KEMALİST KALKINMA-5 (SANAYİLEŞME)

Metin Aydoğan
1923’te, ülkede yatırıma dönüşecek bir sermaye birikimi, bağlı olarak sanayi yatırımı bulunmuyordu. Devletin birkaç silah atölyesi, Hereke ve Feshane gibi dokuma fabrikası dışında üretim yapan bir yer yoktu. Özel girişime ait büyük sanayi yatırımının kendisi değil, düşüncesi bile gündemde değildi. Ülke, Avrupa mallarının serbestçe satıldığı, bir açık pazar durumundaydı. Ulusal üretime dayalı ekonomik büyümeyi, toplumsal gönenci sağlamanın tek yolu olarak gören anlayışıyla, üretime, özel olarak da sanayi üretimine önem verildi ve ülke gerçeklerine uygun, tutarlı bir sanayileşme programı hazırlandı. Sosyalist olmayan bir ülke, dünyada ilk kez, kalkınma programı hazırlıyordu.

Mustafa Kemal, Cumhuriyetin ilanından bir gün önce, 28 Ekim 1923 günü, bütün İslam ülkelerine ve dünya Müslümanlarına yayımladığı bildiriyle, bu ülkelerden ilk ve son kez yardım isteğinde bulundu. Batı Trakya’da çok zor durumda olan ve sürekli Türkiye’ye göç eden Müslüman Türkler için aracılık yaptığını söylüyor ve yardım edilmesini rica ediyordu. “Türk ulusu, ne kadar olanak sahibi olursa, o olanaklar yine de yetmez. Savaş sırasında, Türkiye’de ayak bastıkları bayındır yerleri yıkıntı haline getiren Yunanlılar, şimdi de; hırslarına ve cinayetlerine yönetimleri altında bulunan (Batı Trakya y.n.) 600 bin Müslümanı seçmişlerdir. Bu insanları buralara yerleştirmeye, yer yurt bulmaya çalışan Türkler, 600 bin kişiye ekmek vermeye, onların yok olmalarını önlemeye çalışmaktadır, bunun için İslam aleminin insanlığına başvuruyor…” 1

Cumhuriyet Hükümeti kuruluşunun hemen başında dev boyutlu bir göçmen ve iskân sorunuyla karşı karşıya kaldı. Doğuda Ermeniler, Batı’da Rumlar girdikleri yerlerde, sistemli bir terör uyguladılar, kırımlar gerçekleştirdiler. Geri çekilirken her yeri ve her şeyi yakıp yıktılar. Ülkenin Doğusu ve Batısında neredeyse oturacak ev, yaşayacak köy ya da kent kalmamıştı. Erzurum, Ağrı, Kars ve çevreleri; Kocaeli, Bilecik, Bursa, Balıkesir, Kütahya, Afyon, Uşak, Denizli, Manisa, İzmir, ilçe ve köyleriyle yakılmış, binaların büyük bölümü oturulamaz hale gelmişti. 830 köy tümüyle, 930 köy kısmen yakılmıştı. Yanan bina sayısı 114408, hasar gören bina sayısı ise 11404’dü. 2

Uşak’ın üçte biri yok olmuş, Alaşehir hemen tümüyle yanmıştı. Tarihi kent Manisa’nın, 18 bin yapısından yalnızca 500’ü ayakta kalmıştı. 3 31 Ağustos 1922’de Uşak, 2 Eylül’de Alaşehir, 5 Eylül’de Turgutlu, 6 Eylül’de Manisa yakıldı. Türk Ordusu tüm çabasına karşın, birer gün arayla bu kentlere yetişti, ancak hemen her yerde yangın ve katliamla karşılaştı. 4 Eylül’de Söğüt, Buldan, Kula, Ödemiş, Salihli, 6 Eylül’de Akhisar ve Balıkesir; 7 Eylül’de Aydın; 8 Eylül’de Kemalpaşa ve Manisa yangınlar sürerken kurtarıldı. İzmir, 9 Eylül’den iki gün sonra yakıldı. 4

Göç ve Göçmen Sorunu

Evlerini ve hayvanlarını yitiren, ürün kaldıramayan ve sefalet içindeki insanlara, barınacak ev, yiyecek yemek, çalışacak ortam yaratılması gerekiyordu. Sorun, Anadolu’daki yoksunluklarla bitmiyordu. Lozan Antlaşması gereğince Batı Trakya ve Yunanistan’dan gelenler, Balkan Savaşları ve Rus Devrimi’nden kaçanlarla birlikte Türkiye’ye, 166 881 aileden oluşan 709 322 göçmen gelmişti. 5 Türkiye nüfusunun yüzde 6,5’i kadar olan bu miktar, nüfusa oranla bir ülkeye yapılan en büyük göç olayıydı. Bu miktarlara, Anadolu’da evsiz, yurtsuz kalmış insanlar ve 118,2 milyon liralık devlet bütçesinin zavallılığı da eklenince, göç sorunu, altından kalkılması neredeyse olanaksız büyük bir sorun, ya da daha doğru deyimle, bir felaket haline geliyordu. Para yoktu, para olsa bile bu kadar konutu yapacak, malzeme ve yetişmiş insan gücü de yoktu. Köyleri değil, kasabaları birbirine bağlayan karayolu bulunmuyordu. Bürokratik eksiklikler ve örgütsüzlük, merkezi kararların yaşama geçirilmesine olanak vermiyordu. Genç Cumhuriyet daha kurulur kurulmaz, olağan ve olağanüstü her türlü yöntemi kullansa bile, “üstesinden gelinemeyecekmiş gibi görünen” bir sorunla karşılaşmıştı.

Gelenlere ve evleri yıkılmış olanlara, yiyecek ve giyecek sağlandı. Felakete uğrayanlara ordunun hayvanları dağıtıldı. Gıda stokları tohumluk olarak verildi. Ziraat Bankası başta olmak üzere, bir kısım kuruluşlardan parasal yardım sağlandı. Şehirli ailelerin yakılan evlerine karşılık, devlet binaları ayrıldı. Toplam nüfusu 38.030 olan 6 538 aile, yeni konuta kavuşturuldu. Göçmenlere 7 618 ton gıda, 22 501 çift öküz, 27 501 adet tarım alet ve makinası dağıtıldı. Kırsal alanda 19 279 ev tamir edildi, 4 567 ev yeniden yapıldı. 66 yeni köy kuruldu. 6 321 parça arsa ve 1 milyon 567 bin dönüm tarla, bağ ve bahçe verildi. 6 Bunlar, o günün ölçülerine göre büyük miktarlardı. Göçmen sorunları, uzun ve özenli bir çalışmadan sonra, 10 Temmuz 1945’de çıkarılan bir yasa ile kesin olarak bitirilecektir.

Sanayileşme Ama Nasıl

Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam kitabında, Nazilli Basma Fabrikası’nın açılış günü için şunları yazar: “Anadolu’nun içlerine serpiştirilmiş devlet işletmeleri; fabrika binaları, lojmanlar, parklar, spor alanlarıyla, gündüzleri dünyaya güler, geceleri ışıl ışıl parıldar. Nazilli bunlardan biridir. Fabrika 9 Ekim 1937 ’de açılacak ve Atatürk rahatsızlığına karşın açılışa gelecektir. İzmir ’den trenle gelir. Büyükmenderes dirseği kenarındaki fabrika; bacası, santralı, iş binaları, çevre tesisleriyle, yeşillikler içinde bir masal kenti gibi doğmuştur. Fabrikanın girişinde karşılanır. Yüzünün yorgun hatlarında, ferahlı ve sevinçli hareketler vardır. Temiz yer, temiz insanlar, bataklık Menderes ’in kara tılsımını silen, yeni bir insan iradesinin sıra sıra eserleri… Çevresindeki gülümseyiş ve coşkuya o da katılıyor, Nazilli ’nin renkli havasına taşan mutluluk, Menderes sularına ve çevredeki dağlara yayılarak, sanki bu topraklarda ilk kez duyulan bir şenliğin müjdesini veriyordu.. Fabrikaya girildi. Çıt yoktu. Fabrika, garip ve derin bir sessizliğe gömülmüş sanki uyuyordu. 480 büyük tezgah, adeta birer çökmüş dev gibi sıralanmıştı. Atatürk ’ü, her yeri gören, yerden biraz yüksek bir platforma aldılar. Fabrikanın içi, buradan; takımların, bölüklerin, taburların geçit töreni için sıralandıkları bir karargah meydanına benziyordu. Müdürün sesiz bir işaretiyle makinalar çalıştırıldılar. İşte o zaman, bin başlı dev, korkunç bir kükreyiş, bir kuduruşla harekete geçti. Menderes vadisi, göklerine dek vuran ve yıldırım uğultularını andıran bir titremeyle sarsılmıştı. Atatürk, herhalde bunu pek beklemiyordu. Şaşırmış ve büyük bir heyecan duymuştu. Çevresine bir şeyler sormak istedi. Ancak o anda, belki kendi bile farkında olmadan ağzından şu sözcükler döküldü: ‘İşte bu bir musikidir’… Manzarayı uzun uzun seyretti. Suskun, düşünceli, ama belli ki mutlu ve umutluydu. Sonra birden arkasına döndü, bu mahşeri hareket geçiren Fabrika Müdürü Fazıl Turga ’nın yüzüne, ‘bu ne harika iş’ der gibi, hem güleç, hem okşayıcı, baktı baktı”. 7

Planlı Kalkınma ve Sanayileşme

Toplumsal ilerleme ve kalkınmanın temel sorunu sanayileşme; sermaye birikimi olmayan, teknoloji ve alt yapıdan yoksun, geri kalmış bir ülkede ancak, gerçekçi ve ulusçu politikalarla aşılabilir. Batının yüzlerce yılda ulaştığı sanayileşme düzeyi, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal birikimin bir sonucuydu ve oluşmasının, insan iradesinden bağımsız bir yanı vardı. Toprak sorununun çözümünde olduğu gibi, sanayileşme konusunda da hedefler, ne öznel zorlamalarla abartılmalı, ne de nesnellik adına kendi başına bırakılmalıydı. Gerçekçi belirlemeler ve bilimsel verilerle oluşturulan sanayileşme programları, örgütlü bir toplumsal disipline bağlı kalınarak, yüksek tempolu ve sürekli bir çalışmayla uygulanmalıydı. Sanayileşme atılımının temel dayanağı, ulusun kendi gücü olmalı ve bu atılım, dışarıya karşı titizlikle korunmalıydı. Kibrit fabrikası yatırımı ve demiryollarının millileştirilmesi dışında, dış borçlanmaya gitmedi.

1923’te, ülkede yatırıma dönüşecek bir sermaye birikimi, bağlı olarak sanayi yatırımı bulunmuyordu. Devletin birkaç silah atölyesi, Hereke ve Feshane gibi dokuma fabrikası dışında üretim yapan bir yer yoktu. Özel girişime ait büyük sanayi yatırımının kendisi değil, düşüncesi bile gündemde değildi. Ülke, Avrupa mallarının serbestçe satıldığı, bir açık pazar durumundaydı.

Ulusal üretime dayalı ekonomik büyümeyi, toplumsal gönenci sağlamanın tek yolu olarak gören anlayışıyla, üretime, özel olarak da sanayi üretimine önem verdi ve ülke gerçeklerine uygun, tutarlı bir sanayileşme programı hazırlattı. Sosyalist olmayan bir ülke, dünyada ilk kez, kalkınma programı hazırlıyordu.

Planlı kalkınma ve sanayileşmeye verdiği önemi gösteren pek çok açıklama yaptı. Bunlardan, 1 Kasım 1937’de Meclis’te yaptığı konuşma, sanayileşme anlayışını belki de en iyi özetleyen açıklamalardan biridir: “Sanayileşme, en büyük ulusal davalarımızdan biridir. Sanayi işlerinde ‘unsurları ülke içinde olan ’, yani hammaddesi, işçisi, mühendisi ve yöneticisi Türk olan fabrikalar kurulmalıdır. Büyük ve küçük her türlü sanayi tesisine, ülkemizde ihtiyaç vardır. İleri ve müreffeh Türkiye idealine erişmek için, sanayileşmek bir zorunluluktur. Bu yolda Devlet öncüdür. Birinci beş yıllık planın öngördüğü fabrikaları tamamlamak ve ikinci beş yıllık planı hazırlamak gereklidir”. 8

1923-1938 arasındaki sanayileşme atılımı, bu anlayışa uygun olarak gerçekleştirildi. Sanayileşmede “devlet öncü olacak” özel girişimcilik desteklenip geliştirilecek, ama her ikisi de kesinlikle milli nitelikte olacaktı. Yabancı sermayeye yatırım izni verilecek, ancak yatırım koşulları Türk Devleti tarafından belirlenecektir. Mali bağımlılığa yol açan dış borç ve ‘yardım’ kabul edilmeyecektir. Dış ticaret, bankacılık, madenler, demiryolları millileştirilecektir. Ulusal pazar, yüksek gümrük tarifeleriyle koruma altına alınacaktır. Yerli üretim ve tüketime dayanılacaktır. Yeraltı zenginlikleri, devlet ağırlıklı olmak üzere ulusal güçlerce işletilecektir. Faaliyet halindeki borsalar millileştirilecek ve yeni menkul değerler borsaları faaliyete geçirilecektir. Tekelciliğe izin verilmeyecek, kömür üretimi dış rekabetten korunacak, teknik orman işletmeciliğine geçilecek, ticaret ateşelikleri kurulacak, ekonomi öğrenimi yapan okullar açılacak, haberleşme hizmetleri modernleştirilerek yaygınlaştırılacaktır.

Gereksinimlerin ülke içinden karşılanması, genel ve yaygın bir toplumsal bilinç haline getirilerek, yerli üretim ve tüketime önem verildi; halk bu yönde eğitildi. “Devlet hayatında olduğu gibi, millet hayatında da kendi kaynağına, yani üretimine dayanmak. İşte, asıl büyük önlem budur. Millet, kendi üretiminden daha çok tüketmemek ve ihtiyacından fazlasını istememek zorundadır. Bin belaya karşı koyup, bin musibetle meydana çıkan milli varlık, yalnızca milli geçimini düzenleyememek yüzünden bir daha tehlikeye düşürülmeyecektir. Aklı eren bütün yurttaşlarımın bilincini uyandırmak ve bu uğurda devletin bütün gücünü harekete geçirmek kesin kararımızdır” diyordu. 9

Gerçeğin Ezginliği (Zavallılığı)

1927 yılı sanayi sayımında, el sanayi işletmeleri, yani tamirhaneler ve küçük esnaf dahil, 33 085 işyeri vardı. Bu işyerlerinde, çıraklarla birlikte 76 216 işçi çalışıyor ve her işletmeye 2-3 işçi düşüyordu. İşçilerin 35 316’sı, sayıları 20 bini bulan, basit el tezgahlarından oluşan halı ve diğer dokuma işyerlerinde çalışıyordu. 17 964 işçi de 5347 tabakhane ile birkaç deri atölyesinde çalışmaktaydı. 10

Çimento, petrol, demir, çelik, işlenmiş madenler, inşaat malzemeleri, motor, iş araçları başta olmak üzere bütün sanayi ürünleri ithal ediliyordu. Ülkede çoğu bankacılık, madencilik ve demiryollarına yatırım yapmış, 94 yabancı şirket vardı. 11 Ekonomik yaşam tümüyle bunların denetimi altındaydı. İktisat Vekili Mustafa Şeref Bey, o dönem için, 1931 yılında şunları söylüyordu: “Bu ülkede bir zamanlar; demiryolları, bankalar, ticaret sanayi, en verimli topraklar, kent içindeki en değerli taşınmazlar, Türklerin değil, yabancıların elindeydi. Ülkede, milli ekonomi diye bir kavram yoktu. Milli ekonomiden söz etmek, bir suçtan, bir bilinmezlikten söz etmek gibiydi… Cumhuriyet Türkiyesi, her şeyden önce devleti millileştirdi, milli bir devlet yarattı. Türk olmayan unsurların ülkeden ayrılmasını sağladı”. 12

Gerçekçi Atılım

Sanayileşmeyi hızlandırmak ve ülke düzeyine yaymak için bir dizi girişimde bulunuldu. 28 Mart 1927’de, Sanayi Teşvik Kanunu, 8 Haziran 1929’da da Milli Sanayi Teşvik Kanunu çıkarıldı. Yerli sanayi ve ticareti koruyan yeni gümrük tarifeleri, 1 Ekim 1929’da uygulamaya sokuldu. Dışalım vergisi yüzde 26’ya çıkarıldı, bu oran, 1937’de yüzde 59’a yükseltildi. 13 Tüketim mallarının, dışalım içindeki payı düşürülürken, sanayi ve tarım makinelerinin oranı arttırıldı. 1927-1929 arasında, 23 bin tonu bulan tekstil dışalımı 12 bin tona düşerken, makine dışalımı 9 bin tondan 21 bin tona çıkarıldı. 14 Tekstildeki dışalım azalmasını yerli ürünlerle karşılamak için, ulusal üretimi destekleyen kararlar alındı. 1925 yılında çıkarılan 688 sayılı yasayla, kamu kaynaklarıyla işçi ve memurlara ücretsiz dağıtılan ayakkabı, kumaş, giysi ve donanım malzemelerinin, yerli ürünlerle karşılanması zorunluluğu getirildi. 15

Korumacı önlemlerin olumlu etkisi, sonuç vermekte gecikmedi. Ulusal sermayeye dayanan yeni işyerleri, fabrikalar açıldı; işçi, usta ve mühendis sayısı arttı. 1923’le 1933 arasındaki 10 yılda, 1087 fabrika açıldı. 16 1921’de 76 216 olan işçi sayısı, 1927 yılında yüzde 337 artışla 256 855 oldu. 17 1927 sanayi sayımına göre, Türkiye’de “motorlu ya da motorsuz” büyük ya da küçük “sanayi işletmesi” sayısı, 65 245’e ulaşmıştı. 18

3 Haziran 1933’de, Sanayi ve Maadin Bankası ile Devlet Sanayi Ofisinin yerine Sümerbank kuruldu. 1925 yılında kurulmuş olan Sanayi ve Maadin Bankası 7 yıl içinde Hereke, Feshane, Bakırköy Mensucat, Beykoz Deri ve Kundura, Uşak Şeker ve Tosya Çeltik fabrikalarını kurmuş veya kontrolü altına almıştı. Ayrıca, Bünyan ve Isparta İplik, Maraş Çeltik, Malatyave Aksaray Elektrik, Kütahya Çini fabrikalarına ortak olmuştu. Bu fabrikalar, 1933 yılında Sümerbank ’a devredildi. Sümerbank,1939’a dek 17 yeni fabrika kurdu, birçok bankaya ortak oldu, bazı şirketlere sermaye yatırdı. 1935 yılında kurulan Etibank, madencilik alanına yatırımlar yaptı, modern maden işletmeleri kurdu. Emlak ve Etyam Bankası,1926’da açıldı ve ciddi düzeyde konut kredisi dağıttı, konut yatırımlarına destek verdi. 19

1929 Dünya Ekonomik Bunalımından en az zararla kurtulunması için sanayide devletçilik politikası yoğunlaştırıldı. Birinci beş yıllık planda madencilik, elektrik santralleri, ev yakıtları sanayii, toprak sanayii, gıda maddeleri sanayii, kimya sanayii, makina sanayii ve madencilik kollarında yatırımlar planlandı ve plan büyük oranda gerçekleştirildi. 1923 yılında, 3700 ton olan pamuklu dokuma 1932 yılında 9055 tona, 597 bin ton olan maden kömürü ise 1,593 milyon tona çıkarıldı. 1923’de hiç üretilemeyen şeker, 1927 yılında 5184 ton, 1932 yılında da 27 549 ton üretildi. 201923’te 24 bin ton üretilen çimento, 1938’de 329 bin ton, hiç üretilmeyen kağıt 9 bin ton, hiç üretilmeyen cam 5 bin ton üretildi. Çimento, 24 bin tondan 129 bin tona, kösele 1974 tondan 4105 tona, yünlü mensucat 400 tondan 1 695 tona, ipekli dokuma 2 tondan 92 tona çıkarıldı. 21

Sanayi ve ticaretteki canlanma firma sayısını da arttırdı. 1929 yılında Sanayi Teşvik Kanunu’ndan yararlanan firma sayısı 490 iken, bu sayı 1933 yılında 2 317’ye çıktı. Elde edilen yerli üretimle, 1923’de ithal edilen kösele ve un 1932’de tümüyle içerde üretildi. Şeker dışalımı yüzde 37, deri dışalımı yüzde 90, çimento dışalımı yüzde 96.5, sabun dışalımı yüzde 96.5, kerestedışalımı yüzde 83.5 oranında azaldı. 22

1923 yılında, 145 milyon liralık dışalımakarşılık 85 milyonluk dışsatım yapılıyor, dışalım’ın ancak yüzde 70’i dışsatım’la karşılanıyordu. 1926’da, 235 milyon liralık dışalım’a karşılık, 186 milyon liralık dışsatım yapılarak, dışsatım’ın dışalım’ı karşılama oranı yüzde 74’e yükseltildi. 1931 yılına gelindiğinde, dışalım’ın tümü, yani yüzde 100’ü dışsatım’la karşılanıyordu. 1931’den 1938’e dek, 7 yıl dışsatım fazlası elde edildi. Bu fazla, 1936’da 25 milyon lira oldu. 23 Türkiye, son 200 yıllık tarihi içinde ilk kez, dış ticaret fazlası veriyordu.

Sağlanan Gelişme

Ekonomide, başlangıç koşulları gözönüne alındığında büyük boyutlu bir gelişme sağlanmıştı. Herşey, ‘yoktan varedilmişti.’ 1938’de, Türkiye henüz bir sanayi ülkesi değildi ama bu hedef için tutarlı ve geçerliliği olan bir kalkınma stratejisi oluşturulmuş, bu stratejiye uygun temel yatırımlar yapılarak hızlı bir gelişme sağlanmıştı. Gelişmedeki gerçek başarı; sayısal artışların ötesinde; ülke gerçeklerine uygun, bilimsel, milli ve özgün nitelikleriyle, uzun erimli bir sanayileşme programının ortaya çıkarılmış olmasıydı.

Türkiye yatırım haritası, büyük bir ileri görüşlülükle hazırlanmış ve bugün, Türkiye’nin en önemli sorunlarından olan, bölgelerarası ekonomik farklılıklar ve bu farklılıkların ileride doğuracağı “iç göç” hareketleri önlenmeye çalışılmıştı. Bu anlayışla, çok sınırlı olanaklara karşın Iğdır, Nazilli, Malatya, Edirne, Isparta, Konya Ereğlisi, Bursa, İzmit, Kayseri, Kastamonu, Keçiborlu, Kırıkkale, Uşak, Tosya, Maraş, Gemlik, Karabük, Aksaray, Susurluk, Bünyan ve Kütahya gibi ülkenin değişik yörelerine sanayi tesisleri kuruldu. 24

Sanayi yatırımları, fabrika açmanın ötesinde bir amaç ve anlayışa sahipti. Demiryoluna kavuşan kent ve kasabalar, işleyen madenler, orman işletmeleri ve fabrikalar, yüzyılların yoksulluğunu taşıyan Anadolu bozkırında açılan uygarlık vahaları gibiydi. Her fabrika, gerçekleştirdiği üretim yanında; bakımlı bahçeleri, sağlıklı konutları, sosyal tesisleri ve kültürel etkinlikleriyle çevresine aydınlık götüren okullar gibiydi. Mustafa Kemal, 1 Kasım 1937’de, Meclis’te yaptığı son konuşmasında uygulanan sanayileşme programı ve sonuçları konusunda, “sanayi programımız olağan gidişini sürdürüyor. Bu gidişi daha da hızlandırmalıyız. Sanayi kuruluşlarımız, teknik temeller üzerine yerleşip yükseldikçe, yurdumuzun üretimi, çok daha fazla artacaktır… Yaptığımız her yeni sanayi eseri, bulunduğu çevreye refah ve medeniyet, ülkenin tümüne ise haz ve kuvvet vermektedir” diyecektir. 25

 

DİPNOTLAR

 

1               “Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri”4.Cilt, sf.513-514, 28.10.1923; ak. S. Turan “Atatürk’te Konular Ansiklopedisi” Y.K.Y. 1993, 2.Baskı, sf.261
2               “Atatürk Zamanında Türk Ekonomisi”Prof.Dr.Ferudun Ergin, Yaşar Eği.Kül.Vak.Yay., No:1, sf.19
3               “Atatürk” Lord Kinross, Altın Kit.Yay., 12.Baskı, İstanbul-1994, sf.375
4               “Tek Adam” Ş.S.Aydemir, II.Cilt, Remzi Kit., 8.Baskı, İst.-1981, sf.546
5               “Atatürk Zamanında Türk Ekonomisi”Prof.Dr.Ferudun Ergin, Yaşar Eği.Kül.Vak.Yay., No:1, sf.19-20
6               a.g.e. sf.20
7               “Tek Adam” Ş.S.Aydemir, 3.Cilt, Remzi Kit., İst.-1983, sf.371-376
8               “Atatürk’ün 1.Kasım.1937 Meclisi Açış Konuşması”; ak. Prof.Dr. F.Ergin “Atatürk Zamanında Türk Ekonomisi” Yaşar Eği.Kül.-Vak.Yay., No:1, 1977, sf.17-18
9               “Atatürk’ün Ekonomi Politikası” Prof.Mustafa Aysan, Top.Dön.Yay., 6.Baskı, İst.-2000, sf.71-72
10            “Tek Adam” Ş.S.Aydemir, II.Cilt, Remzi Kit., 8.Baskı, İst.-1981, sf.351
11            a.g.e. 3.Cilt, sf.343
12            “Mustafa Kemal Döneminde Ekonomi” B.Kuruç, Bilgi Yay., 1997, sf.46
13            “Turkish Economic Development 1923-1950: Policy and Achievements” Yahya S.Tezel, Cambridge Üniversitesi Ekonomi ve Siyaset Fakültesi’ne sunulan doktora tezi; ak. Yahya S.Tezel, “Cumhuriyet Döneminin İktisadi Tarihi” Tar.Vak.Yurt Yay., 3.Baskı, İst.-1994, sf.164
14            DIE Dış Ticaret İst.; ak. a.g.e. sf.176
15            a.g.e. sf.388
16            “Tarih-IV-Kemalist Eğitimin Tarih Dersleri” Kaynak Yay., 3.Bas., sf.297
17            a.g.e. sf.297
18            a.g.e. sf.297
19            “Atatürk Zamanında Türk Ekonomisi” Prof.Dr.Ferudun Ergin, Yaşar Eği.Kül.Vak.Yay., No:1, 1977, sf.50-51
20            a.g.e. sf.34-38
21            a.g.e. sf.34-38-62 ve “Cumhuriyet Döneminin İktisat Tarihi” Yahya S.Tezel, Tar.Vak.Yurt Yay., 3.Baskı, İst.-1994, sf.286
22            a.g.e. sf.34
23            “Atatürk’ün Ekonomi Politikası”Prof.Mustafa Aysan, Top.Dön.Yay., 6.Baskı, İst.-2000, sf.176
24            “Atatürk’ün 1.3.1922 Tarihli Meclisi Açış Konuşması” “Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri”1.Cilt, sf.216-217, Seyfettin Turan “Atatürk’te Konular Ansiklopedisi”Yapı Kredi Yay., 1995, sf.446
25            “1 Kasım 1937 Meclis Konuşması”; ak. Mustafa A.Aysan, “Atatürk’ün Ekonomi Politikası”, Top.Dön.Yay., 6.Baskı, İst.-2000, sf.141

Metin Aydoğan
Metin Aydoğan

Metin Aydoğan, 1945'de Afyon'da doğdu. İlk ve Orta öğrenimini İzmir'de, yüksek öğrenimini Trabzon'da tamamladı. 1969'da Karadeniz Teknik Üniversitesi, Mimarlık Fakültesini bitirdi. Yüksek öğrenimi dışında tüm yaşamını İzmir'de geçirdi. Örgütlü toplum olmayı uygarlık koşulu sayan anlayışla, değişik mesleki ve demokratik örgütlere üye oldu, yöneticilik yaptı. Çok sayıda yazı ve araştırma yayınladı, sayısız panel, konferans ve kongreye katıldı. Sürekli ve üretken bir eylemlilik içinde olan Metin Aydoğan, yaşamı boyunca yazdı, yaptı ve anlattı. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Yorum Yapabilirsiniz

10 − 4 =