2020; DÜNYANIN DURUMU

yonetici
Dünya’nın bugünkü durumunu izlemek, yüz yıllık eski bir fotoğrafa bakmak gibidir. Etkinlik bölgeleri için mücadeleler, ülkeler ve bölgeler arası gerilimler, askeri ve ekonomik sorunlar, gücün belirleyiciliği, ticari rekabet, uluslararası sermaye hareketleri ve pazar çatışmaları, boyutları büyümüş sorunlar olarak niteliği değişmeden sürüyor. Yüzyıl başındaki İngiltere’nin yerini bugün ABD aldı. İngiltere–Fransa sömürgeciliğine karşı Alman tepkisinin yerinde şimdi, ABD–Japonya–Almanya-Çin çekişmesi var. Yüzyıl başında dünyanın temel paylaşım alanları ve çatışma bölgeleri, Ortadoğu ve Balkanlar (Türkiye) ile Uzak-Doğu (Çin) idi. Şimdi Çin’in yerini Orta Asya ülkeleri aldı. Türkiye kendisini Çin’den daha önce kurtarmıştı, ancak bugün aynı yere geri döndü.

Yeni Yüzyıl

Yaşamın sürekli akışı içinde, yüzer yıllık zaman dilimleri kuşkusuz herşeyi ifade etmiyor. 21.Yüzyıl belki on yıl önce başladı ya da yirmi yıl daha sürecek. Önemli olan zaman dilimleri değil, süreçler ve etkileri. Köleci toplum bin, feodal toplum sekiz yüz yıl sürdü. Bu dönemlerde, bir değil birkaç yüzyıl, önemli bir toplumsal değişim olmadan geçti.

20.Yüzyıl öncekilerden farklı. On ya da yirmi yılda ortaya çıkan gelişmeler, birçok kişinin kavrayamayacağı kadar hızlı. Teknoloji yarışı, ülkeler arası ilişkiler, toplumsal dönüşüm ya da çözülmeler olağanüstü hızlanmış durumda. Kimilerine göre; insanlık, zenginliği, eşitliği ve evrensel barışı gerçekleştirecek altın çağa girmek üzere. Üretilen değerlerin dolaşımında küresel bir devrim yaşanıyor. Sınırlar önemini yitiriyor, insanlar tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar birbirlerine yakınlaşıyor, evrensel bir uygarlık doğuyor.

Kimilerine göre ise; insanlar, yaşamsal gereksinimlerinin esiri olmadan, ruhlarının ezilmediği, özgür ve barışçı bir yaşam çevresini henüz yaratabilmiş değil. İçinde bulundukları koşullardan duydukları hoşnutsuzluk, gelecek umutlarını iyimser kılamıyor, onları geçmişe özleme yöneltiyor. Dünyanın büyük bölümünde insanların yoksulluğu artıyor, az sayıdaki zengin ülke, ayrıcalıklarını kaybetmemek için her yolu deniyor. İnsanlık, tarihinde gördüğü en planlı ve en örgütlü sömürü altında.

20.Yüzyılı Anlamak

Hangi görüş gerçeği açıklıyor? Her ikisi de doğru ya da her ikisi de yanlış mı? Yaşadığımız dönemin tarih açısından önemi nedir? Kim ne derse desin, milyarlarca insanın yaşadığı ve gördüğü bir gerçek var; ekonomik ve politik gerilimlerin, çatışma ve savaşların, yoksulluğun, tahrip edilen doğal çevrenin, insanlar üzerinde baskı oluşturduğu bir dönem yaşanıyor.

Endüstriyel egemenlik ve politik nüfuz alanları için çatışma, yeni yüzyılda, hâlâ dünyanın biçimlenmesini belirleyen kritik sorun durumunda. Tarih sanki yeniden yaşanıyor. 20.Yüzyıl başlarken yaşanan sorunlarla günümüz sorunları arasında temel bir farklılık görülmüyor. Yalnızca yöntem, araç ve yoğunluk artışları sözkonusu. İnsanlar yüz yıldır, niteliği değişmeyen küresel bir sistemin, emperyalizmi gelişen iç süreçlerini yaşıyor.

Geleceğin alacağı biçimi görebilmek için geçmişin doğru kavranması gerekiyor. 20.Yüzyılı anlamadan, günümüzde doğru adım atmak ve kendi geleceğine egemen olmak mümkün değil. Değişik biçimlerle dört imparatorluğun (Rus, Osmanlı, Avusturya–Macaristan, İngiltere) dağıldığı, sömürgecilik döneminin sona erdiği, iki büyük dünya savaşının yaşandığı ve ulusal bağımsızlık hareketlerinin olağanüstü hızla yayıldığı bir yüzyıl yaşandı.

İnsanlık, tarih boyunca ilk kez Rusya’da eşitlikçi bir ülke yaratmayı denedi. 300 yıldır dünyayı egemenliği altında tutan emperyalist ülkeler, ilk kez Türkiye’de yenildi. Teknolojik gelişim, silahlanma, süper güçler, uluslararası yakınlaşma, kültürel etkileşim, açlık ve çevre sorunları tarihin hiçbir döneminde, 20.yüzyıldaki yoğunlukta yaşanmadı. Bu yüzden 20.yüzyıl, zengin bir toplumsal dönüşüm laboratuarı oldu.

Liberalizmin Sonu

19.Yüzyıl sanayi devrimi ve nüfus patlaması, Batı Avrupa sömürgeciliğini yeni bir aşamaya getirmişti. Özellikle yüzyıl sonundaki üretim ve sermaye artışları, denizaşırı ülkelerin önemini daha da arttırdı. Tekelleşen büyük şirketler mal yanında sermaye de ihraç etmeye başladılar. Başlı başına bir güç haline gelen mali sermaye, tekelleşme eğilimlerini hızlandırarak liberal dönemi sona erdiren yeni bir süreci, emperyalist dönemi başlattı. Sömürgelerin önemi artarken, ondan daha çok pay almak isteyenlerin sayısı arttı.

Sömürgecilik yarışına en son katılan ABD, 1898’de İspanya’yı yenmiş, Küba ve Filipinleri ele geçirmiş ve dünyaya yayılmaya başlamıştı. Amerikan yayılmacılığının kuramını oluşturan Amiral Alfred Thayer Mahan, 19.yüzyıl sona ererken ABD Hükümetine şu öğütleri veriyordu: “Tarihi dikkatle okuyunuz, uluslararası sorunları akıllıca değerlendiriniz. Denizlerde gerekli denetimi sağlamayla; ulusal ticaret, ulusal refah ve ulusal büyüme arasındaki açık ilişkiyi değerlendiriniz ve üzerinize düşen rolü uygulamaktan çekinmeyiniz. Hıristiyan uygarlığını Doğu Asya’nın şiddetli saldırılarına karşı savunmaya hazırlıklı olunuz. Genişleme politikasının ülke yararına dönük bir biçimde kullanılmasını sağlayınız”.1 Mahan bunları söylerken gelişmeleri yeterli görmeyen Amerikalı Henry Cabot Lodge; “Büyük ülkeler dünyayı paylaşıyorlar. Amerika bu gidişe ayak uydurmalıdır” diye telaşlanıyordu.2

ABD, Mahan’ın önerileri yönünde Deniz Kuvvetlerini güçlendirip dünyadan daha çok pay almaya hazırlanırken, aynı hazırlık Almanya ve Japonya’da da yapılıyordu. Alman generali Baron Walther Vori Lüttwitz şunları söylüyordu: “19.Yüzyılda genel paylaşıma katılmakta çok geciktik. Ancak ikinci bir paylaşım gelmek üzeredir. Bizi bekleyen kaynakların zenginliğini anlamak için; yalnızca Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüne değil, Uzakdoğu’nun yeni Hindistan’ı olan Çin’in tecridi ve birçok Güney Amerika ülkesinin içinde bulunduğu dengesiz koşullara eğilmemiz gerekir. Herkesi ürkütecek kadar güçlü olmalıyız. Bu konuda artık yitirilecek zamanımız kalmamıştır”.3

Baron Lüttwitz kendi açısından haklıydı. Çünkü Almanya, dünyanın yeniden paylaşılması için 30 yıldır hazırlanıyordu. 1887 yılında Almanya’yı ziyaret eden Amerikalı gözlemci Henry Adams; “Almanya dünya çapında şaşırtıcı bir güç olmuştur. Bu güç onu barut tozu deposu haline getirmiştir. Bütün komşuları onun patlayacağı düşüncesiyle dehşet içindedir ve bu patlama er ya da geç olacaktır”.4

Kıran Kırana Mücadele

20.Yüzyıla girilirken, sömürgeler için kıran kırana bir mücadele vardı. Bu mücadelede amaca yönelik başarı için her türlü girişim yapılıyor, tutucu alışkanlıklardan, inanç farklılıklarından ve yerel ayrılıklardan yararlanılıyordu. Toplumsal geriliğin düzeyi, sömürgeci egemenliğin de kapsamını belirliyordu. Kabileler, cemaat toplumları ve despotik yönetimli geri ülkeler, kimi zaman askeri eyleme bile gerek duyulmadan, kolayca etki altına alınıyorlardı.

Ancak tüm baskı ve engellemelere karşın, sömürge ve yarı sömürge ülkelerde ulusçu hareketler oluşmaya başlıyor ve bu hareketin öncüleri, hem sömürgecilerle ve hem de onların yerel işbirlikçileri olan gerici unsurlarla çatışıyorlardı.

20.Yüzyıl başlarında yayılmaya başlayan ulusçu hareketlerde iki temel eğilim egemendi; daha çok aydınların arasında yaygın olan mandacılık ve genellikle din adamlarının öncülük ettiği, yerel geleneklere dayalı dinsel tepki. Karşısında olduğu gücün niteliğini ve amacını kavrayamamış olan her iki eğilim de doğal olarak etkili olamadı. Tam bağımsızlık kavramı ise henüz sömürge dünyasının gündemine girmemişti.

Yüzyıl başında, 1898–1901 Çin–Boxer, 1899–1902 Güney Afrika Boer ve 1911–1916 Meksika–Zapata ayaklanmaları ulusal bağımsızlığa yönelen anti–emperyalist savaşımlar değil, yerel ölçekli çatışmalardı. Emperyalizme karşı ilk başarılı karşı çıkış Türk Devrimi’dir. 1919–1923 Türk Kurtuluş Savaşı’nın beklenmeyen başarısı ulusal bağımsızlık kavramını, sömürge ve yarı sömürgelerin gündemine kalıcı bir biçimde sokmuştur.

21.Yüzyılın ilk 20 yılına girerken, nitelik olarak yüz yıl öncesindeki koşulları yaşıyoruz. Dünya pazarları için ‘kırankırana’ çatışma sürüyor. Ortadoğu yine ‘cadı kazanı’. Türkiye, büyük bir devrimden sonra eskiye geri döndü. Dağılma sorunları yaşıyor. Bu nedenle Kemalizm güncelliğini koruyor. Yüzyıl öncenin paylaşım alanı Çin kendini kurtardı, geleceğini kuruyor. Arka bahçelerinde ‘ortak pazarlar’ kuran emperyalist ülkeler, yine ekonomik çatışma içindeler. NAFTA’yla ABD, Avrupa Birliğiyle Almanya, APEK’le Japonya, dünya pazarları için ilan edilmemiş bir savaş içindeler. Ortak pazarlar, geleceğin askeri ittifaklarını haber veriyor.

DİPNOTLAR

1       “Mahan’a Göre Deniz Gücü”, William E. Livezey, Harp Akademileri Komutanlığı, Deniz Harp Akademisi Yay., 1979, sf.63
2       “Emperyalizme Tepki: Milliyetçilik” G. Barraclough, a.g.e. S:13, sf.243
3       a.g.e. sf.45
4       The History of Germany Since 1789” Golo Mann (New York: Praeger 1968, sf. 65 aktaran Jeffrey E. Garten “Soğuk Barış” Sarmal Yay., sf. 66

yonetici
yonetici

Yorum Yapabilirsiniz

15 + 5 =