DÜNDEN BUGÜNE SEVR: (10 Ağustos 1920 -10 Ağustos 2016)

yonetici
“Herkesin Türkiye’de bir çıkarı vardı; olmayanlar da icat ediyordu. Bir anlamda, çıkar çatışmalarının da ötesine geçilmiş, yıllara yayılan ‘uyutma antlaşmaları süreci’, yerini açık olarak yürütülen ‘nefret’ tutumuna bırakmıştı. ‘Barbar bir ulus’ olan Türkler’i, Avrupa’dan kovma fırsatı kaçırılmamalıydı. Lloyd George, sezgi gücünü yitirmiş; Türkler’in İstanbul’dan çıkarılmasında diretiyordu. Ateşli politikacılar, ‘Türkler’in İstanbul’u almasıyla bir çağ kapandı, şimdi İstanbul Türkler’den alınarak bir başka yeni çağ açılacak’ diyordu. Türkiye üzerinde, büyük güçler için nimetleri sömürülecek imtiyaz alanları ve neredeyse akla gelebilecek bütün azınlıklar için birer ülke planlanıyordu”. (×) Prof.Paul C.Helmreich

Değerli Ganimet

Birinci Dünya Savaşı’ndan yengiyle çıkan Devletler, 10 Ağustos 1920’de Paris’in banliyölerinden porselen fabrikasıyla ünlü Sévres’de, bir araya geldiler. Osmanlı Devleti’ne, kendi varlığına son veren bir barış anlaşması imzalatılacak ve toprakları nüfuz bölgelerine ayrılarak paylaşacaklardı. Hindistan ve Çin’e ulaşan ana ulaşım yolu üzerindeki Mezopotamya, Filistin ve Suriye ele geçirilecek, kapitülasyonlar (yabancılara verilen ayrıcalıklar) genişletilecek ve Boğazlar denetim altına alınacaktı.

Osmanlı İmparatorluğu savaşın en değerli ganimetiydi. Stratejik konumu dışında; el değmemiş petrol yataklarına, bakır, gümüş, demir başta olmak üzere bilinen hemen tüm değerli madenlere ve“hidroteknik mühendislerinin yardımıyla muazzam ölçüde ürün verebilecek, olağanüstü verimli tarım arazilerine”1 sahipti.

Anlaşmalar Seti

Anlaşma (İtilaf) Devletleri, Osmanlı topraklarını savaştan hemen sonra işgal etmiş, eylemsel olarak aralarında paylaşmışlardı. İstanbul’da askeri bir yönetim oluşturulmuş, Meclis dağıtılmış, Hükümet her söyleneni yerine getiren bir kukla durumuna getirilmişti. Toprak paylaşımının biçim ve miktarı, savaş içinde gizli-açık 9 uluslararası antlaşmayla önceden belirlenmişti.2

Yemen’den Balkanlar’a, Kafkasya’dan Ege adalarına dek büyük bir coğrafyada sınırlar yeniden çizilmişti. Rusya’nın devrim nedeniyle paylaşım dışı kalması üzerine, San Remo’da gözden geçirilen yeni düzenleme, şimdi Sévres’de uluslararası bir antlaşmaya dönüştürülecek ve uygulanacaktı.

Emperyalist Çözüm”

Amerikalı tarihçi Prof.Paul C.Helmreich, Paris’ten Sevr’e (From Paris to Sévres) adlı yapıtında, Sevr Antlaşması için, “19.yüzyıl sömürgeciliğini izleyen, mükemmel bir emperyalist çözüm” der ve o günlerdeki Türkiye için şu değerlendirmeyi yapar: “Türkiye’nin toprakları elinden alınmış, müttefikleri yenilmiş ve Hint Müslümanları dışında, İslam dünyasında bile dostu kalmamıştı. İstanbul, savaşı kazananların eline geçmiş, Türkiye düşmanları tarafından kuşatılmıştı. Büyük güçler, kamp ateşinin çevresinde, aç gözlerle fırsat kollayan kurtlar gibiydi. Çünkü; Türkiye, doğası gereği zengin ve emperyalizm oburdu”.3

Anadolu’nun Paylaşımı

Sevr’e göre; Kars, Erzurum dahil, ülkenin Doğusu tümüyle Bağımsız Ermeni Cumhuriyeti adıyla Ermenilere veriliyor (88-94.Madde), Fırat Nehri’nin doğusundaki topraklar Özerk Kürt Ülkesi yapılıyordu. (62-64. Madde)

Suriye’den sonra İskenderun, Adana, Mersin ve Çukurova’yı içine alan Fransız nüfuz bölgesi, Sivas’ın Kuzeyine dek uzanıyordu (Ek Protokol).

Antalya merkez olmak üzere, Bursa’dan Kayseri’ye çekilen, Afyonkarahisar’dan geçen hattın Güneyinde kalan tüm Güneybatı Anadolu ve Onikiada, İtalyan nüfuz bölgesi oluyordu (Ek Protokol).

Yunanistan; İzmir’le birlikte Batı Anadolu’yu, Edirne ve Gelibolu dahil, tüm Trakya’yı ve Ege adalarını alıyordu (84-87.Madde). İstanbul, Marmara Denizi ve Çanakkale, Türk askerinden arındırılıyor, Anlaşma (İtilaf) Devletleri’nin denetimine veriliyordu.4

Ordu Dağıtılıyor

Anlaşma Devletleri, Türklere, “ekonomik değeri ve gelişme olasılığı bulunmayan”5 topraklar olarak kabul ettikleri, Orta Anadolu’da 120 bin kilometrekarelik bir bölgeyi bırakıyordu. Ordu dağıtılıyor, yerine 50 700 kişiyle sınırlandırılan ve subay kadrosu içinde 1500 yabancı denetmenin (müfettişin) görev yapacağı bir jandarma örgütü kuruluyordu.

Askerlik yükümlülüğü kaldırılarak, ordunun silah donanımı Anlaşma Devletleri’ne devrediliyor; silah üretim ve dışalımı yasaklanıyor; deniz birliklerindeki gemi sayısı, 6 torpido ve 7 hücumbot ile sınırlanıyordu.6

Bu maddelerin kabul edilmesinden sonra, İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, Türkler’in artık askerlik yapamayacağını söylüyor ve alaylı bir dille; “Türkler için, askerlik mesleği tümüyle kapanmıştır. Kuşkusuz, Türkler askerlik yapmak isterlerse, başka bir yere gidebilirler. Fransız lejyonu onları kabul edecektir. Ancak, İngiltere buna bile karşıdır. Çünkü Türkler öteki düşmanlarımızdan farklıdır, başka bir yerde bile askerlik yapmaları iyi değildir. Türkiye’ye dönüp yeni bir askeri dönem başlatabilirler”  diyordu.7

Ekonomik Tutsaklık

Ekonomik, siyasi ve hukuki ayrıcalıklardan oluşan kapitülasyonlar, sınırları genişletilerek yeniden kuruluyor, ayrıca Garanti Sistemi adıyla yeni ayrıcalıklar getiriliyordu (261.Madde). Demiryolları, limanlar, su yolları, gümrükler ve ormanlarla özel ve devlet okulları, uluslararası komisyonların denetimi altına alınıyordu. (Madde 328 -360).8 Devlet bütçesi; İngiltere, Fransa ve İtalya’dan oluşan bir kurul tarafından düzenlenecekti. Kurula katılan Türk temsilcinin oy hakkı bulunmayacak, yalnızca danışma niteliğinde görüş bildirecekti. Türk Hükümeti, kurulun onaylamadığı herhangi bir akçalı (mali) düzenlemede bulunamayacak, Gümrükler Genel Müdürü, bu kurul tarafından atanacak ya da görevden alınacaktır.

Türk Devleti’nin para politikası, Osmanlı Bankası ve Düyunu Umumiye İdaresi ile birlikte çalışacak bir Mali Komisyon tarafından belirlenecekti. Komisyon, devletin gelirleri ile; önce işgal güçlerinin giderlerini ve savaş ödencesini (tazminatı) ödeyecek, sonra geri dönen azınlıkların giderlerini karşılayacak, kalanını Türk halkının gereksinimleri için kullanacaktı (Madde 231-266).9

Büyük devletlere tanınmış olan kapitülasyon ayrıcalıklarından, Yunanistan ve kurulacak olan Ermenistan yurttaşları da yararlanacak, herhangi bir ticari kısıtlamaya bağlı olmadan ülkenin her yerinde çalışabileceklerdi. Yabancı kargo ve posta kuruluşları yeniden açılacaktı. Konsolosluk Mahkemeleri, gelişkin yetkilerle yeniden kurulacak, Türk Mahkemeleri yabancıları yargılayamayacaktı.10

Azınlıklar Egemenliği

Sevr; azınlıklar, dinsel özgürlükler ve demokratik haklar konusunda, özellikle Rum ve Ermeniler’e, Türkler’in yararlanamayacağı geniş haklar getiriyordu. Savaş nedeniyle yerlerinden ayrılan azınlıklar, hiçbir koşula bağlı olmaksızın geri dönebilecekler ve komisyona bildirdikleri maddi zararları, Türk maliyesinden alabileceklerdi.

Azınlıklar; okul, kimsesizler yurdu, hastane, kilise, havra gibi toplumsal ve dinsel kuruluş açmada, mülk edinmede tümüyle özgür olacaklar, hiçbir denetime bağlı kalmayacaklardı.11

Utanç Belgesi”

Anadolu’daki Türk egemenliğini kesin biçimde sona erdiren Sevr, onu imzalayanlar için “sonsuz bir utanç belgesiydi”12 En küçük ayrıntıya dek yüzlerce maddeyle belirlenen parçalama girişimi, birkaç tümceyle özetlenirse, ortaya çıkan somut gerçek şuydu: “Osmanlı Padişahı ve bütün İslamların Halifesi olan Sultan Mehmet Vahdettin”13, dedelerinin Selçuklular’dan devralarak büyük bir imparatorluğun ana yurdu yaptığı Anadolu’yu, hiç direnmeden, üstelik direnenlere karşı direnerek elden çıkarıyordu.

İşin acı yanı, “mahvolmak istemeyen ve Anavatanı’nı her türlü fedakarlığa katlanarak savunmaya karar veren Türk milletine, tutsaklık ve utanç zincirini takmak için, büyük devletler ve Yunanlılarla birlikte saldırıyor, bu saldırıda silah dahil, her şeyi kullanıyordu”.14

Sevr’den Lozan’a

Sevr, imzalandı ama uygulanamadı. Anadolu’da yükselen ulusal Kurtuluş Savaşı, Sevr’in kağıt üzerinde kalmasını sağladı; güçlü ve bağımsız yeni bir ülke yarattı.

Zaferden sonra gidilen Lozan’da esas mücadele, Sevr’de kabul ettirilen ekonomik ayrıcalıklar yani kapitülasyonlar konusunda oldu. Sınırlar, Türk ordusu tarafından belirlenmişti ve kimsenin bu eylemli duruma karşı çıkacak gücü yoktu. Görüşmelerin 8 ay sürmesinin tek nedeni, Ankara’ya, başka bir adla da olsa ekonomik ayrıcalıkları kabul ettirmek istenmesiydi.

Lozan’da, ekonomik ya da hukuki hiçbir ayrıcalık kabul edilmedi. Yeni Türkiye’nin genç önderi, ekonomik tutsaklığın, yokoluşla sonuçlanacağını biliyordu. Her türlü olumsuz sonucu göze alarak direndi ve ekonomi başta olmak üzere; hukukta, siyasette, askerlikte ve kültürde tam bağımsız Türkiye’yi Avrupa’ya kabul ettirdi.

Geri Dönüş

İngiltere Dışişleri Bakanı ve Lozan görüşmelerinde İngiliz kurulunun Başkanı Lord Curzon, İsmet İnönü’ye ekonomik koşulları kast ederek Lozan’da şunları söylemişti: “Aylardan beri müzakere ediyoruz. Arzu ettiklerimizden hiçbirini vermiyorsunuz. Ancak, ne reddettiyseniz cebimize atıyoruz. Ülkeniz yoksulluk içindedir. Yarın geleceksiniz, kalkınmak için bizden yardım isteyeceksiniz, borç isteyeceksiniz. O zaman cebime koyduklarımdan herbirini birer birer çıkarıp önünüze koyacağım”.15

Batılılar, Atatürk ölene dek, “ceplerinden bir şey” çıkaramadı. Ancak, ölümünden henüz 5 ay geçmişken, 1 Nisan 1939’da, ABD’ye “ticarette en çok kayırılacak ülke” statüsü verildi. Amerikan malları, ithalattan alınan vergilerin tümünden muaf tutuldu. Bu tutum, açık bir kapitülasyon uygulamasıydı ve o günden sonra, kapsamı ve yoğunluğu arttırılarak günümüze dek gelen devlet politikası olacaktı.

Osmanlı’dan Gelen

Türkiye’nin; ekonomik, siyasi, hukuki ve askeri alanda bugün geldiği yer, Lord Curzon’un öngörülerinin ötesindedir. Bu, kanıtsız bir sav değil somut bir gerçekliktir. Üstelik bu gerçeklik yalnızca Sevr’e ait 96 yıllık bir sorun değildir. Fatih döneminde başlayıp 500 yıl süren Osmanlı imtiyazlarına dek giden eski bir öyküdür.

Osmanlılar, serbest ticaret ve imtiyaz verme anlayışını, Selçuklular ve Anadolu beylikleri döneminden alarak neredeyse doğal bir kuralmış gibi sürdürmüştür. Geniş kapsamlı ilk imtiyaz, Fatih Sultan Mehmet döneminde Venedik’lilere verildi.16 Oğlu 2.Bayezit’in Floransa Dükalığı’na verdiği imtiyaz, bugünkü doğalgaz anlaşmaları ya da İzmit Osman Gazi Köprüsü anlaşması gibiydi. Bayezit’in Kapitülasyonunda, Floransa kumaşının ülkeye gümrüksüz olarak sokulması kabul ediliyor, üstelik yılda elli bin parça kumaşın, satılmasa da alınması yükümleniliyordu.17

Sevr’den Günümüze

Sevr’de oluşturulan ve Türkiye’nin maliyesini düzenleyecek “Mali Komisyon”un işlevini; bugün, İMF ve Dünya Bankası yerine getiriyor. Sevr’de, “Garanti Sistemi” adıyla uygulanan mali ayrıcalıklar, Kemal Derviş’in “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”yla yasalaştırılmıştır. Yabancılar Türk yurttaşlarının ödediği; kira geliri, hazine bonosu ve devlet tahvili faiz geliri, serbest meslek kazancı, banka mevduat faizi geliri, ücret kazancı ve repo geliri gibi kazançlarda vergi ödemiyor. 1838 Türk-İngiliz Serbest Anlaşması’nda (Baltalamaya Anlaşması) bile, Türk tüccarlar yüzde 12 vergi öderken, yabancılar yüzde 5 vergi ödüyordu.

Sevr’de, hükümet kendi gümrük vergilerini, Avrupalı devletlerle birlikte belirlemeyi kabul etmişti. Bugün ise, AB’nin üçüncü ülkelerle (tüm dünya ülkeleri) yaptığı ve yapacağı bütün anlaşmaları önceden kabul etmiş durumdadır.

Sevr’deki “Mali Komisyon”, savaş tazminatları ve borç ödemelerine öncelik vermişti. Bugün dış borç ödemelerine kaynak ayırmak için, Derviş’in çıkarttığı Merkez Bankası Yasası kullanılıyor ve “faiz dışı fazla” peşinde koşuluyor.

 Sevr’de, Demiryolları, limanlar, su yolları, gümrükler ve ormanlarla özel ve devlet okulları, uluslararası komisyonların denetimi altına alınıyordu. Bugün bunların büyük bölümü devlet yönetiminden çıkmış durumda. Limanlar satılmış, akarsular HES’lerle doldurulmuş durumda.

Sevr’de, azınlıklar; okul, kimsesizler yurdu, hastane, kilise, havra gibi toplumsal ve dinsel kuruluş açmada, mülk edinmede denetim dışına çıkarılmışlardı. Cumhuriyet döneminden sonra bugün yeniden özgür kılınmışlardır. Eski mülklerine kavuşmuşlar ve yoğun bir çalışma içine girmişlerdir.

 Sevr’de, yabancılar kendi nüfuz alanlarında, maden arama ve işletmede serbesttiler. Şimdi Türkiye’nin büyük bölümünde, kiralamalar ya da satın almalarla arama ve işletme haklarına sahiptirler.

Duyunu Umumiye’nin reji idaresinden alınıp devlet tekeli haline getirilen tütün üretim ve işletmeciliği, bugün yeniden yabancı sigara şirketlerinin tekeline verildi. Pancarın yerini mısır ve yapay tatlandırıcılar aldı. Tütün ve pancarın ekim alanları sınırlandırıldı. Düyunu Umumiye İdaresi ve Osmanlı Bankası’nın yerini alan milli bankalar artık yok. Milli bankaların yerini, uluslararası bankalar aldı.

Sevr’de, Anadolu Avrupa devletlerinin nüfuz bölgelerine ayrılmıştı, şimdi Türkiye’nin tümü Avrupa Birliği’nin açık pazarı durumunda.

Sevr’de ordu, adı var kendi yok duruma getirilmişti,  bu gün etkisiz bir kolluk gücü haline getiriliyor.

 

DİPNOTLAR

(×)      “Sevr Entrikaları” P. C.Helmreich, Sabah Kit., İstanbul-1996, sf.22
1   “Woodrew Wilson, Dünya Savaşı, Versailles Barışı” R.S.Becker, sf.96; ak. M. Şamsutdinov, “Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı Tarihi 1918-1923” Doğan Kitap, İstanbul-1999, sf.39
2   Ana Britannica, 27.Cilt, Ana Yay. A.Ş. İstanbul-1994, sf.361
3   “Sevr Entrikaları” P. C.Helmreich, Sabah Kit., İstanbul-1996, sf.22
4   “Mustafa Kemal” B.Méchin, Bilgi Kit., Ankara-1997, sf.192
5   g.e. sf.192
6   “Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı Tarihi 1918-1923” A.M. Şamsutdinov, Doğan Kitap, İstanbul-1999, sf.241
7   “Milli Kurtuluş Tarihi” D.Avcıoğlu, Cilt, İst.Bas., İst.-1974, sf.106
8   “Kurt ve Pars” Benoit Méchin, Kum Saati Yay., İst.-2001, sf.156-157
9   “Mustafa Kemal” B.Méchin, Bilgi Kit., Ankara-1997, sf.195-196
10  “Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı Tarihi 1918-1923” A.M. Şamsutdinov, Doğan Kitap, İstanbul-1999, sf.242
11  Büyük Larousse, Gelişim Yayınları, sf.10403
12  “Kemalist Eğitimin Tarih Dersleri-IV” Kaynak Yay., 3.Bas., 2001, sf.64
13  a.g.e. sf.65
14  a.g.e. sf.65
15  “Tek Adam” Şevket Süreyya Aydemir, 3.Cilt, sf.115
16  “Histoire du Commerce du L’evant au Moyen Age” W. Heyd, 2.C. Paris 1923, ak;S.Yerasimos, “Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye” 1.Cilt, 7.Bas.,
17  “Histoire du Commerce du L’evant au Moyen Age” W.Heyd, 2.Cilt, Paris 1923, ak; S.Yerasimos, “Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye” 1.Cilt, 7.Bas., sf.377

 

 

 

 

yonetici
yonetici

Yorum Yapabilirsiniz

8 + 15 =