KÜRESEL ÖRGÜT AĞI – 8 ORTAK PAZARLAR

Metin Aydoğan

 

Avrupa Birliği, ayrı dönemde kurulan ve Avrupa ülkeleri arasında askeri çatışmayı önlemeyi amaçlayan örgütlerin toplamından oluşur. Başka ortak pazar örgütleri gibi, yalnızca ekonomik işbirliği örgütü değildir. Ereğinde siyasi birlik olan bir anlayışa ve bu anlayışa uygun düşen uzun süreli izlencelere sahiptir. Çalışmalar, ekonomi ağırlıklı olarak başlamıştır ancak ortaklık ilişkileri bugün akçalı ve yönetsel alanlarda da ileri bir boyuta gelmiştir. Siyasi olarak ırkçılığa varan bir Avrupacılık politikası yürütmektedir. Söylemde, ‘demokrasi’ ve ‘insan haklarını’ savunurken,  özellikle azgelişmiş ülkelerde, ulusçuluk ve demokrasi eğilimlerini yok etmeğe çalışmaktadır.

Avrupa Birliği-AB

Yirmi yıl arayla Avrupa’yı kan gölüne çeviren iki savaş, dünyanın en varsıl bölgesini perişan etmişti. İnsanlar, (hükümet yetkilileri, politikacılar ve şirket yöneticileri dahil) bir daha böyle bir savaş istemiyordu. Yeni bir dünya savaşı artık, Avrupa’daki siyasi düzeni tümden ortadan kaldırabilirdi. Avrupa birleşmeli, tarih ve kültür yakınlığı olan bu yaşlı kıtanın insanları çatışmadan birlikte yaşamalıydı. Güçlerini birbirlerine karşı kullanmamalıydı.

Birleşik bir Avrupa’nın temelleri, düşülkesel (ütopik) de olsa üç yüz yıl önceye dayanıyordu. Ancak, bu işin somuta dönük ilk girişimi, 2.Dünya Savaşı’ndan hemen sonra gerçekleştirildi. Savaşın yıkımını üzerinden atamayan hükümetler, Almanya’nın yenilgisinden sonra bir araya gelmenin yollarını aramaya başladı.

Kimileri bunu savaş sürerken bile yapmıştı. Belçika, Lüksemburg ve Hollanda hükümetleri, Londra’da sürgündeyken, kendi aralarında bir ekonomik birlik (Benelüks) kurmayı tasarlamıştı. İskandinav ülkeleri, 1947 yılında aralarında bir gümrük birliği kurma girişiminde bulundu. Başarılı olamayınca bu kez 1950 yılında aralarına İngiltere’yi de alarak, Uniscan adlı işbirliği örgütüne yönelik bir antlaşma imzaladılar. 1947 yılında Fransa ve İtalya bir gümrük birliği kurmaya karar verdi.

Kömür Çelik Topluluğundan Avrupa Ekonomik Topluluğu’na

Başarılı olunamayan bu girişimlerden sonra ilk ciddi birlik, 6 ülkenin katıldığı ve 1951 yılında kurulan, Avrupa Kömür Çelik Topluluğu (CECA) oldu. Bu örgütün amacı, silah endüstrisinin dayanağı olan kömür ve çelik üretiminin denetim altına alınmasıydı.

1952’de, Kömür, Demir Cevheri ve Hurda Demir Ortak Pazarı, 1953’de de, Çelik Ortak Pazarı kuruldu. Aynı yıl, 12 ülkenin katılımıyla, Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü (Euratom) oluşturuldu.

Kurulan örgütler ve antlaşmalar serisi, bugün adına Avrupa Birliği denilen, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun (AET) kurulmasıyla sonuçlandı. 25 Mart 1957’de Roma’da bir araya gelen; Fransa, Almanya, Belçika, İtalya, Hollanda ve Lüksemburg;  ilk üyeler olarak kuruluş sözleşmesini imzaladılar. Daha sonra 1973 yılında İngiltere, Danimarka ve İrlanda, 1981’de Yunanistan, 1986’da Portekiz ve İspanya, 1990’dan sonra da Avusturya, İsveç ve Finlandiya Topluluğa katıldılar.

Türkiye, Polonya, Estonya, Letonya, Litvanya, Slovenya, Malta Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Romanya, Macaristan, Bulgaristan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin üyelik başvurusu Türkiye dışında kabul edildi.

Siyasi Birlik

Avrupalıların siyasi birliği amaçlamış olması, maddi yapısı olmayan yeni bir istek değildi. Avrupa Birleşik Devletleri düşüncesi, somut bir girişime dönüşmese de değişik dönemlerde dile getirilen bir tasarıydı. Savaş sonrasının dünya koşulları, ister istemez Avrupalıları bu yönde davranmaya zorunlu kılmıştı.

Siyasi birlik amacını, yalnızca düşülkesel (ütopik) bir istek olarak görmemek gerekiyor. Değişik çelişkiler ve çözülmesi gereken sorunlar yaşıyor olsalar da, bu yönde gözle görülür somut adımlar atmış durumdalar. Ülkeler arasında yakınlaşmaya hız kazandıracak maddi yapıya, en çok Avrupalılar sahiptir.

Kendi aralarında ne denli ‘demokratik’ iseler, özellikle 3.dünya ülkelerine karşı o denli anti-demokratik bir anlayış içindeler. Başka ekonomik birlikteliklerle çıkar çatışmaları var. ABD ve Japonya ile giriştikleri ekonomik yarışın, 21.yüzyılda geleceği boyutu biliyor ve varlık sorunu olarak gördükleri bu yarışa hazırlanıyorlar. Bu nedenle dışa karşı son derece katı bir tutum içindeler. AB herkesin gücüne göre yararlandığı bir çıkar örgütüdür.

Birlik Anlaşması

Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun 1957 yılında Roma’da imzalanan birlik antlaşması; 248 başlam (madde) ve başlamların dayandığı çok sayıda ekler ve protokollerden oluşmuştur.

Kapsamı geniş tutulan kuruluş sözleşmesinin amaçlar başlamında; “Pazar birliği içindeki ekonomik etkinliklerin uyumlu duruma getirilmesi, yaşam düzeyinin yükseltilmesi ve Avrupa Birliğini sağlamak için her tür çalışmanın yapılması gibi erekler yer alır. Ereklerin gerçekleştirilmesinde uygulanacak ekonomi politika araçları olarak; “gümrük vergilerini ve miktar kısıtlamalarını kaldırmak, üçüncü ülkelere karşı ortak bir gümrük tarifesi uygulamak, üye ülkeler arasında sermaye ve işgücü dolaşımını serbestleştirmek, ortak tarım ve ulaşım politikaları geliştirmek”  gibi ilkeler sayılıyordu.

Topluluk, tecimsel açık veren üyeleri için kendi içinde akçalı önlemler alacak bir fon oluşturacak, bu fon; yaşam düzeyini yükseltmek, işsizliği azaltmak ve yeni yatırımlar gerçekleştirmek için kullanılacaktı. Bunun için bir banka kurulacaktı (Avrupa Yatırım Bankası). Avrupa Ekonomik Topluluğu, dış tecimi geliştirmek koşuluyla, Avrupa dışından da üye alabilecekti.

Sözde Eşitlik

AET’nin, ortaklık sözleşmesi, görünüşte her üye ülkeye eşit haklar vermektedir. Ancak, bu kuşkusuz yalnızca sözleşmede kalan bir eşitliktir. Dünyanın her yerinde ve her zaman olduğu gibi Avrupa Birliği’nde de, eşitlik ve özgürlük, güçlü olmanın sınırlarıyla belirlenen kavramlardır. Güçlü olan özgürdür ve eşitliği o belirler.

Bütün eşitlik söylemlerine karşın bugün Avrupa Birliği’nde belirleyici olan güç, dünyanın üçüncü büyük ekonomisine sahip olan Almanya’dır. Avrupa Topluluğu içindeki tüm üretimin yaklaşık üçte birini, Almanya tek başına gerçekleştirmektedir.

Almanya, Topluluk’un, gayri safi milli hasılasının yüzde 28’ne sahiptir. 1992’de, Birlik bütçesindeki payı 10 milyar doların üzerindeydi. Bu nicelik, İngiltere’nin yaptığı katkının üç, İngiltere ve Fransa’nın birlikte yaptığı katkının iki katıydı.

İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg kendi paralarının değerini Alman markına bağlamışlardır.1 Alman Başbakanı Helmut Kohl 1990 Aralığında şöyle söylüyordu: “Artık kendi sorunlarımızla ilgilenmeliyiz. Avrupa’nın merkezindeyiz. Her şeyi, Avrupa’nın geri kalanını ve böylelikle dünyayı etkiliyoruz”.2 Bu sözler, Hitler’in 1937 yılında söylediklerinin, yumuşatılmış bir anlatımla yinelenmesi gibidir.

Siyasi Birliğe Doğru

Avrupa Topluluğu, 1992 yılında siyasi birliğe doğru ileri bir adım attı. Hollanda’nın küçük bir kenti olan Maastricht’te yapılan zirvede, uzun tartışma ve görüşmelerden sonra alınan kararlar, kendi içinde bütünlüğü olan bir izlence durumuna getirildi.

Bu izlencenin ürünü olarak, 7 Şubat 1992’de imzalanan Avrupa Birliği Antlaşması, gerçek bir birliğin önünü açacak olan, o güne dek alınmış en köktenci karardı. Maastricht Antlaşması da denilen bu girişim, kimi ülkelerde parlamento kararıyla, kimi ülkelerde de halkoylamasıyla kabul edildikten sonra 1993 Kasım’ında yürürlüğe konuldu.

Tek Para, Yek Banka, Ortak Politika

Antlaşmanın özü; tek pazar, tek para birimi, tek merkez bankası, ortak ekonomik politikalar ve dış politika ile güvenlikte ortak eylem idi. Maastiricht kararlarına herkes disiplinli bir biçimde uydu.

Ekonomik rakipler olarak ABD ve Japonya ile girişilen savaşımın sürdürülmesine karşın, başını ABD’nin çektiği ve azgelişmiş ülkelere yönelik politik ve askeri eylemlerin hemen tümünde, birlikte davranıldı. 1999 başında (Avrupa Para Birimi) ECU ortak para birimi oldu.

Organlar

AB’nin başlıca organları; AB Komisyonu, Bakanlar Konseyi, Adalet Divanı ve Avrupa Parlamentosu’dur. 76 kişilik Konsey’de Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya’nın 10’ar, İspanya’nın 8, Belçika, Yunanistan, Hollanda ve Portekiz’in 5’er, Danimarka ve İrlanda’nın 3’er, Lüksemburg’un 2 oy hakkı vardır. 20 kişilik AB Komisyonu ise; Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya ve İspanya’dan 2, diğer ülkelerden ise birer üyeden oluşur. Bu üyelere komiser adı verilir. Avrupa Parlamentosu, 626 kişiden oluşur ve ülkeler parlamentoda nüfus büyüklüklerine göre temsil edilir.

Ülkelerarası uyum (entegrasyon) izlencelerinde somuta dönük önemli uygulamalar gerçekleştiren AB bugüne dek, herkesçe kabul gören genel ve kalıcı bir ortak tarım politikası oluşturamamıştır. Birçok ülke, ekonomik güç ve teknolojik gelişme açısından A takımında yer alamayacağını bildiğinden ulusal tarım politikalarından ödün vermek istememektedir.

Tarım İzlenceleri

Başlangıçta, üye ülkelerin tarım ürünlerini korumak için, iç ve dış eder (fiyat) arasındaki ayrımın ortadan kaldırılması yoluna gidildi. Bunun için topluluk dışından dışalımlanan (ithal edilen) tarım ürünlerine, ayrım giderici vergi uygulamasına gidildi.

Bu girişim, birlik anlaşmasına ters gerçek bir anti-damping (yapay eder düşürme karşıtı) uygulamasıydı. ‘Serbest Piyasa Ekonomisi’ ile dünya ticaretinin serbestleştirilmesinin ‘kararlı’ savunucuları, birkaç çeşit tarım ürünü dışsatımlayabilen azgelişmiş ülkelerin ürünlerine özel gümrük vergileri koyuyordu.

Bu uygulamaya zorunlu tutulan ülkeler hiç de az değildi. Topluluk, sayıları 50’yi aşan, bütün Afrika-Karaibler-Pasifik ülkeleriyle tecimsel antlaşmalar yapmış, (en önemlisi Lome Anlaşması-1975) onları kendi pazarına bağımlı duruma getirmişti. Avrupa pazarında var olmak için ucuz ve nitelikli tarım ürünleri veren bu ülkelere karşı, yeni korumacı kararlar alınıyordu.

Kendi Tarımına Destek

Dışalımlanacak ürünlerin fiyatlarının alt düzeyi, dolar cinsinden olmak üzere, Avrupa Ekonomik Topluluğu tarafından belirlenmeğe başlandı. Topluluk, üye ülkelerin tarımsal yatırım ve ürünlerini destekleme kararı alarak, akçalı olanaklarının önemli bir bölümünü bu işe ayırdı. Bu karar, bu tür destekleri verimsiz yatırımlar olarak gören, büyük ortakları rahatsız etti ve tarımın topluluk içinde bugüne dek gelen süreğen (kronik) bir sorun durumuna gelmesine yol açtı.

1979’dan sonra tarım destekleri aşamalı olarak kaldırılmaya başlandı ancak bunların yerine üye ülkelerin ürün değerlerini korumak adına ve yine büyük nicelikli bütçe payları ayrılarak, ‘müdahale fiyatları’ oluşturuldu. Tarım ürünü dışsatımlayan topluluk dışındaki azgelişmiş ülke dışsatımına bir darbe de bu yolla indirilmiş oldu.

Korumacı Avrupa

Avrupa, yüzyılın sonlarına doğru, dünyanın en büyük ve en iyi korunan ortak pazarını oluşturmuştu. Korumacı uygulamalara karşı ilk tepkiler doğal olarak başka ortak pazar birliklerinden geldi. Japon Ekonomist Kenjiro İşikova, Avrupalıların bu yöndeki uygulamalarına karşı tepkisini şu sözlerle dile getiriyordu: “Avrupa, kapıları sımsıkı kapalı, korumacı bir ticaret bloğu olma yolunda ilerliyor”.3

Gelinen Yer

Kırk yıllık geçmişi gözönüne alındığında Avrupa Birliği’nin, amaçları doğrultusunda önemli gelişmeler elde ettiği görülmektedir. Tarım başta olmak üzere çözülmesi gereken daha pek çok sorun var. Dünya pazarları, hala yeterince ‘geniş’ değil. Ekonomik rakipler çok güçlü. İşsizlik başta olmak üzere toplumsal sorunlar durmadan artıyor. Almanya ve Fransa arasında, nükleer enerji, silahlanma, AB bütçesine katılım ve tarım destekleme izlenceleri konularında düşünce ayrılıkları var. Güney ülkeleri ve İrlanda’da önemli bir ekonomik bunalım var.

Herşeye karşın kuruluşundan yirmi yıl önce birbirleriyle yokedici bir savaşa tutuşmuş olan bu ülkelerin göstermekte olduğu birliktelik görüntüsü, özellikle azgelişmiş ülkeleri yakından ilgilendiren günümüzün önemli bir gerçeğidir.

Üye ülkelerin kullanımına açılan, alım gücü yüksek, geniş bir pazar yaratılmıştır ancak pazardan yararlanma olanağı eşit değildir. Almanya’nın ekonomik gücü, başta Fransa olmak üzere, öteki üyeleri tedirgin etmektedir.

Almanya tedirginliği, kimsenin aklına üyelikten ayrılmayı getirmiyor. Avrupa ülkeleri artık değişik seçeneklere sahip değil. AB onların son şansı. Bu nedenle neredeyse ırkçılığa varan bir Avrupacılık politikası yürütüyorlar. Kendi dışındaki ülkelerde, ulusçuluk ve demokrasi eğilimlerini yok etmeğe çalışırlarken, yürüttükleri politikanın yaymaca temeline, ‘demokrasi’ ve ‘insan haklarını’ yerleştiriyorlar. Gelir düzeyi yüksek 370 milyon insanın oluşturduğu 3 722 730 kilometrekarelik Avrupa Birliği, dünyanın en büyük ortak pazarından biridir.

 

DİPNOTLAR

 

1    “Soğuk Barış” Jeffry E.Garten, Sarmal Yay., 1994, sf.25
2    “Year of Victory for Modest Statesman” Davit Marsh, The Financial Times, Aralık 1990, sf.6, ak. Jeffry E. Garten “Soğuk Barış” Sarmal Yay., 1994, sf.227
3    “Protectionsist Plan for Europe’s Single Market” Kenjiro İşikawa, Economic Eye, Sonbahar 1990, 23 ak. Lester Thurow “Kıran Kırana” AFA Yay., 1994, sf.87

Metin Aydoğan
Metin Aydoğan

Metin Aydoğan, 1945'de Afyon'da doğdu. İlk ve Orta öğrenimini İzmir'de, yüksek öğrenimini Trabzon'da tamamladı. 1969'da Karadeniz Teknik Üniversitesi, Mimarlık Fakültesini bitirdi. Yüksek öğrenimi dışında tüm yaşamını İzmir'de geçirdi. Örgütlü toplum olmayı uygarlık koşulu sayan anlayışla, değişik mesleki ve demokratik örgütlere üye oldu, yöneticilik yaptı. Çok sayıda yazı ve araştırma yayınladı, sayısız panel, konferans ve kongreye katıldı. Sürekli ve üretken bir eylemlilik içinde olan Metin Aydoğan, yaşamı boyunca yazdı, yaptı ve anlattı. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Yorum Yapabilirsiniz

2 + seven =