Aylık Arşiv:: Temmuz 2017

Metin Aydoğan
… On iki yaşındaki Nezahat’ın öyküsü, TBMM tutanaklarına geçmiş somut bir gerçektir. Nezahat, Kurtuluş Savaşı’nda 70.Alay Komutanı olan Albay Hafız Halit Bey’in kızıdır. Balkan Savaşlarından hemen önce doğan, sekiz yaşında annesini yitiren, kalacağı bir yeri olmadığı için babasıyla cephelerde büyüyen bu çocuk, Meclis’çe verilecek ilk İstiklâl Madalyası için aday gösterilmiştir. Meclis’in 30 Ocak 1921...
Metin Aydoğan
… Lozan’a yönelik açıklamalarını, Konferans’ın bitimine dek sürdürdü. İzmit’te, “Türkiye, bağımsızlığı ve egemenliği için belirlediği esasları, Misakı Milli halinde belirlemiş; gücüyle, süngüsüyle, bütün varlığıyla elde ettiği bu esasları, dünyaya duyurmuştur. Yapılması gereken, maddi olarak elde edilmiş olanın; konferansta, salonda, masada nerede olursa olsun usulen ve resmen kabul etmekten ve onayından başka bir şey değildir”;...
Metin Aydoğan
Birinci Dünya Savaşı, 28 Temmuz 1914’de başladı, 11 Kasım 1918’de bitti. Osmanlı İmparatorluğu, savaş sürerken ve ortada hiçbir neden yokken, ‘29 Ekim 1914 günü herhangi bir bildirimde bulunmadan Rus limanlarını bombaladı. Osmanlı İmparatorluğu’nun Dünya Savaşı’na katılması anlamına gelen bu eylem, önceden hazırlanmış bir tasarımdı ve çok dar bir kadro tarafından düzenlenmişti. Akdeniz’de İngiliz donanmasından...
Metin Aydoğan
… Osmanlı eğitim kurumlarında; bilgi ve bilinç yaratmayan, ezbere dayalı ve çağın gereklerinden uzak bir eğitim veriliyordu. Eğitimin temeli, din öğretimine indirgenmiş, fen bilimleri ve felsefe, eğitimden uzak tutulmuştu. Kimi düşünce akımlarının, öğretilmesi bir yana, sözünün edilmesi bile kafirlik sayılıyordu. Okul yöneticileri için tarih, “uzak durulması gereken bir baş belası, huzur kaçıran bir kabustu”....
Metin Aydoğan
Lord Curzon, çaresizliğini o denli açık ediyordu ki, “Türkiye için rahatsız edici oluyorsa, kapitülasyon yerine başka bir sözcük kullanabiliriz” gibi gülünç önerilerde bulunabiliyordu. Türk kurulunun ekonomik bağımsızlık isteklerine karşı başlangıçtaki alaycı yaklaşımı, giderek saldırgan bir karşıtlığa dönüşüyor; alaycılığın yerini, kaygı ve korku alıyordu. Öyle görülüyordu ki, Türkler ekonomik bağımsızlık konusunda, söylediklerinin bilincindeydiler ve bunları...
Metin Aydoğan
“… Kağnılar ve kağnı kollarıyla durmadan yol alıyorduk. Ağır, ama hep hareketliyiz. Sürekli hedefe ilerliyor, Tanrı huzurunda ibadet eden müminler gibi, hiç konuşmadan gidiyoruz. Kağnılarımızın tekerlekleri, hiçbir yerde duyulmamış ahenkli bir ortak ses çıkarıyor. Bu sesi, ne bir müzik aleti, ne de canlı bir varlık çıkarabilir. Bir iniltiymiş gibi çevreye yayılan kağnı sesleri, sanki...
Metin Aydoğan
Vahdettin’in ülkeden kaçışından 3 gün sonra, 20 Kasım 1922’de, Lozan’da barış görüşmeleri başladı. Bir yanda, katılımcı olarak İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, Japonya, Romanya ve gözlemci olarak, ABD, Sırbistan, Sovyetler Birliği, Bulgaristan, Belçika, Portekiz; diğer yanda yalnızca Türkiye vardı. Birinci Dünya Savaşı’nı kazanan devletler, hazırladıkları Sevr Anlaşması’nı Ankara hükümetine kabul ettirememişler; Anadolu’ya çıkartılan Yunanlıları yenen...
Metin Aydoğan
Sanayi üretimine önem verdi ve ülke gerçeklerine uygun, tutarlı bir sanayileşme programı hazırlattı. Bu uygulamayla, sosyalist olmayan bir ülke, dünyada ilk kez, sanayi kalkınma programı hazırlıyordu. Planlı kalkınma ve sanayileşmeye verdiği önemi gösteren pek çok açıklama yaptı. Bunlardan, 1 Kasım 1937’de Meclis’te yaptığı konuşma, sanayileşme anlayışını belki de en iyi özetleyen açıklamalardan biridir: “Sanayileşme,...
Metin Aydoğan
Ulusal bağımsızlığını elde eden yoksul bir yarı-sömürge ülke; 20.Yüzyıl’da bağımsızlığını koruyarak nasıl kalkınabilir, nasıl gelişkin bir toplum haline gelebilir? Bu amaç için, izlenmesi gereken yol ne olmalıdır? 1920’lerde Türkiye’de bu tartışılıyordu. Bir yanda sömürge sahibi büyük emperyalist ülkeler, diğer yanda kendisine bambaşka bir kurtuluş yolu çizen Sovyetler Birliği. Kapitalizm mi Sosyaliz mi? Liberalizm mi?...
Metin Aydoğan
İşgal İstanbul’u; ihanetle direnişin, erdemle onursuzluğun, sefaletle sefahatın iç içe yaşandığı ve çürümüş bir düzenin tüm hastalıklarıyla birlikte çökmekte olduğu bir başkenttir. İşgalcilerle birlik olmak için her şeylerini vermeye hazır işbirlikçiler, türedi zenginler, düşkün kadınlar, ahlaksız ilişkiler ve kumar; İstanbul’un Avrupalı yüzüdür. Nişantaşı’nın işbilir dönmeleri, Galata Ermenileri, Kurtuluş’un saldırgan Rumları ve Yahudi oligarşisi; işgalcilerle...