ANTİK ÇAĞDAN KÜRESELLEŞMEYE YÖNETİM GELENEKLERİ VE TÜRKLER

antik_cagdan_kuresellesmeye

 

 

OKUDUĞUM EN ÖNEMLİ ESER
Vural Savaş
Müdafaa-i Hukuk ve Aydınlık Dergileri
Eylül ve Ağustos 2004

 

Hasan Ali Yücel “Dünya Edebiyatından Tercümeler” serisine, 23.6.1941 tarihinde yazdığı önsözde şöyle diyordu:

“Hümanizm ruhunun ilk anlayış ve duyuş merhalesi (aşaması), insan varlığının en müşehhas (somut) ifadesi olan sanat eserlerinin benimsenmesiyle başlar.”

Aynı “seri” ye bir yazı yazan İsmet İnönü ise, şu önemli hususu vurguluyordu (1.8.1941): “Eski Yunanlılardan beri milletlerin sanat ve fikir hayatında meydana getirdikleri şaheserleri dilimize çevirmek, Türk milletinin kültüründe yer tutmak ve hizmet etmek isteyenlere en kıymetli vasıtayı hazırlamaktır. Edebiyatımızda, sanatlarımızda ve fikirlerimizde istediğimiz yüksekliği ve genişliği bol yardımcı vasıtalar içinde yetişmiş olanlardan beklemek, tabii (doğal) yoldur. Bu sebeple tercüme külliyatının (eserler dizisi) kültürümüze büyük hizmetler yapacağına inanıyoruz.”

Daha ortaokul öğrencisiyken, tutku derecesindeki şiir ve müzik merakımın yanında; Eflatun’un “Devlet”ini, Karl Raimund Popper’in “Açık Toplum ve Düşmanları”nı, John Bagnell Burry’nin Düşünme ve Söz Özgürlüğü’nü, Peyami Safa’nın “Türk İnkılabı’na Bakışlar’ını; edebiyat alanında ise, Stendhal’in Kızıl ve Kara” ve “parma Manaastırı” ile, Shakespeare’in tüm eserlerini, Halit Ziya Uşaklıgil’in “Aşk-ı Memnu sunu” ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın güne kadar düşünce ve duygu dünyamı, her önemli eseri okuyarak, dinleyerek veya seyrederek zenginleştirmeye çalışmaktan bir gün bile geri durmadım.Hasan Ali Yücel ve İsmet İnönü’nün andığı satırları, ilk yetişme çağında adeta yol gösterici olmuştur.

Metin Aydoğan’ı önce, Atilla İlhan’ın “ben hayatım boyunca bundan güzel bir şiir okumadım” diye nitelendirdiği “Bitmeyen Oyun” ve “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” adlı eserlerinden tanımış ve sözkonusu kitapları okur okumaz telefonu sarılarak kendisini kutlamıştım.

Sonradan çeşitli sempozyumlardan biraraya geldik. Kendisi ve değerli eşiyle, saatler süren sohpetlerimiz oldu. Bu suretle başlayan tanışıklığımız, yıllar sonra eşsiz bir dostluğa dönüştü.

Metin Aydoğan’ın, Umay Yayınları arasında Haziran/2004’te çıkan “Antik Çağ’dan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler” adlı, 2 ciltlik 1162 sahifelik son eserini de, elime çabuk geçtiği için, sanıyorum ilk defa okumak bana nasib oldu.

Metin Aydoğan, eserinin oluşumunu ve bırakacağından emin olduğu izlenimini şöyle özetliyor:

“Türk insanını, bugün en çok gereksinim duyduğu şey, örgütlenmekti. Sanki gizli bir el birlikte davranmayı önlemeye çalışmış, bunu büyük bir beceriyle başararak Türkiye’yi aydınsız ve örgütsüz bir ülke haline getirmişti. Yaşanmakta olan tehlikeli durum bu olumsuz sürenin doğal sonucuydu. Ülke, geçmişte ezilip susturulan aydınlarına muhtaç hale gelmişti ancak bu kez ortada aydın kalmamıştı. Türkiye, Atatürk’ün en tehlikeli sonuç olarak gördüğü duruma düşmüş ve iç cepheden çökertilmişti…. Halkın biraraya gelme girişkenliği köreltilmiş, örgütlü davranmak neredeyse unutulmuştu. İnsana acı veren bir başka gerçek, Kurtuluş Savaşı’nın ve dayandığı Müdafaa-i Hukuk örgütlenmesinin bilinmeyen bir konu haline gelmiş olmasıydı. Örgütlenmenin okulu yoktu ya da bu işin okulu yaşamın kendisiydi. Tarihsel gerçekler unutulduğu için, herşey yaşanarak yeniden öğrenilecek ve işe ‘sıfırdan’ başlanacaktı. Türkiye’de yeni bir ulusal uyanış kaçınılmaz olarak kendi örgütünü yaratacaktı.

Bu koşullarda, yapmam gereken bir şeylerin olduğunu düşündüm. Öğrenciliğimden beri örgütlü çalışma içindeydim. Mesleki ve demokratik örgütlere üye olmuş, yöneticilik yapmıştım. Örgütlü toplum olmanın önemini, kuramsal araştırmalarla birlikte, yaşayarak öğrenmiştim. Bildiklerimi derleyip toplayıp bir kitap halinde okurlarımın incelemesine sunmaya karar verdim. Bu girişimle, örgütlenme konusunu hem tartışmaya açacak hem de bana yöneltilen ‘ne yapmalıyız?’ sorusuna, her zaman başvurulacak bir kitapla yanıt vermiş olacaktım.

Üç buçuk yıl boyunca günde ortalama 12 saat çalıştım. Çok sayıda kitap okudum, dokuz bin kaynağa ulaştım, bunlardan ikibine yakınını dipnot olarak kitaba aldım.

Araştırmalar sürecinde beni, kimi zaman şaşırtan ancak çoğu kez öfke içine sokan gerçeklerle karşılaştım. Türk tarihine ve Türklere yapılan haksızlıkları, sistemleştirilen düşmanlığı, açık biçimde gördüm. Bunu yapanlara olduğu kadar, çok kapsamlı ve derinliğe sahip bu tarihi bize öğretmeyenlere de tepki duydum.

Kitabı okuyanlar, ‘biz adam olmayız’, ‘dünya bilimde yerimiz yok’ diyerek kendini aşağılayan yaklaşımlardan artık etkilenmeyecek, Türk olduklarını yarım ağız ve kısık sesle söylemeyeceklerdir. Atatürk’ün deyimiyle, ‘Türklerin güç yeteneğinin tarihte gerçekleştirdiği başarılar ortaya çıktıkça, Türk çocukları, gereken atılım kaynağını bu tarih içinde bulacaklardır. Gençler bu tarihte büyük başarılar görecek, bağımsızlık düşüncesini kazanacak ve harikalar yaratan bu adamlarla aynı soydan olduklarını öğrenerek sahip oldukları yeteneklerle hiç kimseye boyun eğmeyeceklerdir’…

Türk tarihinden ayrı olarak, Batı toplumlarını, günümüzdeki küreselleşmeden başlayarak ve Antik Çağ köleciliğine dek inerek inceledim. Doğu uygarlıklarını, en gelişkin örnekleriyle (Çin, Hint, İran) ele aldım. Türkler’in uygarlıklara ve Batı’ya yaptığı etkiyi ortaya koymaya çalıştım. Okuyucu, bugün olduğu kadar geçmişte de övünülecek bir ulusun çocukları olduklarını öğrenmelidir. Bunu yaptıklarında, bugün ülke yönetme savındaki politikacıların, Türk yönetim geleneklerinden ne denli uzak olduğunu görecekler ve ülkenin olduğu kadar kendi geleceklerinin de gerektirdiği, yeni bir yöneliş içine gireceklerdir. Ordu mensupları, Türk ordu geleneklerini; kadınlar, Türk kadınlarının sahip olduğu hakları; bilim adamları, Türk bilim adamlarının geçmişteki başarılarını; sanatkarlar, ahi geleneklerini; doktorlar, mimarlar, öğretmenler ataları olan meslektaşlarının nasıl çalıştıklarını görecekler, kendilerine olan güvenlerini arttıracaklardır.”

Metin Aydoğan’ın son eserinin, bende bıraktığı izlenimi tek cümle ile özetleyelim: “Okuduğum en önemli eser.”

Hem kendimizi ve hem de çağdaş dünyada olup bitenleri anlayabilmemiz için, antik çağlardan günümüze kadar bilinmesi gereken herşey, öylesine usta bir şekliyle bu kitapta biraraya toplanmış ki, inanılır gibi değil!…

Duyduğum heyecanın verdiği güçle, söz konusu kitapta değinilen önemli hususlardan bazıları hakkında, Yeniden Müdafaa-i Hukuk Dergisi’ne ayrıntılı bir makale yazmaya başladım bile…

Bu çapta bir eseri yazmak, bir “Türk” e nasip olduğu için öğünmek hakkımız değil mi?

Atatürk zamanında sonraki ilk yıllarda olduğu gibi, “Ne Mutlu Türküm Diyene!” sözünü içtenlikle söyleyebilmek ve gereğini yapacak gücü yeniden kazanmak istiyorsanız, bu kitabı mutlaka okuyun.

 

*

GÜZELİN ARDINDAN
Bertan Onaran
25/08/2004 Cumhuriyet

Metin Aydoğan’ın Yeni Kitabı

Değerli dostum Metin Aydoğan, kırılgan sağlığına karşın bütün yurtcanseverlerin olması gerektiği kadar çalışkan, üretken bir insandır. Önceki kitaplarına bu köşede değinmiştim.

Bir süredir üzerinde çalıştığı, son kitabını bitirip bastırdı, bana da göndermiş: Antik Çağdan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler.

Küresel buyurucu-yağmacıların 1919’da bitiremedikleri işi tamamlamak üzere nasıl büyük bir hırsla, hınçla üzerimize geldiklerini en azından bu gazetenin okurları biliyor. Dolayısıyla, gerçek yurtcanseverler bu son kıskaçtan nasıl kurtulabileceğimizi sorup, arayıp duruyor.

Nitekim kitabın yazılış gerekçesini açıklarken Metin Aydoğan da buna parmak basıyor: “Aldığım iletilerdeki söyleşi için gittiğim yerlerde, değişik toplantılarda ve beni görmeye gelen okurlarımla yaptığım görüşmelerde hep aynı soruyla karşılaşıyorum. Ülke sorunlarına duyarlı insanlarımız, kaygı ve üzüntü içinde hep aynı soruyu soruyorlar: Ülke tehlikede, ne yapmalıyız? Her yerde aynı yanıtı veriyor, herkese; düşünsel ya da inançsal ayrılıklarınızı, kırgınlıklarınızı bir kenara bırakın, siyasal ayrım gözetmeden, ulusal birlik anlayışıyla bir araya gelin, örgütlenin, diyorum.”

Bu öğüdün tutulması, insanların geçmişteki ve bugünkü yapılanmalar, örgütlenmeler konusunda bilgi edinmesine dolayısıyla bilinçli olmasına bağlı olduğundan; bütün dürüst, sevmeyi unutmamış, sorumlu insanlar gibi, yeryüzündeki toplumsal yapılanma ve örgütlenmelerin tarihini merak etmiş Metin Aydoğan.

Önce, basılı bir kitabı “Nasıl Bir Parti, Nasıl Bir Mücadele”’yi geliştirip genişletmeyi düşünmüş ama işin içine girince bu dar sınır yetmemiş.

Çok bilinçli ve kararlı bir Atatürkçü olduğundan, Ulu Önder’in söz ve düşünceleri arasında dolaşırken bütün öbürleri gibi altın değerindeki; “Türklerin güç yeteneğinin tarihte gerçekleştirdiği başarılar ortaya çıktıkça, Türk çocukları, gereken atılım kaynağını bu tarih içinde bulacaklardır. Gençler bu tarihte büyük başarılar görecek, bağımsızlık düşüncesini kazanacak ve harikalar yaratmış bu insanlarla aynı soydan geldiklerini öğrenerek sahip oldukları yeteneklerle kimseye boyun eğmeyeceklerdir.”

Türk soyunun yapılanma ve örgütlenmesini araştırmaya girişince, ister istemez bütün insan topluluklarının, yaşamış, yaşayan bütün uygarlıkların evrimini öğrenip yorumuna katmak zorunda kalmış; dolayısıyla hem Avrupalı toplumlara hem Doğu’nun, Asya’nın büyük, köklü devletlerine, uygarlıklarına çevirmiş meraklı bakışını eşiyle iki kızının dışında birkaç gönüllü yardımcı, bilgi-belge derleyici, aktarıcı bulma talihine ermiş ve bu yaratıcı imece 1162 sayfalık dev yapıtı doğurmuş.

Şöyle diyor kitabın arka kapağında; “Toplumsal evrimi oluşturan olaylar, öncekiler tarafından belirlenen, sonrakileri belirleyen süreçler halinde, zaman ve koşullara bağlı olarak ortaya çıkar, gelişir ve gelişimini tamamlayarak başka bir döneme geçer. Geçmişte sonuç olan, yeni dönemde neden’e dönüşür ve başka bir yeni dönemin hazırlayıcısı olur.(…) Unutulmamalıdır ki geçmişi unutanlar, onu yinelemeye mahkûmdur. Bu anlamda, ‘tarihçinin görevi geçmişi sevmek ya da geçmişten kurtulmak değil, bugünü kavramanın anahtarı olarak onu öğrenip geleceğe aktarmaktır’.”

Kısacası öbür, yapıtları gibi, ülkemizin parçalanıp paylaşılma tehlikesi geçirdiği günlerde kesinlikle, ivedilikle okunması gereken bir kaynak oluşturmuş Metin Aydoğan.

Ona ve emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler.

*
AYDIN ÇIĞLIĞI
Öner Yağcı
Türk Solu 29.11.2004 Sayı 70 sf. 23

 

Son zamanda aydınların duyarsızlığından, aydın çürümesinden ve yurtsever aydınların seslerinin pek çıkmadığından söz ettim hep. Haksızlık ettiğimin farkındayım. Elbette duyarlı ve inatçı aydınlarımız var ve her şeye rağmen düşünce üretmeye, ellerinden geleni yapmaya, politik gerçekleri açıklamaya çalışıyorlar. Türkiye’nin parçalanması planlarına, ABD’nin ve AB’nin dayatmalarına karşı uyarma ve bildiklerini paylaşma her şeye, her engele karşın görevlerini ve sorumluluklarını yerine getirmek için çırpınıyorlar.

Bu aydınlarımızın yetersiz olduklarını da söylemiyorum. Ama birincisi medyanın aman vermeyen küreselleşmiş egemenliği, ikincisi yayın alanındaki tekelleşme, promosyonlar, sponsorluklar derken birçok aydınımızın, artık çığlığa dönüşmüş olan sesleri duyulamıyor bile. Sayısı az da olsa aydınlarımız, yine az sayıdaki yayınevleri aracılığıyla yapıtlarını üretmeye ve sunmaya devam ediyorlar.

Atillâ İlhan devam ediyor örneğin. TRT’deki programına son verilip sesi kesilse de bir başka TV’de seslenmeyi ve Cumhuriyet’teki “Söyleşi köşesinden salvo atışlarını” sürdürürken “Yıldız Hilal ve Kalpak” ı (Cumhuriyet Kitaplığı) yayımlıyor. “Gazi’nin Ulusal Solculuğu” altbaşlığını taşıyan bu kitabında Atillâ İlhan yurtsever aydınlığına kattığı özgün düşünceleri ile bu kitabında da ülkemizin karşı karşıya geldiği sorunlar ve sorunlara karşı neler yapılması gerektiğini tartışıyor. Ufkumuzu genişletmeye devam ediyor. Cumhuriyet’in ne olduğunu hala anlayamadığımızı, onun hayat demek olduğunu söyleyerek, bugün Cumhuriyet’in karşısına dikilen engelleri aşmak için yapılması gerekenler konusunda çok şeyler öğretiyor. Ulusal sol aydın birikiminin en önemli halkalarından biri olan, tarihini bugüne getirip ondan dersler çıkarma konusunda usta olan Atillâ İlhan’dan öğreneceğimiz ne çok şey olduğunu ve ona ne çok şey borçlu olduğumuzu bu kitapla bir kez daha görüyoruz.

“Karşıdevrim 1945-1950”, “Türk Direniş ve Devrimleri”, “SCE Olayı”, “Batılıların Kirli Yüzü Struma”, “Ben Bir Türk’üm” adlı kitapları Otopsi Yayınları’nca yayımlanan Çetin Yetkin devam ediyor örneğin. “Ben de Bir İnsanım” da anılardan yola çıkarak Atatürk’ü anlatıyor. Onun çeşitli yönlerini anlatan anıları bütünleştirerek bir insan olarak Atatürk portresi çıkarıyor. Onun insana verdiği değerin, doğa, ağaç, at ve köpek sevgisinin, duygululuğunun, duyarlılığının, yalnızlığının, evliliğinin, sevinçli ve üzüntülü anlarının, gözlerinin yaşlarla dolmasının, coşmasının, şarkılar ve marşlar söylemesinin anlatıldığı anıların bir araya getirilmesiyle büyük devlet komutanlığının, devlet adamlığının, siyasal kişiliğinin, birikimli bir aydın, kararlı bir yurtsever önder olmasının yanında insan olarak da ortaya çıkan yapısı Türk ulusunun ne kadar şanslı bir ulus olduğunun kanıtı oluyor. Böyle bir öndere sahip olan bir ulusun olduğunu düşünüyoruz kitabı bitirince.

Son yıllarda yayımladığı “Bitmeyen Oyun”, “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye”, “Avrupa Birliği’nin Neresindeyiz?”, “Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma” adlı kitaplarıyla toplumsal belliğimizi güçlendiren ve düşünmeye iten, yaşamı sorgulayan ve uyaran Metin Aydoğan, örnek bir aydın olmanın gereklerini yerine getiriyor. Çalışkan olma zorunluluğunu ardı ardına sunduğu incelemeleriyle kanıtlayan Metin Aydoğan, “Antik Çağdan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler” adlı kitabıyla (Umay Yayınları) uyarmaya ve öğretmeye devam ediyor. Bir çeşit uygarlığın tarihi denilebilecek bu çalışmasından “ne olduğumuz nereden gelip nereye gittiğimiz ve nasıl bir geçmişe sahip olduğumuz” sorularının yanıtları vererek, “küresel saldırıya karışı ulusal kültürü korumak için bilgiyle donanmanızı ve tarihimizin bilinçli savunucuları haline gelmemizi” sağlıyor.

Ümit Yayıncılık’ta, Fikret Bila’nın “Hangi PKK?” ve Özdemir İnce’nin, “100 Pazar Yazısı” ve adlı kitapları yayımlıyor. Altın Kitaplar “Kurtuluş Savaşı Kütüphanesi” dizisini başlatıp ardı ardına yeni çalışmalar sunuyor. Mustafa Yıldırım’ın “Sivil Örümceğin Ağında” adlı çalışmasını sunan Toplumsal Dönüşüm Yayınları hızlı bir tempoyla ulusal bilinç dağarcığımızı zenginleştiriyor. Otopsi Yayınları’nın yeni ve özgün kitaplığımızdaki yerlerini anlatıyor.

İleri Yayınları, genç bir yayınevi olarak sunduğu kitaplarla yeni ve diri bir soluk oluyor. Yetka Güngör Özden, Talat Turhan, Cihan Dura gibi aydınlarımızın yapıtlarının yanına “Kadro/Seçmeler”’i de katıyor.

Daha birçok yayınevinden sunulan onlarca kitapla aydınlarımızın suskunluğa boğulmadıklarını haykırıyor ve var olduklarını duyuruyorlar.

Yalnızca kitaplar da değil elbette, birçok dergide ve gazetede yer alan yazılarıyla da aydınlarımız, tarihlerinden aldıkları birikim ve güçle Türkiye’nin emperyalizme kolay teslim olmayacağını haykırmaya devam ediyorlar; Nâzım Hikmet’in “vatan hainliğine” devam etmesi gibi.

*
Muharrem Bayraktar
Yeni Mesaj 07.10.2004

 

Metin Aydoğan’ın eserlerini, adeta sayfalar arasında gezip satırları lime lime işleyen bir nakkaşın elinden çıkmış gibi okuyoruz. Okudukça etkileniyor, okudukça hayranlığımız artıyor.

Metin Aydoğan’ın son kitabı “Antik Çağdan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler”, Umay Yayınları’ndan çıkmış.

Antik Çağdan küreselleşen dünyaya kadar yönetim sistemlerinin nasıl temellendiği kapsamlı olarak irdelenmiş kitapta.

Türkiye’de yakın dönem siyaset arenasında sağ ve sol siyaset aktörlerinin başından geçenleri, biraz da arka planını öne çıkararak masaya yatırmış Aydoğan. Metin Aydoğan’ı bu güzel çalışması için tebrik ediyorum.

(Antik Çağdan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler. Metin Aydoğan. Umay Yayınları 2004)