum. Elbette diğer kitaplarınızdan gönderirseniz de ne kadar mutlu olacağımı söylememe gerek yok. Emin olun ki bu kitaplar bizler için çok değerli olacak, sürekli okunacak ve okutulacaklardır.

Mutlu Ulupınar, İs.Ütgm.- Manisa

Sayın Metin Aydoğan,

Ben 14 yaşında İlköğretim 8.sınıf öğrencisiyim. Kitaplarınızı teyzem nedeniyle biliyorum. Ele aldığınız konulara ilgi duyuyorum, ancak bunların benim için şu an biraz ağır olduğunu görüyorum. Önsözlerinizi ve Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşı kitabınızı okudum, çok etkilendim. Ülkesine bağlı bir Türk genci olarak, bu tür kitapları yazdığınız için size çok teşekkür ederim.

Umarım önümüzdeki yıllarda ben ve benim yaşımdaki arkadaşlarım, Metin Aydoğan’ın kitaplarını daha yakından takip edeceğiz. Kitaplarınızı okudukça yurdumuzda ve dünyadaki sorunlardan haberdar olacak ve daha fazla bilgileneceğiz.

Siz, benim gibi genç bir neslin, örnek alması gereken değerli yazarlarımızdan birisiniz. Sizin sayenizde, Ulu Önder Atatürk’ü, sınıflarımızdaki resim olmaktan çıkarıp onu anlamaya ve uygulamaya çalışacağımızdan emin olunuz. Kitaplarınızı okudukça, Atatürk’e, devrimlerine ve ülkemize daha fazla sahip çıkmayı öğreneceğiz.

Önsözünüzde yazdığınız gibi okuyor ve okumayı herkese öğütlüyorum; okuyalım ki, ülkeye yararlı olabilelim diyorum. Kitaplarınızın tümünü okuyacağım ve çevreme okutacağım. Yurduma yararlı, çalışkan yeni bir birey olacağıma söz veriyor ve sizin için yazdığım bir şiiri gönderiyorum. Saygı ve sevgilerimle.

 Bir Yazara Şiir

Bir yazar biliyorum / Öyle güzel kitaplar yazar / Ah bir okusanız / Ne anlamlı sözcükleri var.

O da aynı benim gibi / Atatürk’ümüzü çok sever / Sever ve anlatır / Çünkü o da benim gibi bir yurtsever

Yalnızca yazarlar mı sever Atatürk’ü / Sokaktan geçen kime sorsanız, / Aynı yanıtı alırsınız / En büyük Türk Atatürk sözünü duyarsınız.

Atatürk hakkında birçok şeyi / Ben o yazardan öğrendim / Atatürk’ü kim mi bana anlatan / Sevgili yazar Metin Aydoğan

Öyle çok kitabı var ki / Bize yarar sağlayan, / Yurdu ve dünyayı / Gençlere anlatan.

Şimdi ona bu şiiri yazıyorum / O kadar mutluyum ki / Onunla aynı ilde yaşıyorum / Ona çok şey borçluyum / Bilginin borcu ödenmez / Öğretmenin hakkını sevgiden başka ne öder / Sana sevgimi yolluyorum / Büyük yazar, öğretmen / Sevgili Metin Aydoğan

Füsun Abancı, Hilal Necmiye-Hüsnü Ataberk İlk Öğr. Oku.8.Sın. Öğr., İzmir

Sevgili Metin Hocam,

Öncelikle yeni çıkan, Ülkeye Adanmış Bir Yaşam-Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı isimli kitabınız için size teşekkür ediyorum. Hocam, kitabı bir gün içerisinde okuyup bitirdim aynı günün akşamı sizinle telefon ile görüştüm kitapla ilgili düşüncelerimi birkaç cümle ile ancak anlatabildim. Kitabınız o kadar anlamlı, sade, anlaşılır ve güzel bir eser ki, kitapla ilgili düşüncelerimi telefonla anlatamayacağım için, yazma gereği duydum.

İlk olarak kitabın kapağındaki küçük yazı ile yazılmış Ülkeye Adanmış Bir Yaşam cümlesi çok anlamlı ve derin bir cümle, Bu cümlenin büyük punto ile yazılması ve ilk bakışta görünmesi bence çok güzel olurdu. Çünkü bu cümlenin hayatımızda pek kullanılmayan ve bilinmeyen bir anlamı var.

Kitabın önsözü beni çok etkiledi. Bu etkiyi, benim hayat prensibim olan ve çok kullanıp hayatımda da sık sık belirttiğim atasözü, deyim, vb. sözlerden örnekler vererek anlatacağım. Kitabın önsözü, “Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir” sözünde olduğu gibi, kitabın ne olduğu hakkında bilgiyi önceden veriyor.

“Vatanseverlik baskı altında, hıyanet, getirisi yüksek bir meslek durumunda”;

“Bir değerin nasıl kazanıldığını bilmeyen, onu koruyamaz”;

“Yaşam en iyi öğretmendir ve gizlenmiş gerçekler göremeyenlerin önüne çıkmakta gecikmez. Düşünerek öğrenmeyenler yaşayarak öğrenirler”;

“Ülkesi için herkesin yapabileceği bir şey vardır. Abartmadan ve küçük görmeden herkes elinden geleni bu ülkeye vermelidir.”

Evet hocam maalesef düşünerek değil de yaşayarak öğreniyoruz. Bağımsızlık nasıl kazanıldı, nasıl korunması gerekir, nasıl geliştirilir? Bunlar bilinmediği için bugün bağımlı, sömürge ve gizli işgal altındayız.

Metin Hocam, kitapta yazılanlara, geri dönüp kendimize bakıyorum, okullarımıza bakıyorum, gençliğe ve çocuklarımıza bakıyorum; arada uçurumlar var. Bugün okullarda çocuklarımıza öğretilen Atatürk sanki başka bir Atatürk. “Şurada doğdu, annesi ve babası şöyleydi, bu tarlada karga kovaladı, asker oldu vatanı kurtardı”. Gençlere bunlar öğretiliyor. Bunlara ilave olarak bizlerin dahi hala hafızamızda duran; “Doktor doktor kalksana/Lambaları yaksana/Atam elden gidiyor/Çaresine baksana” dizeleri: 10 Kasımlarda anma töreni birkaç şiir ve konuşma, üzülmemek elde değil. Dünyanın tüm uluslarına örnek olmuş eşi benzeri olmayan Atatürk’e sahip çıkamıyoruz. Tanımıyoruz, bilmiyoruz, anlayamıyoruz.

Hocam, öncelikle kitabınızda sanki Atatürk’le birlikte yaşadım. Çektiği çileyi sıkıntıları ve hastalığını ve maddi imkansızlıklara rağmen mücadelesinden yılmayışını bütün açıklığı ile anlayabildim. Günümüzde bazıları Atatürk için, “erken öldü, keşke on yıl daha yaşasaydı, o zaman Türkiye’nin sırtı yere gelmezdi” diyor. Bunlar, elbette iyi niyetli söylemlerdir. Belki doğrudur, ama bu işin birde başka yönü var bunu kitabınızdan anladım.

Atatürk Osmanlı’nın çöküşünden sonra, yokluk içerisindeki bir halk ile Kurtuluş Savaşını kazandı. Kurtuluş savaşı içerisindeki maddi sıkıntılar, parasızlık ölüm fermanı öldürülmek için kurulan pusular ve suikastler, zehirleme teşebbüsleri, göğsündeki saate gelen şarapnel parçası. Daha da kötüsü, sağlık sorunu ve hasta haliyle cepheden geri kalmaması için kaburga kemikleri kırık olduğu halde cepheye gitmesi, en güvendiği birçok arkadaşının bile zaman zaman kendisine muhalefet etmesi vb.. Daha birçok olaylardan sonra bu büyük insan çok bile yaşamış, buna insan vücudu dayanır mı? Robot olsa kısa devre yapar, demir olsa erir. İlginç gelebilir ama, Atatürk bu kadar çok iyi hayatta kalabilmiş.

Kitabı okurken çok etkilendim, tüylerim sürekli diken diken oldu. Hocam, siz kitabı okurken ağlayanlardan bahsettiniz. Ben maalesef 18 yıllık görev yaptığım askerlik hayatımda Güneydoğu’da görev yaptığım PKK-Kadek bölücüleri ile girdiğim çatışmalardan olacak ki, doğal olarak göz pınarlarımdan yaş gelmez oldu. Ağlayamayan insan olur mu? İşte ben uzun yıllar sonra ilk kez bu kadar duygulandım.

Kitapta geçen; Yunanlıların yaptığı zulümler, Isparta da doğup büyümüş ve Türkiye’de mülk satın alıp yerleşmiş yerli Rum ailenin çocuğunun anlattıkları, hele o Pozantı direnişi ve Gülek Boğazı, Çankırı’nın Kızılkaya köyü, bugünkü milletvekillerimize örnek olacak Uşak milletvekili Hoca İbrahim Efendi’nin vekillikten sonraki davranışı, anlatmakla bitmez.

Hocam benim yazacaklarım da bitmez. Ellerinize sağlık, özellikle her Türk evladının okuması ve her evde bulunması gerekli bir kitap yazmışsınız. Atatürk’ü daha iyi anlatan başka bir kitap görmedim. Siz ve sizin gibi aydınlarımızdan, size yardımcı olanlardan, kitabınıza emeği geçenlerden ve yakınınızda bulunan, size büyük destek veren ailenizden Allah razı olsun. Bu ülke sizin gibileri unutmayacaktır. Saygılarımla.

Sezgin Aydın, Çeşmeli / Erdemli / Mersin

Saygıdeğer Büyüğüm Sayın Metin Aydoğan

Sizinle Sayın Hakan Erdem sayesinde tanıştım. Bu fırsatı bulduğum için kendimi şanslı sayıyor, Sayın Erdem’e teşekkür ediyorum

Bitmeyen Oyun, Avrupa Birliğinin Neresindeyiz, Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye, son olarak da Ülkeye Adanmış Bir Yaşam -Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı’nı okudum. Kitaplarınız sayesinde, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun hiç de iç açıcı olmadığını kavradım. Ancak umutsuzluğa kapılmadım. Düşündüm ki, sizin gibi ülkeyi ve Türk milletini gerçekten düşünen insanlar oldukça ve bizim gibi gençleri aydınlatmayı sürdürdükçe, bugünkü zor durumdan kurtulabiliriz. En umutsuz anımda bile, bu inancımı hiç yitirmiyorum. Kendi adıma, sizin yazdıklarınızdan öğrenmem gerekenleri fazlasıyla öğrendiğimi söyleyebilirim. Bana mücadele bilinci verdiniz, sağ olun.

Kitaplarınızdan öğrendiklerimi çevreme anlatıyor, Türkiye için büyük önem taşıyan düşüncelerinizi yayıyorum. Kitaplarınız elden ele dolaşıyor. Bizim gibi düşünen insanların çığ gibi büyümekte olduğunu görmek, beni çok mutlu ediyor. Böyle devam ederse, gelişen milli bilinç karşısında hiçbir güç tutunamayacaktır. Bunu, çevremdeki gelişmelerden açık olarak görüyorum. Kurtuluş Savaşı’yla gücünü gösteren bu millet, bu gücü yine gösterecektir.

Yazıp bize ulaştırdığınız şahane eserlerle, bizleri aydınlattığınız için, size teşekkür ediyorum ve sonsuz saygılarımı sunuyorum. Türk gençliği size duyduğu minneti, milli bilinci yükseltip bu yolda mücadele ederek ödeyecektir.

Yazdığınız eserler için yüreğinize ve emeğinize sağlık. Daha nice eserler yazmanız için, size güç ve sağlık diliyorum. En içten saygılarımla.

Yeliz Çakıroğlu, Ankara

Sayın Metin Aydoğan,

Atatürk haftası içinde olduğumuz şu günlerde yaşadığım en mutlu olay sizin “Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı” isimli kitabınızı okumuş olmamdır.

Kitabınızı bir akrabamın hediyesi olarak edindim. Daha öncede Atatürk ile ilgili birçok kitap okudum. Özellikle Şevket Süreyya Aydemir’in kitaplarını beğenerek okumuştum. Ancak ilk kez beni bu kadar etkileyen ve Kurtuluş Savaşı’nda Atatürk’ün yaşadığı zorlukları tüm çıplaklığı ile ortaya koyan bir kitap okuyorum. Sizi, bir okuyucunuz olarak bu konudaki başarınızdan dolayı kutlarım.

Doğu Anadolu’da bölük komutanı olarak görev yapmaktayım. Bölüğümdeki askerlerime gece derslerinde sizin kitabınızı okuyor ve onlara Kurtuluş Savaşı mücadelemizi anlatmaya çalışıyorum. Böyle bir kitabı bizlere kazandırdığınız ve bilgilerinizi paylaştığınız için şükranlarımı sunarım. Saygılarımla.

Kazım Kıray, Van

Değerli Hocam Metin Aydoğan,

Sevgili hocam hürmetle ellerinizden öperim. Umarım sağlık afiyettesinizdir. Bendeniz, Cumhuriyet Üniversitesi Felsefe Bölümü 2.sınıf öğrencisiyim. İsmim Mustafa Tendik. Afyonluyum, yani hemşehrinizim. Hocam kitaplarınızla ve sizle tanışmam geçen dönem 3.Ulusal Genç Tema kongresinde sayın Hayrettin Karaca beyefendinin vesilesiyle oldu. Bitmeyen Oyun ve Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler ve Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma adlı kitaplarınızdan sonra, Afyon’da zorluklarla bulabildiğim Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı ile Avrupa Birliği’nin Neresindeyiz adlı kitaplarınızı okuma imlanı buldum.

Kitaplarınızdaki dilin akıcılığı, benim gibi siyasi kitaplara mesafeli duran birinin bile çok kısa zaman zarfında kitaplarınızı bir çırpıda bitirmesine sebep oldu. Türkiye’nin arkasından oynanan oyunları, Türkiye’nin çağdaşlaşma yolunda neden vites arttıramadığını, ulusal varlıkların satışını, devlet yönetiminin el değiştirmesini ve bunu yapanların yandaşlarını tanıma imkanı buldum. Sağolun, varolun. Eşsiz bilginiz ve yorum yeteneğinizle bize ışık tuttunuz yol gösterdiniz.

Sayenizde olaylara farklı bir perspektifle bakabiliyorum artık günlük gazeteleri bile başka bir gözle okumaya başladım diyebilirim. Keşke sizin kitaplarınızla daha önce tanışma imkanım olsaydı. Şimdi geçen onca boş zamanıma yanıyorum. Yurdumuzda bu kadar oyun oynanırken, bir şeyden haberi olmadan yaşamışım.

Atatürk’ün bize armağan ettiği bu Cumhuriyet’i ve vatanı yıktırmayacağız. Çağdaşlaşma yolunda, elimizden geleni yapacağız. Atatürk ölse de onun izinden gelen binlerce Türk genci bu vatan için seve seve canını vermeye hazırdır. Bu böyle biline.

Hocam kitaplarınızı bulmakta güçlük çekiyorum. Koskoca Sivas’ta bıraktım kitaplarınız bulmayı, sizi tanımayan kitap dostu yurtseverlerin! çıkması beni nasıl kahrediyor tahmin edersiniz. İnşallah göndereceğiniz kitaplarla Sivas’ta ulusal bilinçlenmenin ilk ayağını başlatacağız. Birilerinin artık, taşın altına elini koyması lazım. Ben seve seve Sivas’ta bu onurlu göreve hazır olduğumu söylüyorum.

Sevgili hocam, kafanızı ağrıttım. Hakkınızı helal edin. Mektubumda yer yer geçen anlatım bozuklukları için kusura bakmayın. Size ulusal kurtuluş yolunda başarılar diliyorum. Sevgilerimle.

Mustafa Tendik, Üniversite Öğrencisi, Sivas

Sayın Metin aydoğan,

Ben 20 yaşında bir evrenkent (üniversite) öğrencisiyim. Hacettepe Evrenkenti Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri 2.sınıfında öğrenimimi sürdürmekteyim.

Öncelikle canım Türkiyeme ve –ne yazık ki büyük çoğunluğu hala uyuyan- akranlarıma ülkem üzerinde oynanan oyunları yakın tarihçesi ve tüm çıplaklığıyla gösterdiniz. “Bitmeyen Oyun-Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler” ve “Ülkeye Adanmış Bir Yaşam-Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı” adlı yapıtlarınız için size sonsuz şükranlarımı ve teşekkürlerimi sunarım.

Her sayfasında bir sanatçı titizliği ve düşün adamı emeğiyle hazırlandıklarının bilincindeyim.

Kıymetli büyüğüm!

Eserlerinizle ve Metin Aydoğan ismiyle biraz geç tanıştım. En kısa sürede diğer yapıtlarınızı da okuyacağım.

Ne mi oldu? Kitaplarınız sayesinde gözüm açıldı, uyandım, silkindim. Atatürkçü ol(a)madığımı anladım. 1938’den özellikle de 1950’den sonra gelenlerin “Atatürk’e evet Kemalizme hayır”cı olduğunun tüm netliğiyle ayırtına vardım.

Şimdi mi? Kemalizm rehberliğinde ve siz değerli Kemalist aydınların öncülüğü sayesinde Cumhuriyetime, altıoka, anti-emperyalizme sımsıkı sarılarak onları ölümüne kucakladım.

Sizi temin ederim ki Kemalist gençlik bu ülkeyi hiçbir zaman böldürmeyecek. Laik demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni emperyalist güçlerin güdümündeki gerici ve bölücü örgütlerin eline bırakmayacaktır. Geriye gitmesine izin vermeyecektir.! “Serbest piyasacı” hain işbirlikçilerin vicdansızlıklarına tüm gücüyle karşı koyacaktır.

Yeter ki siz bizi aydınlatmayı tüm gücünüzle sürdürün.

Sayın Aydoğan, sizden imzalı bir yapıtınızı istesem, değerli zamanınızı çalar mıyım?

Tekrar teşekkürler aydınlatıcılığınız ve üreticiliğiniz için.

Hasan Çelik, Hacettepe Üniv., Beytepe/Ankara

 


ÜLKEYE ADANMIŞ BİR YAŞAM (2)

ATATÜRK VE TÜRK DEVRİMİ

 

atatC3BCrk-ve-tC3BCrk-devrimi28129

 

Değerli Yazar Metin Aydoğan Beyefendi,

Milliyet gazetesinde Melih Aşık, son çıkan kitabınızı –Atatürk ve Türk Devrimi– okuyucularına tavsiye etmiş. O satırları heyecan ve gözyaşı dökerek okudum. Neden mi?

Kitabınızı okumuş ve değerini anlamıştım. Melih Aşık köşesinde kitabı tanıtırken, karaciğer nakli gibi çok önemli bir ameliyat geçirdiğinizi yazmış. Bu muhteşem kitabı demek ki yaşamsal sorunlarla uğraşırken ortaya çıkarmışsınız. Fedakarlığınızın bende yarattığı etki, Çanakkale Zaferi’nin 91.yıl kutlamalarıyla birleşince duygulanmama neden oldu. Ülkemizin zor bir dönemden geçtiği şu günlerde yazdığınız kitap, Türk toplumuna büyük bir hediyedir.

Seksen bir yaşında emekli bir Cumhuriyet öğretmeni olarak, kitaplarınızda yazdıklarınızın bir bölümünü ben yaşadım. Siz, yüce önderimiz Atatürk’ün devrimlerini gerçekleştirdiği günlerde yaşamadınız ama rüya gibi o günleri sanki yaşamış gibi mükemmel aktarmışsınız. Bunu nasıl başardınız bilmiyorum ama beni o destansı günlere götürdünüz, bana tadına doyamadığım o günleri yeniden yaşattınız, devrimler içinde geçen gençliğimi hatırlattınız. Sağ olun, var olun.

Kitabınızın verdiği güçle, kalmakta olduğum dinlenme evinde, Çanakkale Savaşı’nın önemini anlatan bir konuşma yaptım. Kaynak olarak sizin konuyla ilgili satırlarınızı, hemen hepsi Cumhuriyetin yükselmesi için emek vermiş olan benim gibi yaşlı insanlara aktardım; sonunda Mehmet Akif’in Çanakkale Şehitlerine şiirini okudum.

Konuşma bittiğinde salonda bulunan herkes ağlıyordu. Hepimiz, yaşlı da olsak, anlattıklarınızın ve eserinizin değerini biliyorduk. Sağlığını adadığın eserin, insanların gönlünde yaşayacaktır. Size ve her adımınızı paylaşan o çok özverili hayat arkadaşınız, iyilik ve güzellik meleği Müzeyyen Hanımefendiye, yaşlı yüreğimin taşıdığı bütün sevgi ve saygımı sunuyorum.

Sizi ve ailenizi kitaplarınız aracılığıyla tanıyarak sizlerin dostu olmanın, benim için Tanrı’nın bir lütfu olduğuna inanıyorum. İki duyarlı ve kadirşinas kız vererek Cenabıhak sizi ödüllendirmiş. Kitaplarınıza yaptıkları katkılardan başka, büyük kızınızın Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma kitabınız için Paris’ten yazdığı harikûlade mektubu, size ilettiği duygularının güzelliğini, her sıkıldığımda açıp okuyorum. Böyle gençlerin olması bana umut veriyor.

Bu duygularla dolu olarak, iyi ki varsınız, iyi ki bu değerli eserleri bizlere sunarak, milli duygularımızı ateşliyorsunuz. Sizi ve eşinizi birlikte, sevgiyle gözlerinizden öpüyorum. Sağlıklı bir gelecek için dualarım sizinle olacak. Hoşçakalın.

Emine Yaşar Kutman-Etiler Dinlenme Evi-İstanbul

*

Sayın Metin Aydoğan,

Ben 19 yaşında Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi’ne devam eden bir gencim. Bitmeyen Oyun ve ardından Ülkeye Adanmış Bir Yaşam kitaplarınızı okudum.

Öncelikle canım ülkeme ve büyük çoğunluğuyla hala uyuyan akranlarıma, ülkem üzerinde oynanan oyunları, tarihçesi ve tüm çıplaklığıyla gösterdiğiniz için size sonsuz şükranlarımı ve teşekkürlerimi sunarım. Kitaplarınızın her sayfasını, bir sanatçı titizliği ve bir düşün adamı emeğiyle hazırladığınızın bilincindeyim.

Değerli büyüğüm,

Eserlerinizle ve Metin Aydoğan adıyla biraz geç tanıştım. En kısa zamanda diğer yapıtlarınızı da okuyacağım. Okuduklarımla ne oldu derseniz, hemen şunu söylerim. Kitaplarınız sayesinde gözüm açıldı. Uyandım, silkindim. Atatürkçü ol(a)madığımı anladım. 1938’den, özellikle de 1950’den sonra gelenlerin, “Atatürk’e evet Kemalizme Hayır” cı olduklarının tüm netliğiyle ayırdına vardım. Şimdi mi? Siz değerli yol gösterici sayesinde Kemalizmin gerçek niteliğini kavradım. Cumhuriyetime, Altıok’a ve Kemalist ilkelere sımsıkı sarılarak, onları ölümüne kucakladım.

Sizi temin ederim ki, Kemalist gençlik bu ülkeyi hiçbir zaman böldürtmeyecek, laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni, emperyalizmin güdümündeki gerici ve bölücü hareketlere bırakmayacaktır; tarikatçı cemaatlerin elinde geriye gitmesine izin vermeyecektir; ‘serbest piyasacı’ hain işbirlikçilerin vicdansızlıklarına tüm gücüyle karşı koyacaktır.

Yeterki siz bizi aydınlatmaya devam ediniz.

Aydınlatıcılığınız ve üreticiliğiniz için size sonsuz teşekkürler. Saygılarımla.

Hüseyin Demirtaş-Ankara

*

Sayın Metin Aydoğan,

Göndermiş olduğunuz eserlerinizi aldım. Diğer tüm kitaplarınızda olduğu gibi bağımlılık etkisiyle okudum. Ülkeye Adanmış Bir Yaşam (1) ve (2) kitaplarınız, Sayın Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler kitabında anlattığı destansı olayları, bilimsel temelleriyle bir kuram olarak ortaya koyuyor, Türk Devrimi’nin derinliğini belgeliyor. Kitaplarınız, Anadolu halkının kurtuluş meşalesini yakan ulu önder Atatürk’e neden inanmış olduğunun bir belgesi olarak biz okuyuculara ışık tutuyor.

Atatürk ve Türk Devrimi, Atatürk devrimlerini öyle çarpıcı, öyle kapsamlı ve öylesine sade bir dille ortaya koyuyor ki, bu kitabın Türkiye’nin yeniden kurtuluşunda çok önemli bir yeri olacağına inanıyorum. Türkiye gerçeğinin bir anlatımı olan bu eser, gerçek aydınlanmaya yönelecek iktidarların okullarda okutacakları bir kitap olacaktır.

Sizler, böyle eserlerle bizleri aydınlatmayı sürdürdükçe, bu ülke sahipsiz kalmayacaktır. Yaptıklarınızla okurlarınıza ışık olmayı sürdürmeniz dileğiyle, saygılarımı sunarım.

Altan Yapıcı-Kahramanmaraş

*

Sayın Metin Aydoğan

Kitaplarınızın pek çoğunu okudum. Eserlerinizin bende yaptığı etkiyi ve yarattığı coşkuyu anlatamam. Son olarak okuduğum Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı ile onun tamamlayıcısı Atatürk ve Türk Devrimi beni derinden etkiledi ve duygulandırdı.

Çok okuyan, ülkemin sorunlarını içinde hisseden bir insan olarak çok şeyi bildiğimi sanıyordum; daha doğrusu bilgi-kültür düzeyimin ileri olduğuna inanıyordum. Kitaplarınızı okuyunca bilgimin yetersizliğini ve bilginin sonsuzluğunu gördüm. Kitaplarınız, sizden öğrendiklerimle birlikte, bilgilerimi bilince dönüştürdü, ufkumu genişletti. Şimdi ülke ve dünya olaylarını, daha bilinçli olarak ve rahatlıkla görüyorum, olayları yerli yerine oturtuyorum.

Yazacak çok şeyim var, ancak değerli zamanınızı almak istemiyorum. Kitaplarınızı, kitapçılarda bulamıyorum. Sizden Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye kitabınızı rica ediyorum. Gönderirseniz beni mutlu edersiniz. Saygılar sunar ellerinizden öperim.

Mehmet Güleryüz-İstanbul

*

Metin Bey Merhaba

Sizi, Bitmeyen Oyun’la tanıdım, son olarak Atatürk ve Türk Devrimi’ni okudum. Kitabı bitirdikten sonra herkes gibi size ulaşmaya çalışıyorum ve bu e-mail’i atıyorum.

Kitabınızı bir internet sitesinde ki yorumlara dayanarak almıştım. İyiki de almışım. Kafamda parça parça olan düşünceler, kitabınızla birlikte bir puzzle gibi yerli yerine oturdu.

Kitabınızı, kah düşünerek, kah üzülerek, kah öfkelenerek bir haftada okudum. İşyerimde kitabınızı masamın üzerinde görenler (ne kadar üniversiteli olsalar da) “böyle kitaplara verdiğin paraya yazık, bu palavraları neden okuyorsun” diyebilmelerine ne kadar şaşırdım bilemezsiniz. Bunlar böyle söylüyorsa toplumun diğer kesimleri ne haldedir siz düşünün. Atatürk’e küfretmeyi yaşam biçimi haline getirmiş insanlar tanıyorum. Üzgün ve moralsizdim. Ancak, kitabınızı okuyunca, sanki büyük bir enerjiyle güçlendim. Atatürk’e, Türk ulusuna ve onun bir ferdi olarak kendime güvenim geldi. Çevremdeki okumuş cahillerin zavallılığını ve onlardan üstünlüğümü anladım.

Metin Bey, bu kitapları damarlarımıza aşıladığınıza göre, şimdi gideceğimiz yolu da bize göstermeniz gerekiyor. Siz, böyle bir görevle yükümlüsünüz. Bu kadar insanı başıboş bırakamazsınız. Ne yapmalıyız, ne etmeliyiz, bu kötü gidişi nasıl durdurmalıyız.

Atatürk’ün gerçekleştirdiklerine yeniden ulaşmak için, bu ülkeyi işi bilen insanların yönetmesi gerektiğini düşünüyorum. Bize yol göstericilik yapmanızı sizden rica ediyorum. Ben, üzerime alacağım görevi yapacağıma söz veriyorum. Şimdilik sizin kitaplarınızı yaymaya çalışıyorum. Bitmeyen Oyun’daki Mehmet Yalçın beyefendiye Allahtan rahmet diliyorum; onun size yazdığı mektubu okurken çok duygulandım.

Size, ben de hayatınızda sürekli başarı ve güç diliyorum. Türk ulusunun bugünleri de atlatacağına inanıyorum. Çünkü damarlarımızda Atatürk’ün ve sizlerin kanı var. Allah yolunuzu açık etsin. Saygı ve sevgilerimle.

Gültekin Kolcuoğlu-İstanbul

*

Değerli Metin Aydoğan,

Gönderdiğiniz kitaplar bugün elime geçti. Çok çok teşekkür ederim. Benim için çok ciddi maddi, ama ondan çok daha değerli bir manevi yardım yaptınız. Davranışınızı hayatımın her basamağında hatırlayacağım. Aktarmış olduğunuz bilgilerle düşüncelerime yön verdiniz. Bu bilgileri Türkiye Cumhuriyeti yararına kullanacağımdan emin olabilirsiniz.

Atatürk ve Türk Devrimi, beni çok etkiledi, sonuçları sarsıcı oldu. Bildiğimi sandığım konuları bilmediğimi, Atatürk’e yapılan haksızlığı ve ihaneti gördüm; Türk Devrimi’nin büyüklüğünü kavradım. “Tarih tekerrürden ibarettir, ders alınmazsa” sözcüğünün ne kadar yerinde olduğuna bir kez daha tanık oldum.

İnanıyorum ki ülkemiz üzerinde yaşayan vatandaşlarımız, bu kitapla, geçmişini öğrenecek, geleceğe daha sağlam adımlar atacaktır. Bunun için okumak, düşünmek, uygulamak ve ortak paydada birleşerek, gücünü toplumdan alan, Atatürk temelli Türkiye Cumhuriyeti’mizi yeni mücadelelerle eski haline getirmek şarttır. Aksi takdirde, içerde eski Bizans oyunlarının sürdüğü, dışarda yüzyıllardır değişmeyen emellerin kıskacında yenilen ve dağılan bir toplum olmaktan kurtulamayız. Kitabınız, kötü gidişi durdurarak Türkiye’nin güçlü kılınmasında çok önemli bir katkı sağlayacaktır. Ben kendi adıma yazdıklarınızı rehber alacak, kendime buna göre bir yön çizeceğim.

Tek düşüncem ve amacım, Türkiye Cumhuriyeti’ni yeniden güçlü ve basiretli bir ülke haline getirmek, bunu sağlamak için tüm ulusu ortak bir ulusal amaçta buluşturmaktır; bu amaç uğrunda gerekeni yapmak için çalışacağım. Düşüncem odur ki, başarabilmek için gereken donanıma sahibiz, bunu öğrenmemde katkınız büyüktür. Tarihi doğru yorumlayıp, bize belgeye dayalı bilgiler sundunuz. Yaptığınız çok güç bir iştir, yetenek ve özveri ister. Siz bu yeteneğinizin meyvalarını biz gençlere sundunuz. Sizi unutmam mümkün değildir. Sizi her zaman şükran ve saygı duygularıyla anacağım.

Umut Emre Sarıışık-Ankara

*

Sayın Metin Aydoğan

Göndermiş olduğunuz Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı ile Atatürk ve Türk Devrimi’ni okudum. O kadar beğendim ve duygulandım ki tarif edemem. Atatürk’ün Bütün Eserleri adlı yapıtı okumayı çok istemiş ama okuyamamıştım. Görülüyor ki sizin kitabınız, belirttiğiniz gibi bir özet olduğu halde, benim için muhteşem bir yapıt olmuş. Atatürk’ün devrimleri nasıl gerçekleştirdiğini, Cumhuriyet’i güçlü bir devlet haline nasıl getirdiğini, hiç bilmiyormuşum. Bana, geçmişimizi ve sevgili Atatürkümüzü öğrettiniz; bu iyiliğinizi hayatım boyunca unutmayacağım.

Atatürk’ün kitaplığında okuduğu kitap sayısının 4289 olarak belirtmişsiniz. Ayrıca İstanbul Üniversitesi kitaplığından getirdikleri de cabası. Ben de bu konuda azmediyorum ve nasipse okuma konusunda herkesi geçeceğim. Okulda Sosyal Bilgiler Anabilim Dalı Başkanı’yla anlaştım. Bu sıralar Ermeni sorunu ve Müslümanlara yapılan zulümler konusuna yatkınlığım var. Ayrıca; Bulgarlar, Sırplar, Yunanlılar ve Rusları inceliyorum. Okulumun bitmesine üç yıl kaldı. Bu zaman içinde, özellikle Ermeniler hakkında çıkan yapıtların çoğunu okumayı ve tezimi bu konuda hazırlamayı düşünüyorum.

Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı’nın önsözünde dile getirdiğiniz “kitabı yazarken ben duygulandım, okurken de siz duygulanacaksınız” yargınızda çok haklısınız. Ben okurken belki de sizden daha çok duygulandım, heyecanlandım. Bu duyguları yaşattığınız için binlerce teşekkürler. Sizinle aynı duygularla heyecanlanmak bana mutluluk verdi.

Sizi örnek alıyor ve çok beğeniyorum. Yapıtlarınız her zaman elimin altında bulunacak. Yarın öğretmen olduğumda, onlardan yararlanarak öğrencilerimi Atatürk’ü ve Türk Devrimi’ni bilen bireyler olarak yetiştireceğim. Hoşçakalın, sağlık ve esenliklerle daha nice eserler vermenizi diliyorum. Saygılarımla.

Oğuz Kalaycı-Ankara

*

Sayın Metin Aydoğan,

Göndermiş olduğunuz eserinizi aldım. Diğer tüm kitaplarınızda olduğu gibi bağımlılık etkisiyle okuduğum “Ülkeye Adanmış Bir Yaşam (1) Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı” kitabınız Sayın Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler kitabında anlattığı Anadolu halkının kurtuluş meşalesini yakan ulu önder M.K.Atatürk’e neden inanmış olduğunun bir belgesi olarak biz okuyuculara ışık tutmaktadır.

“Atatürk ve Türk Devrimi” ise, Atatürk ve devrimlerini çok çarpıcı ve sade dille açıklamaktadır. Kitaplarınız o denli değerli ki, Türkiye gerçeğini ortaya koyan, bu kitaplar okullarda ders kitabı olarak okutulduğu gün, bana göre, Türkiye kurtuluş yoluna girmiş olacaktır.

Sizler böyle eserlerle bizleri aydınlatmaya devam ettikçe ülke sahipsiz kalmayacaktır. Eserlerinizle okuyucularınıza ışık olmaya devam edebilmeniz istemiyle sağlıklı bir yaşam ve esenlikler diler saygılar sunarım.

Ali Kalkan-Kahramanmaraş

 

 

 

 

 


antik_cagdan_kuresellesmeye

 

 

OKUDUĞUM EN ÖNEMLİ ESER
Vural Savaş
Müdafaa-i Hukuk ve Aydınlık Dergileri
Eylül ve Ağustos 2004

 

Hasan Ali Yücel “Dünya Edebiyatından Tercümeler” serisine, 23.6.1941 tarihinde yazdığı önsözde şöyle diyordu:

“Hümanizm ruhunun ilk anlayış ve duyuş merhalesi (aşaması), insan varlığının en müşehhas (somut) ifadesi olan sanat eserlerinin benimsenmesiyle başlar.”

Aynı “seri” ye bir yazı yazan İsmet İnönü ise, şu önemli hususu vurguluyordu (1.8.1941): “Eski Yunanlılardan beri milletlerin sanat ve fikir hayatında meydana getirdikleri şaheserleri dilimize çevirmek, Türk milletinin kültüründe yer tutmak ve hizmet etmek isteyenlere en kıymetli vasıtayı hazırlamaktır. Edebiyatımızda, sanatlarımızda ve fikirlerimizde istediğimiz yüksekliği ve genişliği bol yardımcı vasıtalar içinde yetişmiş olanlardan beklemek, tabii (doğal) yoldur. Bu sebeple tercüme külliyatının (eserler dizisi) kültürümüze büyük hizmetler yapacağına inanıyoruz.”

Daha ortaokul öğrencisiyken, tutku derecesindeki şiir ve müzik merakımın yanında; Eflatun’un “Devlet”ini, Karl Raimund Popper’in “Açık Toplum ve Düşmanları”nı, John Bagnell Burry’nin Düşünme ve Söz Özgürlüğü’nü, Peyami Safa’nın “Türk İnkılabı’na Bakışlar’ını; edebiyat alanında ise, Stendhal’in Kızıl ve Kara” ve “parma Manaastırı” ile, Shakespeare’in tüm eserlerini, Halit Ziya Uşaklıgil’in “Aşk-ı Memnu sunu” ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın güne kadar düşünce ve duygu dünyamı, her önemli eseri okuyarak, dinleyerek veya seyrederek zenginleştirmeye çalışmaktan bir gün bile geri durmadım.Hasan Ali Yücel ve İsmet İnönü’nün andığı satırları, ilk yetişme çağında adeta yol gösterici olmuştur.

Metin Aydoğan’ı önce, Atilla İlhan’ın “ben hayatım boyunca bundan güzel bir şiir okumadım” diye nitelendirdiği “Bitmeyen Oyun” ve “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” adlı eserlerinden tanımış ve sözkonusu kitapları okur okumaz telefonu sarılarak kendisini kutlamıştım.

Sonradan çeşitli sempozyumlardan biraraya geldik. Kendisi ve değerli eşiyle, saatler süren sohpetlerimiz oldu. Bu suretle başlayan tanışıklığımız, yıllar sonra eşsiz bir dostluğa dönüştü.

Metin Aydoğan’ın, Umay Yayınları arasında Haziran/2004’te çıkan “Antik Çağ’dan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler” adlı, 2 ciltlik 1162 sahifelik son eserini de, elime çabuk geçtiği için, sanıyorum ilk defa okumak bana nasib oldu.

Metin Aydoğan, eserinin oluşumunu ve bırakacağından emin olduğu izlenimini şöyle özetliyor:

“Türk insanını, bugün en çok gereksinim duyduğu şey, örgütlenmekti. Sanki gizli bir el birlikte davranmayı önlemeye çalışmış, bunu büyük bir beceriyle başararak Türkiye’yi aydınsız ve örgütsüz bir ülke haline getirmişti. Yaşanmakta olan tehlikeli durum bu olumsuz sürenin doğal sonucuydu. Ülke, geçmişte ezilip susturulan aydınlarına muhtaç hale gelmişti ancak bu kez ortada aydın kalmamıştı. Türkiye, Atatürk’ün en tehlikeli sonuç olarak gördüğü duruma düşmüş ve iç cepheden çökertilmişti…. Halkın biraraya gelme girişkenliği köreltilmiş, örgütlü davranmak neredeyse unutulmuştu. İnsana acı veren bir başka gerçek, Kurtuluş Savaşı’nın ve dayandığı Müdafaa-i Hukuk örgütlenmesinin bilinmeyen bir konu haline gelmiş olmasıydı. Örgütlenmenin okulu yoktu ya da bu işin okulu yaşamın kendisiydi. Tarihsel gerçekler unutulduğu için, herşey yaşanarak yeniden öğrenilecek ve işe ‘sıfırdan’ başlanacaktı. Türkiye’de yeni bir ulusal uyanış kaçınılmaz olarak kendi örgütünü yaratacaktı.

Bu koşullarda, yapmam gereken bir şeylerin olduğunu düşündüm. Öğrenciliğimden beri örgütlü çalışma içindeydim. Mesleki ve demokratik örgütlere üye olmuş, yöneticilik yapmıştım. Örgütlü toplum olmanın önemini, kuramsal araştırmalarla birlikte, yaşayarak öğrenmiştim. Bildiklerimi derleyip toplayıp bir kitap halinde okurlarımın incelemesine sunmaya karar verdim. Bu girişimle, örgütlenme konusunu hem tartışmaya açacak hem de bana yöneltilen ‘ne yapmalıyız?’ sorusuna, her zaman başvurulacak bir kitapla yanıt vermiş olacaktım.

Üç buçuk yıl boyunca günde ortalama 12 saat çalıştım. Çok sayıda kitap okudum, dokuz bin kaynağa ulaştım, bunlardan ikibine yakınını dipnot olarak kitaba aldım.

Araştırmalar sürecinde beni, kimi zaman şaşırtan ancak çoğu kez öfke içine sokan gerçeklerle karşılaştım. Türk tarihine ve Türklere yapılan haksızlıkları, sistemleştirilen düşmanlığı, açık biçimde gördüm. Bunu yapanlara olduğu kadar, çok kapsamlı ve derinliğe sahip bu tarihi bize öğretmeyenlere de tepki duydum.

Kitabı okuyanlar, ‘biz adam olmayız’, ‘dünya bilimde yerimiz yok’ diyerek kendini aşağılayan yaklaşımlardan artık etkilenmeyecek, Türk olduklarını yarım ağız ve kısık sesle söylemeyeceklerdir. Atatürk’ün deyimiyle, ‘Türklerin güç yeteneğinin tarihte gerçekleştirdiği başarılar ortaya çıktıkça, Türk çocukları, gereken atılım kaynağını bu tarih içinde bulacaklardır. Gençler bu tarihte büyük başarılar görecek, bağımsızlık düşüncesini kazanacak ve harikalar yaratan bu adamlarla aynı soydan olduklarını öğrenerek sahip oldukları yeteneklerle hiç kimseye boyun eğmeyeceklerdir’…

Türk tarihinden ayrı olarak, Batı toplumlarını, günümüzdeki küreselleşmeden başlayarak ve Antik Çağ köleciliğine dek inerek inceledim. Doğu uygarlıklarını, en gelişkin örnekleriyle (Çin, Hint, İran) ele aldım. Türkler’in uygarlıklara ve Batı’ya yaptığı etkiyi ortaya koymaya çalıştım. Okuyucu, bugün olduğu kadar geçmişte de övünülecek bir ulusun çocukları olduklarını öğrenmelidir. Bunu yaptıklarında, bugün ülke yönetme savındaki politikacıların, Türk yönetim geleneklerinden ne denli uzak olduğunu görecekler ve ülkenin olduğu kadar kendi geleceklerinin de gerektirdiği, yeni bir yöneliş içine gireceklerdir. Ordu mensupları, Türk ordu geleneklerini; kadınlar, Türk kadınlarının sahip olduğu hakları; bilim adamları, Türk bilim adamlarının geçmişteki başarılarını; sanatkarlar, ahi geleneklerini; doktorlar, mimarlar, öğretmenler ataları olan meslektaşlarının nasıl çalıştıklarını görecekler, kendilerine olan güvenlerini arttıracaklardır.”

Metin Aydoğan’ın son eserinin, bende bıraktığı izlenimi tek cümle ile özetleyelim: “Okuduğum en önemli eser.”

Hem kendimizi ve hem de çağdaş dünyada olup bitenleri anlayabilmemiz için, antik çağlardan günümüze kadar bilinmesi gereken herşey, öylesine usta bir şekliyle bu kitapta biraraya toplanmış ki, inanılır gibi değil!…

Duyduğum heyecanın verdiği güçle, söz konusu kitapta değinilen önemli hususlardan bazıları hakkında, Yeniden Müdafaa-i Hukuk Dergisi’ne ayrıntılı bir makale yazmaya başladım bile…

Bu çapta bir eseri yazmak, bir “Türk” e nasip olduğu için öğünmek hakkımız değil mi?

Atatürk zamanında sonraki ilk yıllarda olduğu gibi, “Ne Mutlu Türküm Diyene!” sözünü içtenlikle söyleyebilmek ve gereğini yapacak gücü yeniden kazanmak istiyorsanız, bu kitabı mutlaka okuyun.

 

*

GÜZELİN ARDINDAN
Bertan Onaran
25/08/2004 Cumhuriyet

Metin Aydoğan’ın Yeni Kitabı

Değerli dostum Metin Aydoğan, kırılgan sağlığına karşın bütün yurtcanseverlerin olması gerektiği kadar çalışkan, üretken bir insandır. Önceki kitaplarına bu köşede değinmiştim.

Bir süredir üzerinde çalıştığı, son kitabını bitirip bastırdı, bana da göndermiş: Antik Çağdan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler.

Küresel buyurucu-yağmacıların 1919’da bitiremedikleri işi tamamlamak üzere nasıl büyük bir hırsla, hınçla üzerimize geldiklerini en azından bu gazetenin okurları biliyor. Dolayısıyla, gerçek yurtcanseverler bu son kıskaçtan nasıl kurtulabileceğimizi sorup, arayıp duruyor.

Nitekim kitabın yazılış gerekçesini açıklarken Metin Aydoğan da buna parmak basıyor: “Aldığım iletilerdeki söyleşi için gittiğim yerlerde, değişik toplantılarda ve beni görmeye gelen okurlarımla yaptığım görüşmelerde hep aynı soruyla karşılaşıyorum. Ülke sorunlarına duyarlı insanlarımız, kaygı ve üzüntü içinde hep aynı soruyu soruyorlar: Ülke tehlikede, ne yapmalıyız? Her yerde aynı yanıtı veriyor, herkese; düşünsel ya da inançsal ayrılıklarınızı, kırgınlıklarınızı bir kenara bırakın, siyasal ayrım gözetmeden, ulusal birlik anlayışıyla bir araya gelin, örgütlenin, diyorum.”

Bu öğüdün tutulması, insanların geçmişteki ve bugünkü yapılanmalar, örgütlenmeler konusunda bilgi edinmesine dolayısıyla bilinçli olmasına bağlı olduğundan; bütün dürüst, sevmeyi unutmamış, sorumlu insanlar gibi, yeryüzündeki toplumsal yapılanma ve örgütlenmelerin tarihini merak etmiş Metin Aydoğan.

Önce, basılı bir kitabı “Nasıl Bir Parti, Nasıl Bir Mücadele”’yi geliştirip genişletmeyi düşünmüş ama işin içine girince bu dar sınır yetmemiş.

Çok bilinçli ve kararlı bir Atatürkçü olduğundan, Ulu Önder’in söz ve düşünceleri arasında dolaşırken bütün öbürleri gibi altın değerindeki; “Türklerin güç yeteneğinin tarihte gerçekleştirdiği başarılar ortaya çıktıkça, Türk çocukları, gereken atılım kaynağını bu tarih içinde bulacaklardır. Gençler bu tarihte büyük başarılar görecek, bağımsızlık düşüncesini kazanacak ve harikalar yaratmış bu insanlarla aynı soydan geldiklerini öğrenerek sahip oldukları yeteneklerle kimseye boyun eğmeyeceklerdir.”

Türk soyunun yapılanma ve örgütlenmesini araştırmaya girişince, ister istemez bütün insan topluluklarının, yaşamış, yaşayan bütün uygarlıkların evrimini öğrenip yorumuna katmak zorunda kalmış; dolayısıyla hem Avrupalı toplumlara hem Doğu’nun, Asya’nın büyük, köklü devletlerine, uygarlıklarına çevirmiş meraklı bakışını eşiyle iki kızının dışında birkaç gönüllü yardımcı, bilgi-belge derleyici, aktarıcı bulma talihine ermiş ve bu yaratıcı imece 1162 sayfalık dev yapıtı doğurmuş.

Şöyle diyor kitabın arka kapağında; “Toplumsal evrimi oluşturan olaylar, öncekiler tarafından belirlenen, sonrakileri belirleyen süreçler halinde, zaman ve koşullara bağlı olarak ortaya çıkar, gelişir ve gelişimini tamamlayarak başka bir döneme geçer. Geçmişte sonuç olan, yeni dönemde neden’e dönüşür ve başka bir yeni dönemin hazırlayıcısı olur.(…) Unutulmamalıdır ki geçmişi unutanlar, onu yinelemeye mahkûmdur. Bu anlamda, ‘tarihçinin görevi geçmişi sevmek ya da geçmişten kurtulmak değil, bugünü kavramanın anahtarı olarak onu öğrenip geleceğe aktarmaktır’.”

Kısacası öbür, yapıtları gibi, ülkemizin parçalanıp paylaşılma tehlikesi geçirdiği günlerde kesinlikle, ivedilikle okunması gereken bir kaynak oluşturmuş Metin Aydoğan.

Ona ve emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler.

*
AYDIN ÇIĞLIĞI
Öner Yağcı
Türk Solu 29.11.2004 Sayı 70 sf. 23

 

Son zamanda aydınların duyarsızlığından, aydın çürümesinden ve yurtsever aydınların seslerinin pek çıkmadığından söz ettim hep. Haksızlık ettiğimin farkındayım. Elbette duyarlı ve inatçı aydınlarımız var ve her şeye rağmen düşünce üretmeye, ellerinden geleni yapmaya, politik gerçekleri açıklamaya çalışıyorlar. Türkiye’nin parçalanması planlarına, ABD’nin ve AB’nin dayatmalarına karşı uyarma ve bildiklerini paylaşma her şeye, her engele karşın görevlerini ve sorumluluklarını yerine getirmek için çırpınıyorlar.

Bu aydınlarımızın yetersiz olduklarını da söylemiyorum. Ama birincisi medyanın aman vermeyen küreselleşmiş egemenliği, ikincisi yayın alanındaki tekelleşme, promosyonlar, sponsorluklar derken birçok aydınımızın, artık çığlığa dönüşmüş olan sesleri duyulamıyor bile. Sayısı az da olsa aydınlarımız, yine az sayıdaki yayınevleri aracılığıyla yapıtlarını üretmeye ve sunmaya devam ediyorlar.

Atillâ İlhan devam ediyor örneğin. TRT’deki programına son verilip sesi kesilse de bir başka TV’de seslenmeyi ve Cumhuriyet’teki “Söyleşi köşesinden salvo atışlarını” sürdürürken “Yıldız Hilal ve Kalpak” ı (Cumhuriyet Kitaplığı) yayımlıyor. “Gazi’nin Ulusal Solculuğu” altbaşlığını taşıyan bu kitabında Atillâ İlhan yurtsever aydınlığına kattığı özgün düşünceleri ile bu kitabında da ülkemizin karşı karşıya geldiği sorunlar ve sorunlara karşı neler yapılması gerektiğini tartışıyor. Ufkumuzu genişletmeye devam ediyor. Cumhuriyet’in ne olduğunu hala anlayamadığımızı, onun hayat demek olduğunu söyleyerek, bugün Cumhuriyet’in karşısına dikilen engelleri aşmak için yapılması gerekenler konusunda çok şeyler öğretiyor. Ulusal sol aydın birikiminin en önemli halkalarından biri olan, tarihini bugüne getirip ondan dersler çıkarma konusunda usta olan Atillâ İlhan’dan öğreneceğimiz ne çok şey olduğunu ve ona ne çok şey borçlu olduğumuzu bu kitapla bir kez daha görüyoruz.

“Karşıdevrim 1945-1950”, “Türk Direniş ve Devrimleri”, “SCE Olayı”, “Batılıların Kirli Yüzü Struma”, “Ben Bir Türk’üm” adlı kitapları Otopsi Yayınları’nca yayımlanan Çetin Yetkin devam ediyor örneğin. “Ben de Bir İnsanım” da anılardan yola çıkarak Atatürk’ü anlatıyor. Onun çeşitli yönlerini anlatan anıları bütünleştirerek bir insan olarak Atatürk portresi çıkarıyor. Onun insana verdiği değerin, doğa, ağaç, at ve köpek sevgisinin, duygululuğunun, duyarlılığının, yalnızlığının, evliliğinin, sevinçli ve üzüntülü anlarının, gözlerinin yaşlarla dolmasının, coşmasının, şarkılar ve marşlar söylemesinin anlatıldığı anıların bir araya getirilmesiyle büyük devlet komutanlığının, devlet adamlığının, siyasal kişiliğinin, birikimli bir aydın, kararlı bir yurtsever önder olmasının yanında insan olarak da ortaya çıkan yapısı Türk ulusunun ne kadar şanslı bir ulus olduğunun kanıtı oluyor. Böyle bir öndere sahip olan bir ulusun olduğunu düşünüyoruz kitabı bitirince.

Son yıllarda yayımladığı “Bitmeyen Oyun”, “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye”, “Avrupa Birliği’nin Neresindeyiz?”, “Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma” adlı kitaplarıyla toplumsal belliğimizi güçlendiren ve düşünmeye iten, yaşamı sorgulayan ve uyaran Metin Aydoğan, örnek bir aydın olmanın gereklerini yerine getiriyor. Çalışkan olma zorunluluğunu ardı ardına sunduğu incelemeleriyle kanıtlayan Metin Aydoğan, “Antik Çağdan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler” adlı kitabıyla (Umay Yayınları) uyarmaya ve öğretmeye devam ediyor. Bir çeşit uygarlığın tarihi denilebilecek bu çalışmasından “ne olduğumuz nereden gelip nereye gittiğimiz ve nasıl bir geçmişe sahip olduğumuz” sorularının yanıtları vererek, “küresel saldırıya karışı ulusal kültürü korumak için bilgiyle donanmanızı ve tarihimizin bilinçli savunucuları haline gelmemizi” sağlıyor.

Ümit Yayıncılık’ta, Fikret Bila’nın “Hangi PKK?” ve Özdemir İnce’nin, “100 Pazar Yazısı” ve adlı kitapları yayımlıyor. Altın Kitaplar “Kurtuluş Savaşı Kütüphanesi” dizisini başlatıp ardı ardına yeni çalışmalar sunuyor. Mustafa Yıldırım’ın “Sivil Örümceğin Ağında” adlı çalışmasını sunan Toplumsal Dönüşüm Yayınları hızlı bir tempoyla ulusal bilinç dağarcığımızı zenginleştiriyor. Otopsi Yayınları’nın yeni ve özgün kitaplığımızdaki yerlerini anlatıyor.

İleri Yayınları, genç bir yayınevi olarak sunduğu kitaplarla yeni ve diri bir soluk oluyor. Yetka Güngör Özden, Talat Turhan, Cihan Dura gibi aydınlarımızın yapıtlarının yanına “Kadro/Seçmeler”’i de katıyor.

Daha birçok yayınevinden sunulan onlarca kitapla aydınlarımızın suskunluğa boğulmadıklarını haykırıyor ve var olduklarını duyuruyorlar.

Yalnızca kitaplar da değil elbette, birçok dergide ve gazetede yer alan yazılarıyla da aydınlarımız, tarihlerinden aldıkları birikim ve güçle Türkiye’nin emperyalizme kolay teslim olmayacağını haykırmaya devam ediyorlar; Nâzım Hikmet’in “vatan hainliğine” devam etmesi gibi.

*
Muharrem Bayraktar
Yeni Mesaj 07.10.2004

 

Metin Aydoğan’ın eserlerini, adeta sayfalar arasında gezip satırları lime lime işleyen bir nakkaşın elinden çıkmış gibi okuyoruz. Okudukça etkileniyor, okudukça hayranlığımız artıyor.

Metin Aydoğan’ın son kitabı “Antik Çağdan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler”, Umay Yayınları’ndan çıkmış.

Antik Çağdan küreselleşen dünyaya kadar yönetim sistemlerinin nasıl temellendiği kapsamlı olarak irdelenmiş kitapta.

Türkiye’de yakın dönem siyaset arenasında sağ ve sol siyaset aktörlerinin başından geçenleri, biraz da arka planını öne çıkararak masaya yatırmış Aydoğan. Metin Aydoğan’ı bu güzel çalışması için tebrik ediyorum.

(Antik Çağdan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler. Metin Aydoğan. Umay Yayınları 2004)

 


TÜRKİYE ÜZERİNE NOTLAR 1919-2015

 

TC3BCrkiye-C39Czerine-Notlar

 

Metin Aydoğan’a

Biz, Mustafa Kemal’in henüz Milli Mücadele başında bütün ümidini bağladığını ifade ettiği Türk Gençleriyiz!

Biz, “Mandayı savunursa Mustafa Kemal’e de karşı çıkarız” diyen Tibbiyeli Hikmet’leriz! Biz, Kaymakam Kemal Bey’in cenazesinde emperyalizmi yurttan atmaya ant içenleriz! Biz, askeri liseden Ankara’ya kaçan, Milli Hükümet Harbiyesi’nin ilk öğrencileri ve ilk mezunlarıyız, 19 yaşındaki Enver ve 16 yaşındaki Lütfü’yüz! Biz, Hasan Tahsin’iz, İsmail Hakkı’yız! Biz, Kuvva-i Milliye’yiz; Yörük Ali’yiz, Yahya Kaptan’ız, Ödemişli Hamdi’yiz, Faik’iz, Gördesli Makbule’yiz, Hafız Halit Kızı Nezahat’ız! Biz Türk Devrimi’yiz; Mustafa Necati’yiz, Mahmut Esat’ız!

Biz efsanevi Saka Kızlarıyız! Yurt savunmasını haysiyet sayan Sumer’iz!

Biz Türk Genciyiz! Biz insanlık bilmeyen sömürge beyinlilerin devşirdiği üç beş çocuk değiliz! Biz Asya’yız, Mezopotamya’yız, Avrasya’yız; biz Anadolu’yuz, Türkiye’yiz!

Biz devşirmekle, saptırmakla, hatta öldürmekle bitmeyiz! Biz, yarınız!

Biz sizden esinleniyoruz… Sizden güç alıyoruz!

Siz bizim çürüdü sanılarak tarihin en izbe dehlizlerine gömülen köklerimizi de, yalan kaplı bir taşa bağlanarak denizin dibine tekmelenen ulusal gerçeklerimizi de içine itildiği gölgeden sökerek üstündeki tortuyu temizlediniz; bilimsel ve evrensel çerçevede, bu günümüzle bir daha ayrılmamak üzere buluşturdunuz.

Siz, küresel tekelcilerin hoşuna gidecek sipariş bir münevver değil, elektrik şebekesi tepkesiyle halka ulaşan bir Türk Aydınısınız!

Siz, onyıllarca yalanla, kirli siyasetle hepsedilen, kuşatılan Türk Ulusu’na gerçeği taşıyan kağnı kollarısınız, ulusal uyanışı mütevazı bir tıkırdamayla karış karış yayan telgraf tellerisiniz. Siz, Cumhuriyet’in devrimci ruhunu, bir yurdu tren raylarıyla donatırcasına sabırla ve köklü bir şekilde bugüne işlemektesiniz.

Biz birlikte varız, birlikte var olacağız!

Sayenizde ve sayemizde… “Her şeye rağmen muhakkak bir nura doğru yürümekteyiz!”

Can Güçlü, Cem Erkli, Ayça Yılmaz, Beril Veziroğlu, Tayfun Acar, Sarp Ateş, Oğulcan Güngör, Gizem Girişmen

—●—

Saygıdeğer Metin Aydoğan,

Ben Turgay Sayılan. İstanbul’da yaşamaktayım. 25 yaşında profesyonel bir aşçıyım. Kitap kurdu ve karıncası olmaya son 1,5 yıldır başladım. Kilometre taşlarını okuyarak size kadar geldim (Geç kalmış olduğumu düşünmek bile istemiyorum).

Ülkemin düştüğü açmazdan yakınarak siyasi bir mücadeleye de başladım. Örgütlü olarak! Osman Pamukoğlu’nun Genel Başkan olduğu Partide İstanbul İl Gençlik Kolu Başkanı ve Bakırköy İlçe yönetim kurulunda görev üstlenmekteyim. Yurtsever bir Çukurova çocuğuyum.

Türkiye Üzerine Notlar: 1923-2005 kitabınızın bir okuyucusu olarak, içimden geleni size bu yol ile aktarmak istedim. Ekte size ait birkaç cümlem var hocam. Sağlıkla kalın.

Turgay Sayılan

—●—

Saygıdeğer, nadir bulunan, ufkumu uzak yolculuklara çıkaran, zihnimin yaşam kaynağı ve bilginin yıldırım muhafızı olan Metin Hocam,

Bir solukta okuduğum 1923-2005 kitabınızı, üç farklı eylemsel tavırda bitirdim.

Birincisi; bağrımdaki gonca gülleri koparan kışın, soğuk duvarları bile olmayan evreninde çaresizlik içindeydim. Kapana kısılmış gibiydim.

İkincisi; yalnız olmadığımı, vatan toprağına düşen yağmur tanelerinin zamanı geldiğinde nice çeşitlikte güller yarattığını gördüm. Gönlüm şenlendi.

Üçüncüsü; ilk eylemime tekrar geri döndüm. Fakat nereden geldiğimi anında hatırlayıp heybetlendim. Anladım ki, ‘havası’ soğuk olan memleketimin güneşe ihtiyacı var. Ateş olmak için daha hızlı koşmaya başladım.

Sağolun! Varlığınız, topraklarımızda yetişen nice nesilleri bereketlendiriyor/bereketlendirecektir. Anadolu kokan yüreğiniz önünde saygıyla eğiliyorum. ‘Sağlık’la kalın.

Turgay Sayılan

—●—

Sayın Metin Aydoğan,

Ben bir lise öğrencisiyim. O kadar yalnız, gerçekten o kadar sa-hipsiziz ki kitaplardan başka tutunacak dalı yok biz lise öğrencilerinin. Yuvalanan ocaklar, eylemlerde öne sürmeye çocuk arayan bölücü gruplar, Mustafa Kemal’in gölgesi altında terörizmle karanfil alış verişinde bulunan bilimsel sosyalistler, ulus kavramını yıkmaya çalışan fedoal komünistler ve daha niceleri…

Her gün biriyle, bir ikisiyle ya da her biriyle mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Bir arkadaşımızı daha kapanlarına kıstırmamaları için. Bu metni okuyacak olanlar “neden kapana kısılmak olsun ki” diyebilirler, “gençler oraya buraya ya da iktidara tepkilerini gösteriyorlar canım işte” diye düşünebilirler. Ancak böyle düşünenler yaşamsal bir soruyu yanlış yorumlamaktadırlar.

“Bizim Mücadelemiz kime?”

Bizim Mücadelemiz, ne istemimiz dışında değişen iktidarlara, ne de bizim gibi düşünmeyen insalara karşı; mücadelemiz kuşkusuz Cumhuriyet’in ilk dönemlerinden beri artarak süregelen gericiğiliğe karşı. Bunun için kısa vadeli çözümlerle, gereksiz eylemsellikle bir ar-kadaşımızın bile harcanmasını, enerjisini yitirip umutsuzluğa kapılmasını istemiyoruz.

Gereken eylemselliğin ne olduğu, ideoloji ve pratiğin nasıl bir arada yürütüldüğünün cevabının Türk Devrimi’nde saklı olduğunu biliyoruz. Ancak günümüz yazarlarının ve aydınlarının gayri millici tavırları ve popülist kaygılarından ötürü Türk Devrimi ve Türk Bağımsızlık Savaşı hakkında yeterli ve çarpıtılmamış bilgiye ulaşamıyoruz.

Bu noktada devreye siz ve sizin gibi gerçek aydınlar giriyor.

Lisemde Atatürkçü Düşünce Kulübü başkanlığı yaptığım dönemde tüm ekibime okuttuğum “Türkiye Üzerine Notlar” tam anlamıyla Kemalizme giriş kitabı. Anlatımda ve aktarımda sadelik, yalnızca bilgi kirliliği yapan gereksiz yabancı kavramlardan uzaklık gerçekten muhteşem. Bir liselinin çantasından asla çıkarmaması gereken bir kitap. Size ne kadar teşekkür etsek az.

Aslında bakarsanız bazen düşünüyorum da ya siz olmasaydınız? Yazdığınız onlarca kitap olmasaydı? Umutsuzluğa kapıldığımızda, enerjisiyle ve gülümsemesiyle bize güç katan, Metin abimiz, Metin amcamız, Metin hocamız olmasaydı? Bizlere kim sahip çıkardı?

Barış Ozan Özdemir-ÇEAŞ Anadolu Lisesi Öğrencisi

—●—

Sevgili hocam, üstadım…

Kitaplarınızı, yazılarınızı büyük nutkun bir açılımı gibi algılarım. Bendeki etkisi bu.

Batı dünyasının 200 yılda gerçekleştirdiği aydınlanma devrimini Atatürk’ümüz, 1919 başlangıç sayarsak 19 yıla sığdırmıştı. Onun yaptıklarını yıkmayı hala bitiremedik. Siz, bu kazanımların nasıl gasp edildiğini, nasıl yok edildiğini ve nasıl satıldığını kitaplarınızda adeta haykırdınız.

Sevgili hocam ben bir okurum, aynı zamanda bu güzelim kısrak başı ülkemin yurttaşıyım. Biz okurlar kalemi yalnızca satırların altını çizmek için kullanırız. Ancak, 11 yıl önce “Bitmeyen Oyun”u okuduğumda, sesinize ses vermek için özdeş duygular içinde sizin için kalemi elime aldım ve özdeyişlerle göndermeler diyebileceğim amatör şiirimi yazdım.

2003 yılında okuduğum Bitmeyen Oyun kitabınıza ithafen yazdığım aynı isimli şiirimi, gönderiyorum. Bu, benim size naçizane hediyemdir. “Yazılı Kaya” dergisinde yayımlanan bu şiir, kitabınızın bendeki ruhun yansımasıdır.

Hastalığınız döneminde çok üzüldük, şimdi iyi olmanız bizleri çok mutlu etti. Size daha çok ihtiyacımız var, sağlıklı nice yıllar diliyorum. Saygılarımla

Kamil Afacan

BİTMEYEN OYUN

Batırın/gemilerini umudun

Durdurun,

Durdurun yolcuyu koşmasın.

Kapıları kilitleyin.

Yakın paraların hepsini,

Açmasın.

Kazıyın yüreklerden acıları, suları denize, ateşi çöle bırakın.

Bağlayın gözlerini bir bir üzümlerin.

Alın yatağı altından Arslanın,

Harcayın ak akçeleri…

Tetiklerini kırın silahların.

Davullarını çalın suların.

Ateşi alın elinden Neronun,

Kapılarını kapatsın Bağdatın Genç Osman…

Kuyularını yıkın Orta Doğunun,

Şeytanın kanı akmasın.

Çağırın aç kurtları…

Ondokuzla Otuzsekiz arası,

Yeni bir Dünya koyun sofraya,

ULUSAL BAĞIMSIZLIĞI HAYKIRSIN

Bitsin bu oyun,

Analar ağlamasın…

Kamil Afacan

—●—

Sevgili Hocam,

Bilmem anımsar mısınız, üç yıl önce sizi Urla’da ilk ziyaret ettiğimde anlatmıştım; TED Ankara’da lise son sınıf öğrencisiyken bir yandan üniversite sınavına hazırlanıp, bir yandan tarihe ve dünya siyasetine ilişkin okuyabildiklerimle çevrede ve ülkede olan biteni anlamlandırmaya çalışıyordum.

Kaynak çoktu. Kitapların içinde bilgi de çoktu. Temelsiz ve niteliksiz bilgilerle dolu kitaplar çoğunluktaydı. Türkiye’yi ve Türk Devrimi’ni tarihsel-düşüngüsel bakımdan nesnel ve bilimsel olarak ele alabilen kaynakların çoğu ise ya bu çalışmayı doğru düzleme oturtamamış, ya savlarının altını gereğince dolduramamış ya da konuyu gerekli soğukkanlılıkla ele alamamış kişilerin elinden çıkmıştı. Büyük bir iştahla kitaptan kitaba geziyor ve aradığımı tümüyle bulamamanın düş kırıklığına karşın hevesimi ve inancımı diri tutmaya çalışıyordum. Tümüyle bağ kurup sırtımı dayayacak kadar güvenemediğim kaynaklardan edindiğim bilgileri derleyip toparlayıp eleştirerek bir görüş sahibi olma yöntemine razı olmuştum.

18 yaşında birinin tarihten bugüne bir ülkenin kuruluşunun altındaki düşüngüyü, kuruluştan bugüne geçirdiği evreleri, eşzamanlı ve bağıntılı olarak dünya tarihinin içeriğini ve o ülkenin dünya siyasi çerçevesi içindeki konumunu derinlikli ve kapsayıcı biçimde öğrenmesini sağlayacak, aynı zamanda onu hem konuyla ilgili bilimsel düşünmeye yönlendirecek, hem de bunu yapmasını sağlayan altyapıyı sunacak nitelikte bir yapıta henüz denk gelmemiştim.

Dolayısıyla Yeni Dünya Düzeni’ni okumaya okul minibüsümde başladığımda henüz önsözü bitirmeden kapağı ansızın kapatıp, gözümü karşıya dikip, “Şu anda çok önemli bir kitap okuyorum” diye mırıldanışıma, herhalde yanımda oturan arkadaş hiç anlam verememiştir.

Yeni Dünya Düzeni gibi Yönetim Gelenekleri de, ardından Bitmeyen Oyun ve diğerleri de yalnızca düşüngüsel gelişimimde temel yapıtaşları olmadı, aynı zamanda tarihi ve ülkemi bilimsel bir yöntemle ele almamı sağlayacak çalışma ahlakını ve yöntemini de bana kazandırdı, nitelikli kaynaklar bulmamı kolaylaştırdı.

Yönetim Gelenekleri’ni okurken kitabın içindeki telefon numarasından Aynur Abla’yı aramış ve numaranızı almıştım. İlk kez telefonda konuştuğumuzda size “bir Türk genci sıfatıyla teşekkürlerimi” sunmuştum.

Yeni Dünya Düzeni’nin önsözünü okurken kapıldığım heyecan da, sizinle görüşüp en azından bir kez teşekkür edebilme isteğini doğuran coşku da beni geçtiğimiz yıllar boyunca yalnız bırakmadı; okuyup araştırma, eğitim ve eylem süreçlerimde hep yanımdaydı ve yanımdaydınız. Kendimi öğrenciniz olarak görmekten kıvanç duyuyorum.

Sonuç olarak bugün Türk Devrim Tarihi’ne ilişkin yazılmış en önemli kitaplardan biri olan Türkiye Üzerine Notlar’ın yeni basımına ufacık da olsa katkı sağlıyor olmanın da, önsözünde çalışmamızdan söz ediyor olmanızın da benim için ne kadar büyük bir gurur olduğunu açıklamak benim için zordu. Telefonda bir teşekkür edememiş olma nedenim budur; bu uzun açıklamayı yazma nedenim de budur.

Sonsuz sevgi ve saygıyla.

Can Güçlü-Ankara

—●—

Sayın Hocam,

Türkiye Üzerine Notları elime almadan önce, dürüst olayım, beni bu kadar etkileyecek ve başucu kitaplarım arasına girecek bir yapıtı okuyacağımı tahmin etmiyordum. Memleketim Selimiye Köyü’nde (Çayeli) geçirdirdiğim okul tatilleri, benim için ülke sorunları üzerinde kafa yorabileceğim, insanlığın nereden, nasıl gelip nereye gittiğini öğrenebileceğim, şehir yaşantısından ve gürültüden uzak, kitaplar içinde geçen süreçlerdir. İşte bu süreçlerden birinde, ay-yıldız ile sanayileşmeyi simgeleyen fabrika bacalarının yer aldığı kırmızı kapaklı bu kitabı o-kurken yakın tarihimizin çarpıcı gerçeklerine erişme olanağı buldum.

En az 2500 sayfalık bir konuyu 250 sayfada özetleyerek -ne yazık ki- uzun kitaplar okumayı pek sevmeyen gençlere sunan, öne sürülen savların kaynaklarla ve sayısal verilerle belgelendiği Türkiye Üzerine Notlar için kitabı yazan size ve emeği geçen herkese gıyabınızda ettiğim teşekkürlerimi bu mektupla da iletmek istedim.

Türk Devrimi, özellikle 2.Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan dünya düzeninden sonra büyük suçlamalarla karşı karşıya kaldı. Soğuk Savaş sonrası küreselleşmeci yeni düzende bu karalamalar giderek çoğaldı. 2015 Türkiyesinde basın-yayın dünyası artık Kemalizme, Atatürk’e, Türk Devrimi’ne saldırmayı erdem sayıyor. Böylesi bir ortamda, Türk Devrimi’nin gerçeklerini ve devrimden dönüş sonrası içine düştüğümüz durumu tüm çıplaklığıyla anlatan bu kitap, vatanseverlerin, Kemalistlerin el kitabı niteliğindedir. Sizin gibi vatansever aydınların açtığı yolda daha iyi ürünler verilene kadar da bir numaralı el kitabı olarak kalacaktır.

Sizin bu kitabı yazmanızdaki amacınız, biz okurların da kitaba dört elle sarılmamızın nedeni, Türk milletini emperyalizmin boyunduruğundan kurtarmak ve insanca bir yaşamın gereklerini tüm yurtta ve dünyada egemen kılmaktır. Türkiye Üzerine Notlar’ın, bu özlemin gerçekleşmesine katkı koyacağına inanıyor, çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Sağlıkla.

Erhan Sandıkçı-Üniversite öğrencisi, İstanbul

—●—

Saygıdeğer Metin Hocam;

Bu satırları Adana’dan, Makine Mühendisi olmasına 1 yıl kalmış bir Kemalist genç olarak yazıyorum. Daha önceleri satır ve cümleleri sıklıkla sıralamış olduğum yerler oldu. Ancak, bu kez yaptığım hepsinden daha ağır, daha heyecan ve onur verici. Çünkü bu kez, ken-dimde asla olmadığına inandığım -sizi okuyana dek- bir çok at gözlüğünü yok eden insana, hocama yazıyorum.

Sizi “Türkiye Üzerine Notlar: 1923-2005” adlı şaheserinizi okuyarak tanıdım. O günleri bir çok insan gibi ben de hayatımda bir dönüm noktası olarak kabul ediyorum. Savunduğum düşüncelerin, ülkeye dair sahip olduğum heyecanların doğruluğuna bu eser ile emin oldum diyebilirim.

Hep aradığımız Müdafaai Hukuk ruhu ile hiç bir zaman duymadığımız gerçekleri bulduk “Türkiye Üzerine Notlar” da. Kemalist Devrim’in sahibi olan önderin, mücadelesi boyunca düşünsel yalnızlık duyduğunu, 19 Mayıs 1919’da aslında hiç bir şeyin hazırda bekle-mediğini gördük. Evet, bunları Nutuk’ta da görmüş ve hissetmiştik. Fakat anladık ki bu gerçekleri 21.yüzyılda da cesaret ile haykıracak aydına ihtiyacımız varmış. Bu ihtiyacı varlığı ile birlikte ilk defa tanıdık.

Bu ihtiyacın varlığı ile olağanüstü bir sorumluluk duygusuna ulaştık. Hangi şartlar altında, sağlığınızı dahi fedekarlık unsurunun içine katıp ne şekilde yazdığınızı öğrendik, bizzat sizden. Gerçeği yazmanın ve örgütlenerek bunu topluma anlatmanın önemini gördük ve bunu namus ile eşdeğer bir sorumluluk olarak kabul edip Kemalist Devrim’i yapanlara borçlu hissettik kendimizi. Çünkü siz sadece yazmadınız, yazdığınızı yapmaya da çalıştınız. Hedefiniz, bireysel değil toplumsaldı. Bunu tertemiz Türkçenizde, satırlarınızda gördük.

İdeolojimizin; eğitimden sağlığa; ekonomiden toprak sorununa kadar çağının en doğrusu, çağdaşlarının en gelişmişi olduğunu öğrendik bu kitapla. Tarih kitaplarımızda kuru bir ifade ile geçen “mazlum milletlere örnek olan mücadele”yi somut örnekler ve nesnel kıyaslamalar ile olduğu gibi anladık. Gelişmeye imkan veren ideolojinin Kemalizm olduğu gerçeği ile tanıştık.

Evet, çoğul fiil ekleri ile yazıyorum. Çünkü siz yazdığınızı yap-maya çalışırken biz okumak ile kalamazdık. Bir parkın meydanında günlerce kitaplarınızı tartışan gençleriz biz, kaleminizin onurunu hiç bir zaman unutmayacak olan. Mustafa Kemal’in dediği, sizin de sıklıkla tekrarladığınız gibi “kendiliğinden devreye giren elektrik şebekesi, tarihin emri” yakındır hocam. Sağlıcakla kalın.

Saygılarımla…

Çağatay Uncu-Çukurova Üni. Makine Müh.Böl.

—●—

Sevgili Metin Hocam,

“Türkiye Üzerine Notlar: 1923-2005” kitabınızı, dün gece 23:30 civarında bitirdim. Askeri kitapları da aynı zaman içinde dönüşümlü olarak okuduğumdan kitabınızı ancak 24 saatte bitirebildim.

Tabii yine çok beğendim ve de zevk alarak okudum. Bu konuda yanılmadığıma eminim, daha iyisi yok. Sizin kitaplarınızda değişik bir tarz var. Okuyanı yormuyor, ikna ediyor ve aklında soru işareti bırakmıyor. Son kitabınız da bu mihverde yazılmış öğretici bir eser. Atatürk’ü çok iyi bilirim diyenlerin okuması gerekiyor. Kitabın bölümleri ile ilgili tesbitlerimi izninizle açıklayayım:

1-Eserinizde adı geçen Alman bilimadamlarını ilk defa duydum, hem gururlandım hem de sevindim. Dünyanın (zamanının) en iyi ilim adamları ülkemizde eğitim vermişler bilimle uğraşmışlar. Bu bölüm benim için oldukça öğretici oldu.

2-Yabancı sermayenin ülkemizdeki işlevinin nasıl olması gerektiğini çok iyi anlatmışsınız. Kontrol bizde olacak. Çünkü sermaye bize muhtaç, biz sermayeye değil.

3-AB’ne alınmama nedenlerini belirten tesbitlerinize sonuna kadar katılıyorum. Kısa ve net bir biçimde durumu özetlemişsiniz. Eminim bu konu hakkında kitap yazarsınız. “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?” de zaten yazdınız. Ama bu kitap hap gibi olduğundan bu kadarı bile, görmek isteyenler için yeter artar.

4-Kitapta beni en çok şaşırtan bölüm ise, 5 Mart 1959 tarihli ABD ile yapılan anlaşma… Anlaşmaya göre belirttiğiniz şartlar oluştuğunda, ABD ülkemize askeri müdahalede bulunabilecek. Pes yani… Ne diyeyim hocam. Önsözde siz demişsiniz zaten. Sanırım Haydar TUNÇKANAT da bu anlaşmayı atlamış! “İkili Anlaşmaların Gerçek Yüzü” adlı kitabını okudum fakat buna rastlamadım. Bunu yazmaması ilginç… Ya da bu olay 1969 yılında (basım tarihi) günyüzüne çıkmamıştı.

Saygıdeğer Hocam;

Daha yazacak çok şey var. Bir solukta okunabilecek bir kitap. Bilgi dolu, belge dolu, özlü anlatımlı, akıcı bir eser. Ancak ben de sizden bir kitap yazmanızı istiyorum. Sanırım bu kitaba tüm ülkenin ihtiyacı var. Önerim şu: Kitabın ana konusu Kemalizm’in günümüze ve günümüz koşullarına uyarlanması. Yani Atatürk yaşasaydı bunu böyle yapardı bunu böyle yapmazdı. Bu Kemalizm’dir, bu Kemalizm düşmanlığıdır. Bu doğrudur bu yanlıştır diye… Adı da şöyle olabilir belki: Kemalizm Bu, ya da Atatürk Yaşasaydı, Gerçek Kemalizm. Ana başlıklar; önce ilkeler sonra yakın tarihimizde meydana gelen olaylar. En son yine Nasıl ve Ne Yapmalı.

Bahsettiğim konular kitaplarınızda dağınık olarak mevcut. Fakat kalın kitapların okunmaması sebebiyle dikkat edilmemiş olabilir. Yani yine bir hap yapmanız gerekecek. Bu sayede herkes gerçek Kemalizm’i öğrensin. Atatürkçülükle hiçbir ilgisi olmayanlar bile işine geldiğinde kendisine Atatürkçüyüm diyor. Bunun net çizgilerle ayrımını ancak siz yapabilirsiniz. Bu da okullarda okutulacak ders kitabı olur. Umarım doğru anlatabilmişimdir. Saygılar sunar ellerinizden öperim. Müzeyyen Abla’ya da sevgi ve saygılarımı iletiniz. Lütfen. Bu sözü sevmiyorsunuz ama kendinize iyi bakın…

Tarık Kalıcı, Yüzbaşı–Erzurum

—●—

Sayın Metin Aydoğan

Türkiye Üzerine Notlar: 1923-2005 ve Ülkeye Adanmış Bir Yaşam Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı kitaplarınızı büyük bir heyecanla okudum. Konuları birbirine ustaca bağlıyor ve araya girmeden bütüne ulaşmada büyük başarı gösteriyorsunuz. Okuyucu, sanki kitap okumuyor, iyi çekilmiş bir film izliyor ve onun hızıyla kitabı bitiriyor.

Kitaplarınızın yaptığı etkiyi ve içimde yarattığı coşkuyu anlatmam olanaksız. Akıcı diliniz ve tertemiz Türkçenizle, bize kazandırdığınız yapıtlarınız için binlerce teşekkür. Sevgiler ve saygılar.

Nilgün Sarman, Öğretim Üyesi ve Çevirmen-İst.

—●—

Metin Hocam;

“Türkiye Üzerine Notlar: 1923-2005”  kitabınızda, “geçmişi öğrenip ondan ders çıkarmak isteyenler için önemli olan nereye gelindiği değil, nereden nereye gelindiğidir” diyorsunuz.

Ben ve benim gibi henüz yolun başındaki pek çok ekonomist için, Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderini tayin edecek politikaların üretilme sürecini hangi bakış açısıyla değerlendirmemiz gerektiğini ne güzel özetlemişsiniz.

Cumhuriyet ekonomisinin inşa edildiği altın yılları görmüş geçirmiş bir millet olarak; Türk Tipi Kalkınma modeliyle sağlanan başarıdan nasıl bir yoksulluk kısır döngüsüne maruz bırakıldığımızı gösteren değerli bir yapıttır kitabınız. Karşılaştırmalı irdelemenin çok başarılı bir örneğidir.

Biz Kemalist ekonomistler, günümüzdeki yağmacı politikalara, sömürüye dayalı ilkel kapitalizmin insanı hiçe sayan uygulamalarına karşıyız ve buna karşı mücadele ediyoruz. “Türkiye Üzerine Notlar” ile bize, sosyal devletin niteliksizleştirilmesine ve Türk Ulusunun içine çekildiği kültürsüzleştirilme politikasına karşı duruşumuzun ne olması gerektiğini gösterdiniz. En değerli başucu eserlerinden birini bize armağan ettiğiniz için teşekkürü size bir borç bilirim. Saygılarımla.

Zübeyde Ekmekçi-Ankara Üni.Siyasal Bilgiler Fak.

—●—

Sayın Metin Aydoğan,

“Türkiye Üzerine Notlar”, “Bitmeyen Oyun”, “Ülkeye Adanmış Bir Yaşam” kitaplarınızı sayenizde edindim ve hepsini büyük bir zevkle, her cümlenizi belleğime kazıyarak okudum.

Satırlarının altını öfkeyle çizerek okuduğum “Türkiye Üzerine Notlar” kitabınız bende çok büyük bir etki yarattı. Kitabınızda insana utanç veren geri dönüş sürecini, bir bir yok edilen ulusal değerlerimizi, Kuvayi Milliye ruhu ile kovulan emperyalizmin sahte hükümetler ve değişmeyen parti politikaları eşliğinde ülkemizdeki geri dönüşünü gördüm.

“Türkiye Üzerine Notlar” kitabınızda; 1939 yılında başlayan geri dönüş sürecini, Mustafa Kemal’e ve onun eşsiz devrimine vurulmak istenen darbeyi, Türkiye’nin karşılaştığı iç ve dış saldırılar üzerine yazdıklarınızı büyük bir korku içinde okudum. Bu kitap sayesinde Türkiyenin içinde bulunduğu çıkmazdan yalnızca Kemalist Devrim ışığında kurtulacağını bir kez daha anladım.

Kitabınızı bitirdiğimde kendime sorduğum sorular ve bu sorulara bulduğum yanıtlar beni oldukça rahatsız etti. “Bir şeyler yapmalı, Türk gençliği Türk Devrimi’ne sahip çıkmalı” dedim. Ulaşabildiğim herkese bu kitabı okutmaya ve benim gördüklerimi onlara göstermeye çalıştım.

Günümüzü geçmişle birlikte ele alan kitaplarınız ve yazılarınız bizlere bilinçlenme ve örgütlenme yolunda büyük katkılar sağlıyor, Kemalist Devrime olan inancımızı artırıyor.

Milletimizi uyandıracak benzer kitaplarınızı görmeyi umut ediyorum. Bilginiz bol ve kaleminiz güçlü olsun. Saygılarımı sunarım.

Sena YAŞAR-Adana Sungurbey Anadolu Lisesi

—●—

Sayın Metin Aydoğan,

Ben sizin bir okurunuzum. 2000’li yılların başında Eskişehir’de üniversite eğitimi aldığım dönemde “Bitmeyen Oyun”, “Avrupa Birliği’nin Neresindeyiz?”, “Yeni Dünya Düzeni Kemalizmve Türkiye 1-2” başta olmak üzere pek çok kitabınızı okumuştum. Ve tabi büyük bir hayranınız olmuştum. Hatta o zamanlar sizinle e-posta vasıtasıyla birkaç kez de yazışmıştık.

Siyaseten Kemalist/Sol çizgide bir insanım. Sorulduğu zaman siyasi görüşlerimin oluşmasında üç kişinin etkili olduğunu söylerim. İlk ikisi Doğan Avcıoğlu ve Attila İlhan’dır. Diğer kişi de sizsiniz. Üniversite yıllarında kitaplarınızı tekrar tekrar okur ve arkadaşlarımla da paylaşırdım. Bugüne kadar okuyup en beğendiğim kitap sorulduğundaysa ilk olarak Milli Kurtuluş Tarihi’ni, ikinci olarak Türkiye’nin Düzeni’ni, üçüncü olarak da sizin Bitmeyen Oyun, Avrupa Birliği’nin Neresindeyiz ve Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye başlıklı kitaplarınızı sayarım.

Üniversitede öğrenci olduğum yıllardan beri çeşitli gazete ve dergiler için siyasi yazılar kaleme alıyorum. Şu ana kadar pek çok çalışmam Cumhuriyet Gazetesi ve ekleri, BirGün Gazetesi ve ekleri, Jeopolitik Dergisi, 21.Yüzyıl Dergisi, Bilim ve Gelecek Dergisi, Müdafaa-i Hukuk Dergisi başta olmak üzere saygın yayın organlarında yer aldı. Yazım tekniğimin gelişmesinde eserlerinizin büyük katkısı oldu. Ayrıca pek çok makalemde sizin eserlerinizden alıntılar yaptım. Hatta yüksek lisans tezimde bile sizin kitaplarınızdan alıntılar vardı.

Yüksek lisans tezimi “İnsani Müdahale” kavramı üzerine İngilizce olarak yazdım ve 2009 yılında bu tez İstanbul Kültür Üniversitesi’nde kabul edildi. Hatta tezin bir kopyasını Prof.Dr.Noam Chomsky’e gönderdim ve şaşırtıcı şekilde kendisinden cevap aldım. Tez 300 sayfaydı ve hazırlamak iki yılımı aldı. Bu tezin temelini üniversitede lisans öğrencisiyken yazdığım “İnsan Haklarının Manipülasyonu ve Siyasal Amaçlı Kullanımı” başlıklı makalem oluşturuyordu. Bu makale daha sonra Jeopolitik Dergisi’nde özel dosya olarak yayımlandı. Bu makalenin ilhamını da sizin yukarıda saydığım eserlerinizden aldım. Özellikle Bitmeyen Oyun kitabı olmasaydı o makaleyi hiç yazamayabilirdim.

Lisans eğitimimi Eskişehir Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nde aldım. Yüksek lisansımı ise İstanbul Kültür Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler üzerine yaptım. Bu süreçte Danimarka’da Aalborg Üniversitesi Avrupa Çalışmaları Bölümü ve Viyana Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde bulundum. Oldukça uzun bir eğitim-öğretim hayatım oldu. Her zaman siyasi olayların içinde yer aldım. Küçüklükten beri Atatürk sevdalısı olarak yetiştirildim ama siyasi görüşlerimin bilimsel temele oturması sizin gibi yazarlar sayesinde oldu.

Şu anda çoğunluğu CHP üyesi gençlerden kurulu Kadro Hareketi’nin üyesiyim. Bu yeni kurulan bir oluşum. Hizipçi bir hareket değiliz. Zaten harekette benim gibi CHP üyesi olmayan başka arkadaşlarımız da var. Elimizden geldiğince politika üretmeye çalışıyoruz. Ama henüz çok yeniyiz. Ve önümüzde uzun bir yol var.

Size en derin sevgi ve saygılarımı iletiyorum. Bana ve benim gibi pek çok gencin yoluna ışık tuttuğunuz için çok teşekkür ederim.

Saygılarımla

Gönenç Ünaldı

—●—

Değerli Hocam,

“Türkiye Üzerine Notlar: 1923-2005” kitabınızı uzun bir zaman önce okumuş olmama rağmen kitabınızın fikirlerim üzerinde yarattığı etki hala ilk günkü gibi; aydınlatıcı, sarsıcı, sorgulatıcı ve bir o kadar da bir şeyler yapmalı dedirtecek ve ayağa kaldıracak biçimde dürtükleyici…

Metin hocam, karşıdevrimin devletin yapısını güçsüzleştirme amaçlarını, nedenlerini, yöntemlerini ve sarsıcı sonuçlarını öğrenim gör-düğüm Kamu Yönetimi bölümünde aldığım temel eğitim sayesinde değil, birçoğunu, sizden öğrendim. Geçmişle günümüzü birlikte ele aldığınız, sade ve akıcı diliniz ile bizlere sunduğunuz kitaplarınızdan –özellikle bu kitap ve Bitmeyen Oyun- gerçek ve nitelikli bilgiler edindim, bilinçlendim.

Ne Yapmalıyız sorusunun yanıtını, Kuvayı Milliye anlayışı temelinde gösterdiğiniz yol ve yöntemlerle bizlere sundunuz. Atatürk’ün biz gençlere olan emanetini, karşı devrimcilerin elinden kurtarabilme umudunu ve direncini de bizlere verdiniz.

Yarattığınız düşünsel zenginliği, halkın ruh ve vicdanından almış olduğunuz ve gerçek aydın ayrımını yapabilmemize imkan tanıdığınız için size teşekkürü bir borç bilirim. İkinci kurtuluş mücadelemizde biz gençlere olan inancınızı ve desteğinizi o kadar fazla hissediyoruz ki bunun için size minnettarız. Aydınlık gelecekte beraber olabilme, sizden ve eserlerinizden mahrum kalmama dileğiyle, sağlıcakla kalın.

Size ve sizin kadar değerli eşiniz Müzeyyen Hanım’a sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Simge Kalyan-Dokuz Eylül Üni. Kamu Yönetimi Böl.

—●—

Sevgili Metin Hocam,

Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma” ve “Türkiye Üzerine Notlar: 1923-2005” kitaplarınızı okudum. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, ülkemiz ve aziz milletimiz için hiç yorulmadan fedakârlık ederek, karanlıkta kalanları aydınlattığınız için canı gönülden teşekkürlerimi iletirim. İyi ki ışığını hiçbir karanlığa satmayan; gerçeği, bilimi ve nesnelliği ilke edinen sizin gibi bir aydınımız var.

Kitaplarınızı okurken en çok etkilendiğim nokta araştırmalarınızı, ulaştığınız bilgiyi ve anlatmak istediklerinizi okura bu kadar net, açık, anlaşılır ve duru bir Türkçeyle anlatmanız. Kitaplarınızın bu özelliği ışığınızın lise çağındaki hatta ortaokul çağındaki gençlerimize ve çocuklarımıza ulaşmasını sağlıyor. Kitaplarınız Türk gencinin elinden düşmemeli.

Sizin kitaplarınızı okuduktan sonra vermiş olduğunuz bilgiler ve aktarmaya çalıştıklarınız gerçekler sayesinde, yalnızca bilgiyi alıp eylemsiz kalmayı değil; soru sormayı, bilgiye emek vererek ulaşmayı ve mücadele etmeyi öğrendim. İşte bu öğreti gençlerimize ve çocuklarımıza verilecek en kalıcı ve yol gösterici imkan. Bu imkânı aziz vatanın geleceği olan gençlere sağladığınız için size minnettarım.

Kitaplarınızın her sayfa ve ve satırında hissettiğim duygu ve heyecan, bana Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözlerini hatırlattı.

“Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel Türkiyenin istikbâline, kendi benliğine, millî ananelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzûmu öğretilmelidir.” (1 Mart 1922 TBMM açış konuşmasından)

Türk Milletinin bu haklı mücadelesine tüm gücünüz, vatanınıza ve milletinize olan sevdanızla hiç yorulmadan ışık tutuyorsunuz. Işık tuttuğunuz bu yolda mücadeleden yılmadan, korkmadan, emin adımlarla yürümek ve hatta koşmak Türk Gençliğinin en asli görevidir.

Sevgili Metin Hocam bana kattıklarınız ve yolumu aydınlattığınız için teşekkürlerimi sunuyor, ellerinizden öpüyorum. Size ve ailenize yüreğimdeki tüm sevgi ve saygılarımla.

Ümit Osman Yılmaz-Öğretmen Ordu

—●—

Sayın Metin Aydoğan

Sayın kelimesi; biraz resmiyet, biraz uzaklık, biraz saygı uyandıran bir kelime. Genellikle çok yakın olmadığımız kişilerle, yazışmalarımızda kullanıyoruz. Sevgi ise elbette daha anlamlı, yakınlığı ifade eden ve içinde duygu barındıran bir sözcük. Karşılık beklemeden yapılan özveriler, sevginin gücüyle anlatılabilir.

Ülkemiz için özverili çalışmalarınız yurt sevginizin açık bir ifadesi olduğu için, izin verirseniz size bundan sonra “sayın” değil “sevgili Aydoğan” olarak hitap etmek istiyorum. Ulus için mücadele edenlere, ben ve benim gibi nefer olarak katılanlar ancak sevgi duyabilir. Sevgi sözcüğü, bence sonsuzluğun da simgesi olmalıdır.

Sevgili Aydoğan,

Türkiye Üzerine Notlar: 1923-2005, önceki yapıtlarınıza da yansıyan kültürel birikiminizin, mükemmel bir başka ürünü. Önsözde dile getirdiğiniz amacınızı sağlayan rafine, bir yeni ürün. Okuyunca insan hüzünleniyor ama acı gerçeği de açıkça görüyor. Üzülelim ya da hüzünlenelim ancak kaybedilen değerlerimizi ne olduğunu bilelim. İçinde bulunduğumuz şartları bilmeden bir şey yapamayız. Kaybedilenleri bilelim ki, onları yeniden kazanıp daha ileri götürebilelim. Topluma bilgi veriyorsunuz; ne mutlu size. Bir ulusun kaderinde yer alabilmenin bence övüncünü yaşatıyorsunuz. Sizin gibi, ülkemin tekrar ayağa kalkarak onurlu yaşaması için, duru ve yalın bir mücadele içine giren kişilere çok şey borçluyuz.

Türkiye Üzerine Notlar’ı diğer kitaplarınız gibi, çevreme tanıtıyor, okumalarını sağlıyorum. Kitabınızın etkisini görseniz çok mutlu olursunuz. Okuyacağını hiç ummadığım, değişik görüşten insanlar bile çok etkileniyor ve benden başka kitaplarınızı istiyor.

Yeni yapıtlarınızı bekliyor, size ve ailenize sağlıklı günler diliyorum. Bilginiz bol, kaleminiz güçlü olsun. Sevgilerimle.

Erkan Başıbüyük, Emekli Öğr.-Balıkesir

—●—

Sayın Metin Aydoğan,

Türkiye Üzerine Notlar: 1923-2005 ve Ülkeye Adanmış Bir Yaşam Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı kitaplarınızı okudum. Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti ile ilgili, hemen tüm kitap ve belgeleri inceleyerek; esaslı, cesaretli ve bir bütün halde kitaplaştırmışsınız. Bu yaşıma kadar, yüreği vatan ve millet sevgisiyle dolu bir vatanseverle ancak karşılaşabilmiş olmanın burukluğu ile beraber, yüksek sevincini yaşıyorum.

Birçok kitapta göremediğimiz, niyet ve maksada yönelik açık, cesaretli ayrıntıları ve önemli tespitleri öğrenme şansını buldum. Türk gençliği, kitaplarınızı en geç lise çağlarında okumalı ki, tarihimizdeki acıları bir daha yaşamayalım, refah ve mutluluğa ulaşalım.

Selahatin Gürsoy, Tank Albay-Ankara

—●—

Değerli dost, Metin Aydoğan,

Sana ne diyeceğimi bilemiyorum. “Türkiye Üzerine Notlar: 1923-2005” başta olmak üzere, gönderdiğin kitapları aldım ve dağıttım. Şimdiye kadar hangi yazar sizin gibi böylesine duyarlı, böylesine yurtsever bir tavır takınabildi? Benim bildiğim kadarıyla böyle bir örnek yok. Seni coşku ile kutluyorum.

Verdiğin ödevi yurtseverlik anlayışın çerçevesinde yerine getirmeye çalıştım ama herhalde bazı yanlışlarım da oldu. Ama kitapları dağıtırken gerçekten coşkulandım. Millet öyle bir saldırdı ki görmeni isterdim. Örneğin orta yaşın üstünde biri geldi. Kitapların geldiğini önceden duymuş ve ben gitmeden orda bekliyordu. Anamurca “Ulen ay arkadaş, ben okuyamadım, cahil kaldım. Üç çocuğum var. Onarın okumasını istiyorum. Orda burda birtakım laflar ediyorlar. Atatürk olmasaydı hepiniz rum tohumu olacaktınız diyorum. Başkasına aklım ermiyor. Ama çocuklarımın cahil kalmasını, Atatürk’ü bilmemelerini istemiyorum. Sen bu kitapları bedava veriyormuşsun. Çocuklarım cahil kalmasın, hepsinden istiyorum” demez mi? Öylesine etkilendim ki tuttum kitaplarınızın tümünden bir takım yapıp verdim. Bu da benim zaafım.

Kitapları, özellikle kitle örgütleri kütüphaneleriyle okul kütüphanelerine vermeyi yeğledim. Hepsi de öylesine sevindiler ki, inan güzel dost, gönderdiğin kitapların beş on mislini göndersen Anamur’a yetmeycek. Sürekli telefon alıyorum. “Biz de kitap istiyoruz” diyorlar. Artık kaçıyorum.

Size bir şey söylemek durumundayım. Anamur, nüfus oranına göre Türkiye ölçeğinde üniversitede en çok öğrenci okutan bir ilçe. Anamurlu öğrenciler hem il ölçeğinde hem Türkiye ölçeğinde derece alan öğrenciler. Okumayı çok seviyorlar ama olanakları yok.

Size bir şey daha söyleyeyim. Hani ilk konuşmamızda, kitap oku-mak isteyenlere kitap ulaştıracak arkadaşların var mı demiştiniz, yanlış anımsamıyorsam. Elbette var. Örneğin Gülnar ilçesinde Eczacı yazar ve şair Ali F. Bilir var. Aydıncık ilçesinde Mustafa Yalçınar var. Yalçınar Gazi Üniversitesi Fransızca Öğretim Üyeliğinden emekli çok sağlam bir devrimci.

Bir de benim oğlum. TRT’de seslendirme sanatçısı. Ona size telefon etmesini söyledim ama telefon ettiğini ve edeceğini sanmıyorum. Çok iyi bir okur ve sürekli benden kitap istiyor. Bendeki kitaplar bana lazım. Ona gönderemiyorum. Ona da kitap göndermek olabilir mi?

Şimdilik bu kadar.

Sevgi ve saygılarımı gönderiyorum.

Sağlıklı bir yaşam diliyorum. Kendinize mukayyet olun lütfen.

Güngör Türkeli, Anamur

—●—

Sevgili Metin Hocam,

Okuyup öğrenmenin ne kadar önemli olduğunu fark etmem, sizin “Türkiye Üzerine Notlar” kitabı sayesinde oldu. Çünkü farkında olduğum gerçekleri savunmam için o gerçeklerin geçmişini ve nedenini öğrenmem gerektiğini gördüm. Ve o tarihi gerçekleri büyük bir heyecanla öğrenmemi sağlayan da “Türkiye Üzerine Notlar” oldu.

Kitabı her Türk insanının okuması gerektiğini düşünüyorum, çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin 1838’den 2005 yılına kadar olan tarihi, çok açık ve net bir biçimde ortaya koymuşsunuz. Ayrıca kitapta Osmanlı’nın çöküşü, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve daha sonra gerçekleşen devrimden ödünler kısımları, sayısal verilerdeki gerçek-lerle göstermişsiniz. Atamızın çökmüş bir devletten, nasıl bağımsız, demokratik, çağdaş ve laik bir devlet kurduğunu çok güzel bir şekilde anlatmışsınız.

Metin Hocam, böyle bilgi dolu bir kitap yazıp, beni okumaya teşvik ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Atamızın bizlere miras bıraktığı ülkemize sahip çıkmak için sizin gibi vatansever yazarlarımızın bilgilerine ve kalemine çok ihtiyacımız var.

Elinize ve yüreğinize sağlık Metin Hocam…

Semra Taşdurmazlı-ÇEAŞ Anadolu Lisesi Atatürkçü Düş.Kul.

—●—

Sayın Hocam,

Saygı ve hürmetlerimi sunuyorum. Öncelikle tekrar geçmiş olsun der ellerinizden öperim.

Hocam dört kitabınızı okudum. Bitirdiğim son kitap “Türkiye Üzerine Notlar: 1923-2005” beni çok etkiledi. Atatürk’ün 15 yılda başardıkları ve 67 yılda bunların yok edilişi. Bir ulus büyük başarılardan sonra nasıl bu kadar kolay eskiye döner? Ancak üzüntü sorun çözmüyor. Bilgilenmek ve gereğini yapmak gerek. Siz, verdiğiniz bilgilerle kendinizin bile belki farkında olmadığınız büyük bir iş başarıyorsunuz; bulunduğum çevrede çok okunuyor ve saygı görüyorsunuz. Onlarca kitaba imza atan; elinize beyninize ve özellikle bu vatan için çarpan yüreğinize sağlık…

Kitaplarınızı okuduktan sonra; “acaba ben hocama ne gönderebilirim?” diye düşünürken efkarlanıp, zaman zaman yüreğim kabarıp da kaleme aldığım makale ve denemelerimden birkaç tanesini göndermek aklıma geldi. Okuyup da birkaç kelime de olsa yorumunuzu almak benim için onur olacaktır.

Hocam,

Kitaplarınızı okurken sizinle aynı hisleri yaşadım. Hani; pek gün yüzüne çıkmamış ya da yeni basılmış kitapların bir kokusu vardır. İşte bu koku beni öylesine sarıp sarmalar ki… Sürekli benim de sizinki gibi bir kitabım olsun istedim. İnşallah emekli olunca diyelim… Çünkü şu an yazdıklarımla bulunduğum kurumu bağlamak istemem.

Yazdıklarımı okursanız göreceksiniz ki; sokakta dolaşan sade bir vatandaşın olan bitene gözlerini ve özellikle de yüreğini kapatmayan bir Türkün, haykırışlarını göreceksiniz… Zaten ilerde bir kitabım olursa bu kitap hem konusuyla hem de adıyla siyasi değil duygusal kitap olacak. Bu kitapta, yüreği acıyan çocukların, gençlerin, Türk insanının, ihtiyar dedelerin, ninelerin haykırışları bulunacak.

Hocam, tekrar teşekkür ederim. Ellerinizden öperim.

Yüksel Erginkale, Binbaşı-Ankara

—●—

Metin Bey,

“Bitmeyen Oyun” ve “Türkiye Üzerine Notlar: 1923-2005”i adeta soluk almadan okudum. Geceler boyu okudum. Hemen öncesinde okuduğum “Şu Çılgın Türkler” kitabının etkisiyle soluk soluğa. Bitirir bitirmez işyerinde birlikte çalıştığım iki arkadaşıma verdim. Bitirmek üzereler. Ağustos ayında çıkacağımız izin döneminde 16 yaşında Anadolu Öğretmen Lisesinde başarı ile okuyan kızıma da okutacağım.

Tüm çalışma arkadaşlarım sırada şimdi. Kime vereceğimi şaşırmış durumdayım. Bu iletiyi o yüzden gönderiyorum. Sizden birkaç kitap istiyorum; daha çok insana ulaşmasını sağlamam gerek.

Sevgi ve saygılarımla.

Filiz Demirler, Bilecik

—●—

Değerli Metin hocam,

Yazılarınızla bir arkadaşım vasıtası ile tanıştım. Birçok okurunuzun bildiği gibi, sizin bilgiyi paylaşmak, aydınlatmak amacıyla hediye ettiğiniz kitaplardan birini, “Türkiye Üzerine Notlar” kitabınızı okuyarak tanıştım sizinle…

Aydın olmanın, koşula bağlı kalmadan gerçekler ışığında toplumun her bireyini aydınlatmaktan geçtiğini; bilmeyenlere öğrettiniz, unutanlara hatırlattınız.

Sizinle geç de olsa tanışmanın, benim için çok değerli olduğunu söylemeliyim.

Size bir iktisat öğrencisi olarak çok teşekkür ediyorum. Bize üniversitelerde iktisadın hep liberal boyutunu öğrettiler. Sıkıntılardan kurtulmaya seçenek olarak önümüze sunulan hep yabancı kökenli, ülkemize uygulanmasının tam olarak nasıl ve kimler için çıkış olduğunu oturtamadığım yöntemlerle dolu bir yığın teori öğretildi.

Ders kitapları seçildi, anlatıldı. AB, Gümrük Birligi, ortak Pazarlar vs., anlatılırken iktisat okumalarımız zayıf bırakıldı. Kendini çarşıda, pazarda halkın ekonomiyi görüp hissettigi yerde anlatamayan ekonomistler yetişti. Kendi teorik dünyamızın çerçevesini onlara akademik dil hariç anlatmaya zorlandık. Çünkü kendimiz de bilemedik…

Size teşekkür ederim hocam.

Bir ülkenin inşasında ve varlığını sürdürebilmesinde iktisadi varlığının ve yaşamının ne kadar önemli olduğunu hepimize en yalın şekilde anlattığınız için; anlatılanların bir başka yönünü işaret ettiğiniz için; Marksist ekonomiyle kapitalizm arasında tercih yapmak zorunda bırakılan ve kendine bir üçüncü seçenek yok mudur diyenlere Kemalist bakış açısını ve Türk Tipi Kalkınmanın nasıl mümkün olabilecegini tarihten bugüne aktardığınız ve inancımı  arttırdığınız için…

Varolun ve yeni yapıtlar üretmeyi sürdürün sevgili hocam…

En derin saygı ve sevgilerimle.

Berrin Karadeniz, Kocaeli Üni.Atatürkçü Düş. Kul. Baş.

—●—

Değerli Hocam,

Askerlik görevim sırasında çok etkilendiğim Binbaşı Aydın Taneri tarafından verilen bir konferansın ardından tanışmak kısmet oldu çok değerli kitaplarınızla. Terhis olduktan sonra komutanımdan konferansı esnasında kullandığı dokümanları istediğimi belirten e-postanın ardından birbirinden değerli üç kitabınızı aldım “Bitmeyen Oyun” adlı kitabınızın hemen ardından “Türkiye Üzerine Notlar: 1923-2005” adlı kitabınızı şimdi bitirdim.

Şu an saat 05:36. Birazdan güneş doğacak. Kelime uygun olur mu bilemiyorum ama büyük bir hırsla okuduğum kitaplarınızdan “Türkiye Üzerine Notlar”ın hemen ardından, size teşekkür etmeyi artık bir borç ve görev olarak kabul ettim.

Hocam,

Özellikle özelleştirme uygulamaları ve AB ile ilgili bölümleri inanılmaz bir hüzün bir o kadar da öfke içinde okuduğumu belirtmeliyim. Artık olaylara çok daha farklı bakıyorum. Anlamadığım nokta ise bu kadar Atatürkçü içinde Atatürkçülük’ten nasıl uzaklaşıldığı ve sizin ifadenizle denenmiş ve başarısı kanıtlanmış uygulamaların nasıl ve neden terk edildiği… Yabancılar bile (adını koymaktan çekinseler de) Atatürk’ün ilkelerini kullanarak güçlenirken, bizim bu ilkelere sırt çevirmemiz nasıl açıklanabilir? Bu işte gerçekten bir gariplik olmalı…

Hocam,

Değerli kitaplarınız ve kitaplarınızda kullandığınız duru Türkçeniz için size ve şahsınızda kitaplarınızla tanışmama vesile olan değerli komutanım Binbaşı Aydın Taneri’ye çok teşekkür ediyor, bu vesileyle Ulu Önder Atatürk’ü bir kez daha rahmet ve minnetle anıyorum. Sonsuz sevgi ve saygılar.

Levent Şahiner, Gaziantep

—●—

Merhaba Metin Bey,

Ben Harun Simsaroğlu. Bodrum’luyum ve Bodrum’da yaşıyorum. 25 yaşındayım. Ticaretle uğraşıyorum. Bende sekiz cilt kitabınız var. Şimdilik üçünü okudum ama ilerki zamanlarda hepsini okuyacağım. “Türkiye Üzerine Notlar” Atatürk döneminde yapılanları bana öğretti, meğerse hiçbirşey bilmiyormuşum.

16 yaşındayken ciddi bir okuma alışkanlığı edindim. O zamanlardan beri kültürümü çok yönlü olarak geliştirmeye çalışıyorum. Her gün dükkanımda müşteri beklerken okuyorum. Bandırma İmam Hatip Lisesi mezunuyum ama üç yıldır bu okulda öğretilenlerle hiçbir ilişkim yok. Bizleri neden Atatürk düşmanı yetiştirdiklerini şimdi daha iyi anlıyor ve onları nefretle anıyorum.

Para kazanma sürem, Nisan’dan Kasım’a kadar. Kışın boşum. Ünlü Barlar Sokağı’nda binamız var. Seneye ya da daha sonraki senelerde binamızı kiraya verebiliriz. Bu olursa bütün yıl boş olacağım. Rahat değilim; Türkiye ve dünyadaki olumsuzlukların ortadan kaldırılması için birşeyler yaparak yaşamak istiyorum. Annem İzmir’de yaşıyor. Yani İzmir’de istediğim kadar kalma olanağım var. Oraya gelsem, size yardımcı olabileceğim, Türkiye’nin kurtulması için yapabileceğim işler var mı? Ücretsiz çalışmaktan sözediyorum.

Cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum efendim.

Saygılarımla.

Harun Simsaroğlu, Bodrum

—●—

Sevgili Metin Hocam,

Yazdığınız ve söylediğiniz gibi, Kemalizm emperyalizme karşı ilk ulusal kurtuluş savaşını başaran bir devrimin ideolojidir. Her ideoloji gibi Kemalizm de; sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan ele alınır. Bunu en iyi siz yaptınız sevgili hocam.

Türk Devrimi’ni her alanda incelediniz. Bu çok önemliydi. Sayenizde, o dönemin siyasi-ekonomik koşullarına tanık olduk, analiz yaptık.

Kitabınız, öz ve anlaşılır yazılması nedeniyle yeni başlayanlar için çok iyi oldu. Kitap, iki yaygın ideolojiye karşı Kemalizmin başlıbaşına bir üçüncü yol olacağını; Türkiye’nin toplumsal yapısı nedeniyle, en iyi kurtuluş yolunun bu olduğunu ortaya koyuyor. Pek çok açıdan, ülkemiz için sosyalizmden daha kapsamlı bir ideoloji olduğunu gösteriyor. Özellikle sosyalizm ve Kemalizm arasında kalmış henüz ideolojik bilgisi tam oturmayan kişiler için bu kitap çok yararlı olmuş-tur. Kemalist olsun ya da olmasın ulus-devleti içselleştiren ve bu uğur-da mücadele veren, milli duyarlılığa sahip okurlar, bu kitabı mutlaka okumalıdır.

Miray Ilgaz Algan, Çukurova Üni.Resim Öğr.Böl.

—●—

Saygıdeğer Metin hocam,

Sizinle ve “Türkiye Üzerine Notlar: 1923-2005” kitabınızla 1 yıl önce tanıştım. Kitabınızı büyük bir dikkatle, aynı derecede zevkle okudum. Okuduktan sonra, hayatın sizle ve sizin eserlerinizle beni neden 24 yaşımda tanıştırdığına biraz isyan etsem de, hiçbir şey için geç olmadığın da çok fazla geçmeden farkına vardım.

25 yaşındayım, Niğde Üniversitesi Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümünde okumaktayım. Günümüz gazeteciliğini örnek almayan, aldırmayan bir duruşla gazetecilik mesleğinde kendime yer bulmaya çalışıyorum. Ancak, bu düzende çabalarımın nafile kalacağını da görmüyor değilim. Ama bu, dürüst, ilkeli, ahlaklı gazetecilik inancımı sarsmıyor, aksine daha da perçinliyor.

Ayrıca, Niğde Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü Yönetim Kurulu Başkanıyım. Kemalizmi, çok çizgili düşüncelerine basa-mak yapan siyasiler ve aydınlardan değil, sizin gibi ilkeli gerçek aydın gördüğüm yazarlardan öğreniyoruz. Arkadaşlarıma ve insanlara sizi öneriyor, sizin görüşlerinizi akaktarmaya çalışıyorum. Kitaplarınız, bizim ışığımızdır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılış sürecini, hangi nedenlere dayanarak çöktüğünü, kurulan yeni Cumhuriyetin eğitimden ekonomiye ne gibi süreçlerden geçtiğini ve 2005’e gelene kadar neler olduğunu bizlere açık ve net bir şekilde anlatıyorsunuz. Bırakın bir Kemalisti, her Türk vatandaşının başucu kitabı olmalıdır “Türkiye Üzerine Notlar: 1923 – 2005”.

Bunun yanı sıra, kitaplarınızı insanlara ulaşması için verdiğiniz mücadele, kendini aydın diye tanımlayan kişilere örnek olmalıdır.

Çok yakın zamanda siz ve değerli eşinizle yüz yüze tanışma, sohbet etme imkanını buldum. İnanın o gün, mücadele isteğim iki kat arttı. Sizin yaşam öykünüzü, verdiğiniz mücadeleleri, bu yolda bize vereceğiniz öğütleri kendi ağzınızdan duymak beni çok onurlandırdı. O gün için size bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum.

Sonsuz sevgi ve saygılarımla.

Mehmet Aman, Niğde Üni.Atatürkçü Düş.Kul.Baş.

—●—

Sayın Metin Aydoğan,

Ben 19 yaşında bir öğretmen adayıyım. Bu güne kadar ne siyasetle ne de ekonomiyle ilgilendim. Bir yandan sınav telaşı derken bir yandan da sanki bu konular beni ilgilendirmezmiş gibi gelir, haberler canımı sıktığı için izlemezdim.

Üniversiteye başlayınca her şey değişmeye başladı. Ben kendimi bazı şeylerden soyutlarken aslında yetiştireceğim öğrencileri de çoğu şeyden mahrum bırakacağımı anladım. O zaman bir şeyler canlanmaya başladı içimde. Kendimi yetiştirme kararı aldım. Kitaplığıma yeni kitaplar almaya başladım. Sonra birgün arkadaşımın ablası sizin kitabınızı okumam için verdi.

“Türkiye Üzerine Notlar: 1923-2005”. İnanın içim sızlıyor okurken. Meğer ülkemizin üzerinde neler dönüyormuş da bizim haberimiz yokmuş! Bu kitap bitince diğer kitaplarınızı da okuyacağım. Siz benim için bir dönüm noktası oldunuz. Bunun için size nasıl teşekkür etsem azdır. Şimdiden arkadaşlarıma sizden bahseden sitelere girmelerini, kitaplarınızı okumalarını tavsiye ediyorum.

Afyon’da doğmuşsunuz. Ben de Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde okuyorum. Sizi Üniversitemizde bir konferans verirken görmeyi ne çok istiyorum anlatamam. Umarım memleketinize gelirsiniz ve bir konferans verirsiniz. Ben ve arkadaşlarım da hem sizinle tanışma fırsatı hem de kitaplarımızı imzalatma şansını yakalayabiliriz.

Benim pek yeteneğim yoktur ama ilk ve son defa derece aldığım bir kompozisyonun vardı: Cumhuriyet ve Atatürk’le ilgili. Lise yıllarında yazmıştım. Bunu sizinle paylaşmak istedim.

Birilerinin bir yerlerden başlaması gerektiğine çok iyi bir örneksiniz. İnşallah bizler sizlerin sayesinde daha da bilinçleneceğiz ve Kemalist, ülkesini seven nesiller yetiştireceğiz. Yazımı uzun tutarak değerli zamanınızı çaldığımın farkındayım. Kusura bakmazsınız ve bunu heyecanıma verirsiniz umarım. Başarılarınızın devamını, kaleminizin uzun ömürlü olmasını ve nice eserler daha yazmanızı diliyorum. Her şey için çok teşekkürler.

Gönül Dirik, Bursa

—●—

Sayın Metin Aydoğan,

Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde yaptığınız konuşmada sizi dinleme fırsatını buldum ve o günden beridir de kitaplarınızı arıyorum, bulamıyorum. Doğrusu bulamadığıma da şaşırmadım… Yalnızca ‘Türkiye Üzerine Notlar’ kitabınızı alabildim; bir de size imzalatma şansını yakalayabildiğim ‘Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma’ kitabı var. Kitapçılara isimle sipariş veriyorum gelmiyor, hatta dört kitapçıya aynı anda kitabı sipariş verdim ama yok.

Öyle dolu ve o kadar da sade ki anlatım, ben bu iki kitap kadar akıcı kitap okumadım diyebilirim. Fakat kitabı okumam epey zaman alıyor, bu kadar göz göre göre yapılanlara halkı aptal yerine koymalarına şaşırıyor, üzülüyorum, sürekli okuyamıyorum, sinirimden ara veriyorum. Hiç ekonomi kitabı okuyamaz, hatta gazetelerin ekonomi sayfalarından da bir şey anlayamaz iken, şimdi arkadaşlarıma ekonomi anlatıyorum. Özelleştirmelerin ne olduğunu bilmez, hatta büyük bir sitemle devlet kurumlarındaki insanların çalışmadığını, özelleştirilirse çalışacaklarını, özel sektörün her zaman daha başarılı olabileceğini düşünüyordum. Yanılmışım demeye gerek bile yok artık sizin kitaplarınızı okuduktan sonra…

‘Türkiye Üzerine Notlar’ kitabınızdan sonra, kitapçıdan aynı gün 6 tane kitap aldım, sizin kitabınızdan sonra onları okumak zor geliyor. Atamızın böylesine bir deha olduğunu bilmemek çok üzdü beni. Ben Atatürk’ü meğer hiç tanımadığımı anladım. Kemalistleri ise senede bir toplanıp ‘Türkiye Laiktir…’ deyip dağılan bir gurup olarak düşünüyordum. Aslında da ümitsizdim, ta ki cumhuriyet mitingine katılana kadar. Kitabı okurken dedim ki, bu insanlar her şeye sahip ülkenin bütün köşe noktalarını ele geçirmişler bizim sesimiz cılız kalır çok azız. Ama Tandoğan mitinginde üniversite öğrencileriyle dolu otobüste saatlerce siyaset ekonomi konuşan insanlar ADK başkanlarının kısa ve öz konuşmaları… ‘Türkiye laiktir laik kalacak’ cümlesinin altında bırakın cümleleri kitaplar dolusu anlam olduğunu gördüm ve dedim ki hayır az değiliz. Tek iş ulusuna hizmet edecek insanları iş başına getirmek. Peki, bu günler Osmanlı’nın son dönemleri gibi mi; hayır. Yetişmiş insanlarımız, mükemmel yazarlarımız var. Böyle bir ortamda halkın bi-linçlenmesi, bir mermi gibi yerinden fırlaması küçük bir işarete bakar.

Üniversitedeki konferansınızı dinlemeden önce, bireysel çabalarla bir şey yapamayacağımızı düşünüyordum, haklıymışım da. Sizin açıklamalarınızdan sonra, artık aklımı tamamen meşgul eden tek şey var: ‘Nasıl örgütlenirim’. Hayatımda milat oldunuz. Keşke minnet duygularımı anlatabilecek birkaç cümle bulabilsem… Hayatınızda, eşiniz ve çocuklarınızla umut ve başarı dolu yıllar dilerim.

Serdar Bektaş, Samsun

—●—

Sayın Metin Aydoğan,

Biraz önce Türkiye Üzerine Notlar: 1923-2005 kitabınızı bitirdim. Kitabınızı okudukça müthiş öfkelendim, üzüldüm ve kahroldum. Bildiğimizi sandığımız gerçekleri bu kadar net ve açık bir şekilde, belgeleriyle görmek beni ürpertti. İşin bu boyutlara ulaşmış olması, bu kadar basit ve kolay biçimde ülkemizin satılması yani bir sömürge ülkesi durumunda olmamız beni şoke etti.

Sayın Hocam, kitabınızı okumaya başladığımdan beri tüm arkadaşlarıma ve dostlarıma kitabınızı kesinlikle okumaları gerektiğini belirtiyorum. En kısa zamanda diğer kitaplarınızı da temin etmeye çalışacağım. Tüm Türk insanının sizin kitaplarınızı okuması gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle elimden geleni yapmak istiyorum. Her türlü desteğe hazırım.

Atatürk ve Atatürkçü değerlerin nasıl yok edildiğini iki ay önce Çanakkale gezisine gittiğimde maalesef bir kez daha gördüm. Gezideki rehber Çanakkale Savaşlarını anlatırken resmen Atatürk’ü yok saydı, 19 Mayıs aslında Çanakkale’de yapılan bir savunmanın tarihi olarak bilinmelidir, dedi. Ben anlattıklarına itiraz ettim ve sizler yarı tarih bilgilerinizle bize itiraz ediyorsunuz dedi ve maalesef orada bulunan öğretmen arkadaşlarımın hiçbiri bana destek olmadı ve bu olay 85 tane öğrencinin yanında gerçekleşti. Bu olayı öğrenen bakanlık şube müdürü de rehberi savunur nitelikte konuştu. Bu çok üzücü olay da gösteriyor ki devlet eliyle Atatürk’ü yıpratma çalışmaları nasıl da bilinçli bir şekilde yürütülüyor.

Ben bir Atatürk Türkiyesi öğretmeni olarak bu gidişe dur demek istiyorum ama çok yetersiz kalıyorum. Sayın hocam, lütfen bir şeyler yapalım.

En derin saygılarımı sunuyorum.

Meral Kuşçu, Öğretmen-Salihli

—●—

Sayın Metin Aydoğan,

Sizinle fikren tanışmamız, 15 Ekim 2003 tarihinde, Afyon Atatürkçü Düşünce Derneği başkanı arkadaşım rahmetli Hüseyin Kırkıl aracılığı ile başladı.

Sevgili Hüseyin Kırkıl ile o kadar güzel bir çalışma ortamımız oldu ki, yarbay rütbesinde iken beni 2001 yılında Afyon ilinde “Yılın Atatürkçüsü” olmaya layık gördü. Afyon’dan ayrılıp Antalya’ya geldikten sonra da iletişimimiz hiç kesilmedi. Bir gün sizden bahsederek kitaplarınızı okumamı önerip, “sizin gibi insanlar bu yayınlarla kendini daha da geliştirmeli” dedi ve ardından kitaplarınızı gönderdi. Daha sonra bildiğiniz gibi rahatsızlandı Antalya’ya yanıma geldi ve tedavisi sürerken 2005 yılında Antalya’da vefat etti. Allah rahmet eylesin kendisine.

Kitaplarınızı okumaya “Bitmeyen Oyun” ile başladım. Gerçekten de birçok oyunun farkına o zaman yeni yeni varmış oldum. Derhal görüşlerimi bildirmek yerine eserlerinizin tümünü okuyup topluca bir değerlendirme yaparım düşüncesiyle sırası ile Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye, Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?, Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma, Antik Çağdan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler, Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Türk Devrimi, Türkiye Üzerine Notlar 1938-2005 kitaplarınızı özenle okudum. Kitaplarınızın tamamında Atatürk ilkelerine ruh ve yön veren “Tam Bağımsızlık” anlayışının belirgin bir etkisi var. Kitaplarınızı okuyanlar eğer bu havayı koklayamıyor ve farklı mesajlar alıyorlar ise kendilerini kitaplarınızı okudum saymamalılar diye düşünüyorum.

Siz, eserlerinizde bir bakıma beni yenileyen ve belki de değiştiren, geliştiren kişi oldunuz. Gerçi 2001 yılında “Yılın Atatürkçüsü” ödülünü Atatürk ilkelerini iyi yorumladığım ve uyguladığım için vermişlerdi ama sizi okuduktan sonra ve ardından sayenizde Attila İlhan’ı da daha iyi anlamaya başladıktan sonra, daha önceki Atatürkçülük yorumunun sadece “seçkinci bir alafrangalık” olduğunu anladım. Yalan yok.

Sizi okumadan önce Kemalist olmak benim için kendi duygularımı tatmin aracı idi. Emperyalistlerle işbirliği yapmaktan ise onurlu ama umutsuz bir başkaldırış idi. Ancak, Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye kitabını okuduktan sonra benim için umutsuzluk diye bir kavram kalmadı. Sizin de önsözde belirttiğiniz gibi Kemalizm’in gücünün ve dünyaya olan etkilerinin farkına vardım. Mücadelem, umutsuz bir başkaldırışın ötesine geçip, kendinden emin zafere koşan bir neferin duygularına, coşkusuna dönüştü. Şunu anladım ki savunduğum fikrin gücüne inanmadan zafer kazanılmaz.

Sıkça anlattığım bir fıkrayı size de anlatmak istiyorum. Köyün birinde uzun süredir yağmur yağmıyormuş. Köylüler defalarca köy imamına yağmur duası için müracaat etmişler ama imam sürekli köylüleri atlatmış. Köylüler dayanamayıp bir gün imamın kapısına dayanınca imam çaresiz köylülerin önüne düşmüş. Yürüyerek 10 kilometre ilerdeki kutsal tepeye varmış ve yağmur duası için düzen almışlar. İmam dua’ya başlamadan önce çevresine şöyle bir bakmış ve “arkadaşlar ben bu duayı yaptıramam zira hazır değilsiniz ve duaya ihtiyacınız yok” deyince köylüler isyan etmişler. “Olur mu hocam bunca yolu boşuna mı yürüdük geldik” deyince imam dayanamamış; “Yahu ben de onun için söylüyorum, köyden 10 kilometre uzağa geldik ve dönüş için bir tekiniz bile yanına şemsiye almamış, bu inançsızlıktır. Bu dua kabul olmaz” demiş.

Sayenizde şemsiyem elimde zaferi bekliyorum ve zafere, Kemalizm’in gücüne inanıyorum.

Kitaplarınızı okumadan önce (özellikle Antik Çağdan Küreselleşmeye kitabını) Batı uygarlığını gözümde büyütür, uygarlığın beşiği ve günümüzdeki tek temsilcisi olduklarını düşünürdüm. Kemalizm’in de bu uygarlığa ulaşmak ve onu geçmek olduğunu sanırdım. Sizi okuduktan sonra Batının gerçek yüzünü, bu moderniteyi nasıl kan, sömürü ve katliam ile kurduklarını anladım. Tarihimizin nasıl çarpıtıldığını anladım. Uygarlık denilen kavramın üstün teknoloji, yüksek gelir seviyesi gibi ölçüler ile açıklanamayacağını. İnsani değerleri de içermesi gerektiğinin farkına vardım.

Ulusal Kurtuluş mücadelesini yapabilmek için toplumsal bir uzlaşma gerektiğini, Mustafa Kemal’in yaptığı gibi yabancılarla işbirliği yapanların dışında Antiemperyalist tüm güçlerin etnik, siyasi, dinsel ayrılıkları ertelemesi gerektiğini kavradım.

Günümüz partilerinin çözüm olmadığını ve kendini Atatürkçü ilan eden herkesin sözüne itibar etmememiz gerektiğini anladım. Karşıdevrim sürecinin 1950’de değil 11 Kasım 1938’de başladığını anladım.

Kısacası sevgili Metin Aydoğan siz ve sevgili Attila İlhan beni çok değiştirdi. Size ve rahmetli Attila İlhan’a sonsuz teşekkürler sunuyorum. Size çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

23 Kasım 2007

Ömer Öztürkmen, Jan.Kur.Alb.(E)- Antalya