KEMALİST KALKINMA

yonetici

Ulusal bağımsızlığını elde eden yoksul bir yarı-sömürge ülke; 20.Yüzyıl’da bağımsızlığını koruyarak nasıl kalkınabilir, nasıl gelişkin bir toplum haline gelebilir? Bu amaç için, izlenmesi gereken yol ne olmalıdır? 1920’lerde Türkiye’de bu tartışılıyordu. Bir yanda sömürge sahibi büyük emperyalist ülkeler, diğer yanda kendisine bambaşka bir kurtuluş yolu çizen Sovyetler Birliği. Kapitalizm mi Sosyaliz mi? Liberalizm mi? Kolektivizm mi?… Mustafa Kemal, her iki yolu da Türkiye için uygun görmedi. Toplumsal yapıyla çelişmeyen, ülke gerçeklerine uygun ve dünyayla bütünleşen, yeni bir kalkınma yöntemi bulunmalı, bu yöntem hızla uygulanarak Batı’yla ara kapatılmalıydı. Bu yol bulundu ve uyguladı. Bağımsızlığına kavuşan, geri kalmış bir ülkenin kalkınma yolunu gösteren, yeni bir yöntem ortaya çıkarıldı. Özel girişimciliğe yer veren, ancak kapitalist olmayan; devletçiliği öne çıkaran, ancak sosyalist olmayan ya da her ikisi de olan bir ekonomik kalkınma modeli geliştirilip uyguladı. Bugün Çin’in uygulayıp kalkındığı; karma ekonomi, ya da sosyal piyasa ekonomisi denilen yöntem bulundu. Tümüyle Türkiye’ye özgü olan bu yöntemin temelinde devletçilik vardı. Atatürk, “Eğer bir yerde, insanın insana karşı bir borcu varsa, bütün borçlar gibi bunun da ödenmesi gerekir” diyor, kuracağı düzeni şöyle özetliyordu; “dünya birliğe doğru yürümektedir; insanlar arasında sınıf, derece, ahlak, giyim kuşam, dil, ölçü farkı giderek azalmaktadır. Tarih, yaşam kavgasının; ırk, din, kültür ve eğitim yabancılaşmaları arasında olduğunu gösterir… Düşünce olarak bağlılık (solidarité) kuramının gereklerini; uygulamada, toplumsal kazanımlar adı altında toplamak mümkündür. Bu toplumsal kazanımlara, devlet sosyalistliğine yaklaşarak varılabilir”.

Kaynak: Metin Aydoğan; “ATATÜRK VE TÜRK DEVRİMİ”

yonetici
yonetici

Yorum Yapabilirsiniz

one × five =