Kemalizm ve Türk Devrimi Arşiv

Metin Aydoğan
1923 yılında; Cumhuriyetin tarihsel evrimini, evrensel boyutunu ve gerçek niteliğini kavramış, aydın zümre yok gibidir. O güne dek, Türkiye’de, cumhuriyetçilik adına, bir düşünce akımı gelişmemiş, herhangi bir örgütlü eylem gerçekleştirilmemişti. Cumhuriyet sözcüğü, aynı şapka gibi, 19.yüzyıldan beri sövgü ve aşağılama tanımı olarak kullanılıyordu; tutuculuk dilinde karşılığı gavurluktu. Mustafa Kemal, Cumhuriyeti ilan ederken yenileşmenin örgütlü...
Metin Aydoğan
Cumhuriyet yönetimi kurulduğunda ülke topraklarının çok azı tarıma açılabilmişti. Tarımın verimliliği, hemen tümüyle doğa koşullarına bağlıydı. Eşkıyalık köylüyü rahatsız ediyor ve ağaya sığınma eğilimini yaygınlaştırıyordu. Ürünün onda birini oluşturan Öşür vergisi, üretici köylü üzerinde bir baskı aracıydı ve bu vergiyi toplayan mültezimler köylünün korkulu rüyası durumuna gelmişti. Onda birlik oran, kimi yerde gerekçe gösterilmeden,...
Metin Aydoğan
(26 Eylül Dil Bayramı kutlu olsun) Dil Devrimi, Mustafa Kemal Atatürk’ün tam bağımsızlık anlayışının bir parçası, Türk Devrimi’nin vazgeçilmez gereğiydi. Onun dil konusunda sahip olduğu kesin yargı, “kendi dili ile düşünmeyen, okuyup öğrenmeyen, kendi dilinde eğitim almayan bir ulus, bağımsız olamaz; hiçbir ulus, dilindeki yabancı kültürlerin etkisini önlemeden kendini bulamaz; dilde ödün verenler, ulusal...
Metin Aydoğan
Osmanlı’nın son dönemde, kredi piyasasına tümüyle yabancı mali aracılar egemendi. Bankalar, büyük oranda, azınlıklarla yabancı uyruklulara hizmet veriyordu. Türk halkının savaşlar nedeniyle, tasarruf gücü hemen hemen sıfıra düşmüştü. 1923 yılında bankacılık alanında yetişmiş Türk eleman yoktu. Çünkü Türk bankası yoktu. Yabancılara ait bankalarda çalışanlar azınlıklardı. 1920’de bankalardaki tüm tasarruf mevduatı, yalnızca bir milyon liraydı....
Metin Aydoğan
23-31 Ağustos 1925, Atatürk’ün ilk kez şapka giyerek yaptığı ve halkı şapka giymeye çağırdığı Kastamonu gezisini yaptığı günlerdir. Yazıyı bu nedenle yayınlıyoruz. “İdeal ele geçince, ideal olmaktan çıkar, yaşanır bir şey olur… Bazı şeyler, kanunla, emirle, milletçe omuz omuza boğuştuğunuz halde düzelmezler. Adam fesi atar, şapkayı giyer ama alnında fesin izi vardır. Siz sarıkla...
Metin Aydoğan
Devlet biçimi olarak demokrasiden söz edildiğinde “kimler için” sorusuna verilecek yanıt, konu edilen demokrasinin niteliğini ortaya koyar. İnsanlık tüm toplumu kapsayan “genel” bir demokrasiyi henüz yaşamadı. Yaşananların ortak özelliği ise, başka toplumsal kurumlar gibi, belirli bir ekonomik yapıya ve bu yapının düzeyine bağlı olan kültürel gelişime bağlı olmasıdır. Tartışmalarda kısaca demokrasi olarak kullanılan kavramı,...
Metin Aydoğan
Eski Türkler, özgür ve katılımcı toplum düzenleri geliştirerek; bireylerin topluma bağlı, yalın ve sıradan eşitler haline gelmesini sağlamıştır. Ancak, bu eşitlik kimliksizliğe ya da soyun gözardı edilmesine asla yol açmamıştır. İlişkinlik (aidiyet) duygusu güçlü biçimde korunmuştur. Türklerde; boya, buduna, millete bağlılık, aile ve aile büyüklerine saygı, geçmişini bilme, onu koruma güçlü bir gelenekti. Oysa,...
Metin Aydoğan
Yakın tarihin, halk için demokrasi olan tek dönemi, Cumhuriyet’in etkin olduğu 1923–1938 arasıdır. Bu dönemin, gerçekleştirdiği değerlere saldırmayı demokratik hak olarak piyasaya sürenlerin, demokrasi’yi laiklikten koparmaları ve anayasada laikliğin yer almamasını istemesi olağandır. Olağan olmayan, bunu söyleyen anlayışın devleti ele geçirmiş olmasıdır. Cumhuriyet Karşıtı “Demokratlar” Demokrasi ve laiklik kavramları ülkemizde uzun süredir çarpıtılarak tartışılmaktadır....
Metin Aydoğan
  Cumhuriyet ilan edildiğinde nüfusun yüzde 80’inden çoğu köylüydü. Köylüler kapalı birimler halinde, ürettiğini tüketen ve yoksulluk sınırının altında yaşayan, örgütsüz ve dağınık bir kitle durumundaydı. Ulaşım gelişmemiş, pazar ilişkileri oluşmamıştı. 1927 yılı Sanayi Sayımı’na göre, el sanayi işletmeleri yani tamirhaneler dahil 33085 iş yeri ve bu işyerlerinde çıraklar dahil 76216 işçi vardı. Her...
Metin Aydoğan
zafer_sonrasi_yol_ayrimi
Eskiden yeniye geçerken, “ölü zamanı aşmada gösterilen başarı” ulusun geleceğini belirleyecekti. Türkiye, büyük kararlar arifesindeydi ancak “her şey ince bir sis perdesine gömülmüş bilinmezliklerle” doluydu. Saltanatın kaldırılmasından sonra, yakınına dek daralan karşıtlar çemberiyle kuşatılmıştı. Savaş bitmesiyle başkomutanlığa verilen geniş yetkiler ortadan kalkmış, “vatan savunmasının” zorunlu birlikteliği sona ermişti. Saltanat artıkları, din adına çıkar sağlayan...