ABD’YLE ÇATIŞILIYOR MU?

yonetici
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, son birkaç yılda, Batı’yla özellikle de ABD’yle çelişkileri olduğunu gösteren açıklamalar yaptı; ABD’yle çatıştığı izlenimi verdi. Açıklamaları değerlendiren bir kısım yorumcu; Erdoğan’ın Washington’un verdiği desteği yitirdiğini’, ‘üzerinin çizildiğini’ ya da ‘Batı gözünde miyadının dolduğunu’ söyledi. Bir başka kesim; ‘AKP’nin dış politikada ister istemez Atatürkçü politikaya döndüğünden’, ‘vatan savunmasından’ hatta ‘anti-emperyalist tutumdan’ söz etti. Yandaş kesim ise; ‘yedi düvelle mücadele ettiğini’, ‘dik ve sağlam bir ulusal duruş gösterildiğini’, ‘Batı’ya diz çöktürüldüğünü’ söyledi. Televizyon konuşucuları bunları anlattı, gazeteler bunları yazdı.

Medya Siyaseti!

Siyasi iktidarın, son dönemde, ABD başta olmak üzere Batı karşıtı söylemleri ve bunlara karşı yapılan yorumlar, siyasetteki düzeyin göstergesi durumundadır. Olay ve olgulara bakış açısı daralmıştır. Siyasi gündem neredeyse haftalık değerlendirmelere inmiştir. Sürekli konu değiştiren resmi açıklamalar, medya yayınlarıyla halka ulaştırılmakta ve art arda yapay gündemler yaratılmaktadır. Bilgisiz ve örgütsüz kılınan halk, neyin ne olduğunu anlayamaz hale geliyor. Televizyonlar ele geçirilmiş, siyaset, medya yayınlarıyla sınırlanmış durumda.

Türk siyasetindeki ufuk daralması, yalnızca iktidardakileri değil siyasetle ilgilenen her kesimi içine almıştır. Aydın çevrelerdeki entellektüel olgunluk, şimdiye dek olmadığı kadar düzey yitirmiştir.

Çatışıyor Görünmek

Siyasetteki düzey yitiminin göstergesi olan açıklamalar doğru bilgiye dayanmıyor. Niyet ne olursa olsun; yalan ve yanlışa dayanıyor. Yanılgıyı ve öngörüsüzlüğü yansıtıyor. Batı’nın destekleyip ayakta tuttuğu ve tutmakta olduğu iktidar, yitirmekte olduğu halk desteğini korumak için; yapay gündemler yaratıp, uygulaması olmayan kurusıkı sözler söylüyor. Gerçekte, ne Batı’nın çıkarlarıyla çatışıyor ne de ulusal hedeflere yöneliyor. Emperyalizmin Ortadoğu politikasına katkı koyan bir yönetimin, gönüllü olarak birlikte olduğu güçle çatışması kaçınılmaz olarak söz konusu olmuyor.

Kendi ülkesine zarar veren politikalar yürüten bir yönetim, bu olumsuz sürece sesiz kalmış görünemez. Gerçeği gizleyen yanıltıcı bir tutum izler ve bu yönde açıklamalar yapar. Örneğin, Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanlığını yapıp istenenleri yerine getirirken, sonuçlar ortaya çıkmaya başlayınca kendini gizlemek ancak böyle mümkün olabilir. Gerçek ortaya çıkıp ülke karmaşaya giderken, olaylara karşı dirençsiz ve çatışmasız bir görünüm vermek, halkın desteğini tümden yitirmek demektir. ‘İşbirlikçiğin gizlenmesi’ olan bu tutum; medyayla sağlanan bir yaymaca (propaganda) çalışmasıdır. Bugüne dek işe yarayan bu çalışma işe yaramış ve yapay gerilimleri siyasete yön veren unsur haline getirmeyi başarmıştır.

Emperyalizmin Ne Olduğunu Bilmek

Türkiye’de, emperyalizm sözcüğü çok kullanılıyor ancak ne olduğu ve nasıl işlediği, gerçek boyutuyla bilinmiyor. Emperyalizm deyince, oluşan ortalama algı; silah, ordu, savaş ve askeri işgal geliyor. Oysa, bunlar emperyalizmin amacına ulaşmak için kullandığı araçlardır. İşin özü; para, kâr ve sömürüye yani ülkelerin varsıllığına el koymaya dayanıyor. Emperyalizmin varlık nedeni ekonomidir.

Bugün askersiz ‘çözüme’ öncelik veriliyor, olmazsa silah kullanılıyor. Amerikalılar, 20.yüzyılın başında bu işleyişe ‘açık kapı politikası’ diyordu. ‘Kapılar Amerika’ya açık olmalı, kapalıysa kırılmalı’. Söylenen buydu. Kapılar bugün, mali ve ticari ilişkilerle açılıyor ve işbirlikçilerle açık tutuluyor.

AKP’nin Özgörevi (Misyonu)

Türkiye’nin emperyalizmin ağına yakalanması, Atatürk’ün ölümüne dek giden eski bir öyküdür. AKP’nin 17 yıllık iktidar dönemi, bu uzun sürecin son aşamasıdır. ABD bu son dönemde, Türkiye’de bugüne dek yapamadığı ve yaptıramadığı ne kadar tasarımı varsa, tümünü AKP’ye yaptırmıştır/yaptırmaktadır.

İktidara getirilmeyle başlayan, BOP adına Ortadoğu’da görev verilmesiyle gelişen ilişkiler ağı; başladığı gibi sürmektedir. Bunu, Erdoğan’ın Washington ziyareti açıkça ortaya koymuştur. Trump, “Dostum Erdoğan dünyanın çok zorlu bir bölgesinde görev yapıyor, açıkçası yüksek not alıyor. Türkiye ve ABD’nin şu anda hiç olmadığı kadar birbirine yakındır” demiştir.

Türkiye-ABD ilişkileri, söylendiği gibi gerçekten ‘hiç olmadığı kadar’ yakın mıdır? Ya da ‘tarihinin en sorunlu dönemini mi’ yaşıyor? Bu soruya, medya siyasetçilerinin gözüyle değil de, yüzyıl yukardan bakarak yanıt verilecek olursa, ‘Türkiye, Kurtuluş Savaşı’ndan beri, ABD isteklerine hiç olmadığı kadar yakın’ yanıtının verilmesi gerekiyor.

Kurtuluş Savaşı, Türk Devrimi ve ABD

Türkler, Kurtuluş Savaşı ve Türk Devrimiyle; ‘Anadolu’nun kapılarını’ üstelik sımsıkı ve yalnızca ABD’ye değil, bütün emperyalist devletlere kapattı. Bu tutumuyla, sömürge ve yarı-sömürgelere örnek oldu ve Amerikalıların ‘insanlığın baruttan sonra bulduğu en tehlikeli silah’ dediği, ulusal kurtuluş savaşları çağını başlattı. ABD’yle ‘en uzak’ ülke haline geldi.

Emperyalizm, başta ABD olmak üzere Atatürk’ü ve Türk Devrimi’ni hiç affetmedi. Onları, kendisi için en büyük tehlike olarak gördü. Lozan’ı imzalamadı, Sevr’in 20.yüzyılın ‘en demokratik antlaşması’ olduğunu söyledi. Yüzyıl boyunca bu anlayışla hareket etti. Türkiye’yi yüzyıl önceki duruma getirmeye çalıştı ve bunu başardı. Türkiye, 21.yüzyılın başında, ABD’ye hiç olmadığı kadar ‘yakın’ hale geldi.

Recep Tayyip Erdoğan ve ABD

‘Ey Amerika’yla’ başlayan ve söz karmaşasıyla süren açıklamalara dayanarak değerlendirme yapılacak olursa, Türkiye’nin ABD’yle çatıştığı söylenebilir. Ancak, bu gerçeği yansıtmaz. Türkiye, ABD’nin yüzyıldır getirmeye çalıştığı yere getirilmişken ve bunu iktidar yapılıp 17 yıl orada tutulan AKP yapmışken; yapay diklenmeler, inandırıcılığı olmayan karşıtlıklar, Rusya flörtü, ‘vize’ sürtüşmesi falan bir önem taşımıyor. Trump, gerçeği söylüyor. ‘Yeni Osmanlıcı’ Türkiye, ABD’ye ‘hiç olmadığı kadar yakınlaşmış’ durumda.

BOP Eşbaşkanı olarak Türkiye’de ‘Ilımlı İslam’ düzeni kuran ve kitle desteği süren Recep Tayyip Erdoğan’dan, ABD neden memnun olmasın; ‘üzerini neden çizsin’. Bunu yapmak istese, elinde sonuç alacağı çok sayıda koz var. En kolayından Ecevit’e yaptığını yapar. Borsadaki sıcak parayı çeker, ayakta zor duran ekonomiyi bir anda yere serer ve Ecevit gibi Erdoğan’ın da siyasi yaşamı bitirir.

Rusya’yla ilişkiler ya da S-400 gibi, 3.sınıf çelişkiler, ‘üzerini çizme’ eyleminden uzaktır. Uzlaşmayla sonuçlanacaktır.

Çatışma İçin Neden Var mı?

Erdoğan’ın ABD’yle çatıştığını ve ‘defterden silindiğini’ söylemek için, çatışmanın dayandığı uygulamaların ne olduğunu somut olarak ortaya koymak gerekir. AKP’nin, ABD’nin çıkarlarına ve yürüttüğü politikalara karşı, içte ve dışta herhangi bir uygulaması var mıdır? İktidara geldiği 2002’den bugüne dek geçen 17 yıl içinde, onun dümensuyunda hareket etmemiş midir? ‘Stratejik ortak’ denilen ABD’nin hemen her isteği yerine getirilmemiş midir?

ABD, Türkiye’yi güçsüzleştirip kendine bağlamak ve çıkarı yönünde kullanmak için yoğun çaba harcamış ve bu çabanın sonucunu; Kore Savaşı’ndan başlamak üzere bugüne dek almıştır. Değişik biçimde bugün de almaktadır. Erdoğan’ı, özü, İsrail’in büyütüp güçlendirilmesi ve Akdeniz’e bağlı ‘Büyük Kürdistan’ın’ kurulması olan BOP’un Eşbaşkanı yapmıştır. Barzani ‘devletini’ neredeyse Türkiye’ye kurdurmuştur. İncirliği kullanmaktadır. Suriye sınırında, 800 kilometrelik alana PYD’yi yerleştirmiştir. Türkiye’nin Fırat’ın Batısı’ndaki kırmızı çizgisini yeşile dönüştürmüştür. Silahlı Kürt milisleri, Türkiye’den Suriye’ye geçirtmiştir. Kürt militanlara askeri eğitim verdirmiştir… Bunların tümünü, Erdoğan önderliğindeki AKP’ye yaptırmıştır. Erdoğan’ın ‘üzerini neden çizsin’. Erdoğan, ABD’nin tekerine taş koymadığı sürece üzeri çizilmeyecektir.

Olanlar

ABD şu anda elinde bulundurduğu AKP’yi verimli biçimde kullanmaktadır. ‘Ey Amerika’ seslenişi, düşünme ve algı gücü zayıflatılmış halka yönelik, kendini güçlü gösterme girişimi, gerçeği örten bir yanıltma girişimidir.

Yapay karşıtlıklarla yürütülen danışıklı dövüş sürerken yani düşük düzeyli bir ‘cambaza bak’ olayı yaşanırken geçekler şöyledir: Türkiye’nin ekonomisi çökmüştür. Borç, ödenebilirlik sınırını aşmış, borç taksitleri yeni borçlarla ödenmektedir. Kemalist ordu, eğitim kurumlarıyla birlikte tasfiye edilmiştir. Suriyeli göçmenler, imam okulları, vakıflar ve tarikatlarla Türkiye Araplaştırılmaktadır. Şeriat uygulamaları yaygınlaştırılmakta, 2023’e hazırlanılmaktadır.

AKP’nin yarattığı yıkım, köktenci bir değişim olmadan hiçbir iktidar değişiminin düzeltemeyeceği kadar ağırdır. Bunlar, ABD’nin 80 yıldır peşinde koştuğu ve ancak şimdi yaptırabildiği işlerdir. Bunları yapan AKP’nin üzerini ABD neden çizsin?

Olacaklar

ABD, Kürt devletini kurup tanıyacak ve bu devleti dünyaya tanıtacaktır. Bunun alt yapısı hazırdır. Kürt devletinin kurulup tanınması, parçalanma sırasının Suriye’den sonra İran’a ve Türkiye’ye gelmesi demektir. Cumhuriyet’i kuranlar bunu bildikleri için, Kürt devletini savaş nedeni saymıştı…

ABD, Türkiye’nin ‘yeni-Osmanlıcığa’ geçmesini ve ‘Ilımlı İslam’ adını verdiği rejimle yönetilmesini istiyor. İsteğini yönetime getirdiği AKP’ye yaptırıyor. İnanç çatışmasının, İran’daki gibi denetiminden çıkma riskini biliyor ama bu risk AKP’yle iş çevirmesini önlemiyor. Onun için önemli olan Türkiye’nin güçsüz kılınması. Bunu da AKP mükemmel yapıyor.

‘Sürekli Kaos’

ABD, Türkiye’yi, ‘sürekli kaos kuramı’ adını verdiği çatışmalı bir düzensizlik ortamına götürüyor. Bunu yaparken, söz karmaşası ve inanç sömürüsünü kullanan AKP’yi kullanıyor. Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’de bunu başardı. Aynı şeyi, Türkiye ve İran’da da yapmak istiyor. BOP’ta açıkladıkları gibi, burada İsrail ve Büyük Kürdistan’dan başka büyük devlet bırakmamaya kararlılar. Buna karşı çıkıp, çevre ülkeleri bir araya getirerek başarılı olabilecek tek ülke Türkiye. Ancak, Türkiye AKP aracılığıyla denetim altında.

ABD, belirlediği yolda ilerlerken, Recep Tayyip Erdoğan’ın, bağlı olarak AKP’nin ‘üzerini neden çizsin’.

Türkiye’de siyaset, neden olduğu toplumsal çözülmeye bağlı olarak, sürekli düzey yitiriyor ve sorun çözmek yerine sorun yaratır hale geliyor. Ülkenin kaderine yön veren iktidar sahipleri, yetersiz donanım ve eğitimsizlikleriyle topluma geriliği yayıyor. Geriye gidiş ve ilkelleşme, politika haline getiriliyor, derine giden bozulmalar yaşanıyor. Bilinç yoksunluğu ve yetersizlik, iktidarı ve muhalefetiyle siyasetin her alanını etkisi altına alıyor. Türkiye içinde yaşadığı çağın gereklerinden koparak, karanlık ve karışık bir geleceğe doğru gidiyor.

ABD, bu gidişin siyasi sorumluluğunu taşıyan AKP’nin ve onun genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ’üzerini neden çizsin’.

yonetici
yonetici

Yorum Yapabilirsiniz

3 × 4 =