GÜNEŞ DİL KURAMI

yonetici
Dilin kaynağı konusunda değişik kuramlar vardır. Bunların içinde, dili işe ve ortak çalışmaya bağlayan yaklaşım başta olmak üzere, toplumsal baskı ve gereksinimlere, evrime, ses taklitlerine, topluluk denetimi ve işbirliğine bağlayan kuramlar bulunmaktadır. Konu iş yani üretim olduğunda, iş ve üretim yapan yani uygarlıklar kuran toplumların kıdemine bakmak gerekecektir. En eski uygarlıklar nerelerde kurulmuştur, bunları kimler kurmuştur, en eski kök dil hangisidir? Bu arayış, konuya emek verip araştırma yapanların çoğunluğunu, ister istemez Orta Asya’ya yani Türklere ve Türkçe’ye götürüyordu. Türkçe’nin ortaya çıkışına verilen tarih, en az 8500 yıl olmak üzere 11 bin yıla dek gidiyordu.

Viyana’dan Gelen Dosya

Türkçe’nin yabancı sözcüklerden arındırılması ve gerçek değerinin ortaya çıkarılması çalışmalarının yoğun olarak sürdüğü günlerde, 1935 yılında, Atatürk’e Viyana’dan bir dosya gönderilir. Gönderen Doktor Phill H. Kvergiç’tir. ‘Türk Dillerinin Psikolojisi’ başlıklı ve o güne dek yayınlanmamış bir çalışmayı içeren dosya, Atatürk’ün ilgisini çeker ve incelenmesi için Dil Kurulu’na gönderir.

Dil bilimciler, çalışmanın bilimsel yeterlilikten yoksun olduğuna karar verir. Ancak, Atatürk’ün üstelemesiyle incelemeye alırlar. Naim Nazım, Hasan Reşit ve Abdülkadir İnan’ın yer aldığı bir kurul kurulur. ‘Güneş Dil Kuramı’ bu kurul tarafından oluşturulur.

Viyana Üniversitesi’nde yetişmiş olan Kıvergitsch, sosyoloji ve antropoloji yöntemi ile elde ettiği bilgileri, S. Freud’un psikanaliz görüşleri ile birleştirmiş, bu yöntemi dil akrabalıklarının araştırılmasında kullanmıştı. İleri sürdüğü kuramın özü, Türkçenin eskiliğine ve başka dillerle kaynaşıp onlara kaynaklık ettiğine dayanıyordu. Görüşünü, kimi seslerin değişkenliğine ve bunların gelişimine bağlıyordu.1

Phill H. Kvergiç, çalışmasında Türk dilinin dünyanın en eski dillerden olduğunu ve Türkçenin başka bazı dillerle akrabalığı olabileceğini ileri sürüyordu. Ona göre; dünya dillerindeki birçok sözcük Türkçe’den türemiş, Türkçe insanoğlunun konuşmaya başladığı dönemlerden beri bütün dillere sözcük vermişti.

Güneş-Dil Kuramı’, Atatürk’ün isteğiyle Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde incelenmeye alındı. İbrahim Necmi Dilmen, Hasan Reşit Tankut, Saim Ali Dilemre, Agop Dilaçar, İsmail Hami Danişmend, Ragıp Hulusi Özdem gibi dilciler konu üzerinde çalışmaya başladılar.

Türkler büyük göçlerle Asya, Avrupa ve hatta Amerika’ya kadar gitmiş, Türk dili ve kültürü taş ve maden devrinden beri, dünyanın hemen her yerine götürülmüştü. Yerel diler etki altına alınmış, Türkçe bir kültür dili haline gelmişti. Yarattığı evrensel etki nedeniyle dikkatlice incelenmeliydi. Dillerin kaynağını oluşturan bir dil varsa, bu Türkçe’den başka bir dil olamazdı.

Atatürk, ‘Güneş Dil Kuramı’na önem verdi ve ciddi biçimde ele aldı. Kuram özgündü ve kanıtlandığında bilinenleri değiştirecek, dünyanın tümünü etkileyecekti. Dil konusunu aşıyor; insanbilim (antropoloji), kazıbilim (arkeoloji) ve tarih alanlarını da kapsıyordu. Ayrıca, güneşin yaşam ve insan üzerinde yarattığı kalıcı etki, sözcük üretmeyi ve dilin gelişimini de dolaysız etkilemişti. Türk dilciler, bu konu üzerine eğilmeli, bilime dayanan araştırmalarla Türkçe ile Batı’nın Hint Avrupa adını verdiği dil grupları arasındaki etkileşimi ortaya çıkarmalıydı. Bu konuda gerçeğe ulaşmak için çalışmalar tarih çalışmalarıyla birlikte yürütülmeliydi.

Türkçe’nin Niteliği

Birçok Batılı dilbilimci, Türkçe’nin niteliği konusunda, 19. Yüzyıldan beri araştırmalar yapmıştı. Ünlü Alman Dilbilimcisi Friedrich Maks Müller, Türkçe için şunları söylemişti; “Türk dilini incelerken, insan zekasının dilde başardığı büyük mucizeyi görürüz. Hiçbir dilin anlatamadığı ya da ancak birçok sözcükle anlatmaya çalıştığı anlam inceliklerini, Türk dili tek bir sözcükle anlatabilir”.2 Fransız Dilbilimci Jean Deny’in yargısı farklı değildi ve “Orta Asya’nın doğal ortamından böyle bir dil nasıl çıkabilir. Türk dilini, biz ünlü bilginlerden oluşmuş bir kurulun ortak çalışma ürünü olarak görmek gerekir. Ancak, böyle bir kurul bile, bu dili yaratan insan aklının yerini tutamaz”3 diyordu.

Türkçe, sözcük bakımından zengindi ancak gerçek zenginliğini tek bir sözcük kökünden çekim ekleri aracılığıyla sözcük türetme yeteneği ve ses çeşitliliğiydi. Türkçe’de her sözcük kökü, çok sayıda neredeyse sonsuz yeni sözcük üretme olanağına sahipti.4 Türkçe bu yapısıyla; Çince, Japonca, Tibetçe gibi ses vurgusuna dayanan Tek Heceli Diller’den ve İngilizce, Fransızca, Arapça gibi sözcükleri değişik biçimler gösteren Çekimli Diller’den çok daha üretken ve yalın bir dildi. Ses zenginliği; ‘İngilizce, Fransızca, Arapça ve Farsça’dan iki kat daha fazlaydı…5

Güneş Dil Kuramı’na yönelme, dil ve tarih araştırmalarının yoğunlaştığı bir döneme denk gelmesi, ilgiyi arttırdı.1936 yılında Hattuşaş (Boğazköy) kazılarıyla Eti (Hitit) uygarlığına ulaşılması, ilgiyi heyecana dönüştürdü. Eti dilinde kimi sözcükler Türkçe’ydi ve Türkçe binlerce yıl geçmişe gidiyordu. Kazı bulgularıyla Avrupalılar da ilgilendi. Bu eski ve gelişkin dilin, ‘hangi Avrupa dilinden doğduğuna’! dair yazılar yazıldı, ilişkileri olmamasına karşın Eti uygarlığı sahiplenilmeye çalışıldı.

Dillerin Kaynağı

Dilin kaynağı konusunda değişik kuramlar vardır. Bunların içinde, dili işe ve ortak çalışmaya bağlayan yaklaşım başta olmak üzere, toplumsal baskı ve gereksinimlere, evrime, ses taklitlerine, topluluk denetimi ve işbirliğine bağlayan kuramlar bulunmaktadır.

Dili yaratan, ortak çalışmaya dayanan iş ise, (örneğin büyük bir kayayı ya da ağaç gövdesini kaldırmaya yönelen ortak girişim) gücü bir noktada toplayacak bir ses uyumuna gereksinim vardır. Dilin başlangıcı bu gereksinimin olması gerekir.

Konu iş yani üretim olduğunda, iş ve üretim yapan yani uygarlıklar kuran toplumların kıdemine bakmak gerekecektir. En eski uygarlıklar nerelerde kurulmuştur, bunları kimler kurmuştur, en eski kök dil hangisidir? Bu arayış, konuya emek verip araştırma yapanların çoğunluğunu, ister istemez Orta Asya’ya yani Türklere ve Türkçe’ye götürüyordu. Türkçe’nin ortaya çıkışına verilen tarih, en az 8500 yıl olmak üzere 11 bin yıla dek gidiyordu.6

Binlerce yıl önceden başka dillere çok sayıda kural ve kök sözcük veren Türkçe’nin, ‘Güneş Dil Kuramı’ gibi bir araştırmaya konu olması bilimin gözden kaçıracağı bir olay değildi. Atatürk bunu görmüş ve bilim insanlarını bu konuda çalışmaya davet etmişti.

Bulguların Kanıtladığı

Amerikalı tarihçi ve arkeolog Pumpelly’nin, başlangıcını M.Ö.9 bine götürdüğü7 Orta Asya kültürü; 8.binde hayvancılığa, 6.binde maden işçiliğine geçmiş,8 son 5 bin 500 yılı kanıtlı olmak üzere tarıma başlamıştı.9 Türkler; başka uygarlıklar henüz ‘ata binmeyi bilmezken’, ‘tahta, deri gibi dayanıksız madenler gibi dayanıklı malzemeleri işlemiş’, ‘Toprağı ekip biçmiş’10, yazıyı ve abeceyi (alfabeyi) bulmuş ve kentler kurmuştu.11

Kurganlar (tumulus da denilen mezarlar), Orta Asya kültürünün en eski ve önemli ürünleridir. Ural Dağları’ndan Yenisey Nehri dolaylarına dek, tüm Güney Sibirya’da ve Kırgız steplerinde binlerce kurgan bulunmuştur. Açılan kurganlarda dönemin uygarlığını yansıtan; altın, gümüş, bakır ve demirden yapılmış alet ve süs eşyaları ortaya çıkarılmıştır. Tunç devri kurganlarında bulunan; kılıç, ok ucu, süngü, mızrak, üzengi, miğfer gibi savaş araçları; orak, kayçı (makas), biz, burgu, kazan, tava gibi tarım ve ev eşyaları; küpe, bilezik, düğme, ayna gibi süs aletleri dönemlerini aşan bir gelişkinliğe ve inceliğe sahiptiler.12

Orta Asya’da göçebe boylardan başka, gelişkin bir yerleşik yaşam vardı. Bunların bir bölümü, tarihçiler tarafından saptanan ancak yerleri bulunamayan, yok olmuş kentlerdir. Otrar, Cent, Sağnak, Yangı-Kent, Sürkent, Şelci, Atbaş, Talas, Almalık, Sus, Çağdal, Nuket, Barshan, Cent, Suyap böyle kentlerdir.13 Son dönemlerde yapılan kazılarla, yalnızca Çin Türkistanı’nda kumlar altında elliden çok, daha önce bilinmeyen kent yıkıntısı bulunmuştur.14 Tarihçi V.A.Ranov yalnızca Gobi Çölü’yle Issıq Köl’e varan bir çizgi üzerinde, 100 kadar yerleşim yerinin yer aldığını ileri sürmüştür.15

Türkler, dünyanın değişik bölgelerine gittiklerinde, buralarda ya tek başlarına ya da yerel topluluklarla kaynaşarak ileri düzenler geliştirdiler. Dünyanın ilk uygarlıklarını kurdular, insanlığın yol göstericisi oldular. Çevrelerindeki insanları içlerine alarak, kendileriyle birlikte onları da ilerlettiler. Eski medeniyetleri kuranlar Türklerdi. Yaşattıkları gelenekleriyle dünyaya gösterdikleri bu gerçek, arkeolojik buluşlarla kanıtlandı.16

Türklerin büyük göçlerle yayılışı ve dünyaya yaptığı etki konusunda, son dönemde yapılan araştırmalar şaşırtıcı bulgulara ulaşıyor. Örneğin, Matlok adlı Amarikalı, ‘Ey İnsanlar Hepiniz Türksünüz’ adını verdiği kitabında, Hindistan’daki dinleri inceliyor ve Budizmi Türklerin kurduğunu söylüyor. Önsözünde, kitabını ‘ülkelerine ayak bile basmadığı Türklere saygısı nedeniyle’ yazdığını söylüyor. İnsanlığın beş kökensel ırktan türediğini ileri sürerken, Türkleri başköşeye oturtuyor ve “Yeryüzünde yaşayan herkes kendi neslinin izlerini doğrudan ya da dolaylı olarak Türklere dek sürebilir” diyor.17

İngiliz tarihçi Sir Canon George Rawlinson (1812-1902), Sümerlerin Asya’dan gelmiş Türk kavmi olduğunu ileri süren ilk akademisyenlerdendir. Tezlerine kanıt olarak, Sümer diliyle Türkçenin benzerliğini göstermiştir. Sümer dili de bitişimli dildi ve Sümercede Türkçe’ye benzeyen kelime sayısı hayli fazlaydı. Sümerlerin ataları Türktü.

İsviçre Cenevre Üniversitesi Rektörü Prof. Eugene Pittard (1867-1962), Türk göç dalgalarının, Avrupa’ya yaptığı etkiyi inceledi ve uygarlığın kökünün Asya olduğu tezini ileri sürdü. Kvergic, Pekarski, Barenton, Vaux, Diniker, Quatrefages de Breaud, Topinard, Villenoisy gibi bilim insanlarının çalışmaları; ‘Güneş Dil Kuramı’nın düşünsel kaynağını oluşturacak bilgiler içeriyordu.18

Güneş Dil Kuramı’nın Başına Gelen

‘Güneş Dil Kuramı’, Atatürk öldükten sonra kimsenin öngöremeyeceği kadar geniş bir çevrenin saldırısına uğradı. Savunmak ya da araştırmak bir yana adından söz etmek bile, ilkel milliyetçiliğin, ırkçılığın ya da kafatasçılığın göstergesi sayıldı. Akla hayale gelmez saldırılara uğradı. Hitler’in bakış açısıyla eş tutuldu. Sağlığında Atatürk’ün çevresinde olanlar bile saldırıya katıldılar. ‘Güneş Dil Kuramı’nı, ‘daha doğmadan öldürmek için’ herşey yapıldı. Bu kuramın geliştirilmesi için kurduğu Türk Dil Kurumu bile saldırganların içinde yer aldı.19

Atatürk’ün önem verip araştırılmasını istediği Güneş Dil Kuramı, o öldükten sonra bütün devrimlerinde olduğu gibi bir kenara bırakıldı. Kendisini Atatürkçü olarak tanıtanlar bile, bu araştırmayı ‘Kemalist aşırılık’ olarak gördü, bir çok kesim alay konusu yaptı. Örneğin, İbrahim Necmi Dilmen, Ankara Üniversitesindeki ‘Güneş Dil Kuramı’ ile ilgili derslerine son verdi. Öğrencileri bunun sebebini sorduklarında; ‘Güneş öldükten sonra onun teorisi nasıl hayatta kalabilirdi’ diye bir yanıt vermişti.20

Oysa, Atatürk; ‘Türkçe dünyadaki en eski dilerden biridir, hatta en eski dildir ve dünya’daki diğer dilerin pek çoğu Türkçe’den doğmuştur’ demiş, kendinden sonra gelenlerden, ‘Güneş Dil Kuramı’ araştırmalarını genişletilerek sürdürülmesini istemişti.21

DİPNOTLAR

1    https://www.cokbilgi.com/yazi/gunes-dil-teorisi-zeynep-korkmaz/
2    Sözlü/Yazılı Kompozisyon, Konuşmak ve Yazmak Sanatı” S.Kemal Karaalioğlu, İnkilap Yay., 28.Basım, sf.7
3    “Arap Milliyetçiliği ve Türkler” Prof.İlhan Arsel, Kaynak Yay., 6.Bas., İst.-1998, sf.384
4    “Türk Dili Sözlüğü” Orhan Hançerlioğlu, Remzi Kit., İst.-1992, sf.159
5    Nurettin Sevin; ak. Seyit Kemal Karaalioğlu, “Sözlü /Yazılı Kompozisyon Konuşmak ve Yaşamak Sanatı” İnkilap Yay., 28.Bas., sf.13
6    https://odatv.com/gunes-dil-teorisini-bir-de-sosyalistlerden-okuyun-3107171200.html
7    “Orta Asya” Jean Paul Roux, Kabalcı Yay., 2001, sf.36
8    “Tarih Türklerle Başlar” Hulki Cevizoğlu, Ceviz Kabuğu Yay., 2002, sf.102 ve 75
9    “Türk Tarihinin Ana Hatları” Kaynak Yay., 2.Basım 1996, sf.326-327
10  “On Yedi Kumaltı Şehri ve Sadri Maksudi Bey”, Ord. Prof.Zeki Velidi Togan,  İstanbul Burhabeddin Matbaası, 1934, sf.41-44
11  a.g.e. sf.330
12  “Ön Türk Tarihi” Haluk Tarcan, Kaynak Yay., 1998, sf.68
13  “On Yedi Kumaltı Şehri ve Sadri Maksudi Bey”, Ord. Prof.Zeki Velidi Togan,  İstanbul Burhabeddin Matbaası, 1934, sf.41-44
14  a.g.e. sf.330
15  “Ön Türk Tarihi” Haluk Tarcan, Kaynak Yay., 1998, sf.68
16 Leon Cahun “Fransa’da Arî Dilleri Takaddüm Etmiş Olan Lehçenin Turanî Menşei” https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/214376)Gökhan Yavuz DEMİR
17   https://odatv.com/gunes-dil-teorisini-bir-de-sosyalistlerden-okuyun-3107171200.html
18   ‘Soner Yalçın’http://www.hurriyet.com.tr/gunes-dil-teorisi-gercek-mi-safsata-mi-16619603
19   agy.
20   https://gizliilimler.tr.gg/Atat.ue.rk-ve-G.ue.nes-Dil-Teorisi.htm
21   https://odatv.com/gunes-dil-teorisini-bir-de-sosyalistlerden-okuyun-3107171200.html

yonetici
yonetici

Yorum Yapabilirsiniz

5 × 1 =